Kadınların devrim selamına bir cevabımız olmalı - Ebru Yıldırım
Gecenin karanlığı koyu, gökyüzü soğuk ve menzil uzak değil. Stalingrad direniyor genci yaşlısıyla. Biliyor umut var, Nazilere geçiş yok. Bu kavga anavatan için, sosyalizmin zaferi için. Naziler Sovyetlere düşman, özgürlüğe, emeğe, eşitliğe kısaca insana dair ne varsa hepsine düşman. Sovyet meclis demek, kolektivizm, gönüllülük, emek, değer yani insana dair ne varsa o demek. İşte savaş bu kadar yalın: İnsanlık mı barbarlık mı? Soru net olunca cevap da aynı oranda kesin oluyor. Yıl 1942, 588. Gece Bombardıman Alayı havalanıyor gökyüzüne. Sıkı sıkı sarılıyor 20'li yaşlarında genç kadınlar. Savaş bu, ölüm bir mermi sesi kadar yakın ama paraşütsüz uçakta vurulunca ölüm yakın değil kesin oluyor. Ama ne yazar hedef açık ve düşman oracıkta korkarak bakıyor Sovyet topraklarına, emeğin yurduna. Uçaklar bir kez havalanıyor çoğunlukla bir daha zafer anına kalıyor buluşmak.
Engels kasabasında birkaç ayda genç kadınlardan oluşturulan üç kadın timi: 586, 587 ve 588. Gece Bombardıman Alayı. Namı diğer "Gece Cadıları". Düşman takıyor bu adı onlara, kendi korkusunu, düşmanının başkaldırısını tarif edercesine! Uzun zamanları yok askeri eğitim almaya. Düşman yakın, zafer için acele etmeli. Uçaklar yetersiz ancak cesaret sonsuz. Birkaç ay yetiyor temel bilgileri almaya. Gerisi savaşta pratik içinde öğrenmeye ve inanmaya kalmış.
Soğuktan donan ayakları engel değil uçmaya. Uçmak yetmez, hedefe kilitlenmeli! Bu nedenle her uçak iki bomba taşıyor kanadında. Biri faşizm için diğeri erkek egemen sistem için... Savaşın yıkıcılığına karşı her bombardıman sosyalizmin inşasına atılan bir tuğla oluyor. Bu nedenle uçmak ve özgürlüğü bir rüzgar gibi arkalamak gerekiyor. Gece Cadıları 23 bin sorti ve 3000 ton bombayla ve bir gecede 18 uçuş yaparak Alman askerlerine ağır darbeler vuruyor. Ama en etkili darbe bu üç kadın timinin Nazilerin en büyük korkusu olması. Faşizmin erkek gururuna dokunuyor Sovyet kadınları tarafından yenilgiye uğratılmak.
2017 yılı, yine aylardan Ekim. Ortadoğu'nun çöl sıcağında başka bir ateş yanıyor. DAİŞ barbarlığının yüreklerde saldığı buz gibi korku YPJ'li kadın savaşçıların gülen gözlerinin sıcaklığı ile dağılıyor. Rakka'yı erkek egemen sistemin, korkunun, esaretin ve barbarlığın başkenti yapan DAİŞ, köleleştirmek istediği kadın cinsi tarafından yenilgiye uğratılıyor. Arin Mirxan'ın bedenini siper ettiği kadın devrimi halka halka büyüyor, geçit vermiyor karanlığa. Sarya'nın (Gitmiyoruz, sonuna kadar savaşacağız, gerekirse şehit düşeceğiz' sözleri Rakka'da bir kez daha tescilleniyor. Gezi'nin kırmızı fularlı kızı Ayşe Deniz, bu defa boynundaki kesk ü sor ü zer puşiyi sallıyor özgürlük halayında. DAİŞ'ın Rakka'daki Ölüm Meydanı YPJ'nin zafer kutlamasına sahne oluyor. Arap kadınlarını esaret altına alan siyasal İslam gericiliğine karşı iki Arap kadın taburu kuran Ortadoğu'nun Cadıları, 450 bin sivili çetelerin elinden kurtarırken 30 kadın savaşçıyı sonsuzluğa uğurluyor.
Ekim devriminin 100. yılında Rakka'dan, DAİŞ barbarlığının kalbinden seslenmişti burjuvazinin bile saygı duymak zorunda kaldığı YPJ'li kadınlar: "Bu zaferi tüm dünya kadınlarına armağan ediyoruz!"
Tüm dünya gericiliğinin, emperyalistlerin ve erkek egemen iktidarların gözü kulağı Rakka'daydı. Nasıl da korkuyorlardı 5 bin yıllık iktidarlarının yıkılmasından, Ortadoğu kadınlarının tüm dünya kadınlarına örnek olmasından... DAİŞ benzeri zihniyetleri teşhir olacak, Ortadoğu'nun Cadıları tüm dünyaya yayılacak diye uykuları kaçarken, DAİŞ'in aldığı yenilgi kadar büyük bir yara aldıklarının farkındaydılar. Sovyetlerden Ortadoğu'ya yaşamın yarısı olan kadınlar evlerden toplumsal alana çıkıyordu. Yeni bir düzen yaratılırken kadınlar bu düzenin sadece öznesi değil kurucu öğeleri oluyordu. İkinci cins görülen kadınlar kölelik zincirini kırarken eşit ve özgür bir dünyanın mayasını fabrikada, komünlerde, meclislerde ve yönetim mekanizmalarında kurucu iradesi ile karıyordu. Bu eski düzenin kaybettiğinin ve kaybetmeye mahkum olduğunun göstergesiydi.
Tarihin akışında suyun yönünü çevirmek tarihe not düşmektir. Ve bazı anlarda yönünü çevirdiğimiz su bir sele dönüşebilir. Coşkun bir sel ise önüne katıp gider ona engel olan ne varsa. Ekim devrimi dünyada esen isyanın yönünü sosyalizme çevirirken, kadınlar faşizmin erkek egemenliğini selin önüne katan bir rol oynadı bu devrimde. Tüm dünya kadınlarına kürtajdan, doğum iznine, seçme seçilme hakkından yönetici olmaya kadar bir dizi kazanım armağan etti. Sovyet kadınlarının selamına dünya kadın hareketi kazanımları artırarak ve mücadeleyi daha da büyüterek karşılık verdi.
Erkek tarih yazıcıları unutturmaya çalışsa da, 100 yıl sonra Ortadoğu'nun kadınları aynı selamı veriyor hem Ekim Devrimi'ni yaratan iradeye hem de yeni Ekim'ler yaratacak kadınlara. Kadın timlerinden kadın ordusu kurmaya, kadın kotasından eşbaşkanlığa, kadını esaretten kurtarmaktan kadın devrimi yapmaya ve şiddete teslim olmamaktan özsavunmaya, Ekim devriminden aldığı bayrağı daha da yükseklere taşıyor kadınlar. Nazilerden DAİŞ'e, faşizmin ve gericiliğin karşısında can bedeli siper olarak ve cins bilincini kuşanarak üstelik…
Nasıl ki dünyanın herhangi bir yerinde tek bir kadına yapılan baskı, şiddet ya da kölelik dayatması tüm kadın cinsini baskı altına almaya yönelikse ve erkek egemen sistem dünya çapında nasıl din-dil-ulus ayrımı yapmadan gerici bir işbirliği içinde hareket ediyorsa, biz kadınların da enternasyonal bir ruhla birleşik kadın hareketini yaratmak gibi bir zorunluluğumuz var. Ancak böyle bir hattan yürüdüğümüz koşulda tek tek ülkelerdeki ya da bölgesel isyanımızı dünya çapında bir kadın devrimine taşıyabiliriz. Ekim devriminin kazanımlarına yaslanan YPJ'li kadınların 100 yıl öncesine dayanan tarih bilinci ile biz de Rakka'nın yaktığı ışığa aynı cins bilinci ve kadın dayanışması ile karşılık verme tarihsel sorumluluğu ile karşı karşıyayız.
Dün Stalingard bugün Rakka, erkek egemen faşist çetelerin somutlaştığı alanlardır. Faşizmin kendisinden daha somut başka bir gerçek ise onu alaşağı eden kadınların taşıdığı umuttur. Bize düşen Kobanê'den Şengal'e, Minbiç'den Rakka'ya yanan özgürlük ateşini daha da büyütmek ve bulunduğumuz her alanda yeni ateşler yakarak bu selama karşılık vermektir.
Son Haberler
Sayfalar
YDG “Kaypakkaya yoldaş: Ölümsüzlüğünün 43. yıldönümünde halkımızın bağrında umut, zalimlerin zihninde korku olmaya devam ediyor!
“İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Dörtlerin 18 Mayıs ölümsüzlüğü, Kürt ulusunun ve ezilen tüm kesimlerin kader ve kurtuluş birlikteliğinin simgesel değeridir. Türk devletinin ortak mücadele ve birlikte hareket etme iradesine yönelik bu denli saldırmasının temelinde de bu öz yatmaktadır. Onun için 18 Mayıs’ta Kaypakkaya yoldaşı anarken ortak mücadele ve en geniş bileşenle Kaypakkaya yoldaşı sahiplenme temel çıkışımız olmaktadır” ifadelerine yer verdi. Açıklamada şu ifadeler yer alıyor:
“Fiili saldırılar artarak devam ediyor”
"Kaypakkaya, devrimin kutup yıldızı, direnişimizin meşalesidir!"
"Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın faşist cellâtlar tarafından Amed Zindanı’nda katledilmesinin üzerinden 43 yıl geçti. Faşist diktatörlük, önder yoldaşı fiziken imha ederek ondan duyduğu büyük korkuyu ilan etmiş ve böylece onun düşüncelerini yok edebileceğini düşünmüştür.
"Güleç yüzlü yiğit komünist şehit düştü" Osman Oğuz
Kapkara, zapzayıf bir adamdı, dışarıdan bakınca. Ama koca cüsseli olanı bile öyle bir sarardı ki karşılaştığında… Hani, “Ne çelikten irade kardeşim!” dersin ya bazılarına, öyle biri işte. Dosta candan güler, gülmek diye buna denir; düşmana ser verir, sır vermez.
İslamcı faşist diktatörlüğün korkusu
Adı resmileşmemiş, ama fiiliyatta TC artık islamcı faşist bir diktatörlüktür. Egemen sınıflar arasında bu konuda bir anlaşmazlık var. Ancak, gelişmeler bunun resmi bir hal alacağıdır.
Mussolini, Hitler ve Franco, faşizmi açıktan savundukları gibi, Erdoğan ve arkasındaki sermaye ise, açıktan “islamcı” bir iktidarı savunuyorlar. Meclis Başkanları bunu açıktan dile getirdiği, Erdoğan ve diğerleri ise teyit etti. Teyit etmelerine de gerek yok, 14 yıllık savunu ve uygulamaları islamcılığı bütünüyle yerleştirmek ve Suudi Arabistan benzeri Selefi iktidar kurmaktır.
79-ԵՐՈՐԴ ՏԱՐԵԼԻՑԻՆ ԱՆԻԾՈՒՄ ԵՆՔ ՏԵՐՍԻՄԻ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅՈՒՆԸ:
79.YILINDA DERSİM TERTELESİNİ LANETLİYORUZ !
Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Alevi, Ezidi halklarına mensup farklı etnik ve inanç sahibi toplulukların bir arada yaşadığı coğrafyamızda yüzyıllardır hiçbir zaman kan, gözyaşı ve acı eksik olmamıştır. Zulüm, bugün bile mazlum halkların kanları ile sulanan topraklarda en koyu ve vahşi şekilde devam etmektedir.
Parti biziz /Halil Ahmet
Belki biz olmayacagiz ama bu celik aldigi suyu asla unutmayacak,Ibrahim kaypakkaya.
Sorunlari cözme tarzimiz olaylara olgulara bakis tarzimiz ve bunlar arasindaki iliskiyi ele alisimiz nasil olmalidir.
Dogaldirki yazinin basligindanda anlasilacagi gibi parti biziz .Biz partiyiz ve dogal olarak partinin ele alinisi ve degerlendirilmesi parti onderligi ve cizgisinden bagimsiz olarak ele alinip degerlendirilemez.
Faşizme Karşı Direniş, Serhildan!
Faşist Kemalist Diktatörlük başta Kürt ulusu olmak üzere parolası mücadele ve direniş olan tüm halk kesimlerine azgınca saldırmaya devam ediyor. Hâkim sınıf kliği AKP sistemli baskı ve sömürü politikasına, katliam, gözaltı ve tutuklama terörüne geride bıraktığımız iki seçimle (7 Haziran-1 Kasım) birlikte hız kazandırmış, Kürt ulusuna, işçi ve emekçilere, kadınlara, çocuklara, LGBTİ’lere, doğaya ve yaşama karşı teyakkuza geçerek yeni bir saldırı dalgası başlatmıştır.
" Devrimci cephe hareketi "üzerine
Kaypakkaya'dan günümüze 44 yıl geçti. Yaşadığımız devrimci deneyimler bizlere önemi azımsanmayacak kazanımlar bıraktı. Bu bizler için önemli miras bu mirası doğru özümsemeliyiz, kavramalıyız ki, gelecekte Halk Cephesi’ni kurma yolunda ufkumuz açık olsun. Gereksiz polemiklerden böylece kaçınmış olunur. Eğer ki mesele doğru kavranmaz, önemsenmez ve de olsun-bitsin mantığıyla hareket edilirse ciddi yaralar alınır. "Kaş yapalım derken, göz çıkarmış "oluruz.
PARTİ VE KAYPAKKAYA ÇİZGİSİNE SAHİP ÇIK, TEORİK TEMELLERİNİ GÜÇLENDİR, ONU KAVRA ve GELİŞTİR
Partimizin kurucusu şahsında amaç ve araç, hedef ilişkisi bağlamında kuracağımız analiz-sentez ilişkisi bizim sorunu nasıl ele alacağımızla direk ilintilidir. Tarihsel olarak olaya baktığımızda İbrahim Kaypakkaya (İK) sıradan bir devrimci önder değildi. Onu komünist yapan doğrudan savunmuş olduğu ve yaptıklarıydı, yani teori ve pratik bütünlüğüdür.
Bir ikiye bölünür / Halil Ahmet
Herşey bir çelişkidir. Bu Maoist felsefi tanımdan yola çıkarak soruna bakarsak olayları ve olguları ve bunların arasındaki iç bağlantıları doğru bir şekilde kurabiliriz.
“Hareketin kendisi bir çelişkidir veya bir ikiye bölünür” Maoist felsefi yaklaşımını nasıl ele almalıyız? Başkan Mao’nun bu noktadaki ML’ye yaptığı katkılardan biri olarak felsefe alanında çelişki yasası olduğu gerçeği de herkes tarafından kabul edilmektedir.
“Bir ikiye bölünür ama asla iki birleşip bir olmaz. İkiyi bir yapmak revizyonistçe bir yaklaşımdır.” (Mao Zedung)
TKP/ML – TİKKO ROJAVA KOMUTANLIĞI: 24 Nisan devrimin zorlu ve onurlu yoludur!
Savunduğu devrim öğretisiyle burjuva-feodal devletin soluğunu kesen kıvılcımı-aleve, alevi tüm ülkeye yaymaya çalışırken sadece gerçeğin sesine ve gerçeğin izinde yürümeye çalışan Kaypakkaya yoldaş işçi sınıfının ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımızın önderi olmaya devam ediyor. Kaypakkaya yoldaşın devrim ve örgüt öğretisi, işçi sınıfının kazandığı ve sahip olduğu en ileri devrimci öğretidir. Ülkemizde hiçbir teori, hiçbir düşünce ve strateji Kaypakkaya yoldaşın ortaya koyduğu kurtuluş yolu kadar gerçekçi, uygulanabilir ve güvenilir değildir.