Perşembe Kasım 5, 2026

Israil ve Türkiye'nin kurulus gerekçeleri arasinda bir fark yoktur:Ileri karakol:Sait Çetinoğlu:

Türkiye “Cumhuriyeti”nin kuruluşu, Kolonyalizmin/Emperyalizmin,  Sosyalizme karşı bir tampon  oluşturulma  ihtiyacına denk  gelir.

Türkiye’nin dış politikasını anlayabilmek için 1919 yılı Kasım ayındaki gelişmelere bakılmalıdır. Bu tarih Britanya’nın Kafkasya’da Kızıl Ordu’ya yenilmesi dengeleri  altüst ederek, Sovyetler ile Osmanlıyı  işgal eden Britanya komşu olmasıyla sonuçlanmıştır.

Bu durumda Britanya , kolonyal jeostratejik yaklaşımın önemli teorisyenleri olan  Anglosakson coğrafyacı ve jeopolitik uzmanları  Mackinder ve Spykman tarafından formüle edilen jeostratejiye  göre,  bölgede günümüze uzanacak statükoyu şekillendirecek yeni angajmanlara girmesine ve yeni stratejilerin uygulanmasına yol açar.

Yeni stratejinin ilk uygulaması,  Gn. Milne tarafından Yunanistan’ın Küçük Asya’daki  güçlerini durduracak bir hattın çizilmesidir: Milne Hattı

İkincisi,  Yunanistan’da savaş karşıtlığı hareketlerin yanında bir çok ilde grevlerin yaygınlaşması, Sosyalistlerin oyunun Selanik, Kavala, ve Volos gibi kentlerde %30 seviyelerine ulaşmasıyla, Yunanistan halkının sola yakınlaşması,   Emperyalizm için bölgede ayrı bir tehdit unsurudur.

Britanya için, iki sol gücün buluşması da tamponla   önlenmelidir.

Britanya, Erzurum’daki Birleşik krallığın irtibat subayı, Dışişleri bakanı Lord Curzon’un yeğeni yarbay Ravlinson eliyle,  Kemalistlerle oluşturulacak tampon devleti şekillendirir. Bu olgu, Ravlinson  ve Türkiye’nin kurucularından Karabekir’in anılarında açıktır.

Lozan,  bu ihtiyacı resmileştirerek  Kolonyalizme  Boğaz’da bir Vasal oluşturmuştur: Türkiye “Cumhuriyeti”.

İngilizler daha en başta, Erzurum Kongresi sırasında Rawlinson vasıtasıyla Kemalistlerle dirsek teması içindedir.

Rawlinson hatıratında,  M. Kemal ile görüşmesinden sonra ki, “Daha sonra büyük bir nezaketle, geleceğin getireceği büyük gelişmelerin boyutlarını her ikimiz de idrak ederek birbirimizle vedalaştık.” sözleri , “kurucu” ile arasında geçen bu görüşmenin önemini vurgular.

Erzurum Kongresi kararları, kamuoyuna açıklanmadan Rawlinson’a söz verildiği gibi gönderilir. Karabekir hatıralarında şu notu düşer:“Sarıkamış’taki Ravlinson’a Erzurum Kongresi beyannamesinden göndermiştim…”

Rawlinson, Aralık 1919’da  Kazım Karabekir’e Lord Curzon’un İngiltere Hükumeti adına Kemalistlerin gönlünü rahatlatan  mesajını iletir. Lord Curzon mesajında;

İngiltere’de pek kuvvetli partilerin Türkiye’nin varlığının korunmasına ve bağımsızlığının sağlanmasına kuvvetle taraftar olduklarının altını çizerek  İngiliz hükümetinin de bunu kabul ettiğini, diğer devletlerin Türkiye’yi taksim etmesi arzusuna İngiltere’nin müsaade etmeyeceğini, İngiliz kamuoyunun artık Yunanlılar aleyhine döndüğünü ve Yunanlıları İzmir’den çıkaracaklarını, Ermenilerin Anadolu topraklarında bir hükumet kurmalarının mümkün olmadığını belirtmiş ve İngiltere’nin Türkiye’nin varlığının korunmasına, bağımsızlığının teminine ve ekonomik gelişmesine çalışacağını,  taahhüt etmiştir.

Kemalistlerin istediği Soykırımdan arta kalanların etnik temizliğinin gerçekleştirilmesi ve etnik homojenliğin sağlanmasına destek verileceği Rawlinson tarafından küstah bir tavırla bildirilmiştir: Sulh olunca İslâmları dâhile alınız Hıristiyanları da def edin gitsinler. Mübadele adı altında bu istek de Lozan’da gerçekleşir.

Türkiye Cumhuriyeti,  kolonyalizmin, Sosyalizme karşı  tampon ihtiyacının ürünüdür. Türkiye bunu çok iyi idrak etmiş ve bu durumu siyasi değişiklikler olmasına rağmen sadık bir şekilde  uygulamış, bundan doğan avantajını da  günümüze kadar başarılı şekilde kullanmaktadır.

Birinci Savaş’tan sonra  Birleşik Kralllık’ın  öncülüğünde oluşturulan  yapı,  İkinci Savaş’tan  sonra Birleşik Devletler devralmış, Yapıda ve konumda kısaca politikada herhangi bir değişiklik olmamıştır.

Anglosakson jeostratejistlerin işaret ettiği Akdenizin  doğu ucu,  önemli  hidrokarbon boru hatlarının bitim noktalarına denk gelen, yeni dağıtım istasyonlarının  planlanma noktalarından biridir. Enerji dağıtım terminallerinin yer aldığı 30 -36 paralelin ve Ege’nin jeopolitik durumu,  Hidrokarbon enerjinin önemi   ve  eski Sovyetlerin yerine,  günümüzdeki Ortodoks Rusya gücünü korudukça,  Kolonyalizmin tampon ihtiyacı devam edecektir. Bu durum, bölge  devletlerinin  bölgedeki  söz hakkını ortadan kaldırılmaktadır.

Kolonyalizm her dönem Vasal’dan yana tavır almaktadır.  Almaya da devam edecektir. Son günlerde, Akdenizin doğusunda Kıbrıs Cumhuriyetinin, kendi kıta sahanlığındaki egemenlik hakkına müdahale anlamındaki   “askeri” gösterisini  sürdürmesi, belirlenen paralel içinde yer alan Suriye devletinin çökertilmesinde aktif olarak yer alması, beş yıl boyunca İslamcı savaşçıları Türkiye’de eğitip Suriye’ye gönderilmesi projesinin koalisyon/ kolonyal güçlerle  birlikte yürütülmesi, bu jeostratejinin ürünüdür.

Yarım asra yakındır Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuzeyindeki işgalini, dünyada kimsenin tanımadığı kuzey Kıbrıs Türk cumhuriyeti adı altında sürdürebilmesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Agratur Üssü güvenceye alınmışsa kolonyal güçler için sorun yoktur, işgal sonsuza kadar devam edebilir. Tıpkı Filistin toprakları gibi.

Bu pencereden bakıldığında  İsrail ile Türkiye’nin kuruluş gerekçeleri arasında bir fark yoktur: ileri karakol! Tehdit ve cesaret kuruluş gerekçesinden  kaynaklıdır.

Yunanistan günümüzde 3. Kurtuluş savaşını vermektedir; Merkel’in dayatmaları,  Kayzer Wilhelm  ve Hitler’in uygulamalarından farklı değildir. Kolonyalizm bu kez AB kılığında Yunanistan’a diz çöktürmeye gelmiştir. Yunanistan halkı diz çökmeden,  saldırıyı geçmişte olduğu gibi püskürteceğinden kuşku duyulmamalıdır.

Yunanistan halkı günümüzde Syriza ile bunu kolaylıkla başarma şansına sahiptir.

Osmanlı ve ardılı Türkiye’nin genleri reforma uygun değildir. Reform sözcüğünün arkasından katliam gelmektedir.  1820’lerden günümüze Hıristiyan halklardan devşirdiği kendi ordusu; yeniçeriler dahil, çeşitli halklardan ( Ermeni, Elen, Sırp, Slav, Pontos, Arap, Asuri, Süryani, Keldani, Nasturi, Kürt, Rus,  Malakan… )  katlettiği vatandaşların sayısı bir çok Avrupa ülkesi nüfusuna yakındır: 4 milyon. Buradan Kürtlere yönelik bir reform sözünün yerine getirilmesi mümkün gözükmüyor. Sorun zaman içerisinde çürütülecektir. Şu andaki iç politika, haziran seçimlerinde Erdoğan’ın başkanlığını perçinleyecek çoğunluğun sağlanmasına kilitlenmiştir. Kısaca Erdoğan ailesinin güvenliğinin sağlanmasıdır.

Türkiye’de cereyan eden olaylar karşısında,  Avrupa Birliği’nin evrensel demokrasiye ilişkin sözleri retorikten ibarettir. Kaldı ki Kolonyalizmden insan hakları ve demokrasi beklemek hayaldir.

Türkiye’nin iç politikasını şekillendiren önemli bir unsur da 1913-22 yılları arasındaki Küçük Asya’nın otokton halklarının Soykırım veya Mübadele adı altındaki kovulma ile tarihsel topraklarından sökülerek Türk ve Kürtlerce kolonize edilmesidir. Bu tarihsel haksızlık sürecine ilişkin mutabakat, bu tarihsel haksızlık sürecindeki suç ortaklığı,  el konulan Hıristiyan kızlarından ve kadınlarından oluşturulan aile, bu tarihsel haksızlık sürecinin üzerinde yükselen ekonomi, bunların gizlenmesine yönelik eğitim ve hukuku ile şekillenen ahlak yani soykırım ahlakı ile suskunluk içeride devletin elini güçlendiren   unsurlardır. kuruluşundan itibaren  devlet başkanlarının resmi mekanı Kasabyan ailesinden gasp edilen Çankaya Köşkü ile mübadeleye tabi olmayan Trabzon’daki Kabayannis’ten gasp edilen Atatürk Köşkü gibi sadece iki sembol yapı durumu açıklar niteliktedir.

Lozan’da verilen sadık Vasallık görevi karşılığında kurucu unsurlarca insanlığa karşı işlenen suçlar unutulur.  Soykırım suçlularının  Rawlinson ile takas edilerek yeni T”C”nin kurucularının aklanması  garip bir tecellidir.

Tarihi Ermenistan’ın kolonizasyonunda suç ortaklığı, Kürtlerin  rehin alınmasıyla sonuçlanmıştır. Aksi durumda soykırımda elde edilenlerin kaybedilmesiyle sonuçlanacaktır. Bu nedenle  Kürtlerin yarısının Erdoğan’ın yanında yer alması, Kürt Sorununun çözümünde en büyük handikaplardan biridir. Diğer Geri kalanını da çözüm süreci söylemi ve umudu ile Öcalan’ın devletin elinde olmasıyla, iradenin rehin ve tutsak olduğunu söylemekte sakınca yoktur. PKK yöneticilerinin Ermeni lobisi, Rum lobisi, bin yıllık İslam kardeşliği, Ortadoğu’da stratejik ortaklık… söylemleri bu görüşü doğrular niteliktedir.  Kaldı ki, söylediğimiz gibi devlet geleneğinin sorunları çözme iradesi hiçbir zaman olmamıştır.

Soykırım’ın,  tarihi ve çözümü dondurmuş olduğunu  söyleyebiliriz.

Sorunları zamana yayarak çürütme stratejisi güden bir geleneğin  sorunu çözme isteğinin olduğunu söylemekten çok uzaktayız.


69183

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Aydın/ Entelektüel Meselesine dair[1]

“Entelektüelin görevi iktidara hakikâti söylemektir.”[2]

 

Aydın/ entelektüel konusunda epeyce yazdım.[3] Yazdıklarımın tümü, elbette taraflıydı.

Yeri geldi belirteyim, sınıflı bir toplumda “tarafsızlık” yaygaralarını kaale almayan birisi olarak:

Marguerite Duras’nın, “Politik değilseniz, entelektüel de olmazsınız!”

Albert Camus’nün, “Entelektüel, aklı kendisini gözleyen kişidir”![4]

Küçük Burjuva “Sol”culuğun Açmazları

Küçük burjuva “sol”culuğu birleştirici değil, dağıtıcı ve yıkıcıdır. Onun bu nitelikleri, sınıfsal karakterinden ileri gelir. Kapitalist sistem içinde, o her şeyini yitirmiştir. Burjuvaziye kin duyar ve kinini bazen anarşist bir şekilde ortaya koyarken, bu, bazen ise sınıf uzlaşmacılığı şeklinde ortaya çıkar.

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Her an...

Sınıf savaşımında yola çıkanlar yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi üzerinde yürür. Yaşamla ölümü her an iç içe, beraber yaşamaya, karşılamaya hazır yürür. Hangisinin ne zaman ağır basacağını “bilemeden” yürür. Ancak bir gün mutlaka ölümle karşılaşıp tanışacağını çok iyi bilir. Devrimcilerin sonsuzluğa uzanan yolculuğunda ölümle karşılaşması sınıf savaşımının nesnel koşullarına, düşmanla yaşayacağı çatışma durumuna, mevzilenme ve konumlanmasına bağlıdır. Ancak ölümle karşılaşma anı her şeyden önce ideolojik donanıma, örgütlenme gücüne ve yürüyüşüne bağlıdır.

Çelişkilerden faydalanabilmek doğru konumlanmayı gerektirir!

İçinden geçtiğimiz süreci doğru anlayabilmek için pek çok gelişmeyi bir arada değerlendirmemiz gerekmektedir. Ortadoğu'daki değişimler, Kürt ulusal hareketinin gelişim seyri, egemen kliklerin arasındaki çelişkiler, ezilenlerin durumu, devrimci hareketler... Bunlar ilk akla gelen başlıklardır. Sonuç olarak süreç, birçok çelişkiyi barındırdığı oranda ezilenler için fırsatlar da yaratmaktadır. Fakat bu fırsatlardan yararlanabilmek süreci doğru analiz edebilmeyi ve doğru bir ideolojik-politik ve örgütsel konumlanışı gerektirir.

Sürüngen gökte kartal olmaz! (2)

30 yıllık Ermeni mücadele tarihinde Kafkaslar'da, Batı-Doğu Ermenistan'da ve Ortadoğu'da Ermeni toplumu içerisinde en güçlü, çoğunluğu elinde bulunduran, temsil eden EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) Taşnak Partisi, aynı zamanda kendi içerisinde siyasal çatışmaların yaşandığı uzun bir dönemeçtir. Bu dönemecin önemli figürlerinden birir olan Antranik Paşa yeni bir yüzyılın başında Osmanlı'ya karşı mücadele içerisinde bir HINÇAK Parti taraftarlığından, Taşnak Partisi'nin bir savaşçısı, aynı zamanda Halkın Fedaisi konumuna getiren onun partiler üstü konumu olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun “adalet” yürüyüşü, gerçekler ve tarihsel olarak sivil itaatsizlik-1

Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarının bilgilerini basına sızdırmasından dolayı yargılandığı mahkemece 25 yıl hapis cezasına çarpılması ve tutuklanmasının ardından CHP, yargılamanın “adaletsiz olduğu ve Enis Berberoğlu’nun serbest bırakılması” için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet” için yürümesine karar verdi.

Keş(iş)inde Söz Söyleme Hakkı Var

Kimine göre sosyalizm bilimseldir, kimine göre de değil.

Bana göre de sosyalizm bilimsel değildir.

Şayet sosyalizm bilimsel olsaydı herkesin ama herkesin sosyalizm için söz söyleme hakkı olurdu değil mi ?

Bilimsellik için söz söyleyenlere bir bakın. İçerisinde kimler var kimler.

Papazlardan tutun anarşistlere kadar herkes var.

Türlerdeki evrimleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklayan Mendel bir papaz idi.

Acı Esintiler

İzmir 1 Nolu Sıkıyönetim Komutanlığı'nda süren davamız nihayet bir karara bağlandı. Hakkımda istenilen 5 yıllık ceza da onaylanmış oldu. Ama avukatlarımız temyize başvurdular. “Sonuçlanması birkaç yıl sürer…” dediler.

O süre içinde yurtdışına kaçma planları yapmaya başladık. İlk grubun içinde ben de vardım. Ama ekildim. İbo ekti beni. Dede, “İbo istemedi seni” dedi. Yıllar sonra İbo’yla buluştuğumda sordum: “Dede istemedi seni” dedi. İkisine de inanmadım.

Özgür Gelecek-Partizan;ÇAĞRI ve UYARIMIZDIR

Devrimci, demokratik kamuoyuna ve okurlarımıza çağrımızdır!

Devrimciliği çoktan askıya almış kesim karşısında alanlarımızı sonuna kadar koruyacağız!

Uzun bir süre kolektif içinde yaşandıktan sonra artık devrimci kamuoyunun gözleri önünde yaşanan “iç” sorunlarımızda, çeteci mantıkla sorunları kangrenleştiren ve devrimcilere yönelik şiddet uygulamaktan geri durmayan kesimin saldırıları sürüyor.

Canım biraz HASAN AKSU'yla uğraşmak istiyor!

Hasan Aksu, onun tabiriyle gelenekten biri. Epey bir geçmişi var. Fakat son 35 senedir gelenekten uzakta yaşıyordu. Yurt dışına geldiğinde ( ya da onun söylemiyle yd atandığında) bir süre doruklarda dolandı.

Sayfalar