Cumartesi Ekim 17, 2026

IŞİD değil, Türkiye saldırdı!


Kobanê’de üç ay gibi uzun bir süredir Kürt halkının onur savaşı verdiği biliniyor. Halk hem onur, hem de namus olan kimlik ve topraklarıyla birlikte, elde etmiş olduğu kazanımlarına büyük bir irade ile sahip çıkıyor.


Türk devletinin bir devlet, AKP’nin de bir iktidar partisi olmaktan çok kronikleşen faşizan hassasiyetleri olduğu hepimizin malumudur. Hal böyleyken AKP hükümetinin Rojava kantonlarına karşı anlayış göstermesi tabi ki beklenemezdi. Zaten AKP’nin Kuzey sahasında Sayın Öcalan ile yürütülen barış görüşmelerini Rojava’dan bağımsız ele alması da ‘bir yönüyle’ bu hastalıklı karakterinden ileri gelmektedir.


Geçenlerde IŞİD’in Suruç yani Türkiye sınırları içerisinden Kobanê’ye saldırı haberlerini hepimiz izleyip okuduk. Açık seçik bir şekilde araç geliyor ve patlatılıyor. Sonrasında da TMO silolarından yüzü maskeli olduğu görülen biri uzun namlulu silahlarla YPG/YPJ’lilerin üzerine ateş açıyor. Kayıtlara yansıyan bir maskeli kişi dışında Kürt güçleri yaklaşık iki yüz metre sınır boyunca her alanda karşılıklı çatışıyor. YPG/YPJ Türkiye’ye doğru, yüzü maskeliler de Kobanê’ye ateş ediyor çünkü saldırı direkt olarak Türkiye’den geliyor.

 

İleride akıbeti ne olur bilemiyoruz ama Urfa Valisi’nin (sonradan inkar etse de) ilk başlarda IŞİD’in Türkiye’den saldırdığını doğruladığını basından okuduk. Ve ertesi gün de, bütün dünyanın şaşkınlıkla izlediği görüntüler bir çırpıda inkar edildi.


Evet, tam da burada dikkatten kaçan bir şey oluyor.


Burada mesele sadece inkar değil aynı zamanda inkarın şeklinde de oluyor. İnkarın içerisinde itiraf gibi bir mesaj oluyor ki Urfa Valisi yazılı açıklamasında aynen şöyle söylüyor; Son günlerde bazı yazılı ve görsel medya organları ile internet sitelerinde ilimiz Suruç ilçesi Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın hemen yanında bulunan, mülkiyeti Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait olan silolardan IŞİD militanları tarafından Kobani yönüne doğru ateş açıldığı şeklinde haberlerin yer aldığı gözlenmiştir. Bu haberler tamamen asılsız olup, bahsi geçen alanda sürekli olarak TSK’ya ait dört adet zırhlı araç bekletilmektedir. Bu nedenle iddia edildiği gibi IŞİD militanlarının söz konusu yere girmesi asla mümkün değildir.”


Bu açıklama Urfa Valisinin ağzından değil, belli ki üst makamlardan geliyor ve yazılı olarak yapılıyor. Yazılı açıklamalar tıpkı köşe yazılarımız gibi üzerinden çokça geçilerek hazır hale getirilir ki mesele Türk devletinin temsiliyeti ise durum daha da ciddileşir.


Dikkat edilirse açıklamada, TMO silolarından ateş edildiği yalanlanmıyor, yalanlanan silolardan IŞİD’lilerin Kobanê tarafına ateş açmasıdır. Urfa valiliği yani Türk devleti, TMO silolarından ateş açılmasına ilişkin bir şey söylemiyor. Evet ateş ediliyor ama ateş eden IŞİD’li değil denmek isteniyor. Türk devleti Kobanê’ye saldırdığını saklamıyor çünkü birileri silolardan ateş ediyor. Silolardan ateş edenler IŞİD’liler değilse kim? sorusuna verilecek cevap Türk devletinin açıklamasında da çekinmediği gibi Türk Özel Savaş elemanları oluyor.


Türkiye bu suçüstü olayı gizlemek bir yana açık açık sahipleniyor.


Peki, Türk devleti neden Kobanê’nin düşmesini bu kadar çok istiyor? Ya da sadece Türkiye mi böyle istiyor?

Bana hiç de öyle gelmiyor. Şöyle ki; Türk devletinin Kobanê’ye bakışı ilk başlarda bir işgal gibi görünüyor. Asıl amacı perdelemek için de bu, algılara tampon bölge olarak servis ediliyor. Türkiye’nin amacı uzun ya da kısa süreli bir işgal ya da bir tampon bölge değil; belli bir zamana kadar bekçilik. Bu bekçilik, mayın temizleme adı altında Suriye-Türkiye sınırını teslim edemediği İsrail’in bekçiliğinden başkası değil.

 
İsrail’in örgütü, koruyucu meleği ve Mesih (!) için yol açıcı olan IŞİD, üstün silah gücüne rağmen üç aydır Kobanê’yi düşüremiyor ki zaten (en son Türkiye’nin de başarısız olmasıyla) düşürmesi de günümüz şartlarında olası görünmüyor. AKP bekçilik ile birlikte diğer taraftan Öcalan’ın Misak-i Milli’ye gönderme yaptığı büyük Türk-Kürt kardeşliği projesini ters yüz ediyor ve bu fikriyatı Kürtsüz büyük Türkiye olarak da planlayabiliyor.


AKP ya da dış devletlerin idrak edemediği ya da etmek istemediği gerçek Kürt halkının, toprağını, nefesi tükenene ve kanının son damlasına dek savunma kararlılığında olduğudur.

Daha düne kadar YPG/YPJ, IŞİD teröristlerini geri püskürtüyordu. Bugün de yine YPG/YPJ’nin, Kobanê’ye saldıran Türk devletini geri püskürttüğüne şahit olduk.

 
Hiçbir kimse Türkiye’nin kaygılarının olduğundan bahsetmesin ki bu kaygı faşizan hissiyat ve iktidar kaygısından başka bir şey değildir. Türk devletinin açık ya da gizli kaygı ve hassasiyetleri var da Kürdün topraklarını savunma adına taşıdığı meşru hassasiyetleri yok mu?

 

Birileri için Rojava ‘herhangi bir yer’ olabilir ama bizim için buralar ‘vatan topraklarıdır’. Rojava toprakları hiçbir zaman sapkın düşüncelerin vaad edilmiş toprakları olmadı/olamaz.

 

02.12.2014

84597

Mehmet Serhat Polatsoy

Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.

serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Mehmet Serhat Polatsoy

Ermeni'yim Fedai'yim

Uzun yorucu sıkıntılı bir yolculuktan sonra Gerillalar,Enternasyonal savaşçılar eşliğinde Rojava'ya ulaşıyoruz.Her şeyi unutuyor ,sevinç çığlıkları atıyoruz.

Bir Sevda’dır Mercan:( Bir tutsak Partizan)

“Oturmuşsun tarihin en güzel yerine

Asırların açlığını doyurmaktasın

Ne mutlu sana partizan”

“İnsanların bir tarihi vardır. Gerillaların ise başka tarihleri… Başka zaman tanımları vardır onların. Kentlerin devasa uğultusunu çığlıklarıyla yırtanların bambaşka bir tarihleri olur.”

Şehitlerimizde Ölümü Değil Yaşamı Soluyor,Geçmişi Değil Geleceği Görüyoruz!(Zeynel Gökdemir)

“Kimse hüzünlü olmasın

Sırası değil hüznün daha

Bir gün bir şehir alanında

Bir yığının gözlerinde

Omuzlarına düşerse bir çınar yaprağı

Hüzünlensin yaşayanlar o zaman

Sırası değil hüznün daha

Öylesine sıkılmış ki yumruklar

İyice sıkılsın yumruklar

Unutulsun bu gövdeye duyulan hasretß

Unutulsun bu alışılmış duyarlılık.

O kadar sade o kadar kalabalık ki

Devrimcilik Sınırlara Dokunabilme Sanatıdır

Ak ... ak ...
Bazı proletaryalar geçmişe çok takılıyor.
O öyle yaptı diyor. Şu da böyle yaptı diyor.
Olan oldu gayri.
Temel çelişkiler derinleşerek duruyorken ..... 
Sık eleyip sık dokumayacan.
Mazallah daha düne kadar başka ülkelerin devrimlerini lojistik olarak desteklemekle o ülkelerde aktif olarak bulunmak farklı şeylerdir diyenlerin bu gün o ülkelerde bulunmayı devrimci bir vazife olarak görmelerine bu ne nane  bu ne maydonuz diyerek güldüğünüzü duyarsalar gayri

Son sığınağımız; Anılarımız!

Anılar… Anılar ve yine Anılar… Onlar, yaralardan daha uzun yaşarlar! Bizim yoldaşlarımızla olan anılarımız belleğin en temiz, yüreğin en tırmanması, en ulaşılması güç zirvesine çıkarsız, namuslu, dürüst ve sevgiyle kazınır hiç çıkmayacasına. İZ belgeselinin çekimi için gittiğimizde, beni ve ekibimi işte böyle karşıladı Zeynep arkadaş. Evinde konuk ettiği sürece de bu duyguları en küçük hücrelerimize ve yüreğimize işledi.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları (3)

Tek Ülkede Sosyalizm

“Paris toplarının gürlemesi, proletaryanın en geri katmanlarını derin uykulardan uyandırdı ve sosyalist devrimci propagandaya her yerde yeni bir atılım verdi. Bu nedenle Komünün yapıtı ölü değil; şimdiye değin herbirimizde yaşadı o. Komünün davası, toplumsal devrim davasıdır, emekçilerin bütünsel siyasal ve iktisadi kurtuluş davasıdır, dünya proletaryasının davasıdır. Ve bu anlamda ölümsüzdür o.”1

Serdar Can’dan “Armenak Bakırcıyan” kitabına dair değerlendirme

Partizan geleneğinin yürek işçisi Serdar Can, yaşamı boyunca devrimci geleneğin değerli isimlerinden biri olarak yaşamını bu davaya adamıştır. Bu doğrultuda vakıf olduğu tarihi olayların anlatımında da objektif olunması için elinden gelen çabayı göstermiş ve sorumluluk gereği düzeltilerde bulunmak için makaleler kaleme almıştı. Hasan Hayri Aslan’ın yazdığı “Ölümden de Öte” kitabına dair yazdığı değerlendirme de bu minvalde kaleme alınmış ve “sezarın hakkı sezara” düsturu ile hareket etmeye çalışmıştı.

Rojava'da 40 gün -1.bölüm

En son Yerevan'dan görüştüğümüzde "bizim Rojava'daki durumumuzu görmek için muhakkak gel her şey burada çok güzel, Parti teşkilatımızın Rojava'da saygınlığı ve halk tarafından sempatisi var" demişti. “Sen yeter ki gel, istediğin yerde seni karşılarım" dedikten sonra Ağustos ayında "muhakkak geleceğim" demiştik ve sözleştik. Zamansız, hiç beklemediğim bir anda çalan telefonumdan gelen haber ile yıkılmıştık.

Diyarbakır zindanının solduramadığı bir “beton gülü”nü,Zeynep’imizi kaybettik. (Erdal Emre )

Kahkaha ve gözyaşı ortağın Delço ile birlikte Cumartesi günü ziyaretine gelecektik. Öyle anlaşmıştık...

On-altı yıllık direnç rezervlerinin sonlarına yaklaştığın biliniyordu. Ama onca yıl dayanan yaşama coşkun bir zaman daha dayanır sanıyorduk. Biraz da bu nedenle ağırdan aldık... Bağışla..!

NUBAR OZANYAN YOLDAŞ

KARAR, İNANÇ, VE MÜCADELENİN SİMGESİYDİ

Rojava’da şehit düşen Nubar Ozanyan Yoldaş ardında köklü ve derin izler bırakmıştır. Hem karşı devrime karşı açıktan verdiği mücadelede, hem de parti içindeki her türlü anti-MLM akımlara karşı örnek bir duruş sergilemiştir. Bunun sonucu yeraldığı saflarda mücadelenin, kararın, inancın, azmin simgesi olarak öne çıkmıştır. Ve sonuçta parti şehitleri mertebesinde yerini almıştır. Şehit düşmüşse ve mücadele ettiği saflardan bedenen kopmuşsa da, verdiği mücadele sonucu yarattığı zengin değerleri yoldaşlarına devretmiştir.

Emeğin mirasçısıyız: Özden Çiçek

Felsefe tarihine ilişkin okumalar yapıldığında sayısız önemli kaynak kitapların yanı sıra,  bir dönemin en çok okunan (bestseller) felsefe kitapları listesinde Sofie`nin Dünyası adlı felsefi romanına da  rastlamışsınızdır. Felsefe kitaplarına olan ilginin  başladığı ilk dönemlerde  Sofie`nin Dünyası romanının pek çok kişide bıraktığı etki önemlidir. Asıl önemli olan ise kitabın önsözünden önce Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832)`ye ait olan meşhur sözüdür. Nice sözler vardır söyleyemediklerimizi bir çırpıda anlatıveren, nice sözler vardır bizleri ayağa kaldıran.

Sayfalar