Salı Eylül 15, 2026

İran; Kürdistan için büyük tehlikedir!...-Dursun Ali Küçük

Bölgede en başta Kürdistanın kuruluşunu engellemek istemektedir:

İran, kendi içinde despotik ve diktatöryal bir rejim uygulaması yapıyor. Hem İran içi muhalefeti hemde en başta Doğu Kürdistan’daki gelişmeleri kanla bastırmaktadır.
Kürtler sözkonusu olduğu zaman, İran İslam Cumhuriyeti İran idam cumhuriyeti gibi bir politikanın sahibidir. Türkiye de olduğu gibi oradada Kürtlerin sadece adı vardır, ama hakları yoktur. İran içi muhalfeti Şii milislerlede boğmaktadır.
Öte yandan İran bölgenin her yerine burnunu sokmaktadır. Suriye’den tutalım Yemen, Bahreyn, Lübnan vb kadar bizzat kendi politikalarını dayatmak için silahlı güçleri ve Şii milisleri piyasaya sürmektedir.
Suriye’de Esad ın yanında yer almaktadır ve Rojeva Kürdistan’ın statüsünü resmileştirmesini engellemeye çalışmakatadır.
İran bölgede despotik, otokratik ve teokratik rejimlerin ayakta kalmasından yanadır. İlerici ve demokratik bütün değerlere karşı bir duruş ve politika sergiliyor.
Kürdistan Federasyonunun bağımsızlık adımlarını fiilen engelleme politikalarını izliyor. Uğursuz bir rol üstlendiği gözden kaçmıyor.

İran ve TC bölgede rekabet etmektedir:

İran Şii İslam, TC Sunni İslam ekseninde bölgede rekabet etmektedir. İkisi içinde Kürdistan’ın kuruluşu ve bağımsızlığı kırmızı çizgidir. Bunu yaparken kendi  politikaları çerçevesinde kendine yakın İslami vebenzer güçleri kullanmaktan geri durmuyorlar. Denilebilir ki, İŞİD ile Şii milisler arasında çok ciddi bir fark bulunmuyor.

Bölgedeki son Irak içi savaşta İran Şii Irak ı desteklerken, TC Sunni Irak’ı destekledi. İŞİD ve Şii milislerin etkin olması, İran ın askeri ve siyasi güç olarak Irak Şiileri içinde güçlenmesi Kürdistan için bir tehlikedir. TC egemen olmaya çalışırken İŞİD i Kürdistana ve Rojava Kürdistan’ına saldırttı. İran etkin olursa Şii milisleri Kürdistan üzerine sürecektir. Bundan hiç kuşku duymamak gerekiyor.

Şİİ milislerin Kerkük, Musul, Diyala vb yerlere yerleşmesi Kürdistan’a karşı savaş demektir. Şii Irak politikasını etkili kılmak istedikleri gibi, Kerkük ve Kürdistan topraklarının tekrar Irak toprakları yapılması için çalışmaları anlamına gelir.
Kerkük, Musul vb yerlerde Kürdistan ın eline geçen petrolün yeniden Iraka devredilmesi için çalışacakları kesindir.

YNK’nin Şii milislerin Kerkük yakınlarına kadar girmesine musaede etmesi ciddi bir yanlıştır. Behram Salih’in İran’ı  “stratejik mittefik” anlandırması önemli bir zaaftır.YNK’nin İran’a, KDP’nin TC ye yakınlaşarak güçlenme çabaları bir gaftır. Bu tür şeylerden kaçınılması büyük önem taşıyor.

Ezidiler Şii milislerden uzak durmalıdır:

Ezidi gücü olarak örgütlenen YBŞ den 1000 kadar milisin Şii milislere katılması ne adına yapılırsa yapılsın kabul göremez.Sunni Irak ve İŞİD den yüzünü dönüp İran ve İrak’a dönmek Ezidiler açısından yapılmaması gereken bir husus oluyor. Ezidilerin buna karşı durması Ezidi halkının yararınadır. Ezidiler inançlarını da kapsayan özel bir statüyü Kürdistan’a bağlanarak güvenceye alabilirler.
Ezidi birliklerin Kürdistan’a bağlı olarak örgütlenmesi kendileri açısından sağlıklı olacaktır.

TC’yi Musul operasyonuna çağırmak doğru değildir:

Kürdistan federasyonu TC’yi Musul operasyonuna kendisi çağırmamalıdır. Bu yönlü açıklamalar yanlıştır. TC ve AKP Musul operasyonuna katılacak mesajları verdi ve ilk askeri yardımı Irak’a yaptılar.
Musul operasyonunda Dicle’nin bu ve karşı tarafı ayrışacaktır. Suyun bu tarafında Kürtler diğer tarafında fiilen Araplar olur. Irak ordusu artık bir Şii ordusudur. İŞİD saldırlarından sonra fiilen ve tamamen bu şekile dönüşmüştür. Sunni Araplar Şii bir Irak ordusunu benimsemez. Musul’un düşürülmesi Şii ve Sunni Arapların anlaşacağı anlamına gelmez. İŞİD saldırıları ile ipler koptu.
İran’ın ve Şii askeri güçlerin Musul’da etkili olmasının istenmemesi doğrudur. Aynı şekilde TC’nin Musul’da etkili olmamalıdır.Koalisyon güçleri de bunu tercih etmez.

İran ve TC Kürdistanı ceheneme çevirmek isteyen iki güçtür:

Kürdistan ve Kürtler açısından TC ve İran en büyük tehlikedir. Bunlar Kürdistanın kuruluşuna karşı olduğu gibi, kurulanıda fırsat bulduklarında yıkmaya çalışan iki güçtür. Kürdistani güçler ve partiler enerjilerinin çoğunu bunlara yönelik harcamalıdır.
Bunlar bölgedeki rekabette bölgeyi de ceheneme çevirdiler. Bunların yaptıkları saymakla bitmez. Çünkü kan dökülmeden ve güçleri çatıştırıp zayıflatmadan yer edinmeyeceklerini çok iyi biliyorlar.
Kürdistani güçler, Tc ve İran rekabeti ve çelişkilerinden yararlanabilir. Ama bunları müttefik kabul etmek staratejik açıdan hiçte doğru olmaz. İlişkileri stretejik olarak değerlendirmek, bu iki devletin kuyruğuna takılmaktır. Bağımsılığa gitmek isteyen Kürdistan federasyonu açısından bu tür değerlendirmeler yapanlar onaylanamaz.

Mustafa Karasu(Hüseyin Ali) Özgür Gündemdeki son Eşme Ruhu yazısında Misak-i Milliye övgüler diziyor. Misaki Milli( Rojava Kürdistan ve Kürdistan federasyonu) dahil ediyor. Osmanlıda yani geçmişte bunun “Türk ve Kürtlerin ortak evi” olduğunu söylüyor. Osmanlı kurucusunun babasının mezarının Eşmeye taşınmasını selamlıyor. Doğu Kürdistan ise, makalesinde bu ortak evi”n dışında kalıyor.Türkiye’de Kürdistan sorununun çözüleceği hikayedir. Oyun oynuyorlar.

Ayrıca Rojeva Kürdistan’ı ve Kürdistan federasyonunun bu “ortak ev” e katılmasına kimse müsade edemez. Yeni Osmanlıcık oynamayın. “Geşmişe dönelim”, o iyiydir, geçmişten sonra Emperyalistlerin politikası deyip es geçmek özgürlüğe vardırmaz. Karasu’nun makalesi ibreti alemliktir, okumanızı tasfiye ederim.
Kürdistan ne İran’ın  ne de TC nin parselleyeceği bir alandır. Nede Arap sömürgeciliğinin parselliyeceği alandır.

Hiç bir sömürgeci güç, ne bizim açımızdan müttefiktir ne kardeşlik hikayeleriye “demokratik” tir. İşgal ordularının Kürdistan’da yeri yoktur.Onlara yer açanlar işbirlikçi ve teslimiyetçidir.

Dursun Ali Küçük-25.3.2015

 

60787

TC Devleti Mafya İle Her Zaman İç İçe Oldu

Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na açık meydan okuması ve ardından sosyal medyada yayınladığı ikinci mektubunda yaptığı küfür ve tehditten sonra bir kez daha devlet mafya ilişkisi tartışma konusu oldu.

Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (1)

MKP III. Kongre iradesi, sosyo-ekonomik yapı tahliline ilişkin öngördüğü yeni belirlemelerine koşut olarak, savuna geldiği devrimin niteliği/aşaması ve devrim stratejisi konularında da ‘köklü’ değişikliklere imza atmış bulunmakta.

Elimizdeki materyalde sorunu ‘devrimimizin niteliği ve stratejisi’ ile ‘program’ başlıklı olmak üzere esasen iki, ancak ‘ordu örgütlenmesi’ ve ‘illegal alan ve açık alan çalışmaları’ ana başlıkları altındaki değinileriyle birlikte, toplamda dört ayrı başlık altında ele aldıkları örülmektedir.

Özelleştirme ve Sermayenin Diktatörlüğü

Rejimin biçimsel yanı, sermayenin gereksinimlerine göre zaman zaman değişse de, sermaye devletinin özü değişmez. Çünkü o öz, bir sınıf diktatörlüğüdür. 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adını verdikleri yeni yönetim biçimi, “parlamenter sistem” dediklerinden özde farkılı değil, sadece biçimsel bir değişimden ibarettir.

ABD Başkanlık Seçimi Ve Geride Bıraktıkları!

4 Kasım 2020 tarihinde ABD'de yapılan başkanlık seçimi geride bir çok tartışmayı bıraktı. Geride kalan tartışmaları bir kaç başlık altında şöyle toparlayabiliriz.

1. ABD Başkanlık seçiminin neden bu kadar önem arz ettiği.

2. Trump'ın gitmesinin neden bu kadar önemli olduğu.

3. Jeo Biden'le esen barış havası gerçekçi mi?

ABD, Trump'la birlikte belli bir tecrit olmuşluk yaşamış olsa da dünya üzerindeki önemini hala koruyor. Doların ticari alışverişte fiyatları belirlemesi, değişim aracı olması dünya borsalarını ve ticaretini etkilemeye devam ediyor olması.

Mücadele edeceğiz, faşizmi yıkacağız, biz kazanacağız!

Albayrak'ın istifa ettirilip tüm suçun ona yüklenme çabası ne AKP'yi ne de Erdoğan'ı kurtarabilir.

Türkiye ekonomisi sarmal bir kriz içinde. Kriz, ekonominin sadece bir kesitiyle ilgili değil, tüm yönleriyle içiçe; sanayi, inşaat sektörü, tarım çökme sinyalleri veriyor. Covid-19 pandemisiyle krize giren ekonominin düze çıkarılması ne Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması ne de Berat Albayrak’ın istifa ettirilmesiyle düzelecek gibi.

Bir Yılmaz Dersim/Nubar Ozanyan

Herkes Yılmaz’a sevdalı, Yılmaz Dersim’e sevdalı. Açıklaması zor bir çelişkidir bu. Nereden gelir, bu tükenmek bilmez Dersim sevdası.

Bu sevdayı, bu denli güçlü ve çekici kılan; Dersim topraklarını, dağlarını, süt gibi akan sularını sevdanın diğer adı yapan nedir? Neden her derin sevdanın adı hep Dersim olur? Rüyalarımızdan çıkmayan, kayalara vuran acının adı neden hep Dersim olur?

Rumlara Dair Tarih (B)İlgisi[*]

“Kendimi saklayarak yaşadım aranızda

Hiçbir zaman bulamayacağınız mezarlar kazdım
İçlerine hayatımı gömdüğüm
Oysa adlarımız vardı bizim
Daha içten, daha derin ve daha gerçek
O adlar ki kanımdır benim senin için ise toz.”[1]
 

PKK-KDP Savaşı Kime Hizmet Eder?

"Eğer bir savaş çıkarsa bu KDP ile PKK arasındaki bir savaş olmayacaktır. Tüm Kürtleri kapsayacak bir savaşa dönüşebilir. Dolayısıyla bu savaşın kazananı Kürt düşmanları olur. Bu savaş Kürt düşmanlarına hizmet eder."

 

1.Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra dört parçaya bölünen -bölgesel 4 gerici, faşist devlet arasında paylaştırılan- Kürtler, bu yönetimlerle barışık olmamış, sürekli mücadele içerisinde olagelmişlerdir.

Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ

Sınıf mücadelesi, çok yönlü ve kapsamlı bir olgudur. Sömürü ve zulme dayalı düzenlere karşı kapsamlı bir konumlanışı, ezilenlerin saflarında üretilen tüm pratiği ve toplumsal dönüşümün kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal tüm biçimlerini kapsar. Bu bakımdan, sınıf mücadelesi sadece doğru tespitlere ve siyasal çözümlemelere değil esas itibari ile ona müdahale edebilecek bir örgütlenmeye ihtiyaç duyar.

Emperyalizm tartışmaları üzerine / Mehmet Emin Gündoğdu

Ekonomisi çıkmaza giren Türk devleti, yetiştirdiği çetelerini ve paralı askerlerini başta Amerika ve İsrail olmak üzere çeşitli emperyalist devletlerin hizmetine vererek bölgede saldırgan bir tutuma girdi. Kimileri bu saldırganlığı, gelişen ekonomiye pazar arama olarak değerlendiriyor, kimileride benim gibi, emperyalist devletlerin paralı askeri olarak değerlendiriyor.

Azerbaycan Tezkeresi ve Emperyalist Yayılmacılık

17 Kasım 2020 tarihinde TBMM’de “Azerbaycan’a Asker Gönderme Tezkeresi” kabul edildi. Peşinden bütün iktidar yanlısı gazeteler: “102 yıl sonra tarihi buluşma” ve esas olarak da: “Türk Askeri 3 Kıtada” [1] başlıklarını büyük puntolarla yazdılar.

Sayfalar