Cumartesi Ekim 17, 2026

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

Uluslar kapitalizmle birlikte ortaya çıktı. Feodalizmin içinden çıkan burjuvazi ülkenin tüm pazarlarının birleştirilmesi ve tek hakim güç olmak için ulusu tek bir devlet çatısı altında birleştirerek ulus devletler kurdu. Tek uluslu ülkelerde ulusal sorun yaşanmadı. Çok uluslu ülkelerde, ulusal sorun ya devrimlerle ya da bağımsızlık savaşlarıyla çözüldü. Her iki durumda da çözülemeyen ulusal sorunlar, çok uluslu ülkelerde başlıca sorunlar içindeki yerini korumaktadır.

Kürtler bir ulus olmalarına rağmen hiçbir zaman kendi ulus devletlerini kuramadılar. 1920 yılında Lozan’da emperyalistler ve Türk devletinin yaptığı pazarlık sonucu Kürdistan 4 ayrı devlet arasında bölünüp parçalandı. Irak, Türkiye, İran ve Suriye arasında paylaşılan Kürdistan toprakları 100 yıldır ilhak edilmiş bulunuyor. 1946 yılında Mahabad Kürt devletinin kısa ömrünü saymazsak, Kürtler 100 yıldır kendi ulus devletlerine kavuşmuş değiller. Irak Kürdistanı’nda verilen bağımsızlık savaşı on yılları alarak, 2000’lerin ortalarında Irak Kürdistanı bölgesel, bağımsız bir statüye kavuşmuş olsa da, hiçbir zaman bağımsız bir Kürdistan olamadı.

2003 yılında ABD’nin Irak işgali sonrası, Barzani ve Talabani, Bölgesel Kürdistanı’n kurulduğunu ilan ettiler. Bu statü, içte bağımsız, dışta ise Irak merkezi hükümetine bağlı olarak varlığını sürdürdü. Irak Kürdistanı’nda tek hakim güç olarak Barzani süreç içinde daha da gericileşerek, ABD’ye bağımlı bir konumda statüsünü korudu. Türk devletinin de iyi bir işbirlikçisi olan Barzani, giderek baskıcı bir konumda, kendi dışındaki güçlere uyguladığı baskıyla geleceğini garantiye alacak şekilde önemli değişimler yaptı.

KDP Başkanı Mesud Barzani 25 Eylül 2017 tarihinde yapmayı planladığı referandum da, farklı seslerin çıkmaması için 7 Haziran günü tüm parti temsilcilerini Pirma’daki ofisinde bir araya getirerek bağımsızlık referandumu üzerine anlaşmaya çağırdı. Bu toplantıya hükümet ortağı Goran Hareketi ve Komala İslam partileri katılmadılar. Nitekim Goran hareketi bir süredir Barzani’nin hedefindeki hareketti. Kürdistan parlamentosundaki Goran milletvekillerine yasak getiren, örgütlenmesine izin verilmeyen ve baskı altına alınan Goran hareketinin, “referandumun Kürtlerin çıkarından çok Barzani ailesinin çıkarlarına denk düştüğü” için toplantıya katılmayı reddetmesi dikkat çekicidir.

Barzani’ye karşı oluşan tepki, çözülmediğinde 25 Eylül’de yapılacak olan referandumdan istenilen sonucun çıkmaması tehlikesi vardır. Irak Kürdistan güçlerinin referandum öncesi Barzani’den istedikleri bazı taleplerin yerine getirmesi referandum için ön şart olarak ileri sürülmektedir. Bu şartlardan birincisi ‘ulusal bir kongrenin toplanması’, ikincisi, dış politika da ‘ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi’, örneğin Türk devletiyle olan ilişkilere son verilmesi. Irak Kürdistanı’ndaki muhalefetin bu talepleri dikkate alınmadığında, referandumun bazı partilerce, (PKK de dahil) boykot edilmesi gündeme gelebilir.

Türk devletinin müdahil olmasını her fırsatta teşhir etmeliyiz

Barzani’nin “bağımsızlık referandumu yapacağız” açıklamasının hemen sonrasında Türk devleti sorunun bir parçasıymış gibi (kendinde nasıl bir hak buluyorsa) “bu tarihsel bir hata olur” açıklamasıyla Barzani’ye ilk göz dağı veren ülke oldu. Hiçbir ulus üzerinde hak sahibi olmayan Türk devletinin bu çıkışı Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık ilan etmesi sonrasında yapacağı politik etkinin Türkiye’de de ulusal bağımsızlık talebinin daha yüksek sesle dillendirmesinden korkmaktadır. Tük devleti, 2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden bu yana, dillendirdiği bir diğer söylem de Musul ve Kerkük meselesidir. Musul ve Kerkük’ün Irak Kürdistan toprakları olmadığını, Kerkük’te Türkmen ağırlıklı bir yönetimle kendisine yakın duran güçlerin iş başına getirilemesini savunarak, buradan pay koparmaya çalışan Türk devletinin bu hevesi hep kursağında kaldı. Aynı hayalleri Musul için de kuran AKP, Musul’da da Türkmenlerin çoğunlukta olduğunu, dolayısıyla parçalanan Irak’ta Musul’un da ayrı bir statüde yönetilmesini savunmaktadır. Tüm bu argümanlar bir araya getirildiğinde, Türk devletinin sesinin neden bu kadar yüksek çıktığını anlamak zor değildir.

ABD’nin referandumu erken bulmasının esas nedeni; bağımsızlık sonrası Barzani’nin ABD’yle ilişkilerini şimdiden garantiye almak istemesinden ileri gelmektedir. ABD yanlısı bağımsız bir Kürdistan’a hiçbir zaman hayır demeyecek olan ABD emperyalizmi, Irak’ın Rusya ve İran’a giderek daha yakınlaşmasıyla kendisine dayanak yapacağı güç Barzani olacaktır.

Komünistlerin tavırları ne olmalı?

Ulusal meselede komünistlerin sınanmış ve doğruluğu defalarca ispatlanmış tezleri bugün de geçerlidir. Proletaryanın esas hedefi sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya doğru ilerlemektir. Hangi milliyetten olursa olsun işçilerin kardeşliği komünistlerin ilkelerinden biridir. Bu hedef için çalışan komünistler somut gerçeklik karşısında da tavırsız kalmazlar.

Kaypakkaya yoldaşın Türkiye Kürdistanı için Lenin’e dayanarak dile getirdiği ulusal sorundaki çözümünü, bugün Irak Kürdistanı için de serbest bir okumayla dile getirebiliriz. Irak’ta, bir komünist partisi ve onun önderlinde verilen sınıfsal bir mücadele yoktur. Bu durum Kürt ulusunun işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Kürtlerin, ulusal sorunu Irak proletaryasının çözmesi için beklemesi söz konusu olmaz. Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkını kullanmamaları için de bir neden yoktur. Kürt ulusunun Irak hakim sınıflarının “zulmüne, zorbalığına ve imtiyazlarına yönelen, her türlü milli baskınının kalkmasını ve milliyetlerin eşitliğini hedef alan genel demokratik muhtevasını kesinlikle ve kayıtsız şartsız destekliyoruz.”

Meseleyi daha somutladığımızda, Kaypakkaya yoldaş, ayrılma meselesini desteklemeyi iki şarta bağlamaktadır. Bu şartlardan birincisi, Irak’ın bütününde “devrimin gelişmesini olumlu yönde etkilemesi durumudur ki, bu taktirde mesele basittir.” Irak proletaryasının ayrılmayı desteklemesi ve savunmasıdır. “İkincisi, ayrılmanın devrimin gelişmesini olumsuz yönde etkilemesi durumudur.” Bu durumda ayrılma desteklenmez. Ancak, Kürtler yine de ayrılmak istiyorsa karşılarına dikilmemek ve zor çıkarmamaktır. Kaypakkaya yoldaşın MLM tezleri, ulusal sorunun bu somut durumu Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık için yapılacak referandum için de geçerlidir.

Kaypakkaya yoldaş ayrılmanın erken bulunması ya da ayrılmanın desteklenmediği şartlara da bile; “Komünistler, (..) ayrılma isteğinin önüne asla zor çıkartmazlar. ‘Milliyetlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nı tanımak, bir millet bu hakkı kullanmak, yani ayrılmak istediği zaman, onun karşısına asla engel ve güçlük çıkartmamak demektir. Komünistler, Kürt milliyetinin ayrı bir devlet kurup kurmayacağı kararını tamamen ve kesinlikle Kürt milliyetine bırakır. Kürt milliyeti isterse ayrı bir devlet kurar, istemezse kurmaz. Buna karar verecek olan başkaları değil, Kürt milliyetidir.”

Şimdi somutumuzda Irak Kürdistanı’nda alınan referandum kararına karşı takınacağımız tavır yukarıdaki yaklaşımdan farklı değildir. Barzani’nin gerici bir yönetimi temsil etmesi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmelerinin önünde engel olarak görülemez. Bu durumda Lenin’in de belirtiği gibi “Demokratik bir oylamada gericiler çoğunluğu oluşturursa, sadece bir tek şey olur ve olabilir: ya gericilerin kararı hayata geçirilir ve onun zararlı sonuçları kitleleri az çok hızlı bir biçimde, gericilere karşı demokrasinin safına iter; ya da demokrasiyle gericiler arasındaki çatışma (…) demokrasi altında da mümkün olan bir içsavaş veya başka bir savaşla karara bağlanır.”

Irak Kürdistanı’nda, Barzani’nin aldığı referandum kararı ile birlikte, Kürtler ya tüm birleşenleriyle anlaşarak referanduma giderek bağımsızlıklarını ilan ederler, ya da Barzani tek başına referanduma giderek bağımsızlık ilan ettikten sonra, bugünden dillendirilen “bu referandum, Barzani’nin kendisi için oluşturduğu politik bir hamledir” itirazına karşı, daha açık bir ifadeyle Kürt burjuvazisine karşı Kürt emekçileri yeni bir mücadele başlatarak demokratik bir Kürdistan kurmak için savaşırlar.

44699

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )

Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.

Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!

"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.

 

Halil Gündoğan

 

İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.

Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar

Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,

Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )

Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.

Stefan Engel ile Röportaj

İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!

REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj

Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?

Yazma, Kafa Yorma…

Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.

Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.

Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.

Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )

Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.

CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3

Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”

Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak,  bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.

TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!

“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”

Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE

1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve  Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu  küçük bir  grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna  doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.

Sayfalar