Pazar Ekim 11, 2026

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

“İslam dininde bir Müslümanın zor bir durumdan kurtulmak için İslam’ı inkâr ederek Müslüman değilmiş gibi davranmasıdır” şeklinde bir tanımlanması vardır takiyenin. Yani bir Müslüman için bu, herhalde ki söylenebilecek en büyük yalanların başında geliyor olsa gerek.  Keza “Vikipedi” de aktarıldığına göre: Kur’an’ın Nahl suresinde de takiye yapmaya izin verildiği yazmaktadır. 

Öncesini dışta tutarsak, şu 22 yıllık iktidarları döneminin herhalde ki her önemli kavşaklarında, her önemli hamleleri esnasında ve ihtiyaçlarını duydukları her önemli yeni atak pozisyonlarında mütemadiyen kullandıkları yöntem hep şu olmuştur: Yapmak istedikleri esas şeyleri paravanlayarak gündeme getirip nabız yoklamak ve gerekiyorsa geri basmak ve bir süre sonra daha inceltilmiş sinsiliklerle, hedeflenene varana dek tekrar tekrar gündeme getirmek… 

Yani denilebilir ki takiyenin bu tarzı, İslamo-faşist “Reis”in siyaset yapış tarzının, iktidar olma ve iktidarını sürdürebilmesinin en gözde baş enstrümanıdır da. 

İdeolojik “gizli” ajandalarında hedeflenen, “bugüne uyarlı” yani bir şekilde “modernize” edilmiş bir şeriat sistemine adım adım geçebilme stratejik hedefi doğrultusunda, şu 22 yıllık iktidarları dönemi boyunca en sıklıkla ve ama en itina ve sinsilikle baş vurdukları yalan; hiç kuşkusuz ki “hiç kimsenin yaşam tarzına asla karışılmayacaktır.” ve “herkesin yaşam tercihinin teminatı bizzat bizim iktidarımızdır.” şeklinde ki bu yalanıdır.

“Evet, son durak beyler bayanlar!” diyebilecekleri bu final sahnesine ulaşana kadar, dozajı düşmekle birlikte, bu yalanı tekrarlamaya devam edeceklerinden emin olabiliriz. Çünkü yaşam tarzı, insanların en hassas olabildikleri ve keza çok sert ve çok kolay bir şekilde tepki koyabilecekleri bir mesele olduğundan; günün muktedirleri, bunun son derece bilincinde olarak hareket etmeleri gerektiğinin idrakindeler.

Bundandır ki diğer birçok şeyde artık kullanma gereksinimi duymadıkları o ihtiyatlı söylem ve paravanları önemli oranda terk etmişken; ama “yaşam tarzına karışılmayacağı” yalanını hâlâ itinayla sürdürmeye devam ediyorlar.

Oysa biliyoruz ki “bu toplumun yüzde doksan dokuzu Müslümandır.” ve “Şeriat demek İslam demektir. Şeriata karşı çıkmak İslam’a karşı çıkmaktır!” çıkış ve tehdidiyle; Erdoğan ve Cumhur İttifakı artık çok aleni ve dobra bir şekilde toplumu, toplumun yüzde doksan dokuzunun dini olan İslam’ın hukukunca (yani bir diğer ifadeyle şeriat esaslarına göre) yaşama özlemine kavuşturmak istediklerini, zaten yarı örtük bir şekilde beyan etmiş olmuyorlar mı sizce de?

Kafasını kuma gömerek yaşamın gerçeklerinden kaçabileceğini sanan saftirik iyi niyet budalaları dışında, normal zekâ ve mukayese düzeyine sahip herkesin kabul edeceği olgusal bir durumdur bu.

Peki bu durumda, yani bir taraftan toplumu, İslami hukuk ve değerler esasına dayalı bir yaşam tarzına göre şekillendirme ulvi görev ve sorumluluğuyla hareket etmek ve ama öte taraftan da toplumun azımsanmayacak büyüklükte bir kesiminin tercihi olan seküler yaşam tarzına dokunulmayacağını, tam aksine bunun korunacağının teminatının kendileri olacağını söylemek, nasıl olacak da koskoca bir yalan ve iki yüzlü bir sahtekârlık olmayacak?

Bu yalan ve iki yüzlü sahtekârlığın muhatabı kendi cenahları olmayacağına göre; geriye, en başta kadınlar olmak üzere, LGBTİ+’lar, Aleviler ve diğer azınlık inanç ve inançsızlar olmak üzere toplumun seküler yaşam tarzına sahip kesimleri kalmış oluyor ki yalan da zaten bunları erkenden ürkütmeyip, son kapıyı da üzerlerine usulca kapatabilme ihtiyacının bir gereği olarak kullanılıyor. Mesele işte bu kadar aleni ve net.

Özetle; bir arkadaşın oldukça isabetli bir şekilde ifade ettiği gibi: “Tehlike müthiş örgütlü.”!

Evet, tehlike ve tehdit gerçekten de müthiş örgütlüyken; ilginçtir, onlardan çok daha güçlü olan biz karşı cephedekiler ise hâlâ, “dur bakalım ne olacak?” aymazlığı içinde, adeta seyre koyulmuşuz başımıza örülmekte olan felaketi.

 

7006

Halil Gündoğan

Halil Gündoğan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Sayfalar

Halil Gündoğan

Faşizmin Adını “Popülizm” Koydular!

Almanya’nın Hanau kentinde 9 göçmen insanın öldürülmesiyle sonuçlanan son faşist katliam, bir kez daha, bu ülkedeki faşizmin ve faşist terörün münferit olayalar olmadığını, sistemli olarak geliştirilen ve derinleştirilen toplumsal bir olgu olduğunu daha da netleştirmiştir.

Türk tekelci devleti, paylaşılmış alanları yeniden paylaşmak istiyor

Türk Tekelci burjuva devleti, emperyalist amaçları doğrultusunda her fırsatı, büyük emperyalist devletler arası her çelişkiyi değerlendirip, kendi amaçları için kullanma politikası izliyor. Bu, burjuva politik temsilcilerinin çok “kurnaz” oluşundan değil, sermayenin yayılmacılığının devlet politikasını buraya zorlamasından ve yönlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Sermaye büyüyüp merkezileştikçe, genel eğilimi yeni pazaralar bulmak olur. İzlediği dış politika da buna uygun olarak gelişir ya da geliştirmeye çalışır.

Beşlerin Ardından,,,

Resmine ve resimlerinize bakıyorum. Yaşamınıza ait bir “an”a, dört çizgi içine çizilmiş gülüşünüze bakıyorum. Sizleri tanımayan, yaptıklarınızı ve yapacaklarınızı, karşılaştığınız zorlukları, engelleri, katlandığınız acıları bilmeyenler elbette dört çizgi içindeki bir “an”la sizi tanımaya, anlamaya çalışacaktır.

Resme bakarak insanlar ne kadar tanınabilir ki? İnsanlara uzaktan bakılarak ne kadar anlaşılabilir ki yaşadıkları?

Dünya Gezegeni Üzerinde Yaşayan Tüm Canlılar Ve İnsanlık İçin En Büyük Tehdit: Kapitalizm Virüsü

2019 Aralık başında tespit edilip, ama 2020 Ocak ayı başından beri en çok konuşulan konu, hiş şüphesiz, Çin’in Wuhan kentinde çıkıp dünyaya yayılan Korana virüsü. İnsanlık tarihi bir çok yaygın ve bulaşıcı hastalıklara maruz kaldı ve bir şekilde, bu tür virüslere karşı mücadele yöntemleri geliştirdi ve başarılı oldu.

ՊԱՏՄԱԿԱՆ ԿԱՐԻՆ ԳՈՐԾՈՂՈՒԹԵԱՆ ՂԵԿԱՎԱՐ ԶՕՀՐԱՊ ՍԱՐԳԻՍԵԱՆ՛Ի ԽՕՍՔԸ ՈԻՂՂՈԻԱԾ ՀԱՅ ԺՈՂՈՎՈՒՐԴԻՆ:

Սոյն նամակս կ՛ուղղեմ Հայաստանի Ազատագրութեան Հայ գաղտնի Բանակի ղեկավարռւթեան,քատրերռւն,պայքարող ընկերներուս,համակիրներուն,ինչպէս նաեւ կազմակերպռւթեանս աշխարհասփիւռ բոլոր համակիր շարժռւմներուն:

Իմ այս տողերս կը գրեմ սրտիս խորքեն:Կ՛ուզեմ արտայայտել այն ոգին զորս կը նուիրեմ աշխարհասփիւր հայ ժողովուրդի զաւակնեուն եւ յատկապէս Սովետական Հայաստանի Հայութեան,որ իր զոհողութեամբ կերտեց մեր պատուաւոր պատմռւթիւնը եւ կրցաւ փոքր հայրենիքին վրայ կերտել ու

պահպանել մեր ազգային ոգին ռւ ժառանգը:Եւ այսօր,Սովետական Հայաստանը հիմնական ոգին է աշխարհասփիւռ հայութեան:

Köhnemiş sistemin külfeti ve sınıf çelişkilerinin daha öne çıkması

Türkiye tarihinin en büyük bunalımını yaşıyor. Ülke oluşan sorunların ve çelişkilerin üstesineden gelemiyor. Mevcut durum ve yarattığı çelişkiler geçmişi aratacak boyutlara tırmanmış. Elbetteki bu geçmişin günümüze alternatif olduğu anlamına gelmemeli. Ama günümüz Türkiye’sinin ekonomik, siyasi, sosyal sorunları öyle müzmin bir hal almış ki, artık sistem ve devlet sömürü ve zor unsurunu daha katmerli boyutlara tırmandırmadan varlığını devam ettiremiyor.

Dersim ve Biz

Karın kalınlığı bir buçuk metreyi buluyordu. Dağ mahallesinde, taştan örülmüş, toprak damlı, tek gözlü bir evin içinde, arkadaşım Kabil Kocatürk’le baş başaydım. Çevremizdeki evler, dağdan kopup gelmiş ve şehre tutunamayıp kar altında kaybolmuş ortaçağ izbelerini andırıyorlardı. Köşede bir öğrenci yatağı, yatağın yanında, boş bir domates kasasının üzerinde, bir parça ekmekle yarım sana yağı duruyordu. Genel tutuklama furyasında,  lise öğrencisi Mehmet Uzun’un da içinde bulunduğu tüm Siverek kadrolarını kaybetmiş, Kaypakkaya’nın önerisi üzerine gizlice gelip Dersim’e sığınmıştım.

Yek, du, sê, çar..Leylan- Sevilay Çelenk

Cezaevinde yazmanın kendisi başlı başına yaşamanın ağırlığından bir kaçış, bir hafiflik arayışı ve duvarları her yönden aşma çabasındaki bir “yer değiştirme” değilse nedir? Demirtaş yazarak yer değiştiriyor. Kapatılamıyor. Tutsak alınamıyor. Şimdi de Leylan...

Armenak’tan Hrant’a bu mücadele bizim tarihimizdir….

Türkiye’li Ermeni’ler tarihinde 19 Ocak 2007 , 24 Nisan 1915’ten sonra kırılma noktası olarak bilinir.Bir halk, ulus yaşadıkları topraklar üzerinden Tehcir kararları ile kan dökülerek, sürgün yollarında, Arap çöllerinde hunharca eşi benzeri görülmemiş şekilde tarihin ilk soykırımına tanık oldu.

Sermayenin İştahı; Doyumsuz ve Korkunçtur!

Türk emperyalist tekelci devletinin iştahı oldukça kabardı. Sermaye birikimi için karşısında doğal ve toplumsal yıkım tanımamamak için çırpınıyor. Bunun en son örneği; “Kanal İstanbul Projesi”dir. Emperyalist iştahının kabardığı diğer bir nokta ise Libya’dır. Ve elbette bir de Doğu Akdeniz meselesi var.

“Kanal İstanbul Projesi”

Proje haliyle doğanın tam da kalbine saplanan bir paslı bıçak gibi duruyor. Sadece doğanın kalbine değil, İstanbul ve çevresinde yaşayanların kalbine de saplanan sermayenin kanlı hançeri olacaktır. 

Ermeni Toplumunda Patrik Seçimi Üzerine: “Patrik Hayrig” Seni Özlüyoruz, Seni Arıyoruz!

Cumhuriyet dönemi boyunca, sıkıntılarla, engellemelerle, talimatnamelerle varlıklarını korumaya çalışan Hıristiyan halklar, bazı istisnalar dışında Anadolu’da artık varlıklarından bahsedilmezken kala kala İstanbul etrafında toplanmış bulunuyorlar.

Kilise, manastır, okullar yıkılmış veyahut bazı yerlerde camilere çevrilmişken, bazı yerlerde ise hayvan barınaklarına dönüşmüş durumdadır.

Sayfalar