Pazartesi Eylül 14, 2026

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

“İslam dininde bir Müslümanın zor bir durumdan kurtulmak için İslam’ı inkâr ederek Müslüman değilmiş gibi davranmasıdır” şeklinde bir tanımlanması vardır takiyenin. Yani bir Müslüman için bu, herhalde ki söylenebilecek en büyük yalanların başında geliyor olsa gerek.  Keza “Vikipedi” de aktarıldığına göre: Kur’an’ın Nahl suresinde de takiye yapmaya izin verildiği yazmaktadır. 

Öncesini dışta tutarsak, şu 22 yıllık iktidarları döneminin herhalde ki her önemli kavşaklarında, her önemli hamleleri esnasında ve ihtiyaçlarını duydukları her önemli yeni atak pozisyonlarında mütemadiyen kullandıkları yöntem hep şu olmuştur: Yapmak istedikleri esas şeyleri paravanlayarak gündeme getirip nabız yoklamak ve gerekiyorsa geri basmak ve bir süre sonra daha inceltilmiş sinsiliklerle, hedeflenene varana dek tekrar tekrar gündeme getirmek… 

Yani denilebilir ki takiyenin bu tarzı, İslamo-faşist “Reis”in siyaset yapış tarzının, iktidar olma ve iktidarını sürdürebilmesinin en gözde baş enstrümanıdır da. 

İdeolojik “gizli” ajandalarında hedeflenen, “bugüne uyarlı” yani bir şekilde “modernize” edilmiş bir şeriat sistemine adım adım geçebilme stratejik hedefi doğrultusunda, şu 22 yıllık iktidarları dönemi boyunca en sıklıkla ve ama en itina ve sinsilikle baş vurdukları yalan; hiç kuşkusuz ki “hiç kimsenin yaşam tarzına asla karışılmayacaktır.” ve “herkesin yaşam tercihinin teminatı bizzat bizim iktidarımızdır.” şeklinde ki bu yalanıdır.

Evet, son durak beyler bayanlar!” diyebilecekleri bu final sahnesine ulaşana kadar, dozajı düşmekle birlikte, bu yalanı tekrarlamaya devam edeceklerinden emin olabiliriz. Çünkü yaşam tarzı, insanların en hassas olabildikleri ve keza çok sert ve çok kolay bir şekilde tepki koyabilecekleri bir mesele olduğundan; günün muktedirleri, bunun son derece bilincinde olarak hareket etmeleri gerektiğinin idrakindeler.

Bundandır ki diğer birçok şeyde artık kullanma gereksinimi duymadıkları o ihtiyatlı söylem ve paravanları önemli oranda terk etmişken; ama “yaşam tarzına karışılmayacağı” yalanını hâlâ itinayla sürdürmeye devam ediyorlar.

Oysa biliyoruz ki “bu toplumun yüzde doksan dokuzu Müslümandır.” ve “Şeriat demek İslam demektir. Şeriata karşı çıkmak İslam’a karşı çıkmaktır!” çıkış ve tehdidiyle; Erdoğan ve Cumhur İttifakı artık çok aleni ve dobra bir şekilde toplumu, toplumun yüzde doksan dokuzunun dini olan İslam’ın hukukunca (yani bir diğer ifadeyle şeriat esaslarına göre) yaşama özlemine kavuşturmak istediklerini, zaten yarı örtük bir şekilde beyan etmiş olmuyorlar mı sizce de?

Kafasını kuma gömerek yaşamın gerçeklerinden kaçabileceğini sanan saftirik iyi niyet budalaları dışında, normal zekâ ve mukayese düzeyine sahip herkesin kabul edeceği olgusal bir durumdur bu.

Peki bu durumda, yani bir taraftan toplumu, İslami hukuk ve değerler esasına dayalı bir yaşam tarzına göre şekillendirme ulvi görev ve sorumluluğuyla hareket etmek ve ama öte taraftan da toplumun azımsanmayacak büyüklükte bir kesiminin tercihi olan seküler yaşam tarzına dokunulmayacağını, tam aksine bunun korunacağının teminatının kendileri olacağını söylemek, nasıl olacak da koskoca bir yalan ve iki yüzlü bir sahtekârlık olmayacak?

Bu yalan ve iki yüzlü sahtekârlığın muhatabı kendi cenahları olmayacağına göre; geriye, en başta kadınlar olmak üzere, LGBTİ+’lar, Aleviler ve diğer azınlık inanç ve inançsızlar olmak üzere toplumun seküler yaşam tarzına sahip kesimleri kalmış oluyor ki yalan da zaten bunları erkenden ürkütmeyip, son kapıyı da üzerlerine usulca kapatabilme ihtiyacının bir gereği olarak kullanılıyor. Mesele işte bu kadar aleni ve net.

Özetle; bir arkadaşın oldukça isabetli bir şekilde ifade ettiği gibi: “Tehlike müthiş örgütlü.”!

Evet, tehlike ve tehdit gerçekten de müthiş örgütlüyken; ilginçtir, onlardan çok daha güçlü olan biz karşı cephedekiler ise hâlâ, “dur bakalım ne olacak?” aymazlığı içinde, adeta seyre koyulmuşuz başımıza örülmekte olan felaketi.

 

6653

BEN BEHZAT FİRİK! Hasan Aksu

GÖZLERİMİ DAĞLADILAR WAYE, ATEŞLERDE YAKILDIM ANNEY!
 Ben BEHZAT FİRİK:  Tabi beni çoğunuz tanımazsınız, çok azınız beni tanır. 12 Eylül 1981’in 10 Ekim’inde,  karanlığın dağılmaya yüz tuttuğu bir fecir vakti, Dersim’de Ovacık’ın Dere Karedesi’nde yani köyümde ağabeyimle birlikte Kayseri komando tugayınca yaka paça gözaltına alındık.    Operasyon timinin başında “Kulaksız Yüzbaşı” lakaplı Aytekin İçmez vardı. Biliyorum hala beni tanımadınız, ne demek istediğimi hala anlayamadınız, tanıyamadınız beni.

Akp'nin yeni oyunu‘’Demokratikleşme Paketi’’

Kamuoyunun uzun bir süredir beklediği  ‘’Demokratikleşme Paketi’’ nihayet 30 Eylül 2013 tarihinde yeni Başbakanlık binasında, bizzat hükümetin başı Erdoğan tarafından açıklandı.  Hiçbir muhalif gazete ve televizyon kuruluşunun yer almadığı basın toplantısında,  Bakanlar Kurulu üyeleri ve yandaş basının Ankara temsilcilerinin yer aldığı basın toplantısında, Erdoğan tek kişilik bir tiyatro oyunuyla ‘Demokratikleşme Paketi’’ni açıklayarak salondan ayrıldı.

Alman Bernsteincılığın, Rus Struveciliğin Günümüz Versiyonları 'Özgürlükçü Sosyalizm' Ve HDP-HDK



Ekonomistler , Legal Marksistler ve Menşeviklerin bir bölümünün Rus Devrimi süreci içinde toparlandığı Kadetlerin(Anayasal Demokrat Parti) iç savaş sürecinde karşı-devrimci Beyaz Muhafizlara dönüşmeleri size ilham vermelidir...

Geri dönüp baktığımda

Kürt hareketi iyimserlikle tedirgin bir karamsarlık arasında gidip geliyor. Bir bocalama içinde, şüpheci, kaygılı ve tereddütlü. Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını ve ne yapmak istediğini kestiremiyor. Kendisini kuşatan puslu havayı aralayamıyor, önünü göremiyor. Tayyip Erdoğan’a sert çıksa  “hassas süreci” baltalamış olmaktan çekiniyor. Alttan alsa direksiyonu büsbütün AKP’ye kaptırmaktan ve bir bilinmezlikte irtifa kaybetmekten korkuyor. 

Suyun başını Tayyip Erdoğan kesmiş, Kürt hareketi ise ona kilitlenmiş, ne söyleyecek, ne yapacak onu bekliyor.

Korkaklar Zafer Anıtı Dikemez, Hele Sen Asla…

Recep Tayyip Erdoğan gibi, tek millet, tek din düşüncesinin sadık bir savunucusundan, paketin içine sıkıştırdığı nefret suçları ifadesine tamamen zıt bir karakterli, kendi inancı dışındaki herkese ve her inanca, her farklılığa düşman birinden Alevi ve Alevilik inancıyla ilgili çözümler beklemek, beklentiler içinde olmak bile başlı başına büyük bir hayalciliktir.

 

AKP"nin "Demokratikleşme" Oyunları

Başbakan Erdoğan’ın bugün (30.09.2013) açıkladığı AKP’nin “demokratikleşme paketinde, demokratikleşmenin dışında her şey var dense yeridir. Türk burjuvazisi, 1923’den beri “demokratikleştiğini”, “demokrasiye adım attıklarını”, her yeni hükümet dönemlerinde birden fazla “demokratikleşme” paketleri çıkarmalarından bilinir. Önceleri, “sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış vatan-millet”, sonraları ise,  “vatana millete hayırlı uğurlu olsun” burjuva çiğ sözleriyle ortalığa sürülen “paketler” ortaya çıktı. 

 

Kürt krallığı için mi Halepçelerde öldüler ?

 

            Gazeteler geçenlerde Mesut Barzani ile Celal Talabani'nin İstanbul'daki mülklerini sıralayınca, Halepçe'de soykırıma uğratılan Kürtler geldi gözümün önüne.

Devrim Bir Maceradır

Devrim bir maceradır. Kayıtsız kuyutsuz, şartsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz devrim denen bir deryanın içine atmaktır kendini devrimcilik. Geriye bakmadan, arkada kalanları kara kara düşünmeden, hep ileriye yönelmektir devrimcilik.

Geceyi gündüze, yeri geldiğinde gündüzü geceye çevirmektir, yarınların getireceği yakıcılığı düşünerek, devrim denen maceranın içine hesapsızca atılmaktır devrimcilik.

Kürt siyasetinin kurtlarla bitmeyen dansi

Bir halk için tarih tekerrür ediyorsa, bu o halkın tarihten ders çıkarmadığını gösterir ki, vay o halkın haline. Burada kastedilen elbette halkın kendisi değil önderleridir. Kürtler de, önderleri tarihten pek ders çıkarmayan talihsiz bir halktır. Kürt önderleri yüz yıldan beri Türk devlet yöneticileriyle diyalog kurmaya çalışmış ama hep hüsrana uğramışlardır. Hatırlanacağı gibi daha birkaç ay önce devletle müzakere havası esiyordu Newroz' un barış güvercinleri uçurulan Kürt semalarında. Şimdi ise bir ümitsizlik rüzgârı esmekte halaylar çekilen o meydanlarda.

On’ların Öğrettiği

birer birer, biner biner ölürüz

yana yana, döne döne geliriz

biz dostu da düşmanı da biliriz

vurulup düşenler darda kalmasın…//

çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı

çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum…

sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata…”[1

 

Yukarıdaki dizeler Orhan Kotan’ın, Diyarbakır Zindanı’nda kaleme aldığı “Gururla Bakıyorum Dünyaya”sındandır; yazmaya gayret edeceklerimin özetidir sanki…

Aysel Tuğluk ve ekrad-i bi idrak

Fazla söze gerek yok.2007’de Kemalist bürokrasinin yaklaşan tasfiyesini öngöremeyip “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir.

Sayfalar