Çarşamba Ekim 14, 2026

İdeolojinin kadrosu olmak

Devrim gerçekleştiren komünist parti tarihleri incelenip araştırıldığında küçük burjuva ideolojisinin yönetim düzeyinde ve kolektifte etkili olmaya çalıştığı, egemen olduğu dönemlerin yaşandığı görülür. Proletarya partisinde silahlı savaşın bir savaş çizgisi olarak egemen olmadığı, burjuva-feodal sistemden ve onun ideolojisinden TAM KOPUŞ sağlanamadığı süreçlerde tasfiyeciliğin kısa süreli de olsa etkili olduğu ve olmaya çalıştığı dönemler yaşanmıştır. Bundan sonra da yaşanma olasılığının mümkün olduğu bilinmelidir. Proleter ideoloji üzerinde burjuva ideolojisinin etkisi olarak tanımlanan tasfiyeciliğin örgüt içinde görünür olduğu dönemlerde bir yandan ideolojik kargaşa ve kaos diğer yandan şiddetli ve sarsıcı ideolojik çatışmalar-gelişmeler yaşanır. Proleter ideoloji burjuva ideolojisine karşı savaşıp üstünlüğünü arttırdıkça ideolojik netlik, sağlamlık, devrimci ölçü ve kriterde açıklık kazanılır. İdeolojik temelli kazanımın sonuçları örgütsel-önderliksel boyuta yansır. Kitleselleşmenin zemini güçlenir.

Böylesi süreçte her pratik duruş, yürüyüş, konumlanış, hareket ve kişilikler dikkatlice analiz edildiğinde küçük burjuva olan her türden örtünün kolay parçalandığı rahatlıkla görülür. Hiçbir ara örtüye gerek kalmayacak şekilde örgüte ait ne varsa her şey gerçekliğin aynasında bir kez daha ölçülür. O güne kadar küçük burjuvaya ait olan yıllarca saklanmaya gizlenmeye çalışılan her şey bütün çıplaklığıyla açığa çıkar. Görünmeyen görünür, anlaşılmayan anlaşılır, tanınmayan tanınır hale gelir. Bu gerçeklik kadro ve militanlar için daha fazla geçerlidir.

Birinci olarak sınıf düşmanlarıyla yaşanan çatışma ve savaşımlarda ikinci olarak örgüt içinde küçük burjuvazinin etkin olmaya çalıştığı dönemlerde ona karşı yürütülen mücadelede kadroların-militanların gerçekliği ve kimliği hiç olmadığı kadar açığa çıkar. İdeolojik olarak yeterince katılım ve dönüşüm sağlayamayan, proleterleşip, gerçek anlamda dava insanı olamayan yarı-bilinçli, yarı-inançlı kişilikler-kimlikler-renkler daha kolay görünür olur.

Partinin ateşinin yükseldiği dönemler ideolojik sarsıntı yaşadığı dönemlerdir. Proleterleşemeyen iki sandalye arasında oturmaya devam eden çift kimlik, çift karakter taşıyanlar devrim ve sosyalizm davasına bağlı olmayan halka hizmet etmek yerine kendi kariyerist çıkarlarını esas alanlar, pasif ve zayıf olanlar bir anda aktifleşip etkin olmaya çalışırlar. Görünmezken görünür olmaya, silik ve pasif durumdan herkesi “hayrete düşürecek” şekilde aktif olmaya başlarlar. Bu değişimin nedeni ve yanıtı inandırıcı ve haklı zeminden olmadığı bir gerçektir.

Değişik durumlarda ve farklı biçimlerde çift kimlikli örneklere-pratiklere hiç olmadığı kadar fazlasıyla tanıklık edilir. Kariyer ve mevki düşkünü ne kadar küçük burjuva unsur varsa karmaşa ve kaos ortamlarında “durumdan vazife” çıkararak görev almaya aktif olmaya başlarlar. Bir anda keskin ve yemin billah “Partici-Kaypakkayacı” kesilirler.

“Yaşam rol yapmayı kaldırmaz. Eninde-sonunda gerçekler, gerçekliğini haykırır“

Toplantılarda gerçek fikirlerini-görüşlerini açık yüreklikle dürüst bir şekilde ifade etmeyen kimliğini ve rengini saklayıp gizleyenler ideolojik çatışmaların saflaşmaların açık yaşandığı dönemlerde kendini fazla gizleyemez. Gerçek yüzlerini açığa vurmak konusunda fazla direnemezler. Sözde ne darbeci tasfiyecilerden ne de tasfiyecilere karşı tavır alanlardan yana olmadığını “taraflar üstü”-“tarafsız” olduğunu ifade eden az sayıdaki kadro ise “taraflar üstü” olduğunu bu yönlü hareket ettiğini çevresindeki yoldaşlarına anlatmaya kabul ettirmeye çalışanların ise tasfiyecilerin huzurunda boynunu büküp önünde eğildikleri görülür.

Taşımadığı sahip olmadığı meziyetleri taşıyormuş rolünü oynayanlar, rol çalanlar, yoldaşlarının yanında farklı görüş savunanlar “sorumlularının” yanında efendisinin istediği görüşleri savunanlar, göze girmek için olmadık kılıklara girenlerin iç içe geçtiği bir dönem yaşanır.

Doğru olmadığını çok iyi bildiği halde inanmadığı sahte görüşleri savunmak “zorunda kalan” ve sanki geçmişten beri benzer görüşleri savunuyormuş görüntüsünü vermeye çalışanlar, yetki-kariyer-konum-mevki sahibi olmak için olmadık rollere girenler, birbirleri hakkında olumlu hiçbir fikre ve inanca sahip olmazken birbirleri hakkında olmadık şeyler söyleyenler tasfiyecilik zemini üzerinde bir araya gelip kader birliği yapmaya başlarlar. Kendisi olamayanlar başkasının “adamı”-“memuru” olanların sayısı artar. Bu süreçlerde hiçbir dönem olmadığı kadar kadroların-militanların gerçekliği açığa çıkar. İdeolojik kaos ve kargaşanın tasfiyeci süreçlerin yaşandığı dönemler kadro ve militanların gerçekliğini çok açık ve net bir şekilde tanındığı dönemler olur. Devrim ve sosyalizm davasına bağlı olanlarla sahte bir şekilde bağlı olduğunu gösterenler arasındaki çizgiler keskin ve kesin şekilde çizilir. İdeolojik olarak yetersiz-zayıf olanlar kaos ortamlarında daha fazla düşkünleşip-tutarsızlaşır ve çirkinleşir.

Unutmayalım ki, devrimci mücadele ve yaşam film setinden ibaret değildir. Yaşam rol yapmayı kaldırmaz. Eninde-sonunda gerçekler, gerçekliğini haykırır. Gerçeklere hürmet, aynı zamanda kendimize karşı da saygılı davranma anlamına gelir. Tasfiyeciliğe en iyi yanıtı ünlü Fransız yazar vermektedir. “Gerçeği toprağa gömerseniz büyümeye başlar. Ve öyle patlayıcı bir güç kazanır ki, yeryüzüne çıkarken her şeyi havaya uçurur.” Çünkü gerçekler devrimcidir. (Bir Partizan) 

53163

On çılgın insan arıyorum

Düzen siyasetçileri karabataklara benziyor. Bu sinsi kuşlar avlarını yakalayabilmek için şekil değiştirip onlar gibi görünür ve onlar gibi davranırlar. Zavallı balıklar kılık değiştirmiş bu katil kuşların kendi türlerinden olduğunu sanarak onlara yaklaşmakta bir sakınca görmezler. Bu tedbirsizlikleri onların feci sonu olur, tehlikenin farkına vardıklarında artık çok geçtir, kendilerini bir anda bu canavarların karanlık midesinde bulurlar.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi

24 Nisan insanlık tarihinin yaşadığı en büyük trajedidir!

Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız!

24 Nisan 2015 yılı, mazlum Ermeni halkının acı ve yıkımlarla dolu yaşadığı büyük trajedinin yüzüncü yılıdır. İnsanlık tarihine Jenosid (soykırım) olarak geçen bu insanlık suçu, aynı zamanda TC faşizminin barbarlığının da lanetlenmesi ve yargılanması gereken bir tarihtir.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi:Şan olsun partimiz TKP/ML’nin 43. kuruluş yılına

24 Nisan devrimin zorlu ve onurlu yoludur!

Rüzgâr bizden yana esiyor (Makale)

Devrimciler açısından en yoğun olduğu aylar içerisindeyiz.

Her yer çalkalanıyor!

Ardı arkası kesilmeyen doğal afetler, ardı arkası kesilmeyen savaşlardan kaçıp göç yollarında hayatını kaybedenler, ardı arkası kesilmeyen Türkiye topraklarına özgü 1 Mayıs saldırıları-tutuklamalar….

Ardı arkası kesilmeyen gerilla cenazelerini taşıyan eller, ardı arkası kesilmeyen Milletvekili Adayları’na dek uzanan tutuklamalar….

Bütün bu dünya döngüsü içerisinde; Avrupa’nın dört bir yanında organize edilen HDP ile Dayanışma Gecelerinin bir tanesi de, Almanya’nın Giessen şehrinde 3 Mayıs’ta gerçekleştirildi.

Devrilen “Çözüm” Masası Ve Topallayan Barış Süreci Üzerine…

7 Haziran seçimlerinin yaklaşması ile birlikte, seçimler ve ardından gelişecek süreç de şimdiden görünür hale gelmeye başlamıştır. Anketlere yansıyan rakamlar AKP’nin, son süreçte daha da ivmelenen gerilemesinin resmiyken, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ardından yaşanan AKP içerisindeki çatırdamalar ve güvensizlik iklimi bu gerilemeyi büyütmektedir.

Kemalizm, İttihat ve Terakki’nin devamıdır (Şunurov)

Alman emperyalizmine göbekten bağımlı İ ve T Partisi'nin yerini alan Kemalist'ler artık devletin tek sahibi oldular.Irkçı,milliyetçi devlet politikaları ile azınlıklara ve Kürt ulusu'na karşı inkar ve imha yollarına giderek Türkleştirme politikalarına geçildi.Ermeni katliamından sonra asimilasyon,sürgün ve katliamlar kemalist'lerin vazgeçilmez politikaları oldu.Dağa taşa yazılan ''Ne Mutlu Türküm Diyene'',''Her Türk Asker doğar''Türkiye Türklerindir''''Türkçe Konuş,Çok Konuş'' şeklinde ırkçı kampanyalardan en çok zarar gören Rum,Ermeni,Yahudi ve Kürt'ler oldu.Bütün milletlerin,Türk'lerden o

P/C’nin kuyunun dibinde gördügü gökyüzü!

Yürüyüş dergisinin 29 Mart 2015 tarihli 462. sayısında “Partizan’da tercihini parlamentarizmden yana yapmıştır” başlıklı bir eleştiri yazısı yayımlandı. Bu eleştiriye dair edinilen ilk izlenim, Yürüyüş ve P/C’nin ideolojik-politik mücadele yürütürken, meseleyi sadeleştirerek anlatmakla yüzeyselliği ve sığlığı iç içe geçirmeye devam ettiğidir. Çoğu zaman olduğu gibi de fena halde karıştırmayı sürdürdüğüdür.

Türkiye’de Genel Seçimlere İlişkin:Hacı Demirkaya

Türkiye 7 Haziran da yapacağı bir genel seçime hazırlanmaktadır. Türk egemen sınıfları ve bugünkü iktidarı aylardır bu sürece önemle hazırlanıyor. Bu önümüzdeki genel seçimler egemen sınıflar ve partileri için de, onlar dışında kalan toplumsal halk kesimleri (yani işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu) ve bu kesimlerin örgütleri açısından da önem taşımaktadır.

Emperyalistler, yerli uşakları egemen sınıflar ve mevcut siyasal iktidarı, egemen ve iktidar olmanın avantajlarıyla her türlü araçla süreci ve seçmeni yönetmekte ve yönlendirmektedirler.

Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına

Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var

Her Sınıf kendi ölüsüne ağlar

Akdeniz’de son bir ay içinde batan (batırılan) göçmen gemi ve teknelerinde 1500’e yakın insan öldürüldü. Yoksulların çığlıkları yine yıldızlara ulaştı, ama AB emperyalist burjuvazisine ulaşamadı.

Akdeniz’deki kitlesel yoksul göçmen katliamlarının acısı yine yoksullar üzerinde ağıt bırakırken, emperyalist Batı burjuvazisi kendi sınıfına yakışır bir şekilde; daha fazla “askeri önlemler”in alınmasından söz etti. Bu katliamların birinci derecede sorumlusunun kendisi değilmiş gibi, yine suçu Akdeniz’in sularında boğulanlarda buldular.

Sayfalar