Salı Ekim 13, 2026

İdeolojinin kadrosu olmak

Devrim gerçekleştiren komünist parti tarihleri incelenip araştırıldığında küçük burjuva ideolojisinin yönetim düzeyinde ve kolektifte etkili olmaya çalıştığı, egemen olduğu dönemlerin yaşandığı görülür. Proletarya partisinde silahlı savaşın bir savaş çizgisi olarak egemen olmadığı, burjuva-feodal sistemden ve onun ideolojisinden TAM KOPUŞ sağlanamadığı süreçlerde tasfiyeciliğin kısa süreli de olsa etkili olduğu ve olmaya çalıştığı dönemler yaşanmıştır. Bundan sonra da yaşanma olasılığının mümkün olduğu bilinmelidir. Proleter ideoloji üzerinde burjuva ideolojisinin etkisi olarak tanımlanan tasfiyeciliğin örgüt içinde görünür olduğu dönemlerde bir yandan ideolojik kargaşa ve kaos diğer yandan şiddetli ve sarsıcı ideolojik çatışmalar-gelişmeler yaşanır. Proleter ideoloji burjuva ideolojisine karşı savaşıp üstünlüğünü arttırdıkça ideolojik netlik, sağlamlık, devrimci ölçü ve kriterde açıklık kazanılır. İdeolojik temelli kazanımın sonuçları örgütsel-önderliksel boyuta yansır. Kitleselleşmenin zemini güçlenir.

Böylesi süreçte her pratik duruş, yürüyüş, konumlanış, hareket ve kişilikler dikkatlice analiz edildiğinde küçük burjuva olan her türden örtünün kolay parçalandığı rahatlıkla görülür. Hiçbir ara örtüye gerek kalmayacak şekilde örgüte ait ne varsa her şey gerçekliğin aynasında bir kez daha ölçülür. O güne kadar küçük burjuvaya ait olan yıllarca saklanmaya gizlenmeye çalışılan her şey bütün çıplaklığıyla açığa çıkar. Görünmeyen görünür, anlaşılmayan anlaşılır, tanınmayan tanınır hale gelir. Bu gerçeklik kadro ve militanlar için daha fazla geçerlidir.

Birinci olarak sınıf düşmanlarıyla yaşanan çatışma ve savaşımlarda ikinci olarak örgüt içinde küçük burjuvazinin etkin olmaya çalıştığı dönemlerde ona karşı yürütülen mücadelede kadroların-militanların gerçekliği ve kimliği hiç olmadığı kadar açığa çıkar. İdeolojik olarak yeterince katılım ve dönüşüm sağlayamayan, proleterleşip, gerçek anlamda dava insanı olamayan yarı-bilinçli, yarı-inançlı kişilikler-kimlikler-renkler daha kolay görünür olur.

Partinin ateşinin yükseldiği dönemler ideolojik sarsıntı yaşadığı dönemlerdir. Proleterleşemeyen iki sandalye arasında oturmaya devam eden çift kimlik, çift karakter taşıyanlar devrim ve sosyalizm davasına bağlı olmayan halka hizmet etmek yerine kendi kariyerist çıkarlarını esas alanlar, pasif ve zayıf olanlar bir anda aktifleşip etkin olmaya çalışırlar. Görünmezken görünür olmaya, silik ve pasif durumdan herkesi “hayrete düşürecek” şekilde aktif olmaya başlarlar. Bu değişimin nedeni ve yanıtı inandırıcı ve haklı zeminden olmadığı bir gerçektir.

Değişik durumlarda ve farklı biçimlerde çift kimlikli örneklere-pratiklere hiç olmadığı kadar fazlasıyla tanıklık edilir. Kariyer ve mevki düşkünü ne kadar küçük burjuva unsur varsa karmaşa ve kaos ortamlarında “durumdan vazife” çıkararak görev almaya aktif olmaya başlarlar. Bir anda keskin ve yemin billah “Partici-Kaypakkayacı” kesilirler.

“Yaşam rol yapmayı kaldırmaz. Eninde-sonunda gerçekler, gerçekliğini haykırır“

Toplantılarda gerçek fikirlerini-görüşlerini açık yüreklikle dürüst bir şekilde ifade etmeyen kimliğini ve rengini saklayıp gizleyenler ideolojik çatışmaların saflaşmaların açık yaşandığı dönemlerde kendini fazla gizleyemez. Gerçek yüzlerini açığa vurmak konusunda fazla direnemezler. Sözde ne darbeci tasfiyecilerden ne de tasfiyecilere karşı tavır alanlardan yana olmadığını “taraflar üstü”-“tarafsız” olduğunu ifade eden az sayıdaki kadro ise “taraflar üstü” olduğunu bu yönlü hareket ettiğini çevresindeki yoldaşlarına anlatmaya kabul ettirmeye çalışanların ise tasfiyecilerin huzurunda boynunu büküp önünde eğildikleri görülür.

Taşımadığı sahip olmadığı meziyetleri taşıyormuş rolünü oynayanlar, rol çalanlar, yoldaşlarının yanında farklı görüş savunanlar “sorumlularının” yanında efendisinin istediği görüşleri savunanlar, göze girmek için olmadık kılıklara girenlerin iç içe geçtiği bir dönem yaşanır.

Doğru olmadığını çok iyi bildiği halde inanmadığı sahte görüşleri savunmak “zorunda kalan” ve sanki geçmişten beri benzer görüşleri savunuyormuş görüntüsünü vermeye çalışanlar, yetki-kariyer-konum-mevki sahibi olmak için olmadık rollere girenler, birbirleri hakkında olumlu hiçbir fikre ve inanca sahip olmazken birbirleri hakkında olmadık şeyler söyleyenler tasfiyecilik zemini üzerinde bir araya gelip kader birliği yapmaya başlarlar. Kendisi olamayanlar başkasının “adamı”-“memuru” olanların sayısı artar. Bu süreçlerde hiçbir dönem olmadığı kadar kadroların-militanların gerçekliği açığa çıkar. İdeolojik kaos ve kargaşanın tasfiyeci süreçlerin yaşandığı dönemler kadro ve militanların gerçekliğini çok açık ve net bir şekilde tanındığı dönemler olur. Devrim ve sosyalizm davasına bağlı olanlarla sahte bir şekilde bağlı olduğunu gösterenler arasındaki çizgiler keskin ve kesin şekilde çizilir. İdeolojik olarak yetersiz-zayıf olanlar kaos ortamlarında daha fazla düşkünleşip-tutarsızlaşır ve çirkinleşir.

Unutmayalım ki, devrimci mücadele ve yaşam film setinden ibaret değildir. Yaşam rol yapmayı kaldırmaz. Eninde-sonunda gerçekler, gerçekliğini haykırır. Gerçeklere hürmet, aynı zamanda kendimize karşı da saygılı davranma anlamına gelir. Tasfiyeciliğe en iyi yanıtı ünlü Fransız yazar vermektedir. “Gerçeği toprağa gömerseniz büyümeye başlar. Ve öyle patlayıcı bir güç kazanır ki, yeryüzüne çıkarken her şeyi havaya uçurur.” Çünkü gerçekler devrimcidir. (Bir Partizan) 

53142

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

“Newroz coşkusuyla gözaltı, tutuklama ve yasakları hükümsüz kılalım”

“Devrimci, demokrat, ilerici güçleri pres operasyonlarıyla sindirmeye, korkutmaya, yıldırmaya yönelik hiçbir baskı politikası bugüne kadar başarıya ulaşamadı, bugünden sonra da başarılı olmayacak” şeklinde açıklama yapan Partizan açıklaması şu şekilde sürdürdü: “Faşist Kemalist Diktatörlüğün geleneksel olarak uyguladığı katliam politikaları devam ediyor. Bugün de başta Kürt ulusu olmak üzere azınlık milliyet ve inançlara, ezilen yoksul halka, işçi sınıfına, kadınlara, LGBTİ’lere yönelik imha, inkar ve asimilasyon politikaları hız kesmeden devam ediyor.

Sedat'a….. Ihsan Feridun Berkin

Sen’inle 1977 yılında, kavurucu bir Ağustos gecesinde, İzmir Karabağlar’da bir gecekondu’da tanışmıştık. Sen, Ben ve bir arkadaş daha, el yapımı iptidai bir matbaa ile, sabaha kadar binlerce bildiri basmıştık. Bildirilerin mürekkepleri kuruyup, üst üste istifledikçe keyfimize diyecek yoktu doğrusu ; rotatif misali çalışıyordu körpe kollarımız ; rotatif ne kelime….ertesi günkü mitingde dağıtılacak binlerce bildiriyi, o gece sabaha kadar sadece biz üçümüz basacaktık.

Newroz;Köhnemişe isyan,mazluma kardeştir!

Newroz, sınıf mücadelesi tarihinde zulme karşı yeni bir sayfa açma hamlesidir. Demirci Kawa’nın bu devrimci hamlesi tarihseldir, gelecek kuşakların ve toplumların isyan-direniş geleneğidir.

Newroz Ortadoğu ve ortaasya toplumlarının bilincinde yenilenme, başlangıcın ifadesidir. 21 Mart’ı dönüm noktası olarak kavrayan toplumsal bilinç hamle yapmaya, geçmişin ağır yükünden kurtulmaya da hazırdır. Demirci Kawa’nın Dehak’ın zulmüne karşı haysiyet, onur ve geleceği kazanma mücadelesi Newroz’un başlangıç, yenilenme özünün devrimci karaktere bürünmesini sağlamıştır.

Bu Senin Hikâyendir

Sen bir halksın. "MÜMİN VE EFENDİ" bir halksın.

Halkların devrimci birliği

Emperyalizm bir yandan ranta dayalı sermayesini büyütürken diğer yandan ezilen dünya halklarının yaşamında büyük bir ağırlık olarak duran sefaletin yaratıcısı ve sorumlusudur. Dünyada var olan ve yaşanan köleliğin ve yoksulluğun yaratıcısı ve sürdürücüsü durumunda olan emperyalizm bütün faşist-gerici ulus devletlerle birlikte yaşatılan soykırım ve katliamlarında baş sorumludur. Emperyalistler ve yerli gerici faşist iktidarlar Ortadoğu’da ve ülkemizde ulusal-dinsel-mezhepsel çatışmaların düşmanlıkların yegane sorumlularıdır.

Kürdistan boşalıyor!

Özyönetim ve Hendek

Katliam, yıkım ve göçün diyarı oldu !
Oysa birkaç ay öncesine kadar umutlanmış ve özyönetimle kendi kendimizi yöneteceğimize dair hesaplar yapmıştık.
Devletin Moğol psikozuyla Kürdün kendi kendini yönetme isteğini bastıracağını kimse düşünememişti, düşünemezdi, zira Erdoğan, İran mola rejiminin sünni versiyonlu dinci rejiminin ayak yerini yapmak için yapay bir barış ortamı yaratmıştı. Bu barış ortamına hepimiz kandık, "yetmez ama evet" lerle destekledik, rehavete kapıldık ve işlenen tüm suçlara da ortak olduk.

Umudun Yazarı Sizler Gibi Olmaksa ...

İnsanı faşistlikten kurtaran sevdikleri için üretikleri değil ki .

İnsanı faşistlikten kurtaran sevdikleri dışındaki insanlar içinde üretmesidir .

Vallah zenginlere döndük. Billahta zenginlere döndük. 

Hani şu nasıl kazanıldığını bilmeyen,  har vurup harcayan,  çocukları olan zenginler var ya,  ha…  onlara döndük.

Bu kadar da olmaz ki .  

Dünyanın neresinde halkın sosyal yaşantısının içerisinde çıkıp gelen tınılar  çalındığında devrimcide burçak tarlasına iştirak etmez ki .

Bir şeyde diyemiyorsak .

Berlin’e Savaşı Öldürmek İçin Gitmek

„Çocuklarınıza mutlaka şunu anlatın;Bizler, kadınlar olmasaydık,1945’inİlkbaharı da olmazdıYaşanmazdı”(Nonna Aleksandrovna)[1]

Berlin’e Savaşı Öldürmek,Sur’a Kürt katliamını Durdurmak İçin Gitmek...

 II. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın en vahşi günleriydi. Bütün emperyalistlerin dört gözle, Sovyetlerin Nazilerin eline düşmesini beklediği anlardı. Ama, Nazilerin hesaplayamadığı bir şey vardı. Sovyet kadınları...

TKP/ML-MK:8 Mart emekçi kadınların örgütlenmiş isyanıdır!

8 Mart 1857’de Amerika’da Kadın işçilerin temel hakları için mücadele ederken 129’nun yanarak katledilmesiyle temel buldu Dünya emekçi Kadınlar günü. Proleter kadınların kapitalizme karşı açtığı isyan bayrağının kızıl rengi bugün kadın hakları mücadelesinin hala temel itim gücü olmaya devam ediyor. 1857 ile rengini alan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü, bugün kadınların sınıfsal sorunları yanında ezilen cinsiyet olmasından kaynaklı sorunlarla birlikte daha geniş anlama bürünen bir toplumsal mücadele karakteri kazanmıştır.

Son kavga sınıf kavgasıdır! İsmail Cem Özkan

“Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” Köroğlu

Sınıf kavgasında taraflar meydana çıkıp er kavgası yapmamaktadır… Köroğlu değimi ile tüfek icat oldu. Bir tüfeğin sınıf lehine kullanılması ve sınıfı için sermaye birikimi aracı olduktan sonra savaşlar meydanlara çıkıp, daha karmaşık ilişkilerin olduğu bir alana kaydı. Kapalı kapılar arkasında verilen kararlar sonucu birçok insan haberi dahi olmadan, ne için öldüklerini bilmeden toplu katliamların, soykırımların kurbanı oldu.

Koçgiri'nin Onurlu Direnişi‏

Bilinmelidir ki, 1921’de Koçgiri, 1930’da Zilan ve 1937-38’de Dersim’de yaşananlar, resmi belgelerde tahrif edilerek gösterilmeye çalışıldığı gibi asla isyan değil, birer katliamdır. Hatta Dersim 1937-38 bir soykırım girişimidir.

Gelo ew ki ye / Jı wé da te ye /

Çı bejnik le ye / We ki reyhan e /

Navé wî Alîşer e / Him mér e him reyber e /

Li çiya ye Koçgîriyê zulfîkare

Sayfalar