Çarşamba Ekim 7, 2026

Hindistan İşçi Ve Emekçilerin Tarihi Mücadeleleri İle Enternasyonal Dayanışma Her Alanda Yükseltilmelidir

Emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin "sosyalizm hayalleri öldü” yaygaraları, küçük burjuvazinin sosyalizmden öcü görmüş gibi kaçarak: ”işçi sınıfının devrimciliği bitti” söylemleriyle liberal burjuvazinin ideolojik ve siyasal güzergahında yerini almaları; dünyada işçi ve emekçilerin sosyalizme olan güvenini bütünüyle yıkmaya yetmediği gibi, onların sosyalizm için mücadele ateşini yükseltme savaşımının önünde de engel olamıyor. Her türlü baskının ve yoksulluğun reva görüldüğü Asya kıtasının işçi ve emekçileri; uzun bir süredir Komünist Manifesto’nun öngörüsünü, Mao’nun "Doğu rüzgarı Batı rüzgarını alt edecektir” sözünü doğrularcasına devrimci mücadeleyi yükseltmeye devam ediyorlar. Dünyanın çatısı Nepal’de devrimci dalga emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin yüreğine büyük bir korku salarken, bu korkuyu daha da büyüten Hindistan işçi ve emekçilerin mücadelesi peşi sıra geldi. Emperyalist burjuvazi ve dünya gericiliği, işçi ve emekçilere; "kapitalizmin başka alternatifi yok” diyerek, sosyalizmi unutturmaya çalışırken, uzak Asya’da, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan milyonların, sosyalizmi yeniden kazanma girişimleri durdurulamaz boyuttadır ve buradaki mücadele, bütün dünya emekçilerine büyük bir moral vermektedir. Herhangi bir ülkedeki işçi ve emekçilerin burjuvaziye karşı mücadelesi, bütün dünya emekçilerinin bir kazanımı, burjuvazinin ise kaybı demektir. Nepal’de ki mücadele de kendi güzergahında düşe kalka ilerlemekte ve bütün ülkelerin sınıf bilinçli işçileri buradaki mücadeleyi, destekleriyle beraber büyük bir dikkatle izlemektedirler. Buradaki devrim, bazı sarsıntılar geçirse de, kendi rotasında ilerlemeye devam edecektir. Yaklaşık bir milyar üçyüz milyon insanın yaşadığı, 17 resmi ve en az 22 farklı dilin konuşulduğu, devasa kapitalist gelişmenin yanında ona koşut olarak devasa yoksulluğun yaşandığı ve yarı-feodal ekonomik yapınında var olduğu, ve deyim yerindeyse dünyanın ekonomik, siyasal ve sosyal laboratuvarı olan Hindistan’da işçi sınıfının önderliğinde sosyalizm için mücadele hiç bir zaman sönmedi. Sosyalizm meşalesi, bazan alevlenerek, bazan ise köz halinde hep var oldu. Bugünkü Hindistan’da bazı eyaletler de kendine Marksist diyen partiler iktidardadır. Hatta Hindistan’ın üçüncü güçlü partisi olarak Hindistan Komünist Partisi (Marksist) olduğu ileri sürülmektedir. Ancak, bu partinin marksizm ile bir ilişkisi olmadığı gibi, gerçek marksistlere karşı devletle beraber savaşmaktadır. Yani, bunlar gerici devletin partileridir. Hindistan gerici devletinin her türlü baskı ve şiddeti kullanarak bastırmaya çalıştığı Hindistan Komünist Partisi (Maoist)’in mücadelesinin tarihi eskilere dayanmaktadır. Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkisiyle MLM düşüncelerin hızla yayılması ve bu düşüncelerin pratiğe dökülmesiyle, bugünkü mücadelenin başlangıcı atılmış oldu. Bu mücadelenin unutulmaz önderi ve bugün de HKP(M)’nin önder olarak kabul ettiği Çaru Mazumdar’dır. Onun önderliğindeki Naksalbari (naksalit) ayaklanması, Hindistan’ın son 50 yıllık tarihi içinde önemli bir yer tutmaktadır ve bugünkü mücadele de hala halk arasında ve hatta burjuvazi tarafından da bu adla anılmaya devam etmektedir. Naksalbari köylü ayaklanmasının kanlı bir şekilde bastırılması ve Çaru Mazumdar’ın ölümünden sonra, Hindistan Komünist Partisi/ML, küçük guruplara ayrılarak dağıldı. Çaru Mazumdar’ın izinden giden ise HKP/ML (Halk Savaşı) adlı parti oldu. Bunun dışında daha bir çok parti ve grupta Çaru Mazumdar’ın takipçileri oldular. 1990’ların ortalarından itibaren başta HKP/ML (HS) olmak üzere diğer bir kaç parti ve grup’ta silahlı mücadeleye başladı ve süreç içinde bunların hepsi birleştiler ve birleşik partinin ismini HKP(Maoist) oldu. Maocu partilerin birleşmesiyle, bu parti önderliğinde ki sınıf mücadelesi daha ileri bir boyuta yükseldi. Kırsal alanlarda gerilla savaşı veren parti, şehirlerde ise işçi ve yoksul emekçiler içinde güçlü bir kitle örgütlenmesi gerçekleştirdi. Aydınlar arasında da giderek saygı kazandı ve onlar içinde de örgütlendi. Hindistan gericiliği, "maocuları” altetmek için, korkunç bir baskı uygulamaktadır. Son aylarda da topyekün saldırıya geçti ve bu konuda hava kuvvetlerini de kullanma kararı aldı. Her ne kadar devrimci-demokrat kesimde buna karşı tepkiler yükselse de, Hindistan gericiliği , işçi ve emekçilerin HKP(M) önderliğindeki haklı ve meşru mücadelelerini kanlı bir şekilde bastırmak amacından vazgeçmeyecektir. Hindistan Devriminin Dinamikleri Hindistan’ın Marksizmle tanışması 1900’lü yılların başına kadar gider. Lenin önderliğinde kurulan 3. enternasyonal’de Hindistan kökenli delegeler yer almıştır. Hindistan’ın Marksizmle tanışması eski olmasına karşın, 1960’lardan sonra gerçek komünist partileri kurulur. Esas olarakta BPKD’nin etkisi burada büyük olur. Bugünkü devrimci mücadelenin de bu etkinin devamı olduğunu, köklerinin oradan geldiğini söylemek, bir gerçeği vurgulamaktır. Hindistan’da işçi sınıfı güçlü bir yapıya sahiptir ve burada kapitalizm tarihi sömürgecilik kadar eskidir. Yani, İngiliz sömürgeciliği döneminde kapitalizm girmiş ve gelişmiştir. Buna karşın yarı-feodal diyebileceğimiz bir ekonomik sistemin varlığından kaynaklı topraksız ve az topraklı geniş bir köylülük mevcuttur. Nüfusun yaklaşık %60’ı nüfusu 5 binin altındaki köylerde yaşıyor. 2006’da 17 bin köylü "borç” yüzünden intihar etti. Nüfusun % 44’ü günde bir ABD dolarının altında yaşıyor. Milyonluk büyük şehirlerde yaşayanların üçte biri sefalet içinde "SLUM” denilen derme çatma klübelerde yaşıyor.( Dünya Bankası verileri) Yoksulluğa ters orantılı olarak zenginlik de bir avuç insanın elinde toplanmış durumda. Hindistan’da 53 ABD Doları milyarderinin yanı sıra 60 binden fazla milyoneri ve 350 nüfusluk milyonluk orta sınıf var (Müthatliler Birliği yayınları 2008) Hindistan devriminin dinamiklerinin başında işçi sınıfı olmak üzere genel nüfus içinde büyük bir orana sahip az topraklı ve topraksız yoksul köylüler gerilla mücadelesinin temel gücünü oluşturuyor. HKP(M)’nin de kırsal alanda dayandığı yoksul köylülüktür. Bunun yanında şehirlerde de güçlü örgütlenmelere sahiptir. Özellikle Şehirlerin yoksul varoşlarında yaşayan kitleler içinde ve işçiler arasında derinlemesine örgütlenmeye sahiptirler. Yer yer genel grevler örgütledikleri ve bu grevlere binlerce işçinin ve memur emekçilerinin katıldığı bilinmektedir. Sınıf farklılığın çok belirgin olduğu, sosyal farklılaşmanın derinlemesine yaşandığı, yani, toplumsal ve sınıfsal çelişmelerin keskin olduğu bu ülkede, doğru bir siyaset izleyen KP kitleler içnde kök salabilir. HKP(M)’de bu özelliklere sahip bir parti olduğu için kitleler içinde kök salmıştır. HKP(M), bugünkü düzeyini kolay yakalamadı. Somut koşulların somut tahlilinden hareket ederek, teori ve pratiğin birliğini ve birbirinin önünü açarcasına uygulayarak emin ve kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. O, Hindistan geçekliğini, toplumsal ve sınıfsal çelişmeleri doğru analiz edip, kendi devrimci pratiğine yön vermesini bildi. Ayrıca, burjuva basınının yansıttığı kadar HKP(M)’nin önder kadroları uzun yıllar mücadele içinde pişen kişilerden oluşmaktadır. Bugünkü durum, ağır bedeller karşılığı ilmik ilmik örülerek başarıldı. "Slumdog’un” Maocuları Sosyalizmi Er Geç Kuracaklardır Dünya gericiliği, Nepal’deki devrim mücadelesini boğmak için yoğun çaba harcadı. Ve şimdi Hindistan’daki devrim mücadelesini bastırmak için, Hint gericiliğini her açıdan desteklemektedir. Çünkü, buradaki devrimin başarısı, 1917 Rus devriminin yarattığı sarsıntı gibi dünyayı derinden sarsacatır. Dünya işçi ve emekçilerine büyük bir moral ve mücadele motivasyonu yaparken, burjuvaziye de o denli darbe vuracaktır. Bu açıdan, emperyalist burjuvazi, Hindistan’daki Maocu dalganın önüne geçilmesini isterken, uluslararası işçi sınıfı ve ezilen yığınlar ise, Hindistan işçi ve yoksul emekçilerin ve yoksul köylülüğün haklı mücadelesine en yüksek desteği, kendi gelecekleri açısından da olsa vermekle karşı karşıyadırlar. Hindistan işçi ve emekçilerin mücadelesinin gelişmesi ve boyutlanması, sosyalizme adım adım yaklaşmaları, öncelikle Himalya tepelerinden eteklerine doğru dalga dalga devrimin yayılmasını getirceketir. Salt Asya kıtasını değil, bütün kıtaları saracaktır. Bu subjektif bir gözlemden öte, gerçekleşebeilecek bir olgudur. 21. yüz yıl işçi ve emekçilerin yılı, sosyalizmin geliştiği ve güçlendiği yıllar olacaktır derken, dünya konjonktüründeki emek-sermaye arasındaki çatışmalı gelişmeler ve durumların dikkate alınması üzerine söylenmiş bir öngörüdür. Son yıllarda küçük burjuva oportünizmi, Latin Amerika ülkelerinde bazı reformist burjuva liderlerini "sosyalist” olarak işçi ve emekçilere sunmaya büyük bir gayret gösterirlerken, Hindistan’daki geleişmelere ise kulak tıkıyorlar ya da görmezden gelmeye çalışıyorlar. Oysa orada işçi ve emekçilerin ağır bedeller karşılığında zorlu bir mücadeleleri var. Buradaki mücadele ezilen kitlelerin kendi kurtuluşları için verdikleri bir mücadeledir. Latin Amerika’daki bazı reformist görünümlü burjuva liderlerin konumları ise, kitlelerin daha ileri mücadelesini geri çekmek ve reformizin içine haps ederek, onları pasifleştirmektir. Marksistlerin görevi, reformistleri ne desteklemek ne de güçlendirmek, tersine onların gerçek yüzlerini kitlelere göstermek ve teşhir etmek olmalıdır. MLM’lerin görevi; işçi ve emekçilerin çıkarlarını savunan, işçi sınıfı önderliğindeki mücadeleleri daha aktif desteklemek olmalıdır. Bunu yapmayan MLM olamaz. Ya da "onlar silah kullanıyor” diyerek, burjuvazi ile aynı jargonu kullananların "marksist” kılıklı zavallılıkları ise bir başka acınacak durumdur. Burjuvazi, devrimcileri "gül”le mi karşılıyor? Burjuvazi, kitlelerin en küçük demokratik hak mücadelelerini bile içine sindiremezken ve yer yer katliamlara varan saldırılara girişirken, bunu görmeyip, komünistlerin ve devrimcilerin meşru ve haklı mücadelelerini "terör” olarak değerlendirmek, en iyimser yaklaşımla "yanlış bir algılama”dan öte, ideolojik olarak burjuvazi ile aynı saflarda yer almaktan kaynaklanıyor. Hindistan gericiliği, HKP(Maoist)’in başta önderleri olmak üzere kadro ve üyelerine karşı bir sürek avı sürdürmektedir. Yakladıklarını ise sorgusuz sualsiz katletmekte ya da ağır işkencelerden geçirerek, ağır hapis cezalarıyla zindanlara tıkmaktadır. HKP(M)’yi destekleyen ya da destek verdiğinden şüphelenen köylüler ve emekçiler katlediliyor ya da köyler bombalanıyor. Böylesine bir vahşet uygulayan gericiliğe karşı mücadele eden kitlelerin mücadelesini görmezden gelip, burjuvazinin jargonu ve yaklaşımıyla konuşanlar işçi ve emekçilerin dorstu olamaz. İşçi ve geniş emekçi kesimleri ile Hint gericiliği arasındaki mücadelede, emperyalist burjuvazi ve dünya gericiliği Hint gerici develetine açık destek verirken, uluslararası işçi ve emekçiler de Hindistan işçi sınıfı ve ezilen yığınların mücadelesine açık destek vermelidirler. Başta işçi sınıf örgütleri olmak üzere devrimci demokratik kitle örgütleri de Hindistan işçi ve emekçilerin bu haklı mücadelesini desteklemeli, oradaki burjuvazinin katliamını ve baskılarını teşhir ederek protesto etmelidirler. Yusuf KÖSE 29 Kasım 2009 |

114916

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

„Dersim katliamının gerçek sorumlusu„ sorunu üzerine

Taner Akçam, „Dersim ve Tarihle Yüzleşmek“ başlığı taşıyan sunumunda ; „Dersim idamlarından hareketle, Türkiye‘de tarihle yüzleşme sorunları üzerine yedi tez ileri sürmek istedim.“ der, ve bu tezlerin birinde de şunları ileri sürer:

„Tez dört: Dersim katliamını Cumhuriyet Halk Partisi örgütlemiş ve hayata geçirmiştir; bu cümle bu açıklıkta söylenmedikçe bu ülkeye demokrasi ve barış gelmez.Cumhuriyet Halk Partisi‘nin Dersim insanına özür borcu vardır.(...)“ (Özgür Gelecek .16.11.2020).

Irkçılık/ Faşizm Suçu[*]

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine!”[1]

 

Irkçılık, faşizm tartışmaya açık değildir; kapitalizmden mülhem, insan(lık)a karşı işlenmiş ve hâlâ işlenmekte olan bir suçtur. Dört yanımız ırkçılık, faşizm suçuyla kuşatılmışken; eski Zimbabwe Başkanı Robert Mugabe’nin şu uyarıları “es” geçilmemeli:

“Beyaz arabalar hâlâ siyah lastikler kullandıkları sürece ırkçılık asla bitmeyecektir.

Yoksulların Başkaldırısı ve Kadınlar (Tarihsel Bir Bakış)[*]

 “Bilginin elde edilmesi,

bizi iyiye ulaştıracaktır.”[1]

 

“Yeni sol” söylemler, postmodern tahlillerin ışığında, genellikle ezilenlerin durumlarının parçalılığı üzerinde durur ve bunun sonucu, parçalı mücadele stratejilerini öngörür. Etnik unsurlar kimlikleri, kadınlar cinsiyet eşitliği, işçiler hakları, LGBTI bireyler tanınma… için mücadele etmelidirler; bu mücadeleler arasında zorunlu bir nedensellik ya da hiyerarşi yoktur; bunlar en iyi olasılıkla koordine edilebilir- geçici olarak…

Մենք կ՛հաղթենք! Biz Kazanacağız! (2) Türk Özel Savaş Medyasının Yalanları!

27 Eylül 2020 tarihinde TV’ler “muhabir” görünümündeki özel savaş elemanlarıyla Bakü’den naklen yayına başladılar. Bu özel savaş elemanları, “Ermeni saldırısının” duyurusunu yaparak savaşın başladığını ilan etti.

Türk medyasının bu kadar hızlı bir şekilde Bakü’ye giderek canlı yayına geçmesi, TC devletinin Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’a saldırısının önceden bildiği; daha doğru bir ifade ile bu saldırıyı başından itibaren kendisinin planladığı, Azerbaycan ordusunu harekete geçirdiği, fiili olarak yönettiği anlamına gelmektedir.

Adım Karabağ:Nubar OZANYAN

Binlerce yıldır yaşadığım bu toprakları ilim, bal ve gül diyarı yapmışım; kadınlar olmuş yaşamın ve mutluluğun isimleri. Müzik ve şarap, ekmek kadar kutsal olmuş soframızda. İnanana da inanmayana da açmışız kapımızı, ekmek ve şarabımızı bölüşmüşüz. Burada yaşamak mucizedir. Her ağaç Ermeni kokar. Her hercai menekşe, özgürlük solur. Medeniyetlerin beşiği topraklarımızda, kaç kavmin geçtiğini saymadan yaşamışız.

İttifaklar sorunu üzerine

Kısa bir süre önce, “Partizan ile Özgür Gelecek ayrılığının” merkezindeki konu olarak ‘ittifaklar sorunu’na dair başlıklı bir makale okudum.

Makale, “Partizanın Defteri”nde, fikret karavaz tarafından kaleme alınmış.

Yazarın kim olduğu hakkında herhangi bir bilgim yok. Ancak muhtemelen kaypakkaya geleneğinden bir arkadaştır.

Böyle olması durumunda da attığı başlığı bir yerlere oturtmak pek mümkün olamıyor: Çünkü bilebildiğim kadarıyla yakın dönemde “Partizan” ve ‘‘Özgür Gelecek” ismi altında bir ayrılık yaşanmadı.

Barbarlığın Son Halkası Ve Samuel Paty…

Dağlık Karabağ’da (Artsakh-Արցախ) yürütülen Onur Direnişi 35. gününde kuşatma, ağır savaş ihlalleri, yağma, talan ve işgal hareketleri ile devam ediyor.

Diğer tarafta Rojava’da aynı bela ile karşı karşıya kalmış ama direniş sayesinde bugün varlığını sürdüren Kürt Halkı’nın haklı gururunu yaşadığı ve dünya halklarına armağan edilen “Dünya Kobane Günü” 2 Kasım her tarafta sevgi gösterileri ile kutlandı.

Dünya Kobane Günü Kutlu olsun! (1ê Mijdarê Roja Kobanê ya Cîhanê pîroz be!)

Parçalı Önderlik

Parçalı iş yapma, parçalı devrimcilik, parçalı müdahale, parçalı planlama-düzenleme ve yöneticilik-önderlik yapmanın arkasında bilimsel temelde bütünlüklü olarak düşünememek vardır.

Her şeyin başlangıcı ve temeli olarak yanılgı ve katılığa düşmemek için gerçeğin bilgisine olabildiğince yakın olacak tarzda, onun bütün yanlarını, ara bağlantılarını inceleyecek şekilde düşünmek vardır.

Genç yürümek /Nubar Ozanyan

25 Ekim’de “Özgürlüğümüz İçin Faşizme Karşı Birlikte Yürüyoruz!” kampanyasının duyurusunu yapıp amaçlarını açıklamak isteyen gençlik örgütlerine polis saldırdı. Gençliğin dinamik ve militan sesini kesmek, birleşik mücadele fikrini boğmak için yapılan bu saldırıda, dikkat çeken bir nokta vardı. O da polisin İbrahim Kaypakkaya’nın posterini bahane edip eyleme saldırmasıdır. Polisin saldırısında, devrimci gençlik kararlı bir karşı koyuşla önderlerini sahiplendi. Yürüyüşlerinin zorluklarla dolu olduğunu daha işin başında gördüler.

Unutmamak, Devrimci Bir Eylemdir…[*]

“Daha güzel değil hiçbir şey

Birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan.”[1]
 

Hâlâ Onlarlayız; Onlardanız[*]

“Hiçten hiçbir şey çıkmaz,

var olan
hiçbir şey yok edilemez.”[1]
 
“Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar...

Sayfalar