Hepimiz Kürt’üz! (Nubar OZANYAN)
İttihatçı soykırımcı Kemalist zihniyet yine katliam ve yıkım peşinde. Aklını ve elini Kürdistan’ı bombalamak, ormanları yakmak, sel faciası ile başbaşa bırakmak, Kürt emekçilerini ırkçı saldırılarla katletmek için kullanmaktadır. Manavgat, Muğla, Antalya, Adana, Mersin, Kayseri, Adana, Muş alev alev yanarken bir yangın söndürme uçağı bile “bulamayan” AKP-MHP faşist iktidarı, Kürdistan'ın her karış toprağını onlarca uçakla bombalayabilmektedir.
Açlık ve yokluk yetmezmiş gibi şimdi de yaşam alanları ve yerleşim yerleri yangın yerine çevrilmekte, Kürdistan bombalanarak ölüm, halk için zorunlu bir tercih olarak sunulmaktadır.
Bir asırdan fazladır TC devletinin ne zihniyeti ne de yaptıkları değişti. İşçi ve kadın cinayetleri hızından bir şey kaybetmezken her gün yeni bir ırkçı saldırıyla Kürtlere, Alevilere, mültecilere karşı düşmanlık örgütlenmekte, ayrımcılık ve nefret dili rezilce ortalığa serilmektedir.
Konya Meram’da Kürt bir aile “burada tek bir Kürt kalmayacak!” zihniyetiyle hunharca katledildi. Yetmedi, evleri ateşe verildi. Orman yangınları üzerinden oluşturulan nefret dilinin Kürt halkına yönelik lince dönüşmesi, suçlananın yine Kürtler olması tesadüf değildir. Bütün bu olup bitenler bir devlet politikasının ürünüdür. Ülkede nerede bir toplu katliam ve gözü dönmüş linç saldırısı varsa bilin ki orada İttihatçı-Kemalist devletin kanlı eli, ırkçı faşist zihniyeti vardır.
Ayntap (Antep) Mebusu Ali Cenani 4. dönem Kemalist hükümete mebusluk yapmış, Ermeni Soykırımı sürecinde sürgün-sevkiyattan sorumlu tutulmuş cani bir İttihatçıdır. Ermenilere karşı sert önlemler alındığı sorulduğunda “Türklüğün iyiliği ve çıkarı bizim böyle davranmamızı gerekli kılıyor” diye yanıtlamıştır.
O zaman “Günümüzde dost kalamayız. Şu an ben Türk’üm ve siz Ermeni’siniz” diyenler bugün “Ben Türk’üm siz Kürt’sünüz” demektedirler. Dün Ermenileri öldürmek için bir kurşunu dahi çok görenler şimdi Kürt halkına bir bidon benzini layık görmektedirler.
Meram’da Kürt aile katledildikten sonra evleri de yakılmak istenmiş. Biz bu zihniyeti Ermeni Rum Süryani soykırımından, Sivas yangınından biliyoruz. Bu ırkçı vahşetin kökleri yüz yıl öncesine uzanır. Ermeni Soykırımın görgü tanıkları anlatıyor: “Şamiye yöresinde üç yüz çocuğun mağaranın bir oyuğunun içine atılmış üzerlerine gaz dökülmüş ve canlı olarak yakılmış olduklarını kesin bir şekilde öğrendik!”
Ülkeyi düne kadar hapishaneden kimsesiz mezarlıklarına çevirenler bugün de yangın yerine çevirip her tarafı ateşe vermektedir. Kürdistan'da katliama doymayan İttihatçı-Kemalist TC devleti, şimdi Berlin duvarlarını aratmayacak şekilde sınırlarda duvar örüp, hendekler kazarak yaşama ve doğaya ait her yeri bombalamaktadır. Geriye kalanları betonlamaktadır.
Bu topraklarda sadece açlık ve yoksulluk yok. Hak, hukuk ve adalette yok. Zenginle fakirin, açla tokun, Kürt’le Türk’ün olduğu bir ülkede ekmek ve adalet ancak direnerek ve ortak mücadeleyi büyüterek gelir. Ne söz ne vaatler ne de gerçekleşmeyecek olan boş beklentiler açların karnını doyurabilir. Mahkemeler Kürt halkına adalet getirmez. Yangınlar durmaz. Ateş sönmez.
Yangınlar içinden yükselen Kürt annelerin sesi adaleti ve korkunun olmadığı huzuru getirecektir. Namluya sürülmüş Nemessis’ler bir gün mutlaka gelip adaletin tecelli etmesini sağlayacaktır. Bugün Nemessis Kürt ve Türk devrimcilerin ellerindedir.
Her zaman olduğu gibi en yükseklerde olmanın yüceliğini yaşayanlar, ırkçı faşist zihniyetten ve onların kiralık katillerinden hesap soracaktır. Yaşama ve özgürlüğe en çok anlam veren, sözüne ciddiyetle yaklaşan en zor koşullarda bile coşku dolu umut olabilenler, korkuyu öldürüp cesareti kuşanarak adaleti getirecektir. Irkçılığı ve linçi yok edecek halkların birleşik mücadelesidir.
Adalet yara alsa bile mutlaka kazanacaktır.
(Nemessis adalet tanrıçasıdır.)
Son Haberler
Sayfalar
Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (2.ve 3 bölüm)
Bir doğal muhabirimizin gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile 2017 Ağustos’unda Rojava’da ölümsüzleşen halk ordusu komutanlarından Nubar Ozanyan ve geçtiğimiz günlerde bir haber sitesinde yayımlanan darbeci-tasfiyeci güçlerin röportajında yer alan “Rojava güçlerine çağrı”ya yanıt konu edinildi. “Tek cümleyle ifade edecek olursam: Partiye mi darbeciliğe mi katılım?” diyen Siyasi Komiser’in röportajının devamı şu şekilde:(2)
Ölülerinin Üzerine Basa Basa Geliyorlar!
Göçmenler adı verilen; işçiler, emekçiler, toprakları alınmış köylüler, üretim araçları yok edilmiş ya da ellerinden alınmış mülksüzleştirilmişler; evleri başlarına yıkılmışlar, bombalarla yok edilmiş ya da sakat bırakılmış tüm ezilenler, açlığa mahkum edilmişler kararlı adımlarla, haramilerin üstüne üstüne yürüyorlar
Geliyorlar, barikatları, tel örgüleri, denizleri, okyanusları aşarak, önlerine dikilmiş askeri barikatları, ölüm melekleri adı verilen insanlık düşmanı burjuvaziden kendi yarattıklarını, emeklerini, alın terlerini, topraklarını geri almak için geliyorlar.
Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (1)
Bir doğal muhabirimiz Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Ortadoğu Bölge Komitesi Üyesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ve bir halk ordusu komutanı ile röportaj gerçekleştirdi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan röportajı üç bölüm halinde yayımlayacağız. İlk bölümde halk ordusunun Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile Proletarya Partisi içerisinde yaşanan süreç, HBDH gibi başlıklar konu edinildi. “Söz eğer gerçeği yansıtıyorsa anlamlı ve değerlidir.
TKP/ML Kadın Komitesi :Kadınlar ve kadın mücadelesi KBDH ile daha güçlü
“Kadın sorunu” olarak tarif edilen cinsiyet sorununa giriş, kadının binlerce yıllık süreçte köleleştirilmesi, sömürülmesi, emeğinin, cinselliğinin, kimliğinin baskı altında tutulması, yok sayılması vs. ile yapılır. Bu elbette doğrudur, ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira kadının tarihi (kimi sosyalizm ve demokratik halk iktidarları deneyimlerinde bu zincirlerin belli oranlarda da olsa zayıflatıldığı süreçler hariç) aynı zamanda direnişin, mücadelenin, bedel ödemenin ve ödetmenin de tarihi olarak anılmalıdır.
Ali Asker / İsmail Cem Özkan
Hozat’lı bir delikanlının atalarından duyduğu türkülere yaşadığı çağın ruhunu katarak yeniden üretmesi ile oluşur Ali Asker. Ali Asker devrime inanmıştır, devrimcidir. Bir gün gelecek eşit haklar içinde çok kültürlü bir ülkede yaşama hayalindedir. O Dersim’lidir. Acı ile yoğrulmuştur yakın tarih ve acıyı yaşayanlardan almıştır ağıdın, öfkenin nefesini. Henüz bitmemiş bir sürecin ara kuşağı olarak doğmuştur, zorunlu kalmıştır Elazığ'a göç etmeye. İyi ki de etmiştir, orada öğrenmiş ve yaşamıştır aşık geleneğini.
Mevsimlik işçilik, sınıf mücadelesinin önemli bir parçasıdır
Sofrayı zenginleştiren olmazsa olmazlar arasında bulunan, onları tüketmeden hayatın olmayacağı temel yiyeceklerden ekmekten domatese, çaydan patlıcana, pancarından patatesine… üretim süreçlerinde yaşanan sıkıntıların, zorlukların, sömürülerin, ırkçı tehditlerin; saymakla bitiremeyeceğimiz olağanüstü koşullarda yaşam mücadelesi vererek, üretilen besin kaynaklarımızın kimler tarafından toplanarak o sofraya ulaştığını düşündünüz mü acaba?
Onlar mevsimlik işçilerdir!
Kadın Komünarlar: “Kelebekler Zamanı” Bizim Hikayemiz [1]
Dominik’te 1930’da iktidara gelen faşist Trujillo 1960’lara geldiğimizde hala iktidardadır. Ve faşist diktatörlüğün en büyük destekçisi ABD emperyalizmidir. deta bir toplama kampıdır. Ama baskının, zorun olduğu her yerde isyan da filizlenir, ama yavaş ama hızlı. Kimi zEn küçük itirazı, baskı ve şiddetle, ağır işkencelerle, ölüm timleriyle karşılar faşist diktatör. Küçücük ülke aaman işaret fişeği yakabilecek öncüler çıkar, işte isyana yol veren, ön açan çıkışlardır bunlar. Faşist baskı ve zorun en ağırı da bu işaret fişeğini yakanların payına düşer.
Kolektif çalışmanın önemi üzerine -1-
Kolektifle yürümenin, örgütlü kişiliğin adıdır kolektif çalışma
Kolektif çalışma, kolektivizm üzerine literatürümüzde haylice bir külliyat mevcuttur. Hatta sekizinci oturumun ana gündemlerinden olan kültürel yozlaşmanın alt başlıklarından birini de kolektif çalışmada yaşanan problemler oluşturuyordu. Ancak bu oturumda merkezi düzeyde önem atfedilen konu hakkında kavrayışımızı sorgulamamız gerektiği açıktır.
Anadilde Birlik-Yerel Seçimlerde Birlik- Dursun Ali Küçük
9 Kürt partsinin anadilde eğitim ve her alanda kullanma ve geliştirme çağrısını ve çabalarını kutluyorum.
Çok isabetli bir adım olarak görüyorum.
Kurmanci ve Kırmanncki'de kesin ve mutlak birlik sağlamalıyız.
Anadilimiz hepimizin, ülkenin ve ulusun dilidir.
Burada ideoloji aranmaz.
Burada amacın nedir diye sorulmaz.
Dilimize sahip çıkmak ve resmi eğitim dil haline getirmek için; hangi görüş ve hangi parti ve hangi aydın ve şahsiyet olursa olsun kayıtsız şartsız üzerinde birleşmeliyiz.
Bunun sağa sola çekilecek bir yanı yoktur.
Kendi çizgine güvenmek: Örgütlerken örgütlenmek!
Geride bıraktığımız hafta, TC rejiminin karakterine dair net göstergeler sunmuş durumdadır. Türkiye’nin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda bir gazetecinin “ortadan kaybolması” ile başlayan ve ardından TC ile S.
Emperyalistlerin Ortadoğu’daki siyaseti ve Türkiye:M. USTA
Emperyalistler yalnız 20. yüzyılda çıkarmış oldukları haksız dünya savaşlarıyla insanlığı büyük bir felakete sürüklemedi. Yarattıkları bölgesel savaşlarla, elde ettikleri aşırı karla, ezilen halklar üzerinde kurdukları sınırsız denetim ve sömürü politikalarıyla bu felaketlerine süreklilik kazandırmış durumdadırlar. Yani emperyalistlerin yol açtıkları yıkım, çok yönlü ve kapsamlıdır. Özünde emperyalizm bugün ezilen halklar için her gün yaşanan bir doğa felaketidir. Yaşama dair ne varsa yok ediyor. Dünya zenginliğinin esası bir avuç emperyalist tekelin denetimindedir.