Pazartesi Ekim 5, 2026

HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir

Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.

Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.

Ancak HDP yüzde 10’u aşmakla yüzde 10’u aşamaz. Karayılan’ın da dediği gibi, gerçek Baraj yüzde 12 civarındadır. En az yüzde 12’lik bir oy AK Parti hükümetinin hilelerle örtemeyeceği bir şekilde, HDP’nin barajı aşmasını sağlayabilir.

Soru şudur: HDP yüzde 12’yi aşabilecek midir?

Ve biraz düşünülürse şöyle bir denklemin ortaya çıktığı görülür. HDP’nin yüzde 12’yi ancak büyük bir kıta kayması ile aşabilir. Ama bu kıta kayması gerçekleşirse, HDP yüzde 12’nin çok üstüne çıkar.

Yani HDP seçimlerde, ya (gerçekte aşmasına rağmen) barajın altıda kalacaktır ya da büyük bir sürpriz yapacaktır. Yüzde on sınırında bir zafer pek olası görünmemektedir.

Kıta kayması ise, CHP’lilerin HDP’ye oy verip vermeyeceklerine bağlıdır.

Peki, CHP’lilerin oylarını ne belirler?

CHP’lilerin büyük bir çoğunluğunun Selahattin Demirtaş’a sempati duydukları hatta CHP’nin başında onu görmek istedikleri bir gerçektir. Ama bu, onların HDP’ye oy vermesini sağlamamaktadır; sempati oya dönüşmemektedir. En azından şimdiye kadarki gözlemler bu yöndedir.

Kanımızca sonucu hangi nefret ve korkunun daha büyük olduğu belirleyecektir: Erdoğan’ın diktatörlüğüne duyulan korku ve nefret mi; Kürtlere duyulan korku ve nefret mi?

Şu an hala ikincisinin ağır bastığı görülüyor.

CHP’nin “laik” ve şehirli veya batılı tabanı hem kültürel bariyerler (şehir ve köy kültürü zıtlığı) hem de imtiyazlarını kaybetme (egemen ulus statüsünü kaybetme); hem de sınıfsal farklılıklar (Kürtler her yerde işçi ve daha yoksul) nedeniyle Kürtlerden korku ve nefret duyuyor. Bu korku ve nefret Abdullah Öcalan’ı sembol olarak kullanıyor.

CHP’nin Alevi tabanında da kökleri çok derinlere giden bir korku ve nefret var. Kökeni kısaca şöyle açıklanabilir: İstanbul’u feth ederek Bizans tarafından feth edilen ve uygarlaşan Osmanlı’nın, önceki dönemde ittifak yaptığı Alevi köy komünüyle (Balkan Bogomilliği bu ittifakla Balkan Bektaşiliğine ve Anadolu Paulikanlığı da Anadolu Aleviliğine dönüşmüştür.)  ittifakı bozup; onu ezmesi; buna karşılık, İran’a karşı Şafii Kürt komünü ile özerklik vererek ittifak yapması; buna karşılık İran uygarlığının (Şah İsmail); Osmanlı - Bizans’a karşı Alevi Köy komünü ile ittifak yapması nedeniyle, Aleviler, tarihsel olarak kökleri çok derinlere giden bir Şafii düşmanlığı ve korkusu içindedir ve bu da PKK ve Apo imgesinde somutlaşmaktadır.

CHP’lilerdeki; politik tercihleri ve ideolojileriyle de çelişen; irrasyonel, Kürt, PKK ve Apo düşmanlığının ve korkusunun temelinde bunlar vardır. Bu da Demirtaş’a duyulan politik, ideolojik ve kültürel onayın, oya dönüşmesini engellemektedir.

Bu korku ve düşmanlığın nicel olarak azalsa bile nitel bir değişiklik gösterdiğine dair hala en küçük bir işaret bulunmamaktadır.

En tipi gösterge Birleşik Haziran Hareketi’dir.

Biz şahsen, Birleşik Haziran Hareketi gibi hareketleri, derin dip akıntılarında neler olduğunu anlamayı sağlayan, bu konuda ipuçları sunan göstergeler olarak değerlendiririz. Kendilerinin kaç oy aldığı, görüşleri, neyi temsil ettiği değil; nelerin göstergesi oldukları önemlidir. Birçok kişi, “niye hala bu Hazirancılar hakkında yazıyorsun bunların bir oyu ve ağırlığı yok ki” diyorlar. Burada anlaşılması gereken, Hazirancıların oy ağırlıklarının değil, hangi ağırlıkların göstergesi olduklarıdır.

Her şey çok açık olmasına rağmen, Haziran Hareketi, bunun bir referandum olduğundan, bu nedenle HDP’ye oy vermenin barışa evet Erdoğan’ın tiranlığına hayır demek anlamına geleceği ve bu nedenle HDP’ye oy vermek gerektiği yönünde bir çağrı yapmadı. Bunu yapmaması, CHP’lilerin hala çok büyük oranda Kürt korku ve nefretlerinin Erdoğan nefret ve korkularından daha büyük olduğunun; bu kesimin hala Özel Savaş Dairesi’nin yönlendirmesine çok açık olduğunun göstergesi, işareti olarak alınabilir.

Ama sadece bu kadar da değil; daha kötüsü ve açığı var. Haziran hareketi içinde yer alıp da HDP’ye oy verecek olanlar ve verilmesini isteyenler de, Kürt düşmanlığı ve korkusu Erdoğan korkusundan büyük olanlarla yolunu ayırmadı; bu tavra karşı açık bir politik savaş açıp, yollarını ayırmadı, bu kararlılığı ve cesareti göstermedi. Bu da CHP’lilerin, Erdoğan’ı engelleme nedeniyle bile HDP’ye önemli ölçüde oy vermeyeceklerinin ikinci önemli işaretidir.

Eğer böyle bir kayma olsaydı, bu temeldeki kayma, bir şekilde Haziran Hareketi’nde bir şekilde görülürdü. Örneğin, HDP’ye oy verenler açık tavır alır, diğerleriyle politik mücadeleye girer; bu sefer diğerleri de bölünmeyi engellemek ve politik bir mevtaya dönüşmemek için, HDP’ye oy verilmesi çağrısı yapabilirlerdi. Bütün bunlar görülmüyor.

Bu iki tavrın da görülmemesi, CHP’lilerin HDP’nin tüm söylemlerine şerbetli kaldıklarını göstermektedir.

Yani HDP barajı aşmıştır ama aşamamış demektir. Yüzde 10’un üzerinde ama yüzde 12’nin altında demektir.

Peki, bir kayma olabilir mi?

Bu kaymayı HDP yapamıyor ve yapamaz.

Bu kaymayı ancak Erdoğan sağlayabilir.

Erdoğan’ın tiranlığı ve savaştan duyulan korku; Kürtlerden duyulan korku ve nefreti bastıracak kadar güçlü olursa; o zaman bu korkuyla CHP’lilerin oyları HDP’ye de gelir ve işte o zaman gerçekten HDP hem yüzde onu aşar; hem de sürpriz yapar.

Erdoğan nefreti ve diktatörlüğü korkusu, Kürt korkusunu ve nefretini yenebilir mi?

Bunun mümkün olduğunu bizzat Gezi gösterdi.

Gezi hareketini aslında Erdoğan’a borçluyuz. Erdoğan’ın yerine Gül veya Arınç, yani normal reaksiyonları olan başka herhangi bir politikacı olsaydı Gezi diye bir şey olmazdı.

Geçenlerde İstanbul Valisinin gazetelere yansıyan sözlerindeki imalar da bunu doğruluyor.

Bırakalım her şeyi bir yana, Polisler Gezi’ye Cuma sabahı değil de Pazartesi sabahı saldırsalardı, Gezi yine olmazdı. İş günü başlamış olur; oraya öyle çok insan yığılamaz; direniş yerel kalır, bir ayaklanmaya dönüşemezdi.

Şükür ki Erdoğan var, Türkiye’ye halkına Gezi gibi bir ayaklanma tecrübesi bahşetti.

Öte yandan, 21 Mart’ta, yani iki ay önce, Öcalan Newroz konuşmasını yapmamış olsaydı, yani, “Barış süreci” başlamamış; Kürt korkusu ve nefreti ikinci plana düşmüş olmasaydı, yine Gezi olmazdı. Erdoğan istediğini yapsın, Şehirli CHP’lilerin ve varoşlardaki Alevilerin sinirleriyle istediği kadar oynasın, yine Gezi patlaması olmazdı.

Sadece Gezi’yi değil; Kobani ayaklanmasını ve Zaferini de Erdoğan’a borçluyuz.

Erdoğan Kürtlerin duyguları ve sinirleriyle böyle oynamasaydı, kimse Kürtleri öyle isyan ettiremezdi. Kürtler sokağa çıkmasa ve isyan etmese; ABD ve diğer Kürt liderler silah vermek zorunda kalmazlar; Türk devleti mecburen geri adım atmaz ve Kobani’de de zafer olanaksız olurdu.

Özetle, Erdoğan’ın, bir araya gelemeyecekleri bir araya getirmek gibi bir özelliği var. Kendini tecrit etme ustası olduğu söylenebilir.

Ancak Erdoğan bütün bu yaptıklarına rağmen, CHP’lileri ve Alevileri hala yeterince korkutmuş ve kendine karşı yeterince güçlü bir nefretle donatmış değil. Bu nefret ve korku hala Kürtlere duyulandan az. Bu nedenle her şey çok açık olmasına rağmen, Demirtaş’a sempatiler oya dönüşmüyor.

İşte bu noktada, HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı Erdoğan’a bağlı.

Şu on günde, Gezi ve Kobani ayaklanması öncesindeki gibi davranırsa, Gezi’de ayaklandırdığı CHP’lilerle; Kobani’de ayaklandırdığı Kürtleri, bu sefer bir arada ve bir kez daha ayaklandırırsa üçüncü kez dengeler kökten değişir.

Dua edelim, Erdoğan önümüzdeki günlerde de, Gezi veya Kobani ayaklanmaları öncesinde olduğu gibi bir şeyler yapsın; bir sözler etsin ve oylarda ifadesini bulacak bir ayaklanmayı bu ülkenin insanlarına ve gerçek bir başarıyı HDP’ye bahşetsin.

Demir Küçükaydın

28 Mayıs 2015 Perşembe

 

53234

Umutla, dirençle yoğrulan 49 yıl…

1970’li yıllar gerek dünya gerekse de Türkiye’de devrim için, devrimci girişimler için, faaliyet için uygun koşullar sunuyordu. Devrimci düşünce yaygınlaşmıştı. Bu içerikte eserler basılıyor, dağıtılıyor, okunuyordu.

Üniversitelerde tartışma toplantıları, panel ve seminerler düzenleniyor, sol örgütlenmeler genişliyordu. Devrimci durum yalnızca dünya için değil ülkemiz açısından da elverişli koşullar sunuyordu.

Fransa TKP-ML Taraftarları:TKP-ML’nin 49. Kuruluş Yılını Selamlıyoruz!

TKP-ML’nin kuruluşunun 49. yılındayız. Bugün, çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının gerçek öncüsüne kavuşmasının 49. yılını kutluyoruz.

Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist (TKP-ML) İbrahim Kaypakkaya’nın teorik ve pratik önderliğinde 24 Nisan 1972 tarihinde kuruldu.

Dursun Yoldaş Bağrımızda ve Belleğimizde Yaşayacak - Abbas Vartanoğlu

Bir yoldaş öldüğü zaman yoldaşları arasından belki bedenen ayrılır. Yoldaşlarınca vücudu son yolculuğuna uğurlanır. Yaşadığı toprağın derinliklerine devrimci gelenekler doğrultusunda defnedilir. Köhnemiş ve miadını tamamlamış sisteme karşı verdiği mücadeleyi kendisini bedenen uğurlayan yoldaşlarına devreder.

Ama onlar, yoldaşlarının belleklerine iyice kazınırlar. Bir daha çıkmamak üzere onların dağarcığında yerlerini alırlar. Onların bağırlarına iyice yerleşirler.

Özgür Bir Gelecek İçin 1 Mayıs Alanlarına!

İşçi sınıfının “Birlik Mücadele ve Dayanışma” günü olan 1 Mayıs’a sayılı günler kala dünyada ve ülkemizde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Sadece günümüz açısından değil insanlık tarihi açısından da önemli bir yerde duran koronavirüs salgını etkisini sürdürüyor. Salgının tüm dünyayı etkilemeye devam ettiği koşullarda emperyalist-kapitalist ülkeler, virüse karşı önlemlerini devam ettirir ve aşılama çalışmalarını sürdürürken, ülkemizde ise tam bir yıkım söz konusu.

Savaş içindeyiz! (Nubar Ozanyan)

Özgürlüğün kelime olmaktan çıkıp yaşanılır değer ve ilkeler olması her emek ve onur sahibi insanın isteği ve amacıdır. Toprağında, atölyesinde emek dolu çalışmak, ekmeğini dostça, sofrasındaki lokmasını yoldaşça paylaşmak isteyen her insanın karşısına paranın tanrıları dikilir.

Devrimin Emektarı ve Değeri Olmak; Dursun Çaktı’ya…

Sınıf mücadelesi içerisinde yitirdiklerimizi anlatabilmek önemlidir. Deneyimlerini, hayat ve mücadele birikimlerini, değerleri sahiplenme, zor ve fırtınalı süreçlerdeki duruşları; alçakgönüllü oluşları, mütevazı kişilikleri, kitle inisiyatifleri gibi birçok konuda ortaya koyduklarını anlatmak gerekir.

İşte Dursun yoldaşı anlatmak, tam da bu mütevazı değerlerin karşılığına denk gelmektedir.

Kendiniz Suçlu Hissedeceksiniz ki İşimizi Rahat Yapalım

Örgütlü insanlar kendilerinin yapamadıkları her şeyleri sıradan insanlarda niye bekler ki?

Güya sırada insanlar isterse doğruya ulaşabilirlermiş.

Hadi bakalım.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Yedirmeyiz size sarı ineği, hanımlar yedirmeyiz.

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

İnsanlar sokak ortasında bir tacizciyi cezalandırdı.

Vurmayın ablam vurmayın bana.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Bir şapkam, bir fularım, bir tuvalım yok diye mi bunu bana yapıyorsunuz?

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

Tarihe dip notu olarak bırakılan görseller üzerine kısa değerlendirme… (İsmail Cem Özkan)

Uzun zamandır ölen / öldürülen devrimcilerin portrelerini çizdim, doğum tarihleri ve ölüm tarihlerini araştırdım ve bir şeyin farkına vardım; ailesi biraz orta düzeyde geliri varsa, bürokratsa, iyi eğitim almışsa onların doğum tarihleri ve ölüm tarihleri belliyken, ingilizce "noname" denilen, fakir ailenin çocukları, inanmış, hayatını ortaya koymuş ya da tesadüfen orada olan ve bir kaza ya da hedef gözetilerek öldürülen insanlar/ devrimciler...

Kimdir Devrimci olan...! Mahmut Turhal

Günümüz sosyal medyasında ve yazılı sol medyada hemen hergün devrimcilik nedir? Devrimci kimdir üzerine çokça laf edilip yazılıp çiziliyor. Bizde muğlaklaştırılan ve içeriği bozulan bu kavramların bir kez daha yerli yerinde ve amaç ve içeriğine uygun kullanılması bakımından nedir devrimcilik sorusunun yanıtlanması gerekiyor.

Kısaca devrimci; bilimsel sosyalist dünya görüşü ve idealleri doğrultusunda toplumda ''kökten'' değişim isteyen, eskiye vurup yeniyi kuran ve değiştiren kişidir.

Garip Şahin

Garip Şahin bir müddeten beridir hasta. Sağlığına kavuşup, aramıza döneceği umudundayım. Bu umudum güçlü. Güçlü diyorum çünkü dünyanın derdini kendi özel derdi haline getirmiş ve yaşamını direnme üzerine kurmuş bir ozandır Garip Şahin. Hastalığa karşı da direniyor

Proletaryanın Kaosu

Sayılara sayılar.

Salt, sayılarla uğraşan insanlar da sayılar gibi duygusuzdur.

Onlar gibi de rakamların içerisinde kaybolur giderler.

Haa.. bir fazlalaştı

Haa.. bir eksildi

Haa... Eşitleşti.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Bir köylü azaldı, bir köylü çoğaldı.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Hiç kimse azalanın veyahutta çoğalanın birbirlerine karşı hissetikleriyle ilgilenmezler.

Ne maruz kalınan emperyalist çeşitlilikle ne de emperyalist çelişkilerin proletaryalar arasında yol açtığı kavgalarla ilgilenirler.

Sayfalar