Salı Eylül 8, 2026

Haziran Hareketi Mahcup Etmedi: Demir Küçükaydın

26 Şubat’ta yazdığımız “Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP” başlıklı yazıda Marksist ve Sosyalistlerin seçimlere ilişkin tavrının, genel ve önümüzdeki seçimlerin özgül niteliklerinden hareketle, nasıl olması gerektiği sorusunu cevapladıktan sonra, yazının sonunda, şunları yazıyorduk:

“Son olarak tekrar edelim.

CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini engellemek için kurulmuş bir benttir.

Eğer bu kesimde bir kayma başlarsa, BHH da bu kaymayı daha geri bir noktada tutabilmek için; etkisini yitirmemek için, HDP’ye oy verilmesini isteyebilir veya HDP ile ittifak yapabilir.

Ama işlevini görüp kaymayı engelleyebildiği sürece, HDP’ye karşı duracak ve seçimlerde fiilen oyları CHP’ye verecek veya en azından HDP’ye oy verilmesini istemeyecek ve HDP yüzde onu aşamazsa, HDP’yi Erdoğan’la gizli işbirliği vs. yapmakla suçlayacaklardır. Kendi suçlarını HDP’ye atacaklardır.

Bunun çok acımasız bir yargı mı olduğu söyleniyor?

Bunu yalanlamanın ve bu yargının geçersizliğini göstermenin, bu satırları yazanı mahcup etmenin bir tek yolu var: İster Haziran Hareketi olarak, ister kimi bileşenleri bağımsız olarak, HDP’ye hiçbir karşılık istemeden ve pazarlık yapmadan oy verilmesini istesinler.

Utandırsınlar, mahcup etsinler bu satırların yazarını.

Çünkü biz utanır ve mahcup olursak Türkiye’deki demokrasi mücadelesi kazanacaktır.

Biz kaybedelim yeter ki Demokrasi mücadelesi kazasın. Demokrasi Mücadelesi kazanınca biz de kaybettiğimizden çok daha fazlasını kazanacağız.”

“Birleşik Haziran Hareketi”nin “7 Haziran 2015 Seçimleri’ne yönelik tutumuna” ilişkin açıklama nihayet yayınlandı. Bizi mahcup etmediler. Gerçekten mahcup olmayı istiyorduk.

Ama hakkını verelim ki mahcup etmedi. Ama Türkiye’deki demokrasi mücadelesi ciddi bir yara aldı. Oylar nedeniyle değil. HDP zaten yüzde onu aşacak, ama duruşlar nedeniyle.

*

“Herşeyi ve Hiç birşeyi Konuşmak”

“Birleşik Haziren Hareketi’nin 7 Haziran Genel seçimlerine Yönelik kamuoyuna Duyurusu” başlıklı metin siyasi literatüre, bir konu hakkında konuşacağını söyleyip de o konuda bir araba laf edip hiçbir şey söylememenin bir şahikası, bir klasik bir örneği olarak geçecektir muhtemelen.

Seçim nedir son duruşmada? Oy verme işlemidir. Var olan alternatiflerden birini destekleme veya desteklememedir.

“Seçimi boykot ediyoruz” denebilir.

Yanlış veya doğru bu açık ve anlaşılabilir bir tavırdır.

“HDP seçimlere parti olarak girmesin, kendini feda etsin. Türkiyelileşme gibi ütopyaların peşinden koşmasın; koşuyorsa bile bu durumda ertelesin. Kürdistan’da bireysel adaylarla katılsın; Kürdistan dışında da Kürtlere düşman çok güçlü ulusalcı bir damarın bulunduğu CHP’ye oy verilmesini istesin” denebilir.

Yanlış veya doğru bu açık ve anlaşılabilir bir tavırdır.

Ama BHH’nin tavrı ne açıktır ne de anlaşılabilir.

HDP seçime parti olarak girmeye karar vermiş. Son seçimde aldığı oya bakılırsa, binde beş bir artış yüzde onu aşmaya yetiyor. Birleşik Haziran Hareketi’nin de etkileyebileceği oy aşağı yukarı bu kadar. Yani BHH’nin HDP’ye oy verilmesini istemesi veya istememesi, HDP’nin yüzde on barajını aşmasında, dolayısıyla AKP’nin ve Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçme ve bugünkünden bile daha da karşı devrimci ve anti demokratik bir anayasa yapmasını engellemede böylesine kritik bir öneme sahipken, bir araba laf edip de, “HDP’ye oy verin, yüzde on barajını aşmasına yardımcı olun; HDP’yi desteklemiyorsanız bile ona oy vererek AKP’ye karşı onlarca milletvekili çıkarın, çünkü CHP’yi vereceğiniz yüzde bir oy AKP karşıtı vekillerin sayısında bir önemli değişikliğe yol açmaz ama HDP’ye vereceğiniz yüzde bir oy 50 ile 100 arası AKP karşı vekilin Meclise girmesine yol açar ve AKP’nin mutlak iktidar olmasına engel olur” demeden sözü bağlamak, fiilen AKP’ye hizmet etmektir.

Geçen yazımızda Haziran Hareketi’nin CHP’den HDP’ye bir kayışa baraj olmak üzere kurulduğunu yazmıştık. Yanılmışız. Haziran Hareketi, nesnel olarak bu tavrıyla, AKP’nin Anayasayı değiştirecek çoğunluğu sağlamasının bir aracıdır.

Çünkü CHP’ye verilecek oylar HDP’nin barajın altında kalmasına yol açabilir ve AKP’nin köpeksiz köyde değneksiz gezmesinin yolunu açar.

Kendine Komünist, Sosyalist vs. diyenlere, Tarih, hayatlarında ilk kez, kendi güçleriyle hiç de orantılı olmayan bir fırsat sunmuştu demokrasi mücadelesinin kaderini belirlemek bakımından. Onlar bu istisnai olanağı bile değerlendirme yeteneğinde olmadıklarını, kalenin ağzında bomboş durumda ayaklarına gelen topu avuta atmakta mahir olduklarını gösterdiler.

Fransızların “her şeyi ve hiçbir şeyi konuşmak” diye bir sözü vardır. Bir araba laf edip de hiçbir şey söylememenin, “zülfü yâre dokunma”manın en klasik örneklerinden birini sundular.

Peki, neden böyle?

*

“İleriye Kaçmak”

Aslında Haziran Hareketi’nin ağababalarının gönlü ve gözü CHP’dedir. Ne yapıp edip Kürt Özgürlük Hareketi veya HDP ile yan yana görünmemek onların son yirmi yıldaki temel çizgisi olmuştur.

Ama bu somut durumda açıktan CHP dedikleri takdirde, parçalanırlar; herkesin alay konusu olurlar; tabanlarından tepki toplarlar. Çünkü Haziran Hareketi saflarındaki örgütlerden birçok insan da, hatta bazı küçük örgütler de açıkça HDP’ye oy vereceğini söylemektedir. Yukarıdaki gibi açık bir tavır, Bunlar üzerindeki politik ve ideolojik etkinin son bulması, safların netleşmesi anlamına gelir. Böyle durumlarda bir araba laf edip hiçbir somut öneride bulunmamak biricik yoldur. Tabii bunu örtecek bir biçim de gerekir. Bu da “ileriye kaçma” taktiğiyle birlikte kullanılırsa etkili olur.

Sadece geriye kaçılmaz bir de ileriye kaçma vardır.

Seçimlere ilişkin somut ve net bir şey söylemiyorsan, bunu gizlemenin yolu, kitlelerin mücadelesinden, seçimlerin önemsizliğinden veya bunun tek yol olmadığından bol bol söz edip, aslında günün acil ve somut görevlerinden kaçtığını gizleyebilir; politik olarak henüz olgunlaşmamış nice insanı yanıltabilirsin.

Haziran Hareketinin seçimlere ilişkin bildirisinin işlevi budur.

*

İlkelliği Ebedileştirmek

Oportunislerin, ileriye kaçanların tipik mantığı şöyle işler: Özel görev olarak tanımlamayacak işleri özel veya o somut durumun dayattığı görev gibi tanımlamak.

Lenin bu ilkelliği ebedileştirme mantığını Ekonomistlerle mücadelelerinde yeterince açıklamıştır.

Örneğin ilk tahsil elbet yüksek tahsilden daha önemlidir. Sendikalarda örgütlenme işçi sınıfının ilkokuludur. Somut durumu tahlil etmeden, sendikal çalışma ideolojik mücadeleden; siyasi mücadeleden daha önemlidir o halde sendikalarda örgütlenelim diye bir çıkarsama yapmak ilkelliği ebedileştirmenin; gerçek görevlerden kaçmanın bir bahanesi olur.

İnsan soluk almadan, yemek yemeden, su içmeden yaşayamaz. Belli bir anda dört yol ağzına gelmişsin, nereye gideceğine karar vermen gerekiyor, Birden bire soluk almak, yemek yemek, su içmek geliyor ve bunların ne kadar önemli olduğu üzerine edebiyat yapıp esas görevimiz soluk almaktır, su içmektir falan diyorsun.

BHH’nın bildirisi aynen böyledir. Bir örgüt için örgütlenmenin kendisi zaten soluk almak gibidir; sokaklarda mücadele etmenin kendisi saten ilk tahsil gibidir. Bunlar özel görevler değildir. Bunlar eğer bazı özel görevleri belirlemenin yerine önemlerinden söz edilerek geçiriliyorsa her zaman bir şeyleri gizlemek için ileriye kaçmak, inkâr edilmeyecek önemlerinin ardına gizlenerek, gerçek görevlerden kaçmak söz konusu olur.

BHH’nin bildirisi de aynen böyle yapıyor:

Somut olarak dediği nedir bildirinin?

Seçim ve seçim sonrasındaki mücadele için “Haziran Meclisleri”ne üye ol onda örgütlen diyor:

“Haziran Meclisleri bu mücadelelerin örgütleneceği ana odaklar olarak, sadece faşizm ve gericiliğin durdurulmasının değil, içi boşaltılmış temsili demokrasinin yerine gerçek halk egemenliğini kurmanın da ana nüveleri olacaktır.

İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için, Haziran Meclislerimize davet ediyoruz.”

Bu somut durumun öne çıkardığı bir özel görev olamaz; seçimlerde tavrın ne olması gerektiğine ilişkin doğru veya yanlış bir taktik olamaz. Bunu bir özel görev olarak öne çıkarmak; gerçek görevlerden kaçmanın bir örtüsünden başka bir şey değildir.

*

Her Kayıp Bir Kazançtır

Geçen yazımızı sosyal medyada paylaştığımızda Haziran Hareketi’ne sempati duyan bir yığın insandan karşı notlar geldi. Bu yazıların bir tek ortak özelliği vardı. Marksist veya sosyalist olarak hiçbir bir tek söz etmemişlerdi.

Biz ise o yazıyı bir Marksist ve sosyalist olarak ve Haziran Hareketi’nin bileşenlerinin çoğu da kendini öyle tanımladığı için Marksizm'in tarihsel deneylerine dayanan önermelerle yazmıştık.

Haziran hareketi üyeleri veya taraftarlarından gelen tepkilerin hiç biri bile, “marksizme veya sosyalizme göre şöyledir, o nedenle sizin şu akıl yürütmeniz yanlıştır; durum böyledir, siz ise durumu böyle tanımlıyorsunuz” gibilerden bir mantıkla bir argüman bile getirmedi.

Aslında Haziran Hareketi’nin bileşenlerinin Marksizm veya sosyalizmle ilişkisi de kalmamış. Doğrusu kendilerine sosyalist ve Marksist demeseler iyi olur. O zaman bizim de onları eleştirmemizin anlamı ve gereği kalmaz.

Ama Haziran Hareketinin bileşenleri kendilerine Marksist veya Sosyalist dedikçe onların sırtından Marksizm’in ve Sosyalizmin kırbacını eksik etmemek gerekir.

Marksizm ve Sosyalizm bu “Kadıköy Komünistleri”yle sınırlarını çizdikçe, bu türden sözde komünistleri kaybedip, onlar tarafından kaybedildikçe, gerçek ezilen ve emekçi sınıfları kazanabilir.

Her kayıp bir kazançtır sorun neyin kaybedilip neyin kazanılmak istendiğindedir

*

“Yelkencilik”

Haziran Hareketi’nin bildirisinin bir diğer özelliği de “Yelkenci”liğidir.

“Yelkenciliğin ne olduğunu yeni kuşaklar bilmez. Bunu 68’li bir “21 Mayıscı”dan duymuştuk.

Talat Aydemir’in, 21 Mayıs darbe girişiminde birçok üst rütbeli subay, durumu kolluyor; o belirsiz saatlerde kim daha güçlü olursa onun yanında saf tutmak üzere bekliyor.

Daha sonra mahkeme safahatı gelince bu subaylardan ifade vermeye gelenler, kendilerinin darbe girişimine karşı nasıl cansiperane mücadele ettiklerini falan anlatırken, sanık Harbiyelilerden biri kalkıp “Bu yelkencidir” diyor.

“Yelkenci” ne demek? diye soruyor yargıç.

Harbiyeli sanık, o gece “Türk ordusunun o Kahraman Subayı” ile karşılaştıklarını, onun da kendilerine,  “rüzgâr ne taraftan esiyor” diye sorduğunu; kendisine neden bu soruyu sorduklarında,  “yelkenleri ona göre açalım” diye cevapladığını söylüyor.

Sonraki celselerde daha nice böyle 21 Mayıs gecesi, Aydemir’in darbe girişimine karşı direnmiş “Türk Ordusu’nun Kahraman Subayları” ifade vermeye geldiğinde, genç Harbiyeli sanıkların, birçok kez söz alıp “bu da yelkenciydi” demeleri yetiyor.

BHH bildirisinin bir özelliği de yelkenciliği.

“bağımsız duruşun bir gereği olarak, altını çizdiğimiz toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen güçlerle seçim sürecinde dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz”

Yani nereye çekersen oraya gidecek gelecekte pozisyonu değiştirmenin kapısını açık bırakan bir laf.

Bakacaklar ki HDP’ye ilgi büyük, treni kaçırmak olasılığı da var. Son dakikada giden trene atlamak için kapıyı açık da tutuyorlar.

Ama diyelim ki, seçim arifesinde konjonktür gereği HDP birden bire kötü bir duruma düştü, barajı geçme olasılığı falan yok, bu sefer ona saldırmak için de kapılar açık.

Haziran hareketi, HDP’nin yelkenlerini doldurması için rüzgâr olacak yerde, gereğinde HDP rüzgârıyla yelkenlerini doldurarak yol almayı kendine ilke seçmiş.

Biyolojide başkasının enerjini ve gıdasını hazır alıp kullanmanın karşılığı “Parazit”tir.

Bütün diğer canlıların evrimi basitten karmaşığa doğru bir yol izlerken; parazitlerde hazıra konulduğu için, karmaşık organlar körelir ve karmaşıklıktan basitliğe doğru bir evrim gerçekleşir.

*

CHP ile HDP’yi eşitlemek, CHP’den Yana Tavır koymaktır

“Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir.”

BHH, HDP ile CHP’nin aynı cümlede eşit bir konumda geçirerek zaten gizli CHP’li olduğunu ele veriyor.

Ama daha kötüsü şudur: onlara kimse temsiliyet üzerinden müzakere yaptın mı yapmadın mı diye sormuyor. Bunun zaten utanmazlık olduğu söyleniyor. Sanki böyle bir sorun varmış gibi bu soruya cevap veriyor ama temsiliyet kaygısı olmadan, kime oy verilmesini istediğini söylemiyor.

Hâlbuki eğer kendileri bir parça Marksist veya Sosyalist ise, HDP’nin her bakımdan ezilenlerin hareketi olduğu; CHP karşısında bin kere daha demokrat talepleri savunduğu; sokakta mücadele ise Haziran hareketinden bile bin kez daha fazla “sokakların çocuğu” olduğu gibi gerçeklere gözlerini kapamadan, açık tavır almaları gerekirdi.

Bizzat yukarıdaki satırlar bile BHH’nın ağababalarının örtülü CHP’liliğinin bir kanıtıdır.

*

Marksizm'in ve Sosyalizmin Kırbacı

Geçen yazımıza bir de şöyle itirazlar gelmişti.

“HDP bile bizim tavrımızı doğru görüyor, işte Demirtaş’ın bize karşı davetkâr ve saygılı ifadeleri. O bir şey demiyor da sen niye kızıyorsun. Kraldan fazla kralcısın.”

Bu mantıkla HDP’nin BHH’ne karşı politik tavrını, bizim eleştiri ve iddialarımıza karşı bir argüman olarak getirenler oldu.

HDP elbet öyle davranacak bir parti olarak. Bundan daha doğru ve normal ne olabilir? En küçük bir olanaktan bile yararlanmak; karıncanın bile gücünü hesaplamak, önyargıları kırmak; düşmanların eline silah vermemek, kimseyi itmemek için öyle davranacak. Ve böyle davranarak da kendi amaçları açısından olduğu gibi Demokrasi mücadelesi açısından da nesnel olarak doğru yapıyor.

Öte yandan HDP veya Demirtaş Marksist ya da Sosyalist bir parti olduğu iddiasında değil.

Bu iddiada olanlar BHH’nin bileşenlerinin büyük ve ezici çoğunluğu.

Bizde zaten tam da bu nedenle, bir Marksist ve sosyalist olma iddiasında olanları eleştiriyoruz.

BHH, Marksizm veya Sosyalizm iddiasını bıraksın en küçük bir eleştirimiz olmaz. “Tamam, adamların veya kadınların Marksist veya Sosyalist olmak gibi bir iddiaları yok. Onlara karşı eleştiri silahı değil, silahların eleştirisi geçerlidir.” deriz.

Ama BHH bileşenlerinin veya üyelerinin Marksizm ve Sosyalizm iddiaları oldukça biz Marksizm’in kırbacını onların sırtına indireceğiz.

*

Oportünistlerle Uzlaşanlar En Tehlikeli Oportünistlerdir

Bu arada bir çift söz de BHH içinde olup da, aslında HDP’ye oy verilmesinden yana olanlara.

Oportünistlerle uzlaşanlar sonunda o saflara düşerler. Marksist hareketin tarihinde bunun çok bilenen ve klasik bir örneği vardır.

Meşhur Bolşevik Menşevik ayrımının olduğu RSDİP’nin ikinci kongresinde, aslında başlangıçta Plekhanov’un tavrı Lenin’in tavrıyla aynıdır. Yani “organ dışı üye olmaz, nasıl insan vücudundaki bütün hücreler bir organda yer alırsa, bir canlı organizma olan parti de öyle örgütlenmelidir. Organ dışı üye ölü safradır veya vücudu öldürecek bir kanser hücresidir.” O müthiş tartışmalara ve meşhur Bolşevik-Menşevik bölünmesine yol açan cümlecik “organlarından birinde çalışan” cümleciği, bu anlama gelmektedir.

Ama Plekhanov’un bu konudaki görüşleri Lenin’le ortak olmasına rağmen, Menşeviklerle kopmayalım diyerek Menşeviklerle birlikte davranmış ve sonunda onlara katılmış; Bolşevizm’e ve Lenin’e karşı mücadele edenlerin arasında yer almıştır.

Politik mücadele böyledir. Birinden olmayan diğerinden oluverir. Kendi öznel niyetlerine rağmen öyle olur. Marksistler bu nedenle şu dersi sık sık tekrarlarlar: Oportünistlerle uzlaşanlar en tehlikeli oportünistlerdir; “namuslu” oportünistler de en tehlikeli oportünistlerdir.

Bir Marksist veya sosyalist iseniz bu dersleri biliyor olmanız gerekir.

Yapmanız gereken Haziran Hareketi’ni bu tavrından dolayı eleştirip, onu tavrını değiştirmeye çağırmak ve değiştirmediği takdirde onu protesto ederek, tavrını mahkûm ederek ayrılmak olmalıdır. Böyle kararlı biçimde davrandığınız takdirde onu açık ve net bir tavır almaya zorlar; onun sizi bulunduğu yere çekmesini engeller; onu oradan kendi bulunduğunuz yere çekebilirsiniz.

Bunu yapmadığınız sürece de onların insanları kandırmasının bir aracı olarak kalırsınız.

Demir Küçükaydın

04 Mart 2015 Çarşamba

*

BHH’nın bu her şeyi ve hiçbir şeyi söyleyen; ileriye kaçan, genel işleri günün acil görevleri yerine koyan, yelkenci, utanç vesikasını bu yazınım altına bir belge olarak da koyuyoruz.

 

 BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ’NİN 7 HAZİRAN GENEL SEÇİMLERİNE YÖNELİK KAMUOYUNA DUYURUSU

 

Ülkenin dört bir yanında kurulan yerel meclislerimiz 15-28 Şubat 2015 tarihleri arasında yaptığı “seçim gündemli” forumlarda ortaya çıkan görüşleri Genel Yürütme Kurulumuza iletmiş; bu görüşler ışığında toplanan Kurulumuz, Birleşik Haziran Hareketi’nin 7 Haziran 2015 Seçimleri’ne yönelik tutumuna ilişkin aşağıdaki açıklamayı kamuoyuna duyurma kararı almıştır.

TALANA, HIRSIZLIĞA, FAŞİZME VE GERİCİLİĞE GEÇİT VERMEYECEĞİZ!

Türkiye derin bir siyasal kriz yaşıyor; şiddetli bir ekonomik krizin patlaması an meselesi. Bu krizin sorumlusu, on üç yıldır talan ve yolsuzluklarını gericilik ve otoriterlikle iç içe geçirerek iktidarını sürdüren, bunu halka ağır bedeller ödeterek yapan AKP’dir.

Eğer AKP iktidarı, bütün tutarsızlık ve zaaflarına karşın bugüne kadar hala durdurulamamışsa bunun gerisinde başta Parlamento’da konumlanan muhalefet partileri olmak üzere, muhalefetin etkin, kararlı ve birleşik bir mücadele yürütememesi vardır.

Seçime giderken, bu tarihsel başarısızlığın AKP karşıtı her kesim açısından esaslı bir değerlendirmesinin yapılması gerekir. Önümüzdeki seçim AKP iktidarını geriletecekse, Gezi’ye katılan çok farklı kesimlerden gelen milyonların ifade ettiği sorun ve taleplere bakılması gerekmektedir.

Milyonların mesajı açıktır: AKP’yi durdurmak neoliberal-piyasacılık karşısında halkçı/kamucu ekonomik politikaları, gericilik karşısında özgürlükçü ve laik yaşamı, otoriterlik ve faşizm karşısında demokrasi, açıklık ve halk iradesini, emperyalizme karşı bağımsızlığı, mezhepçilik ve milliyetçiliğe karşı Kürt ve Alevi yurttaşların eşitliğini savunan bir siyasal hattın kurulmasını gerektirmektedir.

Birleşik Haziran Hareketi olarak bütün gücümüzü bu hattın kurulmasına adadık. AKP’yle mücadelenin altını çiziyor, sol ve toplumcu güçlerin kendi aralarında ve halkla diyaloğuna inanıyor; Türkiye’nin önündeki devasa sorunların, Kürt sorunundan demokrasiye, ekonomik krizden dış politikaya, ancak sol ve emek temelli değerlerin damgasını vurduğu bir iktidar tarafından çözülebileceğini biliyoruz.

Başta seçim barajı olmak üzere, seçim sandığı üzerine düşen gölgeler halk iradesinin sandıkta ifade bulmasını imkânsız hale getirmiştir. İktidarın işleyiş ve karar alma iradesinin parlamento dışında şekillendiği her geçen gün biraz daha açık hale gelmektedir. Bu nedenle seçime yönelik mücadelenin AKP iktidarını durdurmanın tek yolu olmadığını bir kez daha vurgulama ihtiyacı duyuyoruz. Bununla birlikte, seçimlerin AKP’ye karşı verilen mücadelenin bir parçası olduğunu da görüyor, önemsiyoruz.

Birleşik Haziran Hareketi’nin Seçimlere yönelik, başta CHP ve HDP olmak üzere, hiç bir kesimle parlamentoda temsiliyet kaygısı üzerinden bir müzakeresi söz konusu değildir. Birleşik Haziran Hareketi’nin kendi dışındaki sol kesim ve partilerle ilişkilerindeki temel duyarlılığı Gezi milyonlarının sorun, talep ve beklentileridir.

Birleşik Haziran Hareketi, seçim süreci ve sonrasında bu konumunu korumak konusunda kararlıdır. Ancak bu bağımsız duruşun bir gereği olarak, altını çizdiğimiz toplumsal talepleri inandırıcı biçimde sahiplenen güçlerle seçim sürecinde dayanışma içinde olacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Çağrımız nihai olarak emekçi halkımızadır. Türkiye’yi yeniden inşa edecek kurucu bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu görev önümüzdeki seçimin ötesindedir. Seçim bu sürecin bir parçasıdır. Bizler, Birleşik Haziran Hareketi olarak, bu görevi önümüze koyduk. Dün laik eğitim için sokaklara çıkıp, gericiliğe karşı mücadele ateşini yaktık. Bugün gündemimizde İç Güvenlik Yasası, faşist düzenin en önemli yapı taşı olan Başkanlık sistemi var. Bu düzenlemelere karşı mücadeleyi 7 Haziran’a bırakmadan, yaşamın her alanında yükselteceğiz.

Haziran Meclisleri bu mücadelelerin örgütleneceği ana odaklar olarak, sadece faşizm ve gericiliğin durdurulmasının değil, içi boşaltılmış temsili demokrasinin yerine gerçek halk egemenliğini kurmanın da ana nüveleri olacaktır.

İçine itildiğimiz karanlıktan rahatsızlık duyan geniş halk kesimlerini, seçim ve ötesine geçen bir mücadeleyi birlikte vermek için, Haziran Meclislerimize davet ediyoruz.

Birleşik Haziran Hareketi Yürütme Kurulu


65496

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.

Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…

Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor. 

Fakir (Nubar Ozanyan)

Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.

Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı

Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin  belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.

Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!

Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.

Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama

Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.

6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!

Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-

Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.

Sayfalar