Cuma Eylül 18, 2026

‘’Hataları Savunmak, Onları Büyütmek’’ Kendimizi ise Küçültmektir

Eleştiri konusu yapılacak ve haklı eleştiriyi gerektirecek yığınca sorundan, zayıflıktan, hatadan ve yanlıştan bahsedilebilir. Bunların abartılı, kaba ve ilkesel biçimleri hoşgörüyle geçiştirilemezler.  Ancak, hoşgörüyle karşılanabilecek olanları da mutlaka belirgin bir miktarı oluşturur. Bu ayrımı yapmak, metot sorunudur. Gereklidir. Hem ciddi muhtevada ve hem de daha az ciddi muhtevada bir dizi sorunun istisnasız olarak coğrafyamız devrimci hareketin tümünde olduğu iddia edilebilir. Sorunlar ister ciddi olsun ve isterse olmasınlar, son tahlilde bütün bu sorunlar, yani her tür ve nitelikte bu sorunlar mutlak suretle bir yöntemle çözülür. Doğru yöntemin benimsenmesi ve uygulanması her türlü sorunun aşılması için yeterli bir araç ya da silahtır.

Sorun ya da çelişkilerin niteliği çözüm yöntemlerini de belirler. Fakat unutmamak gerekir ki, bu çelişkilerin niteliği esasta çelişkinin kimler arasında olduğu ile ilintilidir. Burjuvaziyle bizler arasındaki çelişkinin niteliği uzlaşmaz karşıtlık niteliğindedir ve çözümü de buna uygun olarak zor-şiddet yöntemine dayanır. Halkın ve halk güçleri arasındaki sorun ve çelişkilerin niteliği ise uzlaşmaz olmayan çelişkiler niteliğindedir ve bunların çözümleri de barışçıldır, zor ve şiddeti yadsır. Kısacası, çelişkilerin doğru tanımlanması çelişkilerin çözümünde kullanılacak yöntemlerin de doğru belirlenmesini koşullar, gerektirir. Dolayısıyla yöntem sorunu temel bir sorun olarak karşımıza çıkar. Her çelişki mutlak biçimde çözülebilirdir; çözülemez bir çelişki yoktur. Bunda net olmak, uygulanacak yöntemde de net olmayı gerektirir. Doğru anlayış-çizgi temelinde doğru yöntem başarıya hatalı yöntem başarısızlığa götürür…

Bu kısa hatırlatmadan sonra coğrafyamız devrimci sınıf hareketi cephesine sirayet etmiş olan ve önemseyerek ciddiye aldığımız somut sorunu tartışmaya geçerek meramımızı açıklayalım. 

Önemli sorunlardandır; devrimcilerin devrimcilere ‘’düşmanlaştırılması’’ şeklindeki devrimci aymazlık. Düşmanlaştırma kavramı tam olarak yapılanı ifade etmediği için tırnak içine aldık. Fakat yapılanın hiç de masum olmadığını, gerçek anlamda düşmanlaştırma olmasa da, bir daha kolayca bir araya gelemeyecekleri tarzda aralarına ‘’uçurumlar’’ koyarcasına devrimcileri karşıtlık iklimine sokmak, dahası birbirleriyle konuşamayacak, birbirlerine tahammül edemeyecek ve zerrece hoşgörü gösteremeyecek kadar katı ölçülerde kutuplaştırma biçimindeki yaklaşım devrimci anlayış, demokratik kültür ve doğru tarz da değildir…

Maalesef bu kültür ve anlayış coğrafyamız Komünist ve devrimci hareketinde son derece güçlü ve etkili bir kültür ya da pratik uygulamadır. Sığlığı-dar görüşlülüğü aşarak aymazlık derecesine varan bu kültür, bu anlayış ve tarz, birinci biçimiyle, söz konusu devrimci ya da Komünist parti ve örgütlerde, kendisini üstün görme, en yanılmaz ve en doğru görme, ayrıcalıklı olup özel bir anlam ve öneme sahip olma gibi dar anlayışlar temelinde, diğer devrimci ve Komünist parti-örgütleri küçük, önemsiz vb. vb. görmek ve siyasi yaftalarla oportünist, reformist, legalist vb. görme biçiminde zuhur etmektedir. Özünde ise bütün bunların altında kendisine güvenmeme, tabanını koruyup kaptırmama şeklindeki sığ kaygılar yatmaktadır. Diğer devrimci ve Komünist örgütlerin adeta kötülenmesi, tukaka edilmesi, ideolojik-siyasi jargonlarla horlayarak yaftalanması ve tersinden kendisini de en mükemmel, en devrimci ve Komünist göstermesi tam da bu kaygıların taşındığını açıklamaktadır.

İkinci biçimiyse, ayrılıklar yaşayan devrimci ve Komünist parti-örgütlerin kendilerinden ayrılan devrimci ya da Komünist birey, gurup veya yapılara karşı kullanılmaktadır. Ki bu, oldukça sık görülen ve esasta devrimci dinamikleri-güçleri birbirine karşı bileyip kutuplaştırmada daha yaygın ve güçlü olan biçimdir. Ayrılan taraflar devrimci ya da Komünist niteliklerini korudukları halde, bir taraf ötekini, öteki taraf diğerini kaçkınlık, ihanet, soysuzluk gibi akla ve dile gelebilecek en ağır ithamlarla karalayıp dışlamakta, adeta karşısındakilerin devrimci olduğunu unutmaktadır. Öyle ki, bu dar-sekter yıkıcı anlayış ve kültür, yer yer kendisinden ayrılan-kopan bu devrimci kesimlere şiddet uygulamaya kadar gidebilmektedir. Bu devrimcilik-Komünistlik adına yapılan büyük bir aymazlıktır. Bu, devrimcileri devrimcilere ‘’düşmanlaştıran’’ yıkıcı ve hatta gerici tarz ya da kültürdür. Devrimcilik, Komünistlik ve hatta demokratlıkla bağdaşmayan, demokratik kültür ve devrimci değerlerle örtüşmeyen ciddi bir kırılma, yozlaşma halidir. Komünistlik ya da devrimcilik adına yapılması işin özünü değiştirmez.

Parti-örgütü koruma, örgütün ve halkın değerlerini koruma adına, bu değerlere en büyük zararların verildiği anlaşılmamakta, görülmemektedir. Her kes partiyi-örgütü koruma, halkın değerlerini koruma noktasında aynı hakka sahiptir. Koruduğu müddetçe hiç kimse bu zeminden ve değerlerden men edilemez. Parti-örgütün çıkarlarını, değerlerini ve hatta birliğini koruma adına, burjuva yoz yöntemler ve devrimci anlayışla bağdaşmayan metotlar kullanılamaz. Özellikle de devrimci birey ya da güçlere karşı kaba şiddet yöntemlerine başvuramaz, onları devrimci ölçüler dışına itemez; bu hakkı olamaz. Bütün bunlar yapılırken de, temelinde yatan sebep gerilikle birlikte, kendine güvenmeme ve devrimci ilkelerde sebat etmeme gerçekliği yatmaktadır. Kendi dışındaki devrimcilere tahammül edememe, demokratik kültüre sahip olamama ve her şeyin merkezine kendisini koyma kibri yatmaktadır. Aksi halde, devrimci birey ve gurupların bu kadar hoyratça hırpalanması ve ötekileştirilmesi sindirilip uygulanamaz… Ki, bu sığ anlayışlar temelinde yürütülen ‘’münakaşa’’ süreçlerinde devrimcilerin deşifre edilmesi ve düşman saldırılarına açık hale getirilmeleri sağlanmaktadır. Bu, aymazlığın dibe vurduğu, tanımsız bir sorumsuzluk ve yozlaşma halidir. Öyle ki, bu dar ‘’kavgalar’’ ikliminde birbirlerini düşmana şikâyet edecek düzeyde ilkesiz ve devrimci normlar dışı örnekler de sergilenebilmektedir. Kısacası, tırnak içine aldığımız birbirine düşmanlaştırma kavramı, bu dar ve yabancılaşma örneklerinde neredeyse pratik bir gerçeğe dönüşüp doğrulanmaktadır. Ki, bütün bu yozlaşma ve yabancılaşmalar, kendilerince haklı gerekçeler sıralanarak açıklanıp izah edilmeye çalışılmaktadır ki, ilkesizliğin, yozlaşmanın ve yabancılaşmanın bu örneklerine hiçbir haklı gerekçe gösterilemez, yoktur da…

Üçüncü biçimi ise, aynı devrimci ve Komünist yapılar içinde olmalarına rağmen, ideolojik mücadeledeki hazımsızlığın, eleştiri karşısındaki tepkiselliğin, basit kıskançlık ve çekememe gibi şahsi hırs ve egoların ürünü olarak yoldaşlarını, yani devrimci ve komünistleri karalama, teşhir etme, yıpratma ve hatta deşifre etme düzeyinde son derece hatalı ve bozuk bir kültür, bir davranış ve anlayış benimsenip uygulanmaktadır.

Özetle, Komünist ve devrimci güçlerin gerektiği kadar birleşememeleri ve ortak çalışmalar sergileyememesi, aksine dağınık kalıp dar dükkâncıkla meşgul olmayı tercih etmesi, devrimci insanların devrimciliği bırakarak öyle ya da böyle düzen içine gitmesi, devrimci safların devrimci bulmakta zorlanması, dolayısıyla da geniş kitleleri peşine takamaması, onlara güven verememesi ve kayda değer güç haline gelememesi şeklindeki bir dizi ciddi sorun tam da bu aymazlıkların, bu bozuk anlayış ve kültürün desteklemesi temelinde cereyan etmektedir. Farkında olmalıyız ki, hatalı yöntemlerimizle ve onları savunmakla, devrimci rotayı değil, yanlışı büyütmekte, saflarımızı ve örgütsel bünyemizi küçültmekteyiz. İşin özü budur…

Devrimci ve komünist parti-örgütlerin birbirinden uzak durarak, birbirini karalayarak, birbirini rakip görerek vb. bir araya gelememesi, aynı parti ve örgütlerin kendilerinden kopan devrimcilere bunca hoyrat yaklaşması, aynı parti ve örgütlerin kendi içinde birbirini karalayıp yıpratması vb. göz önüne alındığında, devrimci hareket ve mücadelenin cılız kalması ya da devrimci güçler arasında birliklerin sağlanamaması son derece anlaşılır bir durumdur.

Bu durumu aşmak için, demokratik kültür ve hoşgörünün geliştirilmesi ve benimsenmesi şarttır. Bu durumun aşılması için, devrimci güçlerin(ister birey, ister gurup ve örgüt olsun) karalanması, teşhir edilmesi ve karşıtlaştırılıp kutuplaştırılması şeklindeki hatalı kültür ve anlayışların düzeltilmesi şarttır. Bu durumun aşılması için, devrimciler arası sorunların devrimci ilke ve normlara uygun olarak ele alınıp çözülmesi veya çözüm yöntemlerinin kaba biçim ve şiddetten mutlak biçimde uzak ele alınması şarttır.

Devrimci birey ya da grupların devrim saflarından uzaklaştırılması ve hatta burjuva yaşama itilmesi, devrimin yararına, Komünist ve devrimci hareketin faydasına değil, bilakis burjuvazinin yararınadır. Yarın birlikte mücadele edip düşeceğimiz devrimcilere, halka, halk güçlerine karşı acımasız ve tahripkâr değil, yapıcı, ikna edici, değiştirip dönüştürücü ve kazanıcı metotlar temelinde yaklaşmak durumundayız.

Ne yapmalıyız sorusu kadar, ne yapmamalıyız sorusunu da sormalıyız. Yaptıklarımızın hepsinin doğru olmadığı su götürmez gerçekken, yaptıklarımızı sorgulamaktan muaf duramayız, durmamalıyız. Mesele gerçeğe ulaşmak, doğruyu ve devrimci olanı yakalamak, devrimi büyütüp ilerletmektir. Bunda başka kaygıya yer yoktur.

Anlık duygu ve tepkilerin esiri olarak telafisi zor tahribatlara, tahrifatlara, yıkıcılıklara ve bilumum hatalı eğilimlere, yöntemlere düşmemeye azami ölçüde dikkat göstermek durumundayız. Dostlarımızı ve düşmanlarımızı doğru tarif etmeli ve yaklaşımlarımızı buna uygun olarak düzenlemeli, anlayışlarımızı devrimci ilke ve normlara göre sağlamlaştırıp güçlendirmeliyiz. Kavgamızı sınıf düşmanlarımızla yürütmeli, enerjimizi bu sahada kullanıp harcamalıyız.  İç kısır çekişmelerde harcadığımız enerjiyi sınıf düşmanlarımıza karşı mücadelede yoğunlaştırmalıyız. Yanımızdaki ve çevremizdeki devrimcileri itmemeli, tersine kazanmalıyız. Dağıtmamalı toparlamalıyız. Devrimin buna ihtiyacı var. Devrimci parti ve örgütlerin buna ihtiyacı var. Devrim ve devrimci kaygıyı bencil hırs ve dar anlayışlarımıza feda etmemeliyiz. Şahsiyetlerin kariyer ve statüsü, gurupların ve hatta parti ve örgütlerin geçici anlık çıkarları, devrimin ve halkın davasının, büyük çıkarlarının üstünde tutulamazlar. Dar çıkar ve hesapları genel devrim çıkarlarıyla kıyaslanamasak kadar geri, değersizdir. Kadro veya önderlerin bencil eğilimlerden beslenen didişmeleri ya da haklı-haksız anlaşmazlıkları parti ve örgütlerin kaderine yeğ tutulamazlar. Devrimcilere karşı kazandığımız başarı veya yengi, gerçekte bir başarı ve yengi değildir. Yönelim ve anlayışlarımızı bu sakat kültürle biçimlendiremeyiz.

Bir not daha düşmekte fayda var ki, dile getirmeye çalıştığımız hatalı anlayış, kültür ve yöntemlere dönük eleştirilerimiz yalnızca dışımızdaki hareketlere özgü değil, kendimizi de dâhil eden eleştirilerdir!  

Dostluk ve yoldaşlık ilişkilerinde o kadar büyük boşluklar, o kadar büyük erozyonlar ve aşınmalar var ki, bunların tümü devrimci bir özlem olmaktan öteye, kesinlikle devrimci bir anlam taşımaktadır! Çoğumuz siper yoldaşlığını, parti-örgüt yoldaşlığını, dava yoldaşlığını doyasıya tatmış ve bütün bu mevzilerde değerler yaratmış, anlamlı fedakârlıklar sergilemiş ve bir kısmımızı yitirerek gelmişiz. Ne kendimize, geçmişimize sırt dönebiliriz, ne de devrime, yoldaşlarımıza ve devrimcilere zarar verebiliriz. Bu halk sevgisidir, onun bir parçasıdır. Onu taşımak onurlu mücadeleye sıkı sıkıya sarılmaya götürür. Devrimcilere mesafe koymaya değil, sarılmaya götürür… Halka dayanıp halk güçlerine uzak durmak ya da devrimcileri yerme tutumu arasında tutarlılık değil, çelişki vardır. Çelişkilerimizi çözerek diğer çelişki ve sorunları çözebiliriz, çözelim…

Daha iyisini yapabiliriz. Daha iyisini geliştirmeye yeterli ve yetenekliyiz. Yeter ki, daha iyisini isteyelim ve yapma iradesi gösterelim…

https://www.gazetepatika10.com/hatalari-savunmak-onlari-buyutmek-kendimizi-ise-kucultmektir-42420.html

7902

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar