Cuma Eylül 25, 2026

Hat Değişikliği-Ragıp Zarakolu

Osmanlı Türkiye’si 1914 yılında geleneksel Batı raylarından, geleneksel Batının yeni hırslı çocuğu Almanya’nın hattına kaydı. Bedel çok ağır oldu.

Bu nedenle genç cumhuriyetin temel politikası, bir yandan yeni dünya gücü Sovyetleri kollarken, ülkeyi yeniden geleneksel Batı ittifakı raylarına çekmek oldu. Ki bunun sonucu ise, Sovyetlerle Ankara Antlaşmasının yenilenmesi sağlanamazken, Büyük Britanya ve Fransa ile tam 2. Dünya Savaşı öncesi imzalanan (elbette “Hatay” rüşvetinden sonra) ittifak antlaşması oldu.

Ancak müttefiklerden Fransa’nın Nazi Almanya’sına teslim olması Ankara’ya kıvırtma olanağı sağladı. Öte yandan 1. Dünya Savaşının ağır sonuçları, yeni Başkan İnönü’yü çok ihtiyatlı bir politikaya itti. İki kamptan hangisinin kazanacağından emin olmak istedi.

Ve Kars-Ardahan- Boğazlar meselesinin gündeme gelmesinden sonraki bir yıl Türkiye kendini Okyanus’ta yalnız hissetti. Türk ordusu, Erzurum’a çekildi, her gün Sovyet ordusunun Kars/Ardahan bölgesine girmesi beklenerek. Nereden bilsinler, Stalin’in daha Yalta sonrasında bu sevdadan vazgeçtiğini. Ama Türkiye solunun ödediği bedel ağır oldu. !945 Aralık sol basın ve kitapevleri pogromu, 1946 bütün sol partilerin ve sendikaların kapatılması…

İnönü kadar ihtiyatlı bir politikacı olan Stalin, Atom bombasının bir uluslararası denge faktörü haline gelmesinden sonra İran’da desteği ile oluşan Kürt ve Azeri Cumhuriyetlerini kendi kaderine terk etti. Yunanistan’daki ulusal kurtuluş hareketini de İngilizlerin tasfiyeye girişmesi sırasında yalnız bıraktı. (Daha sonraki Yunan İç Savaş, iki kamp arasındaki yeni dönemin ilk pazu güreşi olacaktı.) Zaten Orta ve Doğu Avrupa’da oluşan Halk Cumhuriyetlerini oturtma gibi başında yeterince dert vardı. Churchill, Mart 1946’da “Demir Perde”nin indiğini ilan edişi, aynı zamanda Soğuk Savaşın başlangıcını ve 2. Dünya Savaşı Anti Nazi ittifakının çöküşünü  simgeliyordu. İnönü, Almanlar Sovyetlere saldırdığında, “ilk kez bu gece rahat uyudum” diyecekti. Herhalde ikinci rahat uykusunu ise, Churchill’in “Demir Perde”yi ilan etmesinden bir ay sonra Nisan ayında Amerikan Missouri zırhlısı İstanbul’u ziyaret ettiğinde uyuyacaktı.

Yunanistan ve Türkiye birlikte, Batının kollarına dönecekti yeniden.

Geçmişte de hat değiştirme çabaları olmuştu. Bunun ilk örneği Mahmut Nedim Paşadır. Rus Çarlığına yönelerek, Bosna/Hersek, Bulgar isyanlarını halledeceğini sanmıştı. Bu Sultan Aziz’in hal’olmasını getirdi. Anayasal sistemin ilanı ile yırtacaklarını sandılar ama artık çok geçti. Sonraki hat değiştirme örneği İttihat Cuntasıdır. Almanya doğrultusunda bir hat değişikliği yaşanmıştır. Sonra ana hatta döneceğiz diye iflahları gevremiştir. Ki bu dönebilmeyi de Sovyet Devrimi sayesinde sağlamışlardır.

Şimdi Soçi de görülen o ki, Kürt sorununu halledeceğiz diye, yeniden bir hat değişikliği ilan olunmaktadır.

Aslında bunda şaşırtıcı bir yan yok. Suriye’nin şu andaki haritasına baktığımız da, Türkiye’nin Afrin’den Mahabat’a kadar uzanan bin kilometreyi aşkın sınırında, Türkiye’nin denetleyebildiği hat ancak 50 km dolayındadır. Orada küçük bir koridor açana, Afrin’in Rojava ile birleşmesini engelleyene kadar iflahları gevredi. Nasıl uykuları kaçmasın? Mesele PKK ya da Barzani sorunu değil, Kürt sorunudur. Ve bu sorun Osmanlıdan devralınmıştır. Bu 1000 kilometrelik sınırın güneyindeki büyük bir alan şu anda ABD’nin dost olarak, Türkiye’nin ise tehdit olarak algıladığı güçlerin elindedir. Afrin’de ise Suriye devleti adına Rus askeri bulunmaktadır.

Bu bakımdan Ankara’nın Bağdat ile de masaya oturmasında, Tahran ile de masaya oturmasında şaşırtıcı bir yan yok. Hatta Esad’ın hemen aynı gün Putin’in ardında belirmesinde de şaşırtıcı bir şey yok. Kürtler ciddi biçimde mevzubahis olunca, Arap, Fars ve Arap milliyetçiliği aralarındaki ciddi çatışmalara karşın her zaman bir araya gelmişlerdir.

“Talat Paşa Komitesi” ruhu Ankara’ya yeniden döndü. Aslında hiçbir zaman terk etmedi ki. Kılıçdaroğlu da, Soçi buluşmasını alkışlarken, kendisiyle son derece tutarlı. Kürt mevzu bahis olunca gerisi teferruat!

Nasıl, Obama başkan olmadan Ermeni soykırımını tanıyıp, İsrail başkanı Rivlin gibi, başkan olduktan sonra Devlet’in genel çizgisine uygun davranıyor ve soykırımı tanımıyor ise, Erdoğan da Kürt meselesinde Başbakan olduğu dönemden daha farklıdır.  DEVLET’in ruhu onda tabahhur etmiş, onun Sözcüsü olmuştur.

Ancak şu anda ciddi bir hat değiştirme krizi yaşanıyor. Aynı 1914 gibi.  O günkü Almanya gibi, Rusya (ve uzaktan sessizce Çin) bugün yükselen dünya gücü.  Amerikalıların hali ise, 20 yüzyılın yorulan hegomonik dünya gücü İngiliz imparatorluğunu andırıyor. Ve şimdi Türkiye 1914 gibi hat değiştiriyor. Hat değişikliğinin 1870’lerin başında, 1914’te ağır bedelleri olmuşu. Şmdikinin bedelleri de ağır olacağa benzer.

1919 yılında ilk Kürt devleti, Kürdistan Krallığı Süleymaniye’de ilan olundu. Dünya dengesi, Büyük Suriye Krallığı gibi onun da yaşamasına izin vermedi. 2. Dünya savaşı sonrasındaki dünya dengesi ise Mahabat Cumhuriyetinin yaşamasına izin vermedi. Rus katkısı

1975 yılında Irak Kürtleri önemli kazanımlar sağladı. Ancak Bağdat ve Tahran’ın anlaşması ve Şam ile Ankara’nın örtülü desteği sonucu, Kürtler yine kendi kaderlerine terkedildi ve Anfal Soykırımı yaşandı. Amerikan katkısı!

Dört başkent halen, Kürtlerin hiçbir parçada siyasal konum kazanmaması konusunda hem fikir… Bakalım bu kez tarih Kürtlerin yüzüne gülecek mi? Yoksa Kürtler yeniden terk mi olunacak? Ve kim kimi erk edecek? Ruslar mı, Amerikalılar mı? Her ikisi birden mi?

Çok zaman geçmeden zaman gösterecek. 

50247

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Almanya'da Faşizme Karşı Kitlelerin Büyük Protestosu

Alman emperyalist burjuvazisi, son yıllarını ekonomik kriz içinde geçirdi ve bu krizi savuşturabilmiş değildir. Tersine, giderek derinleşmektedir. Kendileri için söylenen “Avrupa'nın hasta adamı” sözüne karşı, ekonomi bakanın Lindener'in doğrudan ağzıyla; “hasta değil, yorgun adamı” olduğunu kabul etti.

Çutakımız Hrant (Nubar Ozanyan)

Soykırımcıların, hafıza katillerinin tüm çabalarına karşın Ermeni halkının ve ilerici insanlığın hafızasında halen dipdiri olan Hrant Dink; özgürlüğün ve adalet arayışının simgesi olarak anılmaya devam ediyor. Yüzbinlerin hem kalbine hem de duygularına bu denli etkili ve sarsıcı dokunmayı başaran Hrant Dink, bu gücü Ermeni soykırım gerçekliği kavrayışından, özgürlüğe ve adalete olan güçlü inancından, tutarlı duruşundan alıyordu.

Bir Sol Liberal Aydının Ezilen Ulus Milliyetçiliği Temelinde Ulus Sorununa Yaklaşımının Eleştirisi

Giriş:

Uluslar kapitalizmin şafağında ortaya çıkmıştır. Ancak, kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle de ulusal sorunlar çözülebilmiş değildir. Hala ezilen uluslar ve bunların kendi kaderlerini özgürce tayin etme mücadeleleri sürmektedir. Özellikle emperyalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte, ezilen ulus sorununun çözümü doğrudan proleter devrimlere bağlanmıştır.

Dağın Sara’sı (Sakine Cansız), Nubar Ozanyan

Aradan yıllar geçse de direngenliğin hikayesini yazan Sara (Sakine Cansız), unutulmadan konuşulup anılıyorsa bu onun istisna bir kişilik olduğunu gösterir. Unutulmayacak kadar değerli çalışmalar yürüten, her dönem geride okunacak notlar bırakan Sara, Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncü soluğu olmayı başarmış bir devrimcidir.

Cüret edip özneleşelim, kurtuluş için örgütlenelim ve hep birlikte devrimle özgürleşelim!

– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhabalar, ben Rosa Avesta, TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisiyim.

– TKP-ML KKB olarak 5 Mayıs 2023 tarihinde yaptığınız açıklamada 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Bu Kongreye gelinceye kadar geçen süreci özetleyebilir misiniz?

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Vahşet ve zulümle biten yıllar (Nubar OZANYAN)

Yeni yıl ezilen halklara yenilik adına bir şey getirmedi. Zulmün bir devamı, vahşetin bir tekrarı yeniden yaşatılıyor. Dünyanın muktedirleri, sermayenin generalleri Orta Doğu’yu yeniden paylaşmak, hegemonyalarını pekiştirmek için her gün daha fazla sayıda savaş gemisini denizlere sürüyorlar. En kıyıcı silahlarını yeni bir paylaşım savaşı ve çatışmaları için hazırlıyorlar. Filistin, Kurdistan, Ukrayna savaşın ve çatışmaların en sert ve en tahripkar geçtiği ülkeler olma gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht Yaşıyor, Lenin Yol Göstermeye Devam Ediyor!

 

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht bundan 105 yıl önce dönemin SPD hükümetinin Freikorsp (Gönüllüler Alayı) askerleri tarafından kurşuna dizilerek katledildiler.

Birinci emperyalist paylaşım savaşının ufukta görünmeye başladığı 1907 yılında toplanan İkinci Enternasyonal çıkması muhtemel savaşa karşı “hazır olunması” ve “savaş bütçelerine hayır” denmesi çağrısında bulundu.

Gerici Zorun Panzehiri, Devrimci Zordur

Görsel ve yazılı basında her gün çürümüş, kokuşmuş sistemin icraatlarına tanıklık ediyoruz. Artık uyuşturucu baronlarına, çetelere dair haberler “sıradan” vakalar haline gelmiş durumda. Tabi ki, bizim işimiz bunların çetelesini tutmak değildir.

“Mücadele, İsyan, Örgüt ve Ezilenlerin Savaşına Doğru…”

Oldukça sarsıcı bir yılı geride bıraktık. Artsakh’da, Rojava’da, Gazze’de işgal saldırıları sürerken Afganistan’da halk Taliban zulmüne katlanmak zorunda kaldı.

Yeni ticaret anlaşmaları ve pazar paylaşım savaşları nedeniyle Ortadoğu halkları Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na zulme uğramaya, göçe zorlanmaya, açlığa ve yoksulluğa hapsedildi. Şimdi yeni bir yıla girerken bu emperyalist ve gerici saldırıları direniş ile karşılayan Ortadoğu halkları zaferlere muktedir…

 Bölgede tırmandırılan savaş

AKP veya CHP’ye Kaybettirmek mi? 3. Yol mu?

Devrimci mücadelenin gerilediği, devrimci-komünist ve yurtsever hareketlerin kitleler üzerindeki etkisinin önemli oranda azaldığı bir sürecin içinden geçiyoruz.

Sayfalar