Hat Değişikliği-Ragıp Zarakolu
Osmanlı Türkiye’si 1914 yılında geleneksel Batı raylarından, geleneksel Batının yeni hırslı çocuğu Almanya’nın hattına kaydı. Bedel çok ağır oldu.
Bu nedenle genç cumhuriyetin temel politikası, bir yandan yeni dünya gücü Sovyetleri kollarken, ülkeyi yeniden geleneksel Batı ittifakı raylarına çekmek oldu. Ki bunun sonucu ise, Sovyetlerle Ankara Antlaşmasının yenilenmesi sağlanamazken, Büyük Britanya ve Fransa ile tam 2. Dünya Savaşı öncesi imzalanan (elbette “Hatay” rüşvetinden sonra) ittifak antlaşması oldu.
Ancak müttefiklerden Fransa’nın Nazi Almanya’sına teslim olması Ankara’ya kıvırtma olanağı sağladı. Öte yandan 1. Dünya Savaşının ağır sonuçları, yeni Başkan İnönü’yü çok ihtiyatlı bir politikaya itti. İki kamptan hangisinin kazanacağından emin olmak istedi.
Ve Kars-Ardahan- Boğazlar meselesinin gündeme gelmesinden sonraki bir yıl Türkiye kendini Okyanus’ta yalnız hissetti. Türk ordusu, Erzurum’a çekildi, her gün Sovyet ordusunun Kars/Ardahan bölgesine girmesi beklenerek. Nereden bilsinler, Stalin’in daha Yalta sonrasında bu sevdadan vazgeçtiğini. Ama Türkiye solunun ödediği bedel ağır oldu. !945 Aralık sol basın ve kitapevleri pogromu, 1946 bütün sol partilerin ve sendikaların kapatılması…
İnönü kadar ihtiyatlı bir politikacı olan Stalin, Atom bombasının bir uluslararası denge faktörü haline gelmesinden sonra İran’da desteği ile oluşan Kürt ve Azeri Cumhuriyetlerini kendi kaderine terk etti. Yunanistan’daki ulusal kurtuluş hareketini de İngilizlerin tasfiyeye girişmesi sırasında yalnız bıraktı. (Daha sonraki Yunan İç Savaş, iki kamp arasındaki yeni dönemin ilk pazu güreşi olacaktı.) Zaten Orta ve Doğu Avrupa’da oluşan Halk Cumhuriyetlerini oturtma gibi başında yeterince dert vardı. Churchill, Mart 1946’da “Demir Perde”nin indiğini ilan edişi, aynı zamanda Soğuk Savaşın başlangıcını ve 2. Dünya Savaşı Anti Nazi ittifakının çöküşünü simgeliyordu. İnönü, Almanlar Sovyetlere saldırdığında, “ilk kez bu gece rahat uyudum” diyecekti. Herhalde ikinci rahat uykusunu ise, Churchill’in “Demir Perde”yi ilan etmesinden bir ay sonra Nisan ayında Amerikan Missouri zırhlısı İstanbul’u ziyaret ettiğinde uyuyacaktı.
Yunanistan ve Türkiye birlikte, Batının kollarına dönecekti yeniden.
Geçmişte de hat değiştirme çabaları olmuştu. Bunun ilk örneği Mahmut Nedim Paşadır. Rus Çarlığına yönelerek, Bosna/Hersek, Bulgar isyanlarını halledeceğini sanmıştı. Bu Sultan Aziz’in hal’olmasını getirdi. Anayasal sistemin ilanı ile yırtacaklarını sandılar ama artık çok geçti. Sonraki hat değiştirme örneği İttihat Cuntasıdır. Almanya doğrultusunda bir hat değişikliği yaşanmıştır. Sonra ana hatta döneceğiz diye iflahları gevremiştir. Ki bu dönebilmeyi de Sovyet Devrimi sayesinde sağlamışlardır.
Şimdi Soçi de görülen o ki, Kürt sorununu halledeceğiz diye, yeniden bir hat değişikliği ilan olunmaktadır.
Aslında bunda şaşırtıcı bir yan yok. Suriye’nin şu andaki haritasına baktığımız da, Türkiye’nin Afrin’den Mahabat’a kadar uzanan bin kilometreyi aşkın sınırında, Türkiye’nin denetleyebildiği hat ancak 50 km dolayındadır. Orada küçük bir koridor açana, Afrin’in Rojava ile birleşmesini engelleyene kadar iflahları gevredi. Nasıl uykuları kaçmasın? Mesele PKK ya da Barzani sorunu değil, Kürt sorunudur. Ve bu sorun Osmanlıdan devralınmıştır. Bu 1000 kilometrelik sınırın güneyindeki büyük bir alan şu anda ABD’nin dost olarak, Türkiye’nin ise tehdit olarak algıladığı güçlerin elindedir. Afrin’de ise Suriye devleti adına Rus askeri bulunmaktadır.
Bu bakımdan Ankara’nın Bağdat ile de masaya oturmasında, Tahran ile de masaya oturmasında şaşırtıcı bir yan yok. Hatta Esad’ın hemen aynı gün Putin’in ardında belirmesinde de şaşırtıcı bir şey yok. Kürtler ciddi biçimde mevzubahis olunca, Arap, Fars ve Arap milliyetçiliği aralarındaki ciddi çatışmalara karşın her zaman bir araya gelmişlerdir.
“Talat Paşa Komitesi” ruhu Ankara’ya yeniden döndü. Aslında hiçbir zaman terk etmedi ki. Kılıçdaroğlu da, Soçi buluşmasını alkışlarken, kendisiyle son derece tutarlı. Kürt mevzu bahis olunca gerisi teferruat!
Nasıl, Obama başkan olmadan Ermeni soykırımını tanıyıp, İsrail başkanı Rivlin gibi, başkan olduktan sonra Devlet’in genel çizgisine uygun davranıyor ve soykırımı tanımıyor ise, Erdoğan da Kürt meselesinde Başbakan olduğu dönemden daha farklıdır. DEVLET’in ruhu onda tabahhur etmiş, onun Sözcüsü olmuştur.
Ancak şu anda ciddi bir hat değiştirme krizi yaşanıyor. Aynı 1914 gibi. O günkü Almanya gibi, Rusya (ve uzaktan sessizce Çin) bugün yükselen dünya gücü. Amerikalıların hali ise, 20 yüzyılın yorulan hegomonik dünya gücü İngiliz imparatorluğunu andırıyor. Ve şimdi Türkiye 1914 gibi hat değiştiriyor. Hat değişikliğinin 1870’lerin başında, 1914’te ağır bedelleri olmuşu. Şmdikinin bedelleri de ağır olacağa benzer.
1919 yılında ilk Kürt devleti, Kürdistan Krallığı Süleymaniye’de ilan olundu. Dünya dengesi, Büyük Suriye Krallığı gibi onun da yaşamasına izin vermedi. 2. Dünya savaşı sonrasındaki dünya dengesi ise Mahabat Cumhuriyetinin yaşamasına izin vermedi. Rus katkısı
1975 yılında Irak Kürtleri önemli kazanımlar sağladı. Ancak Bağdat ve Tahran’ın anlaşması ve Şam ile Ankara’nın örtülü desteği sonucu, Kürtler yine kendi kaderlerine terkedildi ve Anfal Soykırımı yaşandı. Amerikan katkısı!
Dört başkent halen, Kürtlerin hiçbir parçada siyasal konum kazanmaması konusunda hem fikir… Bakalım bu kez tarih Kürtlerin yüzüne gülecek mi? Yoksa Kürtler yeniden terk mi olunacak? Ve kim kimi erk edecek? Ruslar mı, Amerikalılar mı? Her ikisi birden mi?
Çok zaman geçmeden zaman gösterecek.
Son Haberler
Sayfalar
Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )
Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.
Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!
"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.
Halil Gündoğan
İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.
Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]
Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,
Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )
Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.
Stefan Engel ile Röportaj
İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!
REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj
Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?
Yazma, Kafa Yorma…
Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.
Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.
Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.
Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )
Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.
CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3
Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”
Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak, bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.
TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!
“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”
Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.
Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin
6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.
BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE
1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu küçük bir grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.