Çarşamba Ekim 28, 2026

Hangi Atılım ?

Atılım Gazetesi’nin 29 Ağustos 2014 tarihli 136. sayısında yayımlanan “Ortadoğu’da devrimci durum” başlıklı gündem yazısında; “Fas’tan Bahreyn’e, Yemen’den Türkiye’ye, geniş anlamda Ortadoğu bölgesinde bir devrimci durum yaşanmaktadır. Bölgede hüküm süren gerici, faşist, monarşik vd. devlet rejimleri, kapitalizmin genel bunalımına bağlı olarak iflas etmiş durumdadır. Egemenler eskisi gibi yönetemiyorlar” denilmektedir. Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerini boykot çağrısı yaparken, tam da Atılım'ın işaret ettiği bu gerçekten hareket ettik. Türk hakim sınıflarının kriz içinde oldukları, genel olarak ülkemizde devrimci durum yaşandığını özel olarak da Gezi'yle birlikte sokağa çıkan halk kitlelerine CB seçimlerine katılım çağrısı yaparak düzenin kendisini meşrulaştırmasına ve soluklanmasına ortak olunmaması gerektiğini söyledik.

Nitekim önemli sayıda bir kitle sandığa gitmedi. Biz bunun boykot çağrı(mız) nedeniyle gerçekleştiği yönlü ayakları havada bir politik değerlendirme içinde değiliz. Ama CB seçimlerine katılımın düşük olması, tam da Atılımcı dostlarımızın haklı olarak işaret ettikleri duruma işaret etmektedir. Türkiye'de halk kitlelerinin dikkate değer bir kısmı isyanın izlerini üzerinde taşımaktadır. CB seçim sonuçları ve seçimlere katılım oranının oldukça düşük olması bunun somut kanıtıdır.

Hakim sınıfların eskisi gibi yönetememesi yönlü bir değerlendirme yapan devrimci bir hareketin görevi, sanırız bu yönetememe halini devam ettirmek, yapabiliyorsa daha da derinleştirmek olmalıdır. Ama Atılım hakim sınıfların yönetememe halini gördüğü(müz) halde, CB seçimlerine katılarak, düzenin kendini devam ettirmesine, yönetmeme halinden kurtulmasına ya da daha doğru ifadeyle hakim sınıfların bir nebze olsun soluklanmasına hizmet etmiştir. Bu tavrını da “…seçimler politik şartlara göre, reformcu taktiğinde devrimci taktiğinde sahnesi olabilir pekala…” diyerek meşrulaştırmıştır. (Atılım, 18 Temmuz tarihi 130. sayısındaki “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde solun açmazları”) Ama aynı Atılım CB seçimleri üzerinden daha bir ay bile geçmeden, Türkiye'de “devrimci durum” tespiti yapmakta, hakim sınıfların yönetememe krizinden bahsetmekte bir sakınca görmemektedir.

Eğer bir devrimci hareket devrimci durum tespiti yapıp, hakim sınıfların yönetememe krizinden bahsediyorsa orada yapılması gereken çok açıktır ki bu krizin derinleştirilmesidir. Ama Atılım öyle yapmamış, CB seçimlerini boykot ederek düzenin meşruluğunun sorgulanır durumunu devam ettirmemiş, krizin derinleştirilmesine değil tam aksine, kendini yeniden üretmesine hizmet etmiştir. Şimdi hakim sınıflar bir restorasyondan bahsederken bunu ilk defa halkın katılımıyla gerçekleştirilen CB'nına dayandırmaktadırlar.

Atılım ve onun siyasi çizgisi sistemin politik krizine sadece bu açıdan değil Kürt meselesi bağlamındaki “barışın” ateşli “devrimci” taraftarı olarak da ihtiyacı olan reformcu kanı taşımaktadır. Kuşkusuz “barış” politikası Atılım'ın belirlediği, çerçevesini çizdiği ve sahibi olduğu bir politika değildir. Bu Kürt Ulusal Hareketi'nin sahibi olduğu çizginin yaklaşımdır. Ama Atılım Kürt Hareketinin bu sürecinin kayıtsız şartsız destekçisi konumuyla, sürecin devrimci olanaklarının reformizm nehrine akmasından hiçbir rahatsızlık duymamaktadır. Ya da kör göze parmak misali reformizm olan durumu ustaca kendine ve herkese “devrimci süreç” diyerek yutturmaktadır. Haliyle böyle oluyor Atılım'ın Kürt sorununa “emekçi çözüm”ü!

Atılım neden devrimci durum tespiti yaptığı halde,  kitlelere CB seçimlerine katılım, düzen için mücadele yolu önermiş, boykot taktiğini önerenlere karşı eleştiri getirmiş ve hatta onları apolitik olmak gibi, hiçte kendi değerlendirme kapasitesine uygun olamayan bir şekilde tanımlama ihtiyacı duymuştur? Bunu Atılım'ın aynı makalesinde Lenin'e atıfla gönderme yaparak “devrimci durum, devriminnesnelkoşullarını ifade eder. Bu nesnel koşulların var olmadığı bir durumda hiçbir öznel girişim, hiçbir iradi zorlama devrime yol açmaz. Ancak bu nesnel koşulların varlığında bir devrim mümkün hale gelir. Ne var ki, bu nesnel koşulların varlığı da kendiliğinden bir zaferi getirmez. Komünist ve devrimci partilerin bir devrime önderlik edebilecek irade ve hazırlığı mevcut değilse, devrimci durumdan hiç de devrimci olmayan sonuçlar da çıkabilir” diye yazdıklarından, -bir nebze olsun- anlayabiliyoruz.

Atılım devrimci durumun olduğunu yani devrimin objektif şartlarının var olduğunu ama devrimci öncü olmadan yani devrimin objektif koşulları oluşmadan bir devrimin olamayacağından ya da bu nesnel durumdan hiç de devrimci olmayan sonuçlar çıkabileceğinden bahsetmektedir.

Bu ifadelerden ne anlamamız gerekir? Atılım devrimci durumun var olduğunu, son derece uygun olduğunu ama subjektif koşulun olmadığından mı bahsetmektedir? Daha açık bir anlatımla “Komünist ve devrimci partilerin bir devrime önderlik edebilecek irade ve hazırlığı mevcut” olmadığı için mi CB seçimlerine katılım sağlanmıştır?

Öyleyse sormamız gerekmez mi tıpkı Atılım'ın yazdığı gibi “Sosyalist devrimin koşulları Yunanistan tarihinde hiç olmadığı kadar olgunlaşmış durumda ama “kimse” sosyalizmden, devrimden, silahlı halk ayaklanmasından bahsetmiyor!” derken aynı durum (devrimci durum) madem Türkiye'de de geçerli, ama Türkiye'de “biri”leri örneğin CB seçimleri gerçekleşirken, seçimleri boykot etmekten, devrimden, silahlı mücadeleden bahsetmiştir… Ama bu birilerinin arasında Atılım'ı görmediğimizi, aksine onun, CB seçimlerine katılmayı boykot çağrısı yapanları eleştirdiğine tanık olduğumuzu hatırlıyoruz!

Dolayısıyla bizim hangi Atılım'ı muhatap almamız gerekiyor. Dünyada ve Ortadoğu’daki devrimci duruma dair doğru tutum belirleyeni mi yoksa aynı durumda olan Türkiye'de ise farklı bir tutum takınan Atılımı mı?

Bu tutarsızlığın nedeni nedir?

Açıktır ki Atılım revizyonizmin durumdan duruma tutum belirleyen, kendini günlük olaylara uyarlayan ve daha da önemlisi kapitalizmin içinde bulunduğu durumu bilinçli olarak yok sayarak, (Yoksa 18 Temmuz'da kapitalizmin bunalımda olduğunu görmeyip, 29 Ağustos’ta kapitalizmin bunalımından bahsetmek ve devlet rejimlerinin iflas ettiğinden dem vurmak nasıl açıklanabilir?) pragmatist davranıp, devrimci durumun güçlendirilmesi, kitlelerin düzen dışı eğilimlerinin çoğaltılması yerine, CB seçimlerine katılım çağrısı yaparak, düzene hayat öpücüğü vermeyi tercih etmiştir.

Bu da bizim açımızdan anlaşılabilir bir politikadır. Çünkü ne diyordu Lenin? “…durumdan duruma tutumunu belirlemek, kendini günlük olaylara ve küçük politikanın kesinti ve değişmelerine uyarlamak, proletaryanın birincil çıkarlarını ve tüm kapitalist sistemin, kapitalist evrimin özelliklerini unutmak, bu birincil çıkarları, onun gerçek ya da varsayılan avantajları yanına feda etmek” (Marksizm ve Revizyonizm-Nisan 1908)

Atılım'ın İstisnası Kafa Karışıklığının Aynası!

Aynı makalede Atılım, Rojava'da yaşanan durumu ise bir istisna olarak değerlendirmekte ve nesnel durumun (objektif koşulun) uygun olmasının yanında subjektif koşulunda var olması, (makalede kullanılan ifadeyle “Komünist ve devrimci partilerin bir devrime önderlik edebilecek irade ve hazırlığı”nın) nedeniyle başarılı olunduğundan bahsetmektedir. Bu tespitini de şu ifadelerle vurgulamaktadır: “İstisnai bir durum olarak, Rojava’da halk hareketi devrimci bilinç ve örgütlülükle buluştu. Bu birleşme Rojava devrimini doğurdu. PKK’nin devrimci birikimiyle, Batı Kürdistan’ın ulusal boyunduruğa öfkesi devrimci bir halk ordusunu, YPG’yi doğurdu.”

Rojava devriminin öyle Atılım'ın görmek istediği gibi “demokratik halk devrimi” olmadığını, yaşananın “ulusal demokratik devrimci” bir süreç olduğunu ifade etmekle birlikte, (Rojava Devrimi'nin niteliğinin ne olduğu ayrı bir yazının konusudur.) asıl sorun, Atılım'ın devrimci durumu istisnai olarak da olsa olumlu olarak kullanan “devrimci bilinç ve örgütlülükle buluşması” olarak tanımlamasıdır. Atılım devrimci bilinç ve örgütlülükten bahsederken Rojava Devrimi'ni “kendi devrimleri” olarak ilan eden ve enternasyonalist dayanışmanın güzel örneklerini sergileyen MLKP'den, onun teorik ve pratik duruşundan ve devrime önderlik etmesinden bahsetmiyor herhalde! Bahsini ettiği PKK'dir.

Rojava Devrimi'ne önderlik eden anlayışın, İmralı'da geliştirilen tezlerle hareket ettiği ve bu tezlerinde öyle devrimci tezler olmadığını Atılım'da kabul ediyor bildiğimiz kadarıyla. Nitekim aynı makalede Atılım “yurtsever demokratik öncü, doğru bir öngörü ve konumlanma ile Rojava’ya yönelmese...” ifadelerini kullanmaktadır. Atılım bildiğimiz kadarıyla T. Kürdistanı Kürt Ulusal Hareketinin çizgisini ve yönelimini “devrimci-demokratik” olarak değerlendirmektedir. Yani İmralı'dan ileriye sürülen tezleri reformist olarak görmemektedir. Bu anlamda Atılım'ın Rojava ile ilgili tezleri kendi içinde tutarlı değildir. Bunun nedeni Atılım'ın devrimci ve reformist kriterlerindeki hatalı yaklaşımında aranmalıdır.

Atılım karar vermelidir. Rojava Devrimi'ne önderlik eden “devrimci bilinç ve örgütlülük... PKK’nin devrimci birikim”imi dir yoksa “yurtsever demokratik öncü” müdür? Bu kafa karışıklığı neden? Neden Rojava Devrimi'nden bahsederken o devrime önderlik eden çizginin bir yanda devrimci diğer yanda demokratik olduğu ileriye sürülmektedir? Rojava Devrimi'ne önderlik eden anlayışın ne olduğu, neden daha açık ve net olarak ortaya konulmamaktadır?

Rojava Devrimi, evet bir devrimdir. Hatta daha doğru ifade ile devrimci bir süreçtir. Bu sürece önderlik eden çizgi, “ulusal reformist” bir anlayıştır. Rojava Devrimi'ni, “Demokratik Halk Devrimi”, “Yeni Demokratik Devrim” olarak tanımlamak doğru değildir. Bu devrim “eski tipte bir devrim”, proletaryanın değil burjuvazinin önderlik ettiği bir devrimdir. Rojava Devrimi'ni “Ulusal Demokratik Devrim”, bir devrimci süreç olarak tanımlamak gerekir. 

Bu “ulusal demokratik devrim süreciyle dayanışmanın ötesinde, bizzat aktif katılımcısı olmak son derece değerli ve önemli bir pratiktir. Bu nedenle Atılım'ı temsilcisi olduğu anlayışın, Rojava Devrimi'ne katılımı ve mücadelesi örnek alınması gereken devrimci enternasyonalist bir tutumdur. Tıpkı geçmişte Türkiyeli devrimcilerin Filistin'de mücadele etmesi örneğinde olduğu gibi, şu anda Rojava'da mücadele etmek önemlidir. Bu pratikten öğrenmek gerekir. Ama bu örnek pratikten öğrenip hayata geçirirken, tanımlamaları yerli yerinde yapmak gerekir. Bu tavır bizi olası sapmalara karşı uyanık olmamızın yanında kendi misyonumuzun ne olduğu hususunu da hatırlatacaktır.

Bizce Atılım'ın hem dünyada hem de Ortadoğu ve Türkiye'de devrimci durum koşullarında, hakim sınıfların yönetememe krizi içinde bulunduğu durumda; modern revizyonist çizgisi nedeniyle yalpalamakta, reformizmle tam olarak hesaplaşmadığı için bocalamaktadır.

Bir yanda Türkiye'de devrimci durum tespiti ve hakim sınıfların yönetememe krizi içinde bulunduğunu ileriye sürüp, diğer yanda bu krizi derinleştirmek, halk kitlelerinin düzen dışı eğilimlerinin güçlendirmek için mücadele etmek yerine örneğin CB seçimlerine katılım çağrısı yapmakta, üstelik de devrimci durumun son derece uygun olduğu, hakim sınıfların yönetememe krizi içinde bulunduğu ve bu anlamıyla düzene kan taşımamak gerektiğini açıklayıp boykot yapanları “politikasızlıkla” eleştirmektedir. Bir yanda devrimci durum tespiti yapıp, diğer yanda ise bu nesnel koşulları devrim lehine çevirecek devimci partinin güçlendirilmesi yerine legal parti çalışmalarına ağırlık vermektedir.

Diğer yanda ise Rojava'da devrimci bir durumdan bahsederken, bu sürece önderlik eden çizgiyi kâh devrimci, kah yurtsever demokratik öncü ilan edip; bizce de Ortadoğu bölgesinde önemli bir gelişmeye karşılık gelen Rojava Devrimi'ne, -gereğinden fazla-, olmadık anlamlar yüklemekte; bizzat Kürt hareketi bile, Rojava'daki Devrim'den “radikal demokratik devrim” ve “radikal demokrasi” olarak bahsederken Atılım devrimin niteliğini farklı göstermektedir.

Atılım, modern revizyonist çizgisi uyarınca reformizmle olan imtihanını vermemiştir. Hem Türkiye'de hem de Rojava'daki tutarsızlığının ana nedeni budur.

93703

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

“Yetiş Yalnız Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelemizde Yeni Bir İlham Kaynağımız Olarak Yaşamaya Devam Edecektir!”

ATİK-Uluslararası Demokratik Kamuoyuna Duyuru-

Bugün 8 Mayıs, Hitler faşizminin kapitülasyonunun Avrupa’da ilan edildiği gündür. Bir taraftan tarihin bu onurlu zaferinin sevincini yaşıyoruz. Ancak aynı gün, eski ENİLKOM aktivistlerimizden Yetiş Yalnız’ın 11 yoldaşıyla birlikte, partizanca direniş örneği sergileyerek ölümsüzleştiklerini öğrendik. Bu çatışma ve direniş, 24-28 Kasım 2016 tarihinde, DERSİM-ALİBOGAZI bölgesinde, soykırımcı ve katliamcı faşist Türk Ordusu’nun bir operasyonu esnasında olmuştur.

Hasretle ve inançla… “Umudun öyküsünü yazmak bize düştü!”

“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü / Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını / Acıları tas tas içmek / kan tükürmek ihanete / Bize düştü gözyaşsız ağlamak genç ölümlere / Yetim şafaklara kardeş olmak / Alayla gülümsemek karanlıklara / Hasret vurgunuyla yanmak / Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa... / bize düştü / Tarih payıdır kaçınılmaz / Vurun kanatlarınızı dostlarım”*

Tarih paylarını canlarıyla ödeyerek ve son bir veda sözcüğü etmeden sonsuzluğa yürüdü 12 kızıl karanfil. Onlar ki her biri umudun öyküsünü yazdılar kısacık yaşamlarıyla.

TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı;“12’leri anmak, onların boş kalan mevzilerini doldurmaktır”

Durmak yok bu koşuda,

Ağıt yok dilimizde, dizlerde titreme yok.

Kaç güneş sönse de sönsün içimizde,

Hep aydınlıkta yakalayacağız ölümü...

 

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı:12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

24-28 Kasım 2016 tarihleri arasında Dersim'e bağlı Ali boğazına yönelik Faşist devlet güçleri bir operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon da yaşanan çatışmalarda devlet güçlerinden ölü ve yaralı asker olurken, 12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

Şehit yoldaşlarımızın kimlik bilgileri şöyledir;

* Kod: Ahmet / Yetiş Yalnız / 1980 Fransa doğumlu

* Kod: Munzur / Serkan Lamba / 1985 Maraş doğumlu

* Kod: Aşkın / Hasan Karakoç / 1980 Dersim doğumlu

* Kod: Cem / Umut Polat / 1993 Dersim doğumlu

* Kod: Bakış / Samet Tosun / 1996 Tokat doğumlu

CHP Sosyalist Enternasyonel’den çıkartılmalı… – Ahmet Nesin

Oldum olası insanın içinde bir umut olmalı diye düşünürdüm gençliğimden beri. Hâlâ aynı şeyleri söylüyorum ama kimi konularda zorlamanın bir anlamı kalmadığına inandım. Esasında böyle düşünmeme neden olan da CHP oldu, CHP’nin ne kadar çok sosyal demokrat bir parti olmasını arzulasam da, onlar bunun asla mümkün olmayacağını haykırdılar kendimi bildim bileli. CHP sosyal demokrat parti olacak da, üye olacağımdan değil, Türkiye’nin böyle bir partiye gereksinimi olduğundan.

Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek

Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.

1 Mayıs'in ardından ya da Kitleleri Kazanma Siyaseti

2017 1 Mayıs’ı bir önceki yıla göre daha kitlesel ve daha yagın bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’ın hemen hemen her yerinde kutlanmıştır. Bu, sermaye devletinin faşist tek adam diktatörlüğüne bir karşı koyuştur, aynı zamanda. Aynı zamanda, referandum’da yapılan hileye ve düzen partilerinin durumu olağanlaştırma çabalarına karşı işçi sınıfı ve emekçiler açısından olumlu bir tepkisel karşı çıkıştır.

“Cennette büyük kaos var! Vaziyet şahane!”

Referandumun ilk aşaması “Evet”in kıl payı öne çık(arıl)ması ile sonuçlandı. Başkanlık sistemi, merkeziyetçiliğin daha kurumsal hale getirilip, egemen kliğin devlet iktidarında çelişkilerden azade bir rahat soluk alabilmek için tasarlanmışken daha ilk adımında, kendi sınıfdaşlarınca dahi meşruluğu sorgulanır hale geldi. Devlet krizinin farlı krizleri de doğurarak büyüyeceğini, böyle bir kaos durumunun da devrimciler açısından ezilenlerle birlikte çok yeni kapılar açacağını tespit etmek gereklidir.

İbrahim Kaypakkaya Beynimizde Bilinç, Bileğimizde Güç, Yüreğimizde Cesarettir!

“Musa Kırmızı asılmayacak!

Biz hapiste çok yattık. Hapisliğin ne olduğunu biliriz.

Ölüm dersen her gün karşı karşıyayız!”

(Yılmaz Güney'in 1970 Yapımı Yedibelalılar Filminden bir replik.)

Türkiye devrimci hareketine birkaç söz:

Anglo-Sakson ittifakı ve Arap Sünni-NATO’su! 

16 Nisan referandumundan sonra özel olarak devrimci basına göz gezdirip bir şeyler aradım. Öyle ya, her hareketin bir nedeni ve bir sonucu olduğu gibi, bir yorumu bir analizi, çıkarsanılacak dersleri de vardır! Referandum öncesi tavrını “Hayır” ve “Boykot” olarak açıklayan devrimci hareketin çeşitli kanatlarının, seçim sonrası süreci değerlendiren, belirledikleri tavırların referandum sonrası kazanım ve kayıplarının muhasebesini yapan bir yaklaşım görmedim.

Emperyalistler arası savaş çanları çalarken... ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Trump’ın başkan olmasıyla ABD emperyalizminin gittikçe ivmesi artan saldırgan politikalar içine girmesi salt politik düzlemde açıklanamaz. Ekonomi, politikayı belirleyen temel parametre olduğu için politika, salt politika değildir. Siyasi alandaki değişim ve gelişmelerin daha görünür olması onu ön plana çıkarırken ekonomiyi görünmez kılar. ABD emperyalizminin Ortadoğu alanındaki saldırganlığı, emperyalistler arası çelişkilerin her alanda derinleşmesinin bir sonucudur.

Sayfalar