Çarşamba Kasım 4, 2026

Halk Düşmanı Faşist İktidar Yargılanmalıdır!

Deprem yerkürenin  doğal bir harektliliğinin sonucudur, insanlar için bir felaket haline gelmesi ise, toplumsal sistemin sınıfsal karakteriyle doğrudan ilgilidir. Bilim ve buna bağlı olarak teknolojinin gelişmediği zamanlarda insanların doğal felaketlerden daha büyük zarar görmesi doğaldı. İnsanlık doğanın hareketini öğrendikçe onunla uyumlu yaşamasınıda öğrendi.

Ancak, bu her zaman olmadı. İnsanlığın sınıflı toplumlara geçişiyle birlikte doğa ile uyumlu yaşamayı da terk etmeye başladı ve hayvanlar gibi doğayı yeniden üretme yerine, doğayı tahrip etmeye ve onu aşırı sömürmeye başladı. Bu tahribat, kapitalizmle birlikte en üst noktaya çıktı. Gelinen süreçte doğa, kendini tahrip etmenin karşılığını, Engels'in dediği gibi fazlasıyla“öcünü alıyor”

Deprem bilim ve teknolojinin geliştiği bir süreçte bir “kader” olamaz. Onu bilerek yaşamak, onu bilerek yaşamı yeniden üretmek ve onu bilerek yerleşim (barınma) yerleri hazırlamak gerekir. Yani, insanların en temel gereksinimi olan barınma sorunu, barınmanın yapısal niteliği, deprem dikkate alınarak yapıldığında ve yerleşim yerleri buna uygun olarak seçildiğinde, depremler insanlar için bir felaket olmaktan çıkıp, doğanın doğal bir olayı olarak kendi harektliliğini sürdürür.

Ne var ki, ücretli kapitalist sistemde her şey meta haline getirildiği için, doğayı yeniden üretme ve onun en doğal diyalektik harektliliğine ters işler yapılmaktadır. Çünkü burjuva özel mülkiyeti üzerine kurulu kapitalist toplumsal sistem, aşırı kar ile hareket ettiğinden insana düşman olduğu gibi doğaya da düşmandır. İnsanı tahrip ettiği gibi doğayı da aşırı bir şekilde tahrip etmektedir.

6 Şubat 2023'te Maraş merkezli ardarda iki depremin meydana gelmesi ve TC tarihinin depremden kaynaklı en büyük felaketi (katliamı demek daha doğru) haline dönüşmesi, tamamıyla kapitalist sistemin, aşırı kar hırsının doğal bir sonucu ortaya çıkmıştır. Yer bilimcileri tarafından, şu anda (13.02.2023) deprem bölgesindeki enkaz altından çıkarılanların sayısının kat kat üstünde enkaz altında insan olduğu söyleniyor.

TC devleti tarihine kabaca bakıldığında, depremler işçi ve emekçiler için bir felakete dönüşmüştür. Sadece bugün değil geçmiş depremlerde de aynı sonuçlar yaşanmıştır. Aynı büyük acılara katlanılmak zorunda bırakılmıştır halk. Yaklaşık 24 yıl önce yaşanan 17 Ağustos 1999 depreminde de binlerce insanımız katledilmiştir. Bugün konuşulan o günde konuşuluyordu  ve bugün suçlanan “müteahhitler ” o günde suçlanıyordu. Kapitalist sistemin sahipleri burjuvazi ve onun siyasal temsilcileri sisysi iktidarlar bir kaç müteahhiti “suçlu” göstererek, kapitalist sistemi aklama yoluna gidiyordu. Bugünde aynısını yapıyorlar. Bu, elbette müteahhitlerin suçsuz olduğunu göstermez. Ama esas suçlu kapitalist sistemin kar ekonomisi, aşırı kar hırsıdır. Yani, sermaye devletinin sermaye birikim ekonomi politikasıdır. Sadece AKP iktidarı döneminde sekiz defa immar affı ya da diğer adıyla “immar barışı” (7,8 milyon bina[1]) çıkarılması, kar ekonomisinin insanların cangüvenliğine doğrudan saldırısıdır.

Halkın acılarıyla sermaye birikimi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Sermaye birikimi ve sermayenin merkezileşmesi artıkça, bununla doğru orantılı olarak işçi ve emekçilerinde acıları bir o kadar artar. Yani, yaşam kaliteleri düşer, güvensizlikler artar, acıları çoğalır. Depremin ilk iki gün borsanın açık tutulması ve tepkiler sonucu kapatılması, sermaye düzenin insanların  canını kurtarmakla değil, onu nasıl sermayeye dönüştürürmün bir uygulmasıdır. Ve acılar sermayeye dönüştürülmüştür. Bir başka söylemle halkın acıları ve ölüleri üzerinden kumar oynanmıştır.

Burjuvazi için bu bir “felaket” ya da “katliam” değil. Bu onlar için bir “kriz”de değil. Tersine büyük bir sermaye birikim aracıdır. Şu anda hepsi bu “enkaz”ların kaldırılmasında ve yeniden bir sonraki depremde enkaz haline dönüşecek binaların ihalesini kapma ve karlarını en azamisine çıkarmanın hesabını yaptıklarından kimseninm şüphesi olmasın.

İktidarı ve muhalefetiyle burjuvazi, kapitalist sistemin savunucularıdır. Bugün bir çok burjuva devletinde varolan devletin kamu kuruluşlarının ortadan kaldırılması, sömürü ve zulmün ağırlaştırılması, burjuvazinin aşırı sermaye birikimi eğiliminden kaynaklanmıştır. “Tek kişilik cumhurbaşkanlığı sistemi”ni denen tekelci devlet sisteminin stabilize edilmesinin bütün tekelci kesimlerin tarafından desteklemesinin nedeni de budur. Bu sistem sayesinde tekelci Türk burjuvazisi, özelleşitmeleri hızlandırarak dış sermaye yatırımlarını artırarak emperyalist bir karakter kazanmıştır.

Türkiye ve Kürdistan ve  Suriye halklarının acısı büyük. Bu acıyı yürekten paylaşıyorum. Ancak, acı ve öfkelerimizi doğrudan kapitalist sisteme yöneltmeliyiz. Bunun bir doğa üstü kader olmadığını, tersine kapitalist sistemin aşırı kar hırsının ve her şeyi metalaştırmasının bir sonucu olduğunun bilincine vararak, mücadeleyi başta AKP-MHP faşist iktidarı dahil, esas olak kapitalist sisteme yöneltmelidir. Kapitalist sistem yıkılmadan bu tür katliamlart daha çok yaşanacaktır. Ve burjuvazi, enkaz altındaki halkla dalga geçer gibi, kurtarma ekibi yerine, öncelikle seyyar mescit göndermesi bitmeyecektir. Ve işçi sınıfı ve emekçilerinm vergisiyle savaş için beslediği ordusunu bir kaç saat içinde Kürt bölgelerini bombalamak ve işgal etmek için hazırlarken, deprem bölgesinde kurtarma çalışmalarına sokmamıştır. Yoğun tepkiler sonucu, tepkileri yatıştırmak için çok az bir askeri birimi deprem alanlarına sevk etmiştir.

“Bay kemal” ve partisi CHP ve “altılı Masa” denen ahırdaşlar, büyük bir katliama dönüşen felaket karşısında hükümetin istifasını ve başta cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm bakanların ve diğer sorumluların  tutuklanarak yargılanmasını isteme yerine, halka “seçimi bekleyin” çağrısını yapacak denli aşağılaşarak, çürümüş faşist sistemin bir çarkı haline gelmişlerdir. Tam da iktidardaki Erdoğan kliğinin istediğini, halkı pasifize etme görevini yerine getiriyor. “Bay kemal”in en iyi “becerdiği iş” budur. Burjuva muhalefet, iktidarın halkı daha da baskılama aracı olan OHAL ilanına bile doğru dürüst karşı çıkmadı. Ahırdaş “altı masa” bileşenlerinin çoğu destek verdi.

Oysa bütün halk sokaklara dökülmeli ve Erdoğan ve tüm suç ortaklarının tutuklanıp yargılanmalarını istemeliydi. Halka bu çağrı yapılmalıydı. Hiçbir burjuva muhalefet politikacısının ağzından “Erdoğan istifa” sözü çıkmadı. Kitlelerin ilerici hareketi olmadan, toplumsal olarak hiç bir ilerici gelişme ve demokratikleşme olamaz. Hiçbir burjuva siyasetçisi ya da partisi kitlelerin ileri demokratik taleplerine karşılık veremez.Gerisi, küçük burjuva reformst ilizyonlarla kitleleri oyalama taktikleridir.

Burjuva muhalefetin ve başta da AKP'nin uzun zaman stepnesi olan “Bay Kemal” ve partisi CHP'nin, “muhalifliği”, depremin halk için bir felakete ve katliama dönüşmesine karşı değildir. Çünkü o, bu sistemin, tekelci devletin savunucusu ve koruyucusudur. Eleştirileri, “beceriksizliklere” dairdir. Depremin halk için bir felakete dönüştüren kapitalist sisteme karşı değildir. 17 Ağüstos 1999 depreminde de bir başka “bay kemal” (Ecevit) vardı. Sorun, kişi sorunu değil, sistem sorunudur. Kapitalist sistem varolduğu sürece halkın acıları hiç bitmeyecek, tersine geline süreçte acılar daha da artarak devam edecektir. Çünkü kapitalizm doğaya ve insanlığa karşı bir sistemdir. Çürüyen kapitalizm ne doğayı ne de onun bir parçası olan insanı kurtaramaz. Daha genel anlmada, dünyanın ekolojik dengesinin hızla bozulması ve bundan kaynaklı felaketlerin artması, bütünsel olarak kapitalistl  sistemin aşırı kar hısrsından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, işçi sınıfını ve emekçileri kurtacak olan sosyalizmdir. İşçi sınıfı için en büyük felaket kapitalist sömürü sisteminini varlığıdır. Tekelci burjuvazinin sınıf egemenliği olan iktidarı ve devletidir., kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmalıyız.  Burjuvazinin kokuşmuş ve çürümüş yüzyıllık cumhuriyetini tarihin çöplüğüne gömerek, sosyalizmi kurmalıyız.

Devrimci ve komünist saflarda örgütlenerek, öfke ve acılarımızı bu sisteme yöneltirsek, bunu başarabiliriz ve başarmalıyız. İşçi sınıfı ve emekçilerin tek kurtuluş yolu budur! 13.02.2023

[1]    https://www.dogrulukpayi.com/bulten/son-imar-affindan-7-milyonun-uzerinde-konut-ve-isyeri-yararlandi

 

8884

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Ekonomi ve siyaset

Siyaset mi ekonomiyi belirler, ekonomi mi siyaseti belirler, hep tartışılır olmuştur. Burjuva düşünce sahipleri, siyasetin ekonomiyi belirlediğini ileri sürerken, Marksist-Leninist-Maoist (komünist) düşünce sahipleri, ekonominin siyaseti belirlediğini savuna gelmişlerdir. Doğru olanda bu son yaklaşımdır.

Kürtler bağımsızlık dedi

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.

Kapitalizm Vahşettir

Faşist Türk devletinin artık gizlemeye gerekesinim duymadan, işkence fotograflarını basına servis etmesi, ve iktidar yanlısı faşist basının ise bunları “ovücü” ve bir “zevk aracı” olarak sunmaları, kapitalizmin çürümüşlüğünün resminden başka bir şey değildir. Ayrıca, bu tür görüntüler ilk defa ne Türk devletince servis ediliyor ne de İŞİD vasıtasıyla, ne de CİA/Pentagon’un Ebu Gureyp’inde…

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj: “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -2-

“Temel meselemiz ideolojiktir, devrimciliğe dairdir!”

- Son olarak “Ortada bir yıldır merkezi bir önderlik yoktu” dediniz. Biraz daha açar mısınız?

SERDAR CAN’A.. Artin CAN yoldaşa...

Kaypakkaya geleneğinin son yıllarda kaybettiği seçkin, aydın, entelektüel, örgütleyici bilge özellikleriyle tanıdığımız Serdar(Artin) CAN’ın şahadet haberi ile sarsılıyoruz. Bir kez daha yıkılıyoruz.

Çetelere karşı şehadet haberlerinin Ağustos sıcaklığında dalga dalga gelirken, ilkin komutan Ulaş BAYRAKTAROĞLU, ardından Nubar OZANYAN, Gökhan TAŞYAPAN ve bu gün Serdar CAN’ı yıldızlara, Nubar OZANYAN’ın yanına uğurluyoruz.

İflah olmaz oportünistlere bir öğüt: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün”

Bu söz Mevlana Celâlettin Rumi tarafından yüzlerce yıl önce söylenmiştir. Sözün ya da deyimin doğruluğu aradan geçen zamana karşın güncelliğinden ve anlamından bir şey kaybetmemesinde yatıyor.

Politikasızlık-hareketsizlik yenilgiyi yaratır!

Dünyada ve ülkede siyasal-ekonomik kriz ve hâkim sınıfların yönetememe sorunsalı çerçevesinde şekillendirdiği politikalar ezilenlere yönelik saldırganlaşmaya devam ederken bu krizi oluşturan faktörleri sadece sömürücülerin yönetememe krizi açısından ele alamayız.

Diyalektiğin temel yasaları burada da karşımıza çıkmaktadır, hâkim sınıfların içerisinde olduğu, kriz halinin ezilenlerin mücadelesi ile bağlantısı alenidir. Yaşamda hiçbir olay kendiliğinden gelişme gösteremez, zıtların birliği ve mücadelesi gelişen olayları ve yönünü belirler.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

Ekim Devrimi’nin Diyalektiği

Sovyet Devrimi, Bolşevik Partisi önderliğinde yapılmıştır. Parti olmadan bu devriminin gerçekleşmesinin olanağı yoktur. Ancak, Devrim hazır olarak komünistlerin önüne gelmedi. Yani, başkası tarafından hazırlanıp Bolşeviklerin önüne konmadı. Bolşevikler, devrim için olgunlaşan koşulları, devrimin gerçekleşmesi için Marksist-Leninist taktiklerle, devrimin diyalektiğini ustaca ve doğru bir şekilde kullanarak, devrimi gerçekleştirmeyi başarabildiler.

Partizan,Sınıf Teorisi,Atılım,Alınteri,DKP'den Paneller: 100.Yılında Ekim Devrimi işçi sınıfına ve ezilen halklara yol göstermeye devam ediyor

Paris Komünü’nden sonra, insanlığın nihai kurtuluş yolundaki en büyük ayağa kalkışı Proleter Sosyalist Ekim Devrimi’dir. Bu devrimin 100. yılındayız.

Emeğin köleleştirilmesine dayalı kapitalizme karşı Rusya'da işçi sınıfı ve müttefiki köylülüğün gerçekleştirdiği devrim, dünyanın en büyük köhnemiş düzenini, Çarlığı yıkarak tüm insanlığa yolu açtı.

TKP/ML-TİKKO Gerillaları ile röportaj | “Partimiz ilkeleri üzerinden yükselerek, düşmandan hesap sormaya devam edecektir!” -1-

Nisan 2015’ten bu yana ideolojik, politik düzlemde bir tartışmanın yaşandığı ve gelinen aşamada söz konusu sürecin bir ayrışmaya dönüştüğü TKP/ML içindeki gelişmeler devrimci demokrat kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Bu gelişmelere dair yaşanan ayrışma ve tartışmanın bir tarafı durumundaki TİKKO gerillaları ile bir doğal muhabir tarafından yapılan röportajı haber değeri taşıdığından ve güncelliğinden dolayı olduğu gibi yayımlıyoruz.

"Gitmekten Korkmayana; Mücadelenin Kızılını Hep Yanında Taşıyana…"Aslı Ceren Aslan

Toprağa dikenli bir tel koydular. Etrafını mayınlara bezediler. Yetmedi duvar diktiler. İnsanların acısını, sevincini, kederini, keyfini dilimlediler. En çok da düşmanlaştırmaya çalıştılar. Parçaladılar, böldüler ve böylece yönetmeye çalıştılar. Değişmeyen şey katliam, zulüm ve sömürü oldu.

Sayfalar