Perşembe Ekim 29, 2026

Güzel Ana, Serdar Can ve Nubar Ozanyan; Üç mücadele abidesi…

Güzel Ana’nın ölümsüzlüğünün 3. yılını geride bıraktık. Serdar Can’ı, Nubar Ozanyan’ı da uğurlayalı 3 yıl geçti.

Güzel Ana’yı bir tarafım daha dün gibi hatırlar, burada oluşunu,  kapıdan bir tebessümle girişini…

Bir tarafım özlemden, hasretten olsa belki kabullenmez, bir tarafım yıllar geçmiş gibi hissetmekte…

Serdar Can için de geçerli bu duygum. Sanki uzun bir işi var da, halledince geri gelecekmiş gibi. Çok az tanıma fırsatı buldum ben Serdar Can’ı, keşke uzun uzun sohbet etme fırsatım olsaydı.

Nubar Ozanyan ise ölümsüzleştiğinde varlığından haberdar olduğum ancak hayatımın önemli bir parçasında dönüm noktası yarattığını düşündüğüm büyük komutan. Onun hiç tanımıyorum ancak yıllardır tanıyorum gibi de geliyor.

Bende, bence bir çok kişide de, yarattığı etkinin bambaşka olduğunu düşünüyorum. 60’ı geçkin yaşına rağmen savaşın en ön cephesinde yer alışı, yaşamının büyük bölümünü bu şekilde savaşın en önünde savaşarak yaşaması, üstelik çıkarsız, sessiz, sade ve anlatılardan aktarılanların ortaya koyduğu üzere, savaşta büyük bir bilge oluşu yarattığı etkiyi büyütmekte…

Bu yıl Güzel Ana’yı mezarı başında anarken, her anma vesilesiyle yeniden anlatmalı bu güzel insanları dedim. Ama Güzel Ana’dan bahsederken Serdar Can mutlaka dile geliyor, Serdar Can dediğin anda Nubar Ozanyan onun bir parçasıymış gibi aklına gelir çoğumuzun.

Bu üç güzel insan aynı halkanın aynı dairenin birer parçası. Farklı alanlarda, farklı misyonlar, farklı mücadele biçimlerinin birbirini tamamlayan halkaları benim gözümde. Her biri kendi bulunduğu noktadan birbirinden farklı ve değerli birikimler bıraktı,  ortak amaç için, bu anlamıyla çok şey öğretti bize.

Kimseyi kutsallaştırmak değil derdim, her birinin belki farklı büyük hataları  da olmuştur; ki mümkündür, doğaldır. Ancak şu net ki her biri yoldaşlarına bağlılıkta, üreticiliğin farklı biçimleri ile, duruşları ile bize çok şey anlattı.

Örneğin Güzel Ana’nın  ölümsüzlüğünün 3. yılı vesilesiyle birçok kişi tarafından Güzel Ana’nın çok fazla fotoğrafı paylaşıldı. Bu fotoğraflarda ilk dikkat çekici şey bende, Güzel Ana’nın nerdeyse bütün fotoğrafları eylem alanlarından. Kalanı eylem yollarında, mücadele alanlarından; dernekler, partiler, etkinlikler için bulunduklarıyla çekilmiş.

Diğer dikkat çekici şey ise bütün fotoğraflarda gözlerinin içine kadar gülen yüzü…

Gülmek genel olarak gerçekten bir çok kişiye yakışır bana kalırsa, umudu, heyecanı, enerji aşılar çünkü.

Bunlar ise moralin, üretkenliğin, yaratıclığın gelişmesinde önemli bir paya aittir. Hiç dertlenmeyelim, hiç canımız sıkılmaz, endişe edilemez, umutsuzluğa düşülmez gibi idealist, polyanacılık edecek değilim, ancak bir şekilde bir yol bulunur diyerek pozitifi öne çıkarınca yüzünde tebessüm, o tebessüm ise çözümün anahtarı için yol açar bana kalırsa.

Birde güleç yüzlü insan, umut aşılıyor, sen de ona bakarken kendini gülümserken buluyorsun. Güzel Ana ile biraz zaman geçirme fırsatı bulmuş biri olarak çok rahat söyleyebilirim ki, Güzel Ana’da etrafını geren bir yüz ifadesine rastlamadım.

Güzel Ana’yı, Serdar Can ve Nubar Ozanyan’dan daha fazla tanıma ve birlikte paylaşım içinde bulma fırsatım oldu.

Kadın eylemlerimizin en önünde yer alan Güzel Ana, gülen yüzü ile  bize hep moral ve cesaret verdi. Bir de Güzel Ana için hemen herkesin mutlaka dile getirdiği; nerde bir eylem varsa, açıklama varsa, o  şimdilerde bir çok kritik süreç için mumla arar gibi aradığımız birlikte mücadelenin taşlarını  adeta o dönemden döşer gibi, hepsinde ve mutlaka en önde yer aldı.

Yol gösterdi bu pratiği ile.

Evet Güzel Ana gerçekten gün içinde bir çok eyleme katılırdı, en önde yerini alırdı ama aynı zamanda o Partizan kimliğini, duruşunu gittiği her yere götürürdü. O nedenle O’da Partizan’ın Serdar Can gibi yürek işçisi, yorulmak bilmez emekçisi ve eylem alanlarımızın vazgeçilmez Güzel’iydi ve hep eylemlerimizin Güzel’idir.

Serdar Can ise üretkenliği ile hafızalarımızda yer edinmiştir. Kitapları vesilesiyle yan yana gelişlerimizde yüzünde hafif tebessümü ile mütevazi duruşu dikkatimi çekmişti. Sınırlı paylaşımlarımızda gözlemlediğim sakinliğini Nubar Ozanyan’ı kaybettiğimizde bozmuştu.  Yüzünde derin bir keder ve büyük bir öfke vardı, sakinliğine rağmen yumruğu havada yaptığı konuşması hatırımdan hiç düşmez. Ancak keşke onu tanıyan yoldaşları ve ailesi daha fazla anlatsa ki üretkenliğinin sırları daha fazla açığa çıksa, O’nunla bütünleşen yürek işçiliği daha fazla tanınır hale gelse, mücadelenin üretkenliğine  bu alandaki yerinden daha fazla öğrensek…

Nubar Ozanyan’ı ise anlatmam benim açımdan hem çok zor hem çok kolay gibi.  Gerçi derdim anlatma değil aslında, bu üç mücadele yolcusunun bendeki etkisini, mücadelenin bendeki izdüşümlerini yeniden hatırlamak sadece.

Ve bu hatırlatmayı sizinle paylaşmak.  Bu üç mücadele abidesi insan, yaşım kadar mücadele içinde emek vermiş, bağını üçü hiç koparmadan, mutlaka sınıf mücadelesinin farklı alanlarda, biçimlerde birer parçası olmuş bu üç devrimci komünisti anlatamam zaten.

Nubar Ozanyan’ı hiç tanımıyor oluşum, onun bıraktığı etkiyi anlatmakta bir zorluk çıkarsa da aslında sadeliği, sessiz duruşu, savaş içinde aldığı konum durumu anlatmakta. Bu anlamıyla yaşamı ele alışı, mücadelede nerede, nasıl olmanın cevabı gibi kolaydır.  Yaşamına baktığımız zaman mücadelenin savaş alanının bilgesidir O.

Savaşın işçisi, savaşın komutanıdır. Sınıf mücadelesinin de işçisidir. O nedenle farklı alanlar farklı mücadele biçimlerinin önemli, kıymetli bu halklarına dair anlatıları yazarken ve okurken Nubar Ozanyan, birini değersizleştirmek için değil ancak savaşın işçisi, sınıf mücadelesinin kilit noktasından geçişi bambaşka bir etki yaratmaktadır bende.

Gidişlerinde birbirini takip eden, birbirini ölümsüzlüğe yollayan bu üç mücadele insanı geçtikleri yollarla öğretilerini, yaşamları ile, pratikleri ile bize miras olarak bıraktı. O mirasa sahip çıkmak ise bizim borcumuz…

8279

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Özgür Gelecek

2 Şubat…

“Herkes işini yapsın” dedi gerilla birliğinin komiseri toplantıyı bitirdi. Bitirmeden önceki son sözleri yüzü kadar net, gözleri kadar berraktı. Toplantı bitiminde mangalarına çekilen tüm gerillalar iki gündür süren ve bu akşam son bulan eleştiri-özeleştiri toplantısının muhasebesini yapmaya başladılar. Ve hepsi de “Herkes işini yapsın” sözüne odaklanmıştı. Aslında mesele bu kadar basit ama bir o kadar da karışıktı gerillalar cephesinde. Gerillalar yoğunlaşma içindeyken sözün sahibi de manganın girişindeki tüneli, gökyüzünün ferahlığına kavuşmanın sabırsızlığıyla geçti.

Partizan: “Diz çöktürme ve teslim almaya karşı güçlü bir çıkış için HAYIR!”

Yaklaşan referanduma ilişkin bir açıklama yapan Partizan, “HAYIR” diyeceğini duyurdu. “HAYIR’ı kitlelerin kendine güvenini ve umudunu faşizme karşı yeniden yeşertme ve egemenlerin kaosunu böyle derinleştirme aracı olarak kullanacak, Cizre bodrumlarında 150’ye yakın insanla yakılarak katledilen Mehmet Tunç’un ‘Teslim olmayacağız, diz çökmeyeceğiz’ çığlığını ‘Diz çökmeyeceğiz, HAYIR’ diyerek taşıyacağız” diyen Partizan’ın açıklaması şu şekilde:

Diz çöktürme ve teslim almaya karşı güçlü bir çıkış için HAYIR!

Öğrenmeyi öğrenmek...

Nerede ve nasıl bir (işçi-semt-kadın-gençlik-gerilla-dkö-basın-enternasyonal) faaliyet yürütülecekse onun görev ve sorumluluklarını layıkıyla ve hakkıyla yerine getirilmesi için gerekli olan bilgileri elde etmeye başlayarak işe başlamalıyız. Rastgele bir biçimde “Nerede-ne iş olursa”, “her işi yaparım” gibi amatör tarzda bir anlayış ve yaklaşımla işler yapılamaz.  “Her işi yaparım” iddiası elbette devrimin sorumluluklarına ve görevlerine yaklaşım açısından önemlidir, ama sadece ilk adım olarak...

Aliboğazı direnişinin ortaya çıkardığı görevler

Aliboğazı direnişi halk ordusunun savaş tarihinde ayırt edici önemli bir yer tutmaktadır. ALİBOĞAZ direnişi Seyfi Batar yoldaşların düşmanla uzun süreli çatışmaya girerek kahramanca çatışmalarıyla yarattıkları Amed-Piran (Dicle) direnişine eklenen yeni bir direniş ve savaş halkası denilebilir.

Naim Efendi'nin Hatıratı ve Talat Paşa Telgrafları

HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan'ın Anayasa görüşmelerinin yapıldığı sırada söz alarak Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma AKP-CHP-MHP'lilerce oluşturulan Milliyetçi Cephe tarafından lince dönüştürüldü. Tarihin en düşük, itibarsız ve onursuz milletvekilleri olarak anılacak olan bu bayların işi Saray'a biat etmek ile ellerini oylamalarda indirip kaldırmaktan başka hiçbir şey olmamıştır. Garo Paylan'ın ''1913-23 yıllarında Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Yahudiler kaybedildi. Büyük katliam ve soykırımlarla bu topraklardan sürüldüler ya mübadelelere uğradılar.

Faşizme Ve Tek Adam Diktatörlüğüne HAYIR!

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da kitlelere yaşatılanlar, tam da burjuvaziye özgü despotizmin, işçi ve emekçileri ise aşağılanmanın trajedisidir.

Çeşitli milliyetlerden Türkiye ve Kürdistan halkları, son 93 yıllık tarihin içinde bunlara tanıklık etti ve yaşadı. “tek vatan - tek millet - tek bayrak - tek din, tek devlet” ırkçı-faşist-dinci politikaların cenderesi içine alındı. Salt, burjuvazi sömürüsünü rahat yapsın, palazlansın ve içinde eşitlik, özgürlük ve demokrasinin olmadığı diktatörlüğünü sağlamlaştırsın diyedir.

Tutsak Partizan Halil Şahin’in kaleminden: “Anda bizim cephedeki durum ve zayıflıklarımız”

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece

Kendimde denemişim ben

Kulak ver dinle

Her acının sonunda açık bir pencere

vardır

Aydınlık bir pencere

Hayal edilemeyecek bir şey vardır

Yerine getirilecek bir istek

Doyurulacak açlık

Cömert bir yürek

Uzanmış açık bir el

Canlı canlı bakan gözler vardır

Bir yaşam vardır yaşam

Bölüşülmeye hazır

-Paul Elvand-

Bir Varmış Bir Yokmuş

Masal gibi başlayan destan gibi biten hikâyelerden ne kaldı zaman içinde bize. Zebur, Tevrat, İncil ve Kuran. Homer İzmir de okuyor dizelerini amfiden. Aşil topuğundan vurulmasa ne olurdu? Helen Afrika Coğrafyasında yavuklusuyla yan yana yatsa da Truva’dan dehşet bir ceng kaldı bize. Tanrılar ve Tanrıçalar sevişiyor ırmak kenarlarında, Titanlar ne tarafa yana. Brahma Hintli dizimin kenarında günah çıkarsa, Çinli savaş ağalarının günahını hangi surları aşamaz? Yaşıyoruz işte Hallaç dan beri derimiz yüzüle yüzüle, destan ve hikayelerle uyutula uyutula.

TKP/ML - TİKKO Rojava Komutanlığı: “Onlar devrimimizin kızıl kurşunları olacaklardır!”

Devrim ve Komünizm Şehitlerini Anma Haftası’na ilişkin bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’na bağlı Rojava Komutanlığı “Onlar kavgamızın sönmeyen meşalesi, devrimimizin kızıl neferleri olarak mücadelemizde yaşayacaklardır” dedi.

Rojava’dan bir Partizan “Aliboğazı-Rojava-Gentari direnişi bir uzlaşmazlık felsefesidir!”

Halk ordusu savaşçıları kısa süreli aralıklarla iki farklı alanda farklı iki ayrı direniş mevzisi olan Aliboğazı ve Rojava topraklarında büyük bir kahramanlık örneği sergilediler. Birincisi Aliboğazı ikincisi ise DAİŞ çetelerine karşı direnip savaşarak, düşmana darbe vurup mevzilerini korudular.

TKP/ML Enternasyonal Büro YUNANİSTAN KOMÜNİST PARTİSİ/MARKSİST-LENİNİST ÖNDERLERİNDEN GRİGORİ KONSTANTİNEPOLİ YOLDAŞI KAYBETMENİN ACISINI YAŞIYORUZ

YKP/ML'nin önder kadrolarından, partimiz TKP/ML'nin onur üyesi Grigori yoldaşı 23 Ocak 2017 tarihinde kaybettiğimizi öğrenmiş bulunuyoruz. Başta kardeş partimiz YKP/ML olmak üzere tüm Yunanistan halkına baş sağlığı mesajımızı gönderiyoruz.

Sayfalar