Salı Ekim 20, 2026

Gülfikâr Aksu'nun Anısına/ Hasan Aksu

Gülfikâr Aksu'nun Anısına: "Cocuglar Bize Oyle Ogrettiler. Ne Bilek Hakim Beg; Biz İbocuyuk, Tikkocuyuk!"/ 

Ben Annemi 18 Mayıs 2000 yılında yitirdim. Annem her Anne gibi önce Kadın’dı. Doğurgan özelliğinden gelen koruma, kollama, her şart altında sahiplenme esasıydı. Erkek egemen toplumunda kadın olduğundan dolayı, cins ayrımcılığına uğradı. Baskı ve şiddet gördü. Kürt olduğundan dolayı ulusal baskıya uğradı. Alevi olduğundan dolayı dinsel, mezhepsel baskılara maruz kaldı, aşağılandı.

Annem yetmişli yılların baslarında devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan’ın yaralı, Hüseyin Cevahir’in ise katledildiğinde “talebeleri öldürdüler, onlar çok akıllı insanlar' der hayıflanıp dururdu. Deniz Gezmiş’ler yakalandığında da aynı yakınmaları, sızlanmalar gösteriyordu. Mahirlerin Kızıldere de katlinde, Denizlerin idamında Erzincan lisesinde faşistlerle kavgamızı öğrendiğinde hiç paniklememiş, yalnızca  “dikkatli olmamızı” söylemişti. Çalıştırdığımız lise kantinin elimizden yönetimce alınmasına üzülmüştü, ama bizi desteklemişti. Her zaman devrimcilerin yanında olmuştu. Ben İstanbul’a gittiğimde her Anne-Babanın söylediklerini söylediler. 1974 sonlarına doğru Erzincan’a Ailemi görmeye geldiğimde; Erzincan’da Devletin, Emniyet müdürünün ve Kontur-gerillanın önceden planladığı, organize ettiği olaylar başlamıştı. Ortam alabildiğine gergindi. "Komünistlerin, Alevilerin Camileri yakacağı, olay çıkaracakları" yaygın halde propaganda ediliyordu. Kirli provokasyon kokusu yayılıyordu. Devrimcilerde yayılan kirli kokunun hayra alamet olmadığının farkındaydı. Devrimci örgütlerde ona uygun önlem alıyordu. Bende Erzincan’da faaliyet yürüten devrimcilere ve alınan önlemlere ve çalışmalara yardımcı oluyordum. Sümerler Ortaokulunda, karşı-devrimci faşistler organize saldırı planının ilk ayağını başlatarak; devrimci, demokrat ve Alevi gençlere karşı saldırı düzenledi. Olaylara bizde karıştık, tutuklandık.

 Gözaltına alındığımızı duyan Annem, Babam ve devrimciler bize destek amaçlı bir araya gelerek bir gösteri, protesto yaparlar. Annem hızını alamaz küfürleri yanında, Emniyeti taşlar, zar zor sakinleştirilir. Devrimci dayanışma ve sahiplenme bizim serbest bırakılmamızı sağladı. Annem koruma duygusuyla bir taraftan bağırıp-çağırıp küfürler ediyor, beri taraftan bize bir şey olup olmadığını yokluyordu. İlk defa Annemi bu kadar hırslı ve öfkeli görüyordum. Evlatlarını ne olursa olsun savundu. Koruyup kollamak istedi. Annemin duruşu beni o kadar çok etkiledi ki; duruşumu, direncimi, devrimci mücadeleye inancımı daha da perçinlemişti. Annemin duruşuyla gurur duyuyordum. Bütün arkadaşlarım ve devrimcilerde Anneme gıpta ediyordu. Annem artık benim değil, bütün devrimcilerin annesi olmuştu.

 Erzincan'da gerginlik hat safhaya çıkmıştı. Bütün devrimciler önlemler alıyor, gelebilecek faşist saldırılara karşı direnişi konuşuyordu. Ben İstanbul’a geri dönmeyi bir süre erteledim. 1975 Ocak başlarıydı. Bir Pazar günü Mit ve Kontranın organize ettiği plan, MHP'li sivil faşistlerle birlikte uygulamaya kondu. Toplu katliam saldırısı başlatıldı. Devlet Hastanesi ve Erenler Taksi durağı önünde başlatılan Irkçı faşist saldırı binleri buluyordu. Karşılarında hazırlıksız yakalanmış Abim, iki arkadaşı ve Erenler taksi çalışanları vardı.  Erzincan'da ok yaydan çıkmıştı. Olaylar planladığı şekilde başlatılmıştı! Faşizm resmi, sivil tüm güçlerini harekete geçirerek saldırdı, katliam yapmak istiyorlardı. Saatler suren karşı direnişimize, geri püskürtmelerimize karşın, yeniden Polis-Ordu destekli saldırılar yapılıyordu.

Sunu söylemeliyim ki; Erzincan da Alevi halkı direnişimize destek ve güç vermedi. İyi bir sınav göstermedi. Korkak, umursamaz, bana ne tavrına girdi. Üç günlük direnişimiz sonucu katliam önlenmiş, faşizmin derin planları suya duşmuş, bozulmuştu. İlk gün büyük tahribat alan Alevilerin bir kısmı, bizlerle birlikte direnişe katilmiş onurluca direniş göstermişti. Bu direnişte Babamın, Annemin taş atışları bizimle olmaları anlamlıydı. Olayların dördüncü günü Anneme gitmem gerektiğini açıkladım. Aynen şu cevabı verdi bana; "Sütüm helal olsun sana oğul, bildiğin doğru yolda git. Hazreti Ali yardımcın olsun" dedi. Ve tandıra ekmek atmaya durmaksızın devam etti. Dönüp yüzüme bakmıyordu, ağladığını görmeyeyim diye! Annemi sıkıca tutup boynuna sarıldım elini öptüm, kendisiyle vedalaştım.

 Annem gözyaşlarını yağmur gibi dökerken; ben gözükmeyen gözyaşlarımı gizli gizli yüreğimin derinliklerine akıttım. Babam sesiz, durgun öylece beni süzdü; "Git oğlum git, seni buralara yar etmezler" dedi; sarılıp öpüştük vedalaştık. "Yolunuz açık olsun, kendine dikkat et" dedi.

 Aradan gecen yıllar bizlerde hızlı değişim dönüşüm yaratıyordu. Biz 1976’nın Ocak ayında yakalanmış ağır işkenceler görmüştük. Annem bir kere daha Kadın ve Annelik yüreğini ortaya koymuştu. Bizleri sahiplenmiş destek vermişti.

 Erzincan da devrimcilerin yaptığı bir protesto mitinginde konuşmacı olur. Bizlere yapılan işkenceleri anlatır. Aynı zamanda Devletin polisine, emniyetine veryansın eder. Söver sayar. Gururlanır yaptıklarıyla. Yoldaşlarına ayrılık sonrası sahip çıkar, destek verir.

 Her şeyi göze alarak fedakârlıklar yapar. Yoldaşlarının yakalanmaması için, Kadın elbisesi giydirerek operasyon dışına at arabasıyla çıkmalarına yardım eder. Musa Uçar’la, Hasan Cançotek'le, Sekterle, Ali Mete’yle, Veysel Uyar'la, Ali Uçar’la, Sarı Silo'yla, Göçmen'le, Aliyavuz Çengeloğlu'yla daha sayamadığım arkadaşlarımla yoldaş olur, sırdaş olur. Onların faaliyetlerine destek verir. Yakınıp sızlanmaz. Seve seve evini, yüreğini yoldaşlarına sonsuzca acar. Parti bizi zindan da kaçırmıştı. Uzun yıllar dağda gerilla örgütlenmesi, Parti çalışmaları yürütülüyordu. Erzincan'dan Dersime dönen Ali Uçar Ailemin benimle görüşmek istediğini bana iletti. Önceleri görüşmeyi ret etmiştim. Israra dayanamadım görüşmeyi kabul ettim. Munzur dağlarının öte yakasına uzun bir yolculuk sonrası vardık. Uzun yıllar Erzincan'a gitmemiştim. Munzur dağlarının doruklarında birçok kere çıkıp doğduğum, büyüdüğüm, taşına toprağına hasret kaldığım güzel Erzincan’a doya doya bakmıştım. Ama ilk defa Caferli üzerinden Erzincan topraklarına ayak basıyordum. Annem,  Babam ve kardeşlerimle Gamarik köyünde buluştuk. Aradan gecen zamanın hasretini, özlemini, acılarını, sevinçlerini bir saate sığdırarak doya doya görüştük Annemin, Babamın, kardeşlerimin gözyaşlarını, hüzünlerini yüreğimin derinliklerine gömerek onlardan ayrıldık.

Biz Munzur dağlarına; Annem Babam, kardeşlerim Erzincan ovasına yola çıktık. Munzur’un doruklarında Dersim'e varmak üzere Askeri jetler, helikopterler hareketli halde etrafı kolaçan ediyorlardı. 12 Eylül 1980 akşamüstü Radyo'yu açtığımızda Askeri faşist darbenin yapıldığını duymuş olduk. Gerekli tedbirimizi almış yolumuza devam ediyorduk.

O gün iyi ki Annemle, Ailemle görüştüm dedim. Devrimciler biraz taş yürekli bilinirdi. Ama gerçek hiçte öyle değildi. Ailemizi kardeşlerimizi, ezilen halkımızı her şeyden çok seviyorduk, değer veriyorduk, onlar için her türlü fedakârlığı yapıyorduk, canımızı onların kurtuluşu ve özgürlüğü için seve seve feda etmeye hazırdık ve de veriyorduk. Her şeye rağmen yaşamayı, yaşatmayı esas alıyorduk.

Artık; ferman faşizmin, Askeri faşist diktatörlüğün, dağlar ise bizimdi! Zulüm Türkiye ve Kürdistan’da artık kol geziyor, katliamlar düzenliyor, on binleri işkencede geçiriyor, zindanlara tıkıyordu. Milyonlarca kadın, erkek genç yaşlı fişlendi, korkutuldu, sindirildi.

Partinin, bizim tek bir görevimiz vardı. Onurluca faşizme karşı direnmek, Devrimi geliştirmek, güçlendirmek örgütlemekti.

 Gelenek için sunu başı dikçe söyleyebilirim; Türkiye’de ve Kürdüstan’da onurluca savaşan, direnen ayakları titremeyen duruş gösterdi. Seksen, seksen bir, seksen ikide faşizmin yüz binleri bulan ordularına meydan okudu. Kayıplar verdirdi. Faaliyetlerini aksatma bir yana daha da derli toplu hale getirdi.

 Türkiye devrimci hareketi ve de Kürt hareketleri kısa zamanda yenilgi aldı, merkezi işlerliklerini yitirdiler. Kaypakkaya geleneği faşizme meydan okuyarak; Parti ikinci Konferansını zaferle taçlandırdı. Merkezi yapısını yeniledi, pekiştirdi. Ülke çapında faaliyetlerini kayıp ve debelenmelere karşın, korudu ve yürüttü.

 Bu dönem ben dağda faşizme karşı en meşru savunmamız olan gerillaydım. Gerilla örgütlenmesi içerisindeydim. Annem ise Askeri faşist diktatörlük tarafından gözaltına alinmiş bin bir eziyet, aşağılama, korku verme dâhil, zulüm görmüştü. Tutuklanarak Askeri faşist diktatörlüğünün zindanlarına tıkıldı. Devrimcilerle, yoldaşlarıyla yüzleştirildi. 4 Ay’ı aşkın faşizmin zindanlarında esir tutuldu. Ali Mete’ye, Binali'ye Aliyavuz’a mahpusluk arkadaşı oldu.

 1987’de Annemle Avrupa'da buluştuğumda beni tanıyamadı. Bizde korkudan bir süre söyleyemedik. Sürekli beni bana sordu durdu. Ömrümün belki de en dramatik, acı ve hüznünü yaşıyordum. Gizlediğim gözyaşlarım içimden yüreğime kan olarak akıyordu. Hepimiz bedeller ödemiştik tüm halkımız bedeller ödemişti. Amma bazılarımıza ağır mı ağır bedeller ödetilmişti. Bunu kelimelerle ifade etmem çok zor.

Ben, Hasan olduğumu söylediğimde; sok yaşıyordu Annem. Ne yapacağını bilmiyordu. Bir taraftan ağlıyor, gözyaşları döküyor beri taraftan ellerimi sıkıca tutuyordu. Ellerimi bırakıp, yüzümü, gözümü, saçlarımı okşuyordu. Yani saatlerce ne yapacağını bilmiyordu. Bende şaşkınlaşmış ne yapacağımı bilmiyordum. Bu şaşkınlığımız, acılarımız yerini; görüşme, buluşma sevinç gözyaşlarına bırakmıştı.

Ayrılığımız kadar buluşmamızda bizi derinden sevinç hüznüne boğmuştu. Bizim için sevinçte hüzünde birlikte yaşanıyordu İkisine de yüreklerimiz bağışıklık kazanmıştı. Hangisi sevinçti, hangisi hüzündü bizim için fark etmiyordu.

 

Ben artık yıllar sürecek sürgündüm. Faşizm beni doğduğum topraklarımdan, Vatanımdan uzak düşürmüştü. Ülkemin bağımsızlığa, özgürlüğe ve demokrasiye kavuşması; Özgür vatan olması için her şeye katlanacaktık. "Acıyı Bal Eyleyecektik." Annemi her zaman; Kadın durusuyla, Anne yüreğiyle, devrimciliğiyle, 12 Eylül zindanında acili yüreğini bize ortak edişiyle, Ayrıca; "Hâkim beg ne bilek, BİZ TİKKO'cuyuk, SOSYALİSTİK. BİZE ÇOÇUGLAR BÖYLE BEGLETTİLER, BİZ BÖGLE BELLEDİK" deyişinle her. 18 Mayıs’ta, yoldaşın Kaypakkaya'yla birlikte anacağım. Sen benim gururum, onurumsun…. Oğlun Hasan Aksu.

114406

İzmir Partizan; Politik çalışmalarımıza yoğunlaşmak en iyi cevaptır!

 "Bir süredir kurumumuzu şu veya bu şekilde meşgul eden tartışma, kaos ve krizin şiddetle birlikte boyutlanarak geldiği nokta gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor.

Yaklaşık 1 ay önce tekabül eden bir sürede  İstanbul'un Aksaray ve Kartal bürolarımız çete vari bir şekilde gasp edilmiş, muhabirlerimize şiddet uygulanmıştı. Aynı şekilde Dersim ve Erzincan irtibat bürolarımıza yönelik de saldırı ile birlikte gasp edilmek istenmiş, muhabirlerimiz tehdit edilmiş edilmek istenmiştir. Bu gaspçı tutumun son örneği de gazetemizin İzmir irtibat bürosuna yönelik olmuştur.

Kırklareli’den Tutsak Partizan “Belki de bu yaşananlar bıçak sırtındaki güzergaha girmenin fırsatıdır”

Merhaba yoldaşlar

(…)

Gazetemizin bürolarını basıp, talan eden ve arkadaşlara şiddet uygulayanlar, içinden geldikleri, ürünü oldukları anlayışın sadece kendini ürettiğini ve başarılı olacaklarını zannediyorsa yanılıyorlar. Daha önceki darbecilerin, kaçkınların, oluşumcuların vb.lerinin soyundan geldiklerini ve aynı anlayışın ürünü olduklarını unutmamaları gerekiyor. Ve onların yaşadığı akıbet/gelecek, tarihin çöp sepetindeki yerleri onları bekliyor olacak.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipinden Tutsak Partizanlar “Devrimcilerin tarzları karakterlerini yansıtır”

Sevgili Özgür Gelecek çalışanları;

Öncellikle, sizleri coşkuyla kucaklıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.

Özgür Gelecek’in 122. sayısından öğrendiğimize göre gazetemizin Dersim, Erzincan ve Merkez büroları bir gerekçe ile basılmış. Merkez büromuzun basılması sırasında iki çalışanımız darp edilmiştir. Öncelikle şiddete maruz kalan arkadaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Tutsak YDK’lı yazdı “Riha zindanlarından yükselen sloganlarımız birçok yerde haykırıldı! Umutluyuz!”

Dışarıda yeni bir gün doğuyor. Bugün diğerlerinden çok farklı bizler için… Günlerdir hazırlığını sürdürdüğümüz, büyük bir heyecanla karşılamaya hazırlandığımız bir gün… Yeni günün ilk saatlerinde güneşin doğuşunu doyasıya seyredemiyoruz belki ama heyecanımız, coşkumuz ve inancımızla koğuşun içerisinde kendi güneşimizi doğuruyoruz. Bütün arkadaşlarımızla (toplamda 22 kişi olduk bile) uyandığımız andan itibaren saçlarımızı şekil şekil örgülerle bezeyerek, kollarımıza burada yaptığımız mor ağırlıklı bilekliklerimizi takarak, en güzel giysilerimizi giyerek güne hazırlanıyoruz.

Gerçeğe ışık, devrime pusula: Mehmet Demirdağ -2-

Mehmet Demirdağ ve “örgütlü olmak” üzerine

Mehmet Demirdağ yoldaşa ve onun tarihselleşen pratiğine dair yürütülecek inceleme açısından en belirleyici tartışma başlıklarından birisini de örgüt olgusu ve Demirdağ yoldaşın “örgüt olmak” çağrısı oluşturmaktadır.

Altın eller ile kanlı eller -2-

Der Zor: “Mama ben ölürsem sen de benim etimden onlara verme!”

Amed Zindanı eski tutsaklarından M. USTA: “Esas olarak sorunu yaratanlar derinleştirmeye devam ediyorlar!”

Amed 5 Nolu Zindanı’nda insanlık dışı işkencelere maruz kalan ama buna karşın devrimci direnişinden ve daha sonra da komünist hareket içerisinde örgütlü mücadelesinden taviz vermeyen M. USTA, Özgür Gelecek bürolarının gasp ve çalışanlarının darp edilmesine karşı yazdı: “Bu yıkıcı pratiklerin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. (...) Bu pratiğin kendisi, değerleri kirletmenin ta kendisi. (...) Sizin baskın düzenlediğiniz ve tartaklayarak dışarı attığınız devrimci basın çalışanları bu mücadelenin o alandaki ana değerleridir.”

 

Şengal'de Hamo Şerro'nun direniş ruhu yaşıyor, bir de Kürt sorunu hala Kaypakkaya geleneğinin kırmızı çizgisidir!

3 Ağustos 2014, Ezidi halkının tarihinde kara bir gün olarak anılıyor. Bugüne kadar 73 kez zalimlerin fermanı ile karşı karşıya kalan halk en son Şengal'de IŞİD çeteleri tarafından katliamlara maruz kaldı. Üstelik ''uygar'' dünyanın gözleri önünde, haberleşmenin, teknolojinin en yüksek aşamasında, engellenemeyen soykırım insanlığın yeni utanç sayfalarından biri olarak tarihe geçti.

Ayrılık Teorik Değil

Acemiler Abisi Acemiler.

Sendikalarda ....

Örgütleyenin proletarya köylü, örgütleneninde halk olmasını beklerken ...

Neye niyet neye kısmet.

Ayrılın şöyle bir bakalım, ayrılın.

Ayıp değil mi ? Neden bu şekilde davranıyorsunuz ? Yakıştıramadım sizlere.. Şöyle bir ayrılın bakayım. Sen şu taşı eline al bakayım. Sende şu değneği.  Ha ... şöyle. Şimdi başlayın.

Acemiler abisi acemiler.

Göreceksiniz abileri ayrılıkları konusunda ileride öyle teorik açıklamalarda bulunacaklarki hepimizin dudağı uçuklayacak.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı Ortadoğu halklarının Newroz’unu selamladı. Rojava Komutanlığı “İçinde bulunduğumuz tarihsel süreç bizden büyük sorumluluklar beklemektedir. Bu anlamda Kawa’nın Ortadoğu’ya yaydığı özgürlük ateşini harlandırmak en temel görevimiz olmalıdır” dedi.

“Kawa’nın tutuşturduğu özgürlük ateşini direnişle harlayalım!”

Hizip safsatası ile üzeri örtülen gerçekler

Kolektifimizin uzun bir süredir gündeminde olan bir dizi tartışma kamuoyuna yansımıştır. Bu tartışmaların taraftar ve kamuoyuna sızdırılmasına başından beri karşı çıktık. Tartışmaların zamanında ve yerinde yürütülmesini esas aldık. Elbette burada temel kaygımız kolektifimiz içinde ortaya çıkan ideolojik-politik-örgütsel tartışmaların bizi güçlendirecek bir içerik ve misyonla ele alınmasıdır. Kolektifimiz içinde ideolojik mücadelenin sağlıklı bir biçimde yürütülmesinin koşullarını yaratmaya çalıştık.

Sayfalar