Pazartesi Ekim 19, 2026

Görünürde olan ve gerçek:Osman Tiftikçi

Türkiye’de olan biten her şey bir kişiyle, bu kişinin hırslarıyla açıklanır oldu. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki AKP devrilse, T. Erdoğan da köşesine çekilse, Türkiye güllük gülistanlık bir ülke olacak. Örneğin Kürt meselesi çözülecek, Türkiye Ortadoğu pisliğine bulaşmayacak, Kürtler, azınlıklar, kadınlar, işçiler, gençler için basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü olacak. Sol, devrimci demokratik güçler istedikleri yerde, istedikleri gibi gösteri, yürüyüş, miting yapabilecekler. Sünni İslam’ın devletin resmi dini olmasına, diğer inançların ezilmesine, horlanmasına son verilecek. Hatta T. Erdoğan Merkez Bankasına ve maliyeye karışmasa ekonomik kriz bile olmayacak.

Türkiye ve Kürt solunun, demokratik kamuoyunun, Türkiye devleti ve Türkiye’deki siyasi düzen hakkında bildiği her şey, yılların deneyim ve bilgi birikimi unutturulmaya, kitleler cahilleştirilmeye çalışılıyor.
Biz, 24 Temmuz’da başlatılan kirli savaşı ele alarak, Türkiye’deki düzene, devlete ilişkin bazı gerçekleri hatırlatmak istiyoruz.

Savaşın Tek Nedeni T. Erdoğan’ın 400 Vekil İstemesi mi?

7 Haziran seçim sonuçlarından rahatsız olan sadece AKP ve T. Erdoğan değildi. HDP’nin elde ettiği başarıyı, HDP’nin ve onu destekleyenlerin burnundan getirmek isteyen başkaları da vardı. Örneğin MHP. MHP’nin hükümet kurulmaması ve seçimi geçersiz kılmak için, AKP’ye verdiği destek, sıkıyönetim çığlıkları, T. Erdoğan sevgisinden ileri gelmiyordu. Doğu Perinçek ve çevresi de herhalde T. Erdoğan 400 vekil çıkarsın diye savaştan yana tavır almıyorlar. CHP’nin savaş tezkeresine evet oyu vermesini de bir el sürçmesi olarak görmemek gerekir. CHP hala hem emperyalizm işbirlikçisi sermayenin ve devletin has partisidir. CHP içinde halktan yana, demokrat bazı milletvekillerinin bulunması, bu gerçeği değiştirmez. CHP ve onunla birlikte davranan Gülen çevresi, Gülen medyası tam bir ikiyüzlülük içindeler. Bir yandan Kürtlerle sağladıkları yakınlığı korumak için sureti haktan görünüp barış diye bağırıyorlar, diğer yandan ise savaş tezkeresini destekliyorlar, AKP’yi; Kürtlere yüz verdiği, çözüm sürecinde onların silah yığmasına, örgütlenmesine göz yumduğu için, yani Kürtleri ezmede zayıf davrandığı için eleştiriyorlar. PKK’nin, özyönetim isteyen yerel inisiyatiflerin ezilmesini isterken HDP’ye dost görünmeye çalışıyorlar.

Görüldüğü gibi savaş cephesi sadece AKP’den ibaret değildir, epeyce geniştir.Unutulmamalıdır ki, Kürt düşmanlığı, bunun yanı sıra Ermeni, Rum, Yahudi düşmanlığı, Sünni İslam dışında tüm inançların yok edilme gayretleri, devlet eliyle din sömürüsü T. Erdoğanla birlikte başlamadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden beri, Kürdün ve Kürt dilinin varlığını inkar edenler, Kürtleri zorla asimile etmeye çalışanlar Türkiye’de iktidarı, devleti elinde tutan güçlerdi. Ve bunlar günümüzde de sapasağlam durmaktalar. Bu düzenin ve devletin tarihi birçok kitlesel katliamla, soykırım girişimleri ile doludur. Hiç biriyle de yüzleşmeye yanaşılmamaktadır. Bunun bir sebebi olmalı.T. Erdoğan’ın savaşçı tavrında anlaşılmayacak bir yan yok. Zaten bu konuda her gün birbirinin aynısı binlerce yazı yazılıyor. Eski müttefiklerinin neredeyse tamamını kaybeden T. Erdoğan, koltuğunu, mevkiini koruyabilmek için kendini kontrgerillanın, ordunun kucağına atmış bulunuyor. T. Erdoğan umudunu, silahlarının gölgesinde yapılacak ve banko kazanmayı düşündüğü uydurma bir seçime bağlamış durumda. 2002 yılında emperyalizmin, işbirlikçi sermayenin desteğiyle, Gülen çevresi ile ittifak içinde iktidara gelen T. Erdoğan, şimdi kontrgerillaya, kirli savaş yanlılarına istenilen hizmetleri yaparsa, iktidarda kalmasına izin verileceğini, hesap vermekten kaçabileceğini düşünüyor.T. Erdoğan’ın Barış Masasını Yıkmasının Nedenleri

Kürt hareketi ile görüşmeler, resmi protokol imzalama aşamasına gelmişken birden bire T. Erdoğan kürt sorunu diye bir şey yoktur diyerek süreci bitirdi. T. Erdoğan’ın aslında tam bir panik halindeydi. Onu bu kadar korkutan neydi? Buna verilen cevap, barışçı tavrın T. Erdoğan’a oy kaybettirdiği, milliyetçi oyları alabilmek için 180 derece dönüş yaptığıdır. Ama şu an ordunun, devletin, kontrgerillanın Kürtlere karşı tavrına baktığımızda başka bir ihtimal daha görünüyor. Generaller T. Erdoğan’ı tehdit etmiş olabilirler. Generallerin bu tehditine karşı zaten zor durumda olan, tecrit edilmiş T. Erdoğan’ın direnecek hiçbir gücü yoktu. T. Erdoğan ayrıca bu 180 derece dönüşü oy hesabı nedeniyle kendi çıkarlarına da uygun bulmuş olmalıydı.

T. Erdoğan 7 Haziran seçimlerine silahların gölgesinde girmek, böylece hem orduyu hoşnut etmek, hem de HDP’yi baskı ve hileyle baraj altında bırakmak istiyordu. Ama ordu o süreçte bunu kabul etmedi. Basına yansıyan birkaç olayı hatırlayalım. Diyadin’de bir grup asker öldürülsünler diye PKK gerillalarının önüne atıldı. Hesap şehit cenazeleri üzerinden oy avcılığı yapmak, bölgeyi askeri abluka altına almaktı. Kürt halkı olağanüstü bir duyarlılıkla ölümleri önledi ve yaralıları da kurtardı. AKP fena halde bozulurken Genelkurmay Kürt halkına teşekkür etti. T. Erdoğan ardından Suriye’ye, daha doğrusu Kürt kantonlarına hamle yaparak ortalığı bulandırmak istedi ama Genelkurmay başkanı hasta oluverdi. Erdoğan inatla savaş ortamı yaratmak istiyordu. Suriye uçağı düşürdüklerini açıkladılar. Genelkurmay ise bunu yalanlayıp insansız hava aracı vurduklarını ilan etti. Özetle T. Erdoğan’ın savaş ortamında, olağanüstü koşullarda seçime gitme hesabı boşa çıktı. Henüz bunun sırasının gelmediğini düşünen, seçim sonucunu beklemeyi uygun bulan generaller bu savaşı ertelediler. Seçimden sonra egemen sınıfların, ordunun tavrı değişti.

Burada ordu ile ilgili olarak şunu belirtelim: AKP diğer devlet kurumlarına olduğu gibi orduya da dokunamamıştır. Orduya yönelik operasyonlar orduya emperyalizm ve bağımlı düzen namına çekidüzen verme girişimleriydi. Ordunun temel misyonlarında ve konumunda bir değişme olmamıştır. Ordu emperyalizmin askeri gücünün bir parçası ve iç savaşa göre biçimlenmiş bir kurumdur. Ordu NATO’dan çıkmamıştır, Pentagon’dan bağımsızlaşmamıştır, askeri üsler olduğu gibi durmaktadır. MGK durmaktadır. OYAK ve orduya denetlenemeyen parasal kaynak sağlayan vakıflar durmaktadır. Silah sanayi ordunun tekelindedir. Ordu mensuplarına verilen eğitimde ve ideolojide de ciddi bir değişme meydana gelmemiştir. En önemli değişiklik, ordunun, kendini fena halde yıpratan siyasi alandan geri plana çekilmesidir. Liberaller ve AKP bu durumu, askeri vesayetin sona ermesi olarak propaganda etmektedirler ama gerçek böyle değildir.

Savaşın Gerçek Nedeni

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kürt hareketi barış sürecini olması gerektiği biçimde yani, mücadeleyle elde ettiği kazanımları pekiştirmek, geliştirmek için kullandı. Tasfiye girişimlerini boşa çıkardı. Buna ek olarak seçim öncesinde HDP etrafında demokratik bir cephe oluştu. Gezi ayaklanmasıyla yeni bir başlangıç yapan toplumsal hareket, seçim sürecinde bir üst aşamaya sıçradı. HDP etrafındaki cephe görünürde AKP karşıtlığı temelinde oluşmuş görünüyordu ama çok önemli başka özellikleri de vardı. Başta Kürtler olmak üzere, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Çerkesler, Ezidiler, Aleviler, Süryaniler yani tüm ezilenler, dışlananlar Türkiye solcularıyla beraber kitlesel olarak bir araya gelmişlerdi. Bu bir araya geliş öyle eklektik bir olgu, sadece seçim için bir ittifak değildi. Ortak bir ruh hali de oluşmuştu ve hem kalıcı hem de yayılmacı özellikler gösteriyordu. Türkiye egemenlerinin en çok korktuğu şey, bir türlü asimile edemedikleri Kürt lerle Türkiye’deki demokratik devrimci mücadelenin birleşmesiydi. Korkulan başa geliyordu.

Bu hareket emperyalizme ve Türkiye’deki düzene doğrudan karşı değildi. Ama bu düzenin önemli bazı ideolojik dayanaklarına açıktan bir saldırıydı. Herkes kendi ulusal kimliği ile kendi dini kimliği ile açıkça siyaset sahnesindeydi. Devletin resmi dini, Diyanet işleri Başkanlığının şahsında tartışmaya açılmıştı. Üstelik kendine CHP’liyim, MHP’liyim diyen önemli bir kesim, bile bile, göz göre göre Ermeni adaylara, Kürtlere, Ezidilere oy veriyordu. Bütün bunlar, bir tanesi dünyaya bedel Türklerin yaşadığı, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de olacak işler değildi.

HDP gibi bir partiye izin verilmesi, hatta seçim sürecinde bu partinin meclise girmesi için desteklenmesi, egemen sınıflar açısından koşullara bağlı mecburen yapılan bir işti. Kürt hareketi en azından kısa dönemde yenip yok etmek mümkün değildi. O kadar ki ABD ve AB’nin bile desteğini almış, dünyanın saygınlığın kazanmış, Ortadoğu’da devletlerden daha etkili bir askeri, siyasi ve ideolojik güç haline gelmişti.

Devlet HDP’yi, Kürt hareketini düzen sınırları içine çekmek, hatta yapabilirse bölmek, Türkiye solunu da parlamenter mücadele içine çekip, diğer alanlardan zorla silerek asimile etmek için kullanmak istiyordu. Emperyalizmin bu konuda son derece başarılı deneyimleri, Güney Afrika, Latin Amerika örnekleri vardı. Kısa dönemdeki çalkantılara rağmen, uzun dönemde emperyalizm ve işbirlikçileri bu işten kazançlı çıkıyordu. Buna ek olarak seçim döneminde egemen kesimlerin artık kurtulmak istedikleri T. Erdoğan’ı devirecek tek güç HDP idi. HDP dışında AKP’yi geriletecek başka bir alternatif yoktu. Bu nedenle T. Erdoğan’ın savaş ortamı yaratmasına izin verilmedi. Egemen sınıflar, Kürt hareketi ve etrafında oluşan ittifakla hesaplaşma işini seçim sonuna ertelediler. Ama Kürt hareketi ve Türkiyeli demokratik güçler de bu durumu iyi kullandılar.

Seçim sonucunda hangi hükümet kurulursa kurulsun, ona ilk olarak bu hesaplaşma dayatılacaktı. Örneğin seçimden sonra egemen sınıfların istediği CHP-AKP koalisyonu kurulabilseydi, şu an AKP’nin yaptıklarını yapacaktı. Biçim ve yöntemler farklı olacaktı ama Kürt hareketi bölünmeye, teslim alınmaya çalışılacak, bu hareket içindeki sol eğilim tecrit edilmek, HDP etrafında oluşmuş birlik dağıtılmak istenecekti. HDP ittifaklarından, toplumdan yalıtılarak, marjinal bir Kürt partisine dönüştürülmeye çalışılacaktı. Şimdi bu işler karşı tarafın, yani Kürt hareketinin verdiği sert karşılığın da ürünü olarak, en sert biçimlerde yapılmaya çalışılıyor.

Amaç Kürt hareketini ezmek, HDP’yi zayıflatmak ve HDP etrafında toplanmış demokrat, devrimci çevreleri ideolojik olarak toplumdan tecrit etmektir. Bu da Kürt ve Ermeni düşmanlığı temelinde, kitleler birbirine kışkırtılarak, Sünni İslam Türk milliyetçiliği ile harmanlanarak yapılmaya çalışılıyor. Atatürkçülüğe tıpkı 1990’lı yıllarda olduğu gibi yeni bir hamle daha yaptırılması da beklenmelidir.
Özetle bu kirli savaş T.Erdoğan’ın tek başına yaptığı bir iş değildir. Kürdistanlı ve Türkiyeli solcuların, demokratların meseleye bir de bu açıdan bakmalarında, mücadelenin geleceği açısından sayısız faydalar vardır.

14 Eylül 2015

48751

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

AFRİN DİRENİŞİ

Saray sahibi RTE'nin fiilen başladığını duyurduğu Afrin operasyonunda Türk savaş uçaklarının Suriye tarafına geçtiği Afrin ve köylerini bombaladığı duyuruldu.

    Operasyonun adı 'zeytin dalı'

    Faşist Türk Devleti tarihi boyunca gerçekleştirdiği saldırıları, katliamları örtbas etmek, gerçekliği ters yüz etmek için her seferinde gerçekle ilgisi olmayan isimlendirmeler kullanmıştır.

    19 aralıkta 20 hapishaneye yönelik operasyonda 28 devrimci tutsak katledilmişti,Ama Faşist Türk devleti bu operasyona 'Hayata Dönüş' adını koymuştu.

TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ | “Geleceğin Nişanesi Şehitlerimize Sözümüzdür: Başaracağız, Biz Kazanacağız!”

Ocak ayının son haftasını Parti ve Devrim Şehitleri Haftası olarak ele alan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) bir açıklama yayınladı. Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve TKP/ML Örgütlenme Komitesi imzasını taşıyan açıklamada Murat Bileydi (Haydar), Cahide Karakaş, Erdinç ve Ahmet Yılmaz isimli devrim şehitlerinin TKP/ML şehidi olduklarının netleştirildiği bilgileri verildi ve “Faşist diktatörlüğün, işgaller, yeni katliamlar ve saldırılarına karşılık şehitlerimizin cesaret ve direnci ile kazanan biz olacağız!” denildi.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Ne olursa olsun, son muhteşem olacak

 Êfrin’e dönük TC devletinin AKP-MHP-CHP’siyle “milli mutabakat” adı altında başlattıkları faşist saldırganlığa karşı bir açıklama da TKP/ML TİKKO’ya bağlı Rojava Komutanlığı’ndan geldi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamada Kobanê’ye dönük emperyalist devletlerin ve başta TC devleti olmak üzere bölge devletlerinin güdümündeki çetelerin saldırdığı dönemi hatırlatan Rojava Komutanlığı “Bizler de TKP/ML’ye bağlı TİKKO’nun Rojava gücü olarak TC’nin Êfrin’e yönelik saldırılarına karşı direnişte tıpkı Kobanê’de olduğu gibi aktif bir şekilde yer alacağız” dedi.

PARTİZAN | “Efrîn’de işgale karşı Kobanê ruhunu kuşanalım!”

Faşist TC ordusu, 100 yıllık geleneği olan işgalci yüzünü bu kez de Efrîn üzerinde göstermiştir. Uzun bir süredir tartışılan ve son MGK toplantısı ile planlaması yapılan işgal girişimi sivil yerleşim alanlarına dönük bombalamalar ile başlatıldı. Türkiye’de devrimci, demokrat ve yurtsever kesimlere dönük siyasi soykırım politikası güden faşist AKP-MHP-CHP ittifakı, bu kez de Efrîn işgali için bir araya geldi.

Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Geliştirilmelidir

Türkiye Devrimci Hareketi oldukça çok parçalıdır. En alt düzeydeki demokratik taleplerin kazanılması temelinde bir araya gelemsi bile oldukça zor ve zorlaştırılmaktadır. Sermaye devletinin izlediği karşı devrimci paraçalama taktiği bu konuda önemli bir başarı elde etmiştir. 

Burjuvazinin işçi ve emekçilere karşı yeni silahı:Bonzai

Bonzai nedir?

Bütün Ülkelerin İşçileri ve Emekçileri AFRİN’de Birleşin!

Emperyalist ve gerici saldırganlıkta burjuvazi sınır tanımıyor. Afrin halkı, en pervasız, en alçakça ve en ahlaksız bir saldırganlık ile karşı karşıyadır. Bu, bir halkın iradesine karşı savaş açmanın yanında, salt ulusal kimliğinden dolayı yok edilmek istenmesinin saldırganlığıdır. Dünya işçi sınıfı ve emekçileri bu saldırganlığın şiddetle karşısında yer alarak AFRİN halkıyla aktif dayanışma içinde olmalıdır.

Fırtınalar içinde,bıçak sırtında;ilkelere ve hukuka sımsıkı tutunma zamanı!

Ön Açıklama: Bu yazı Partizan Dergisinin 91. sayısından alınmıştır. Yazı Proleterya Partisi'sinin son üç yılldır yaşadığı iç sorunları ve 10 Ocak 2017 tarihinde Proletarya Partisi saflarından kopan darbeci hizibi değerlendirmektedir. Günceliği nedeniyle yayınlıyoruz.  Site yazı kurulu

 

FIRTINALAR İÇİNDE, BIÇAK SIRTINDA; İLKELERE VE HUKUKA SIMSIKI TUTUNMA ZAMANI!*

Zepur Gı Tarnam

Nedendir bilmem “Zepur Gı Tarnam” şarkısını her dinlediğimde seninle ilgili anılarla dolaşıyorum.  Senden geriye kalan anılarımıza büyük bir istekle yeniden ulaşmak istiyorum. Sokakları dolaşmak, seninle buluşmak, hızla sana varmak istiyorum. Senden sonra yaşadıklarımı anlatmak, duymanı mutlaka istediğim şeyleri seninle paylaşmak istiyorum. Bilesin senden sonra bir ağustos sıcağının orta yerinde özgürlük kavgamızın yenilmezi olan Ozanyan Nubar’ımızı Rojava’da kaybettik. Çöl sıcağının orta yerinde bir an olsun bile tereddüt etmeden bedenini işgalci çetelerin beyninde patlattı.

Rojava devrimi ve NUBAR OZANYAN'IN şehadeti ve ardında bıraktığı miras...

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şidet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran(Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusyası gibi devletler Kürtleri ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20.

Bu ateş sizide yakacak

20 Temmuzda gerçekleştirilen AKP darbesiyle ülkemizin saraydan KHK'lerle idare edildiği bir süreçten geçiyoruz.20 temmuzla birlikte ilan edilen OHAL'le FETÖ'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla on binlerce insan tutuklandı, 150 bine yakın çalışan insan işten çıkarıldı.15 temmuz da askeri darbe girişimine kalkışan FETÖ'cülerle mücadele adı altında AKP'ye daha açıkçası sisteme muhalif tüm kesimlerin işten çıkarılması, gözaltına alınması, tutuklanması gerçekleştirildi.

Sayfalar