Pazartesi Ekim 19, 2026

Gitmediğin yere başkasını gönderme!

Sınıf savaşımında militanlık ve devrimci önderliğe ilişkin temel bilgilerin elde edilmesi güne ve ana uyarlanarak güncellenip, uygulanması örgüt bilimi açısından tayin edici düzeyde önemlidir. Temel bilgiler ne kadar önemliyse bugün yaşanan ve devam eden sorunlara, sürecin ve anın ihtiyacına yanıt olacak şekilde yenilenip güncellenerek uygulanması bir o kadar önemlidir.

Yapısal ve güncel sorunlara bakıldığında önderlik ve örgüt meselesinde anlayış ve uygulama düzeyinde vazgeçilmez temel bilgilerin eksik ve yetersizliği görülebileceği gibi aynı zamanda her gün bir yenisinin eklenerek, birikip artarak çoğalan ciddi güvensizliklerin yaşandığı günümüzde günün ve anın ihtiyaçlarına nasıl yanıt olunacağı konusunda da ciddi yetersizlikler görülmektedir. Önderlik düzeyinde ciddi düzeyde yaşanan olumsuzluklara neden olan eski düşüncelerle önderlik sorunları çözülemez. Keza eski durulan yerde kalınarak da güvensizlikler ortadan kalkmaz. En güncel halk deyimiyle ifade edecek olursak “gitmediğin yere başkasını göndermeyeceksin”, “yapmadığın şeyleri başkasından istemeyeceksin”, “başarısız olduğunda görevini bir başka yoldaşına bırakacaksın”, “hata yaptığında, yetersizlik yaşadığında zaafa düştüğünde en başta ayağa kalkıp özeleştiri vereceksin”. Önderlik gibi kilit soruna verilecek anahtar cevaplar bunlardır. Önderliği militanlıkla bütünleştiren anlayış ve çizgiyi güne ve ana uyarlayacak tarzda yenileyerek egemen kılmak esas görev olmalıdır.

Örgüt ve önderlik sorunları nasıl ki iç içe ele alınıp örgütlenmesi gerekirken aynı şekilde militanlık ve devrimci önderlikte birlikte ele alınıp örgütlendiğinde örgüt yenilmeyen bir güce ve sönmeyen bir enerjiye dönüşür. Özellikle önderliğin militanlıktan kopartılarak ayrı ele alınıp örgütlenmeye başlandığında reformizmin-statükoculuğun-bürokratizmin kapısı sonuna kadar açılarak tasfiyeciliğin çizgisi egemen hale getirilir. Savaş örgütü lafta savaşan örgüt konumuna düşer. Çürüme, yozlaşma ve bozulma başını alır gider.

Başta Kaypakkaya yoldaş olmak üzere Süleyman Cihan ve Mehmet Demirdağ yoldaşların örgüt anlayışına ve önderlik çizgisine bakıldığında teori ve pratiğin, eylemle/söylemin, iddia ve uygulamanın, birlikte ele alındığını uygulanıp yürütüldüğünü görürüz. Kaypakkaya yoldaş başta olmak üzere önder yoldaşlarımız “Gitmediği yere yoldaşlarını göndermemiştir”, “Kendisinin yapmadığı şeyleri yoldaşlarının yapmasını istememiştir”. “En zor görevleri en zor anlarda en başta ve en önde yapanlar olmuşlardır.”

İdeolojiyi kişiliğinde yaşayan ve kimliğinde yaşatan, militan önderliği bir örgütlenme ve yürüyüş çizgisi haline getiren önder yoldaşlarımız, halk ve yoldaş sevgisini de kendi manevi dünyalarında en ileri düzeyde yaşamayı ve yaşatmayı başarmışlardır. İdeolojiyi-önderliği yüzeyde değil de derinlikte yaşayan ve yaşatanlar, yoldaşları ve savaşçıları “zor” durumdayken onları yalnız bırakmayarak yanlarında olmayı başaranlardır. “Komutanımız bizi yalnız bırakmaz” düşüncesini bir eylem ve pratik çizgisi haline getirendir. Boş zamanlarını değil, kendini yaşamaktan geriye kalan zamanlarını hiç değil ömrünü bir bütün olarak devrime adayanlar, yoldaşlarının ve savaşçıların yanında olur. Yoldaşlarının parmakları kanarsa acısını yüreğinde duyar.

Devrimci önderlik anlayış ve pratik çizgisine devrimi gerçekleştiren önderleri proletarya partisinin önderliğinde görev yapmış yoldaşlarımızın yaşamlarını ve pratiklerini örnek olarak gösterebileceğimiz gibi savaşan devrimci örgütlerin önderliklerini de örnek olarak göstermeliyiz.

Mücadele eden ve savaşanlar örgüt sorununa devrimci çözüm bulacağı gibi önderlik sorununa da çözüm yolunu bulur ve yaratır. Savaşmadığı halde savaşıyormuş gibi yapanlar, pratikte değil de lafta savaşanlar asla önderlik ve örgüt olma sorunlarına gerçekçi yanıt ve kalıcı çözüm bulamazlar. Nasıl ki savaşan örgütlerle savaşmayan örgütler arasında örgütsel-önderliksel çizgide ciddi farklılık ve uçurumlara varan uzaklık varsa aynı zamanda savaşan örgütlerle savaşmadığı halde savaş söyleminden vazgeçmeyen yapılar ve önderlikler arasında da aynı boyutta anlayış ve pratik düzeyde ciddi farklılıklar uçurumlara varan uzaklık vardır. Savaş çabasını ve pratiğini ortaya koyanlar süreç içinde kendilerine yakışır militan önderlikler yaratabilir ancak başlarına bürokrat-burjuva “yöneticiler-idareciler” çöreklenmiş, savaş örgütü olduğunu iddia eden bir yapılanma asla militan devrimci önderlik yaratamaz.

Bugün proletarya partisi saflarında en ciddi tehlike ve en yıkıcı tehdit savaşmadığı savaş irade ve kararlılığı ortaya koyamadığı halde “halk savaşı” sloganını en yüksek perdeden dile getiren ve yazım dili olarak kullanan anlayış ve kişiliklerdir. Bu burjuva çizgiyi savunup uygulayan “doğru” olarak yutturmaya çalışan anlayış ne kadar tehlike ise bunu doğru ve doğal kabul edip benimseyen ve benimsetmeye çalışanlar da bir o kadar tehlikeli ve yıkıcıdır.

Bir gün bir saat bile olsun devrimin nöbetini ve silahını tutmayan, savaşmadıkları halde yoldaşlarından savaşmalarını isteyen, gitmedikleri savaş alanlarına başkalarının gitmelerini isteyen gönülsüz ve iddiasız olanlara ise ses çıkarmayan statükolarının parçaları ve nesneleri haline getirenler iflah olmaz burjuva yöneticilerdir.

Bu tarz anlayış sahipleri örgüt ve önderlik sorununu çözmeyeceği ve çözemeyeceği gibi biriken yapısal sorunlar içinde örgütü dağınıklığa-çözümsüzlüğe-yıkıma mahkum eder. Statükoculuğa, bürokratizme itiraz edip seslerini yükseltenleri ise aymazlık içinde hizip olarak suçlar. Her konuda rol çalanlar, suçlanması gerekenler, suçlayan rolünü oynamaya çalışır.

Kendisinin gitmediği yere bir savaşçısını da yollamayan, her yere savaşçılarından önce giden “Hiçbir yerdeyken, her yerde olan”, her anını düşmandan hesap sormak için geçiren, bir an olsun devrim fikrini savaşı aklından çıkarmayan, zafere tam kilitlenmiş gerçek önderlere ihtiyaç vardır. Bunun yaratılması için yol ve yöntemlerin geliştirilmesine devrimci eleştiri ve özeleştiriyi ekmek ve su gibi yaşamsal kılmaya ihtiyaç vardır. 

45813

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Ezilen ulusların sokakları kuşatan, faşist gericiliği sarsan direnişi mücadelemizdir! Selam olsun Kürt ve Katalan ulusunun bağımsızlık mücadelesine!

Emperyalizmin köhnemiş düzeni 2008 yılından bu yana boy gösteren ve giderek derinleşen ekonomik ve siyasal kriz ile sarsılmaya devam ediyor. Ortadoğu enerji rezervlerini elde etmek için katliamlar gerçekleştiren ve halk kitlelerinin öfkelerini ve örgütlenmelerini çarpıtan emperyalistler dipten gelen dalganın telaşını iliklerine dek hissediyor, bunun kabusu ile yaşıyor! Köhnemiş bu düzen, halkların kanı ve gözyaşı üzerine kurulduysa elbet bu düzenin çökmesi ve parçalanması da kaçınılmazdır.

Tarih çarpıtıcılığı ve yalan üzerine teori inşaa etmek

Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, sağından “sol”una bütün siyasal kesimlerin tavır almasını gündeme getirdi.

Kürdistan’ı sömürgeleştiren ve işgal eden egemen ulus egemen sınıflarının bu referanduma karşı çıkışlarını, tehditleri ezelden beri bilinen olmasına karşın, kendini sol’da görenlerin bir çoğunun -Marx’ın deyimiyle-; “egemen ulus burjuvazisinin önyargılarına yankı olmalarına” ne demeli?

Dogmatizmle hesaplaşmada teorinin önemi üzerine -2-

Sürecin tüm örgütlü yoldaşlarımıza çok daha fazla sorumluluk ve görev yüklediğini belirtmiştik. Bunlardan biri de dogmatizmle mücadele yöntemlerinden en önemlilerinden biri olan devrimci teori üretimi üzerine yoğunlaşmaktır. Devrimci teoriyle yeterince ilgilenmeme sebeplerinden birinin de ezilenlere ait bir teorik kültürün eksikliği olduğunu vurgulamıştık. Teorik kültürün eksikliği, artık üniversite okuyanların dahi teorik ilgisizliğini ve ayrıca teoriyle ilgilenenler için de önceden az çok belli olan güçlü teorik çizgilerden yoksun olmayı getirmektedir. Konuyu biraz daha açalım.

Tutuklu gazeteci Aslı Ceren Aslan yazdı: Kıyafet meselesi ve iki saldırı konsepti

TC devletinin bugünkü uygulayıcılarından AKP’nin baskı, sindirme ve yok etme politikalarıyla eşgüdümlü olarak yaşamın her alanında çeşitli yansımalar vücut buluyor; bunlardan birisi de giyim-kuşam, üst-baş, nam-ı diyar kıyafet, elbise. Tekçi ve erkek yapısının koruma altına alarak saldırılarını yoğunlaştıran devlet, mayasında yer alan özellikleriyle dönem dönem değişen başlıklarla ezilenlere nasıl giyinmesi gerektiğini öğretiyor(!); esas olarak kendi bekasını sağlama almaya çalışıyor.

Bir insan ömrünü neye vermeli?

Her insan için yaşamının belkide en önemli sorusudur bu. Bitimsiz ve sonsuz bir döngüden ibaret olan sürekliliğe,insan kendi sınırları ve ölçüleri içinde “Hayat” adını veriyor. Bunuda insanın doğmasından ölümüne kadar ki zaman dilimi içinde yorumluyor. Hayat dediğimiz şey, karalanmaya hazır bembeyaz bir defter değilmidir zaten? Herkes bu gerçeği nefes alıp vermeye başladığı andan itibaren yaşar. Farkında olsun veya olmasın.

Dersim’den İstanbul’a uzanan bir mücadele

Yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in Dersim’den İstanbul’a uzanan mücadelesini kızı Meral Nergis Şahin, “Ötekileştirilen kim varsa tereddüt etmeden yanına giderdi” sözleriyle anlattı.

“Kaybedilen her çocuk benim evladımdır” diyerek Cumartesi Anneleri’nin 22 yıldır Galatasaray Meydanı’nda verdiği mücadeleye destek veren ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in mücadelesinin altında kendi hayat öyküsü yatıyor.

Faşizm almanyada resmileşti

Özellikle, kapitalizmin 2008 büyük krizinden sonra, Avrupa ülkelerinde iç faşistleşme giderek arttığı gibi, kitleler içinde de güçlü taban bulmaya başladı. Avrupa’nın en bilinen faşist partileri Frans’nın “ulusal cephe”si (FN), Avusturya’nın “özgürlük parti”si (FPÖ) ve Hollanda’nın “özgürlük parti”si (PVV) dir. Bunun yanında, diğer Avrupa ülkelerinde de faşist partiler parlamentoda yerlerini almışlardı.

Sınırsız, mülksüz, ulussuz bir yaşam: Nubar Ozanyan

Gazeteden gördüm seni güneşe uğurlayışımızın haberini...  Aliboğazı şehitlerimizin yokluğunu derin bir şekilde yaşarken seninde aramızdan bedenen ayrılışının acısı eklendi.

Kısa bir haberdi; “Filistin'den Rojava'ya bir Ermeni” başlığıyla verilmişti. Başlığın kendisi ve yanındaki resim ilk andan çok farklı, özgün bir komünistin yanıbaşımızdan ayrıldığını anlatmaya yetiyordu.

Tam sınıf bilinci

Proletaryanın devrim biliminde dikkatli bir okuma yapıldığında “Tam anlama-tam kopuş-tam çözüm-tam sınıf bilinci-tam demokrasi-tam özgürlük-tam hak eşitliği“ vb. kavramlara rastlanır. MLM, ekonomi-felsefe-bilimsel sosyalizm konularında kendi içinde bütünlüklü ve birbiriyle uyumlu olan dünya görüşüdür. Özgürlüğe kurtuluşa geleceğe ait tüm sorunlarda ve konularda kırıntı halinde parçalı, sınırlı hiçbir şeyi talep etmez, mücadele hedefine bunları koymaz.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

  1. İşçi Sınıfının Öncüsü Olarak Parti:

Ekim Devrimi Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) -RSDİP (B) -Bolşevik Partisi önderliğinde gerçekleşmiştir. İşçi sınıfının dünya görüşleriyle donanmış bir öncü parti olmasaydı, Ekim Devrimi gerçekleşemezdi. Bu nedenle, burjuvaziyle proletarya arasındaki sınıf savaşımında, kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmak isteyen işçi sınıfı; örgütlenmiş ve çelikten bir disipline sahip bir parti olmadan, işçi sınıfı iktidarı burjuvaziden alamaz. Ekim Devrimi ve daha sonraki işçi devrimleri bunu kanıtlamıştır.

GÜNEY KÜRDİSTANDA REFERANDUM (Hasan Ali Köse)

HER ULUS GİBİ KÜRT ÜLÜŞÜ DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA HAKKINA SAHİPTİR. HİÇBİR GEREKÇE İLE BU HAK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ, İNKAR EDİLEMEZ. KÜRTLER İSTER “ BÖLGESEL ÖZERKLİK, İSTER KÜLTÜREL ÖZERKLİK,İSTER DAHİL OLDUKLARI SINIRLAR İÇİNDEKİ DİĞER HALKLARLA, BİRLİKTE YAŞAMA , İSTER FEDERAL BİR YÖNETİM BİÇİMİNİ TERCİH ETME, YA DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA” TERCİHİNDE TAMAMEN ÖZGÜRDÜRLER.

Sayfalar