FETÖ yerine RETÖ Darbesi Gerçekleşti-Çetin Çetin
Bugün Türkiye'de gelişmelere baktığımızda Türk hakim sınıflarının iki açmazı ön plana çıkmaktadır. Birincisi OHAL ilan edilerek FETÖ ile mücadele adı altında yürütülen çalışma. Hükümet kendisine muhalif olan kesimleri devlet aygıtından temizleyerek buralara kendi badem bıyıklarını yerleştirme çabaları içerisindedir. 17 Temmuz askeri darbe girişimini önceden haber alan ve buna uygun hazırlıklar yaparak ‘’Bu darbe bize Allah'ın bir lütfudur’’ diyerek bunu kendi çıkarları için bir fırsata çeviren Cumhurun başı R.T.E. kendi darbesini gerçekleştirdi.
Ülkemizde OHAL ilan edilerek kırıntılar olarak kalmış demokratik hak ve özgürlükler rafa kaldırıldı. FETÖ’cü denilerek düzen muhalifleri, ilericiler, devrimci akademisyenler, öğretim üyeleri üniversitelerden uzaklaştırılıyor. Üniversiteler gerici, dinci hocalarla doldurularak karanlığa gömülüyor - medreselere dönüştürülmek isteniyor.
Askeriyede, poliste, kamuda, yargıda, eğitimde görülmemiş gözaltı, tutuklama ve görevden uzaklaştırmalar yaşanıyor. Görevden almalar, işten çıkarmalar öyle bir hal aldı ki devlet eliyle açılışı yapılan Bank Asya’ya para yatıranlar, çocuğunu Gülen tarafından kurulan dershanelere gönderenler bile işten atılıyorlar. Hem de FETÖ’cü diye damgalanarak.
Görevden alınanların, işlerine son verilip hakları ellerinden alınarak ailece açlığa mahkum edilenlerin sayısı 100 binleri şimdiden aşmış durumdadır. İşten atılanların yerine de badem bıyıklı imam hatiplilerin alınması için sınavsız ve KPS’siz memur alınmaları yapılmaktadır.
1990 yıllarında devletin uyguladığı yöntemler bugün tekrar uygulanmaya başlandı. Gözaltı süreleri 30 güne çıkarılarak işkence yaygınlaştırıldı. Gazeteler kapatılarak yazarlar, akademisyenler gerekçe gösterilmeden tutuklanıyorlar. Toplanma, gösteri yapma ve işçilerin grev hakları tek adamın keyfine bırakılmıştır. Kısacası: ilericilerin, sosyalistlerin mücadelelerini bastırmak için tüm toplum üzerinde katliam, işkence ve tutuklamalar had safaya ulaşmış durumdadır. 90’lı yıllardaki gözaltında kayıplarla amaçlanan halka korku salma politikası ve kaybetmeler yeniden hayata geçiriliyor. 100 lü günleri geçen ailesi, arkadaşları ve dostları tarafından nerede olduğu sorulan Hurşit Külter için bir soru da biz soralım: HURŞİT KÜLTER NEREDE?
Bugün Türk hakim sınıflarının öne çıkan ikinci açmazı ise Kürt düşmanlığı temelinde içeride ve dışarıda Kürtlerle savaş politikasıdır. Kürtlerin, demokratların, ilericilerin, devrimcilerin, Alevilerin desteğiyle 6 milyon oy alarak parlamentoda yer alarak düzen muhaliflerinin temsilcisi HDP
dışlanarak Türk hakim sınıflarının temsilcisi 3 parti AKP, MHP ve CHP milli mutabakat yapmışlardır. Milli mutabakat sağlanmasına rağmen AKP’nin torba yasa olarak getirdikleri yasa önergelerinden bazıları onaylanmayınca kanun hükümünde kararname yerleştirilerek resmi gazetede yayınlanıyor. ‘’Teröre’’ destek veren belediyelere kayyum atama khk ile yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Bununla da yapılmak isteneni biliyoruz: Kürdistan’daki belediye yönetimlerini DBP ve HDP’den alıp OHAL’e vermek(!).
Son bir yıldır Türkiye Kürdistan’ındaki çatışmalarda Türk hakim sınıflarının askeri güçleri (JÖH ve PÖH) Sur, Cizre,Nusaybin,Şırnak’ta en son teknik silahlarını kullanarak buraları yakıp yıktılar. Şehirler tank ve top atışlarıyla harabeye döndü. Burada yaşayan halk katliamlardan geçirildi.Tanklarla yıkılan evlerin bodrumlarında halk katledildi.Yaralılar benzin dökülerek yakıldı. Tüm bu katliamlara devam startını Amed, Ankara, Pirsus’ta AKP eliyle devreye koyduğu paravan örgütlerini son olarak Antep’te devreye koyarak devam ettirdi. 54 sivili katletti. Türk hakim sınıfları T.Kürdistan’ında yaptığı katliamlar yetmezmiş gibi Suriye’deki Kürtlere karşı savaşmak için Rojava işgaline soyundu. Türk hakim sınıfları 15 Temmuz darbe girişiminde yara alan imajını bir anlamıyla düzeltmek ve Kürtlerin Rojava’daki kazanımlarını boğmak için ‘’Fırat Kalkanı’’ adıyla Suriye’ye bir operasyon düzenledi. Kürtlerin özerkliklerine saldırdılar. Türk hakim sınıflarını kızdıran Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Menbiç’i IŞİD’den temizlemesidir, YPG güçleri tarafından Fırat’ın batısına geçilmesidir. Fırat Kalkanı operasyonu ile ilgili saldırı Türk hakim sınıflarının kırmızı çizgilerinin çiğnenmesinden dolayı yerlerde sürünen prestijlerini kurtarma kaygısıdır.
TSK’nın ÖSO’yu önlerine katarak Cerablus’a girmesi, böylece Suriye denklemine direkt olarak dahil olması T.C.’nin kendisinin dillendirdiği gibi IŞİD’i buradan çıkarmak, buradaki halkı IŞİD’in zulmünden kurtarmak değildir. Yani IŞİD ile savaşmak değildir. Buna açık bir örnek verebiliriz: T.C. güçlerinin yanındaki ÖSO içerisindeki güçler ideolojik açıdan IŞİD ile aynı çizgidedir. ÖSO içerisindeki Nureddin Zengi Tugayları Halep’te Suriye’ye yani Esad rejimi güçlerine karşı savaşıyorlar. Suriye ordusu ve cihatçılar karşılıklı savaşta burada binlerce kayıp verdiler. Halep’te Suriye’ye karşı savaşan bu cihatçı Nureddin Zeni Tugayları şimdi TSK öncülüğünde IŞİD’e karşı savaşıyor! Yani bu bize IŞİD’le bir savaşın/mücadelenin aslında olmadığını gösteriyor. Burada bir parantez açarak ifade edecek olursak eğer T.C. ve öncülüğündeki TSK IŞİD’le savaşacaksa öncelikle içerideki IŞİD’lel savaşması gerekir. Güney sınırlarını Pakistan’a çeviren IŞİD’i temizlemesi gerekir. Yani içerideki IŞİD’li cihatçılarla mücadeleyi yürütmeyen T.C.’nin Suriye’ye IŞİD’le savaş için girdim demesiyle kimseyi inandıramaz. Zaten bu konuda cumhurun başının Çin’den yaptığı ‘’operasyonlar YPG tehdit olmaktan çıkana kadar sürecek’’ değişi bizim yazdıklarımızı onaylamaktadır. Mücadele/savaş asında YPG ve YPJ güçlerine karşıdır. Yani Kürtlere karşıdır. Minbiç’in IŞİD’ten temizlenmesi ve Afrin kantonuyla birleşmeye bir adım daha yaklaşılması T.C.’yi çileden çıkartmıştır. Türk hakim sınıfları hiçbir gücün(ne ABD’nin ne de
Rusya’nın) askerlerini sürmek istemediği bir savaşa girmiş durumdadır. TSK Suriye bataklığına girmiş bulunmaktadır. Şimdiden İran’la yaşanan gerilimin bir fazlasının önümüzdeki süreçte ABD ile yaşanacağını söylemek, yazmak kahin olmayı gerektirmiyor. T.C.’nin Suriye’ye IŞİD’le savaşı bahane ederek ‘’Fırat Kalkanı operasyonu’’ ile girmesi bataklığa girmesidir. Orta-doğu bataklığına girmek kolaydır ama çıkması nafile. Kürt düşmanlığı, Rojava özerk bölgelerinin kazanımlarını boğmak üzerine kurulu politikaları Türk hakim sınıflarını Orta-doğu’da zor durumda bırakacağı görülüyor. İçeride devrimciler, ilericiler, sosyalistler, emekçilere OHAL’le müdahale etmeye çalışan T.C. hem içeride hem de dışarıda Kürtlere karşı da savaş açmış durumdadır.
Tek adam diktatörlüğüne giden yolun taşları döşeniyor.
Ülkemizi koyu karanlık bir dönem bekliyor.
Hakim sınıflarının temsilcilerini tüm bu saldırı, gözaltı, yok etme, katliam politikalarına karşı ülkemizin dağlarında, fabrikalarında işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin mücadelesine tanık olmaktayız.
Ülkemizin üzerine çöken bu kara bulutların dağıtılması ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi veren yapıların kitlelerle ilişkilerini güçlendirmesine bağlı olarak meydanları zapt etmesiyle gerçekleşecektir.
Son Haberler
Sayfalar
Güzel insanların ardından kurulan her cümle yetersizdir…(İsmail Cem Özkan)
Şimdi anıları olanlar hemen anılarını paylaşmayacak, zamanı gelince yazarlar ya da anı kitabı yapılacaksa oraya bir kaç kelime bırakacaklardır ama popüler olanı yapacaklar yani varsa birlikte çektikleri/ çekildikleri fotoğraflarını paylaşacaklar...
Turan Eser benim geçmişi (artık geçmiş oldu, zamanda üzerine eklenince) uzun bir sancılı dönemin dostluğuna dayanıyor...
Emperyalizm Üzerine Notlar-6
13-15 Eylül 2024 ICOR Uluslararası “Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” Semineri 1. Gün
Giriş: Almanya’nın Thüringen Eyaleti’ndeki Truckenthal’da 13-15 Eylül 2024 tarihleri arasında ICOR’un, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü anısına, ”Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” adı altında uluslararası büyük bir seminer yapıldı. Bu seminer’de “Lenin ve Emperyalizm” başlıklı 1. bölüm’de ben de bir sunum yaptım.
Rothe Fahne (Kızıl Bayrak) dergisinden kısa bir bilgilendirmeyi buraya alıyorum.
Erdoğan ve cumhur ittifakı’nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!
İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.
Serdareme, Caneme, Hevaleme…
Her devrimci değerlidir. Ancak bazıları istisnadır. Yaşam ve duruşlarıyla, söz ve eylemleriyle derin izler, unutulmaz anılar geride bırakır. Geçtikleri her yerde devrimin, özgürlüğün dinmeyen esintilerini bırakır. Devrimcilerin değerlerini belirleyen her daim hatırlanan pratik ve eylemleri ve yazdığı unutulmaz eserleridir. Serdar Can yoldaş her ikisini de doğru yapmaya çalıştı. Hem devrimin kalemini hem de devrimin silahını iyi kullandı. Hem de en geç yaşlarında.
Erdoğan yeni anayasa istemi ne tür bir ihtiyacin ürünü ?
Siyasal İslamcı din bezirganı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, özelliklede son yerel seçimlerde uğradığı ağır hezimetin ardından, adeta gün aşırı bir sıklıkla, toplumun artık yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu dilendirmekte. Bu demek oluyor ki Erdoğan’a göre, 22 yıllık iktidarları döneminde yeni bir anayasa, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmemiş. Gelse, ille ki o zaman da bunu gündeme taşır ve çözmek isterdi, değil mi? Peki şu son dört-beş aylık zaman diliminde ne oldu da birdenbire acil bir ihtiyaç haline geldi?
Asıl Olan, Örgütlü Yığınların Mücadelesidir
Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Yaşanan tüm değişimlere, ideolojik anlamdaki çürüme ve yozlaşmaya rağmen işçi sınıfının ezen ve ezilenler mücadelesindeki tarihsel misyonu hala gerçekliğini korumaya devam ediyor.
Yaşanmakta olan, ikili hukuk denkleminde,bir ara rejim midir?
Resmi adıyla, “Cumhur Başkanlığı Hükümet Sistemi”ne, günlük kullanım diliyle “tek adam diktatörlüğü”ne geçişle birlikte ve özellikle de ırkçı faşist-kontra bir odak partisi olan MHP katılımıyla oluşturulan “Cumhur İttifakı” iktidarı altında; sistemin, Anayasasında kendisini tanımlaya geldiği ve iyi kötü ve de taklidi de olsa, bir şekilde uygulanmaya çalışılan “laik” ve Anayasal “hukuk Devleti” prensipleri, adım adım terk edilmeye başlandı.
Komutan Orhan Cihat Bingöl (Nubar Ozanyan)
Duyduğumuzda inanmakta ve kabul etmekte zorlandığımız şehit haberleri yüreğimizi fena halde acıtsa da ideallerine ve anılarına bağlı kalma, mücadele bayraklarını daha yükseklere taşıma sözü vermeye devam edeceğiz.
Kürt ve özgürlük düşmanları sevinmesin! Hesapsızca toprağa düşen her gerilla Kürdistan topraklarında yeniden doğacaktır. Ve onlar her daim ölümsüzlük içinde çoğalarak büyüyecek birer dağ olup düşmanın üstüne yürüyerek anılacaklar. Ne yaşamları ne toprağa düşüşleri ucuz ve kolay olmayacaktır.
Vitrin olma kız... vitrin olma...
Sen, senle halk arasında artırılan düşmanlığı çözmenin araçlarının neler olduğunu bilmiyorsan...
Şimdi ne kadar güzel olurdu değil mi kız...
ne kadar güzel olurdu...
mecliste, belediye başkanlıklarında bir...
Öyleyse.... öyleye...
Hayeller.... söylemler...
Kitleler...
yüzlerini dahil seçemeceğimiz kalabalıklar...
Gerçekler ise....
Zil zurna, kah kaha atarken sümükleri dahil ağızlarına giren masaları tek tek dolaşarak, mekan yeni insanlar..
Hemi... hemi...
hayat bu... gerçeklik bu ise...
Şeriat ve kadın
Tüm kurumları üzerinden devlet erkine artık tamamen hakim hale geldiğini düşünen siyasal İslamcı Erdoğan iktidarı, dini esaslar üzerinden toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması esas hedefi doğrultusundaki ana hamlelerini, “İstanbul Sözleşmesi”ni feshederek, “Her kürtaj bir Uludere’dir”tavrıyla, en nihayetinde vasat ölçüler içinde kadın haklarını belli yönleriyle koruyan “6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası”na ilişkin tutumuyla ve keza “9.
Türkiye ve kuzey Kürdistanlı solculara yönelik bayrak eleştirisi
Kendisi de sol-sosyalist cenahtan olan yazar ve aynı zamanda televizyon programcısı sayın Merdan Yanardağ, on binlerce solcunun, Fransa’da faşistleri yenilgiye uğratarak seçimlerin galibi olan Yeni Halk Cephesi’nin zaferini kutlamak için, ellerinde Fransa bayrağı ile toplaştığı Cumhuriyet Meydanı’nda, coşkuyla Enternasyonal marşını seslendirmelerinden övgü ve gıptayla bahsederken: “Bakın diğer ülke devrimcilerinin kendi ulusunun bayrağıyla bir sorunu yok. Ellerinde Fransa Bayrağı ile hep birlikte Enternasyonal okuyorlar.