Salı Ekim 20, 2026

Faşizmin “demokrasi” oyunu bitti; sermaye tükendi; Amerikan emperyalizmi ve müttefikleri ortadoğu ‘da yeni oyunlar sahneliyor.

Sivil faşist darbenin postal sesleri yaşamın her alanında kendini gösteriyor. “Cemaat, Gülen, askeri darbe” senaryosu bir kurguydu. Faşist diktatörlük asıl darbeyi gerçekleştirmek, toplumda teşhir olan karanlık katliamcı yüzünü gizleyebilmek için, “askeri darbe oyununu bir trajikomik şekilde piyasaya sürüverdi. Bu oyunu Erdoğan tek başına kurgulamadı, ABD bu kurgunun içerisinde. Kürdistan’da seçimler sonrası devam eden soykırım ve katliamın üzerini örtmek, gündemi değiştirmek, devletin kaybettiği güveni yeniden kazanmak, Rojova’ya ve Suriye’ye yeni gerekçeler gösterip saldırma, işgal etmek için, bu yolu ortaklaşa çizdiler. IŞİD ‘e dayanan ana planlama iflas etti. ABD, AB, NATO, İsrail ve Türkiye’nin de içerisinde yer alan emperyalist plan çöktü. İçine gömüldükleri bataklıktan kurtulmak için yeni senaryo çizdiler, yeni savaş aktörlerini devreye sokmak için B planının pratik uygulamaya gerekçe sunmaları gerekiyordu. Bunu en iyi Erdoğan ve Gülen cemaati üstlenebilirdi. Öyle de oldu. Artık miladını dolduran bazı derin güçler devre dışı olacak, yapılan bütün katliam ve zulmü vebali Gülen’e yıkılacaktı. Kötülüklerin anası Gülen gerekçe gösterilerek; bütün ilerici, demokrat, aydın, yurtsever, devrimci, sosyalist kurum kuruluş, parti, sendika, dernek ve kişi varsa hepsi birden tasfiye edilecek, tutuklanacak, zindana atılacaktı. Öyle de yaptılar. Biz bunu ilk günden söyledik.

Birçok kendini bilmiş ,”darbe” senaryosuna inanıverdi. Hemen karşı darbeci gösteri şovlarına balıklama atılıverdiler. “Darbelere karşıyız, parlamenter seçilmişler meşrudur. Darbeci diktatörlere karşıyız” dediler, demesine de… Darbecileri bugüne getiren, besleyen, birlikte faşist katliamları organize edenler kimlerdi? Bu devletin başı değil mi ki; “bir tek kişi kalıncaya kadar operasyonlar devam edecek” diyen! Bunu söyleyen faşist TC devleti değilmiş gibi, onun başı bu sözleri söylememiş gibi her şey bir anda unutuverdiler… Kısacası faşist devletin aklanması esas alındı. Devlet içinde tehlike gösteren Fetullahcılar ve onunla işbirliği yapanlar vadeleri dolduğundan tasfiye edildiler. Bu ortak bir karardı. Hepsi bu, bunu abartmanın, sağa -sola yamamanın komplo teorileri üretmenin bir anlamı yoktur. Devlet bugüne kadar yaptığı katliamları gizlemek, kendini aklamak, karanlık yüzünü gizlemek için bu karanlık planını basit bir hamleyle pratiğe geçirdi.

Bazı rivayetlere göre ,”TC yüzünü Rusya’ya dönüyor”, bence bu tahlil gerçeği yansıtmadığı gibi, ABD ve NATO da buna izin vermez. Aksine, Erdoğan’ın yanlışlarından kaynaklı itibarı düşen TC devletinin itibarını yeniden tesis etmeyi hedeflerken, beri taraftan Erdoğan’ın elini zayıflattı. Eski piyonlarını içeride ıslah etti. Tutukluluk hallerini kaldırdı. Devam eden bütün davaları beraatla sonlandırdı. İtibarı iade ettirerek, yeniden iktidara ortak olma yolunu açtı. Darbe komedisiyle, milliyetçi, şoven ırkçı faşist ve ulusalcıları iktidara ortak ederek, kaybettiği denetimi yeniden sağladı. Bu, bir nevi kulak çekmeydi. Haddini bildirmeydi. Daha ileri gidersen eğer başta sen ‘attan düşen sıpaya benzersin’ demek istediler. Olanlar bunlardı. Bu gerçeği birçokları göz ardı ediverdi. Tabi kulağı çekilen baş oğlan biraz bağırdı çağırdı, hoplayıp -kükredi, ama oğlanın çokça böyle arsızca çıkışlar yaptığını, sinirleri dinince kolayca kendi söylediklerini, hiç söylememiş gibi, yeniden efendiye yalakalık yapabildiği bilinmektedir. O nedenle sözüne sadık olmayan, oynak Erdoğan’ı her zaman hizaya getirmeyi iyi bilmekte, kendileri için bir tehlike olmadığı bilinmektedir.

Ama yaşanan bu gerçekleri görmezden gelenlere, anlamak isteyenlere sormazlar mı nerede bu darbenin siyasi ayağı? Peki, kimdi bu darbeciler? Nereden çıktı bu darbeciler, birdenbire nasıl türeyiverdiler? Darbeden bir gün sonra on binler listelenmiş şekilde görevinden alındı, tutuklandı. Bu liste nerden çıktı, kim bu listeyi bir gecede hazırladı ve binler bir anda tutuklanıverdi? Nerden biliniyordu bunlar? Kim yaptı bu tutuklama listesini…? Erdoğan ve efendileri kendilerini akıllı, toplumu kolayca kanan enayi mi sanıyor! Bu ne ahmaklık, bu ne trajikomik bir durum! Kimse olan bitene bir şey demedi, bir ciddi tahlilde de bulunmadı. Çoğunluk es geçti. Neredeyse Erdoğan’ı kurtarmak için sokakları zaptı-rap yürüdüler. Asıl darbeyi faşist koalisyonu oluşturan Erkenekoncular, Ulusalcılar, Kemalist şovenistler, MHP’li faşistler, ilerici, devrimci, yurtsever, aydın güçlere karşı yaptılar. Erdoğan’ı kahraman ilan ettiler. “Erdoğan için demokrasi nöbetleri tuttu”lar. Erdoğan gibi soykırımcı faşist katil birdenbire kurtarıcı -kahraman ilan edildi. Zalim Dehak oluverdi” demokrasinin başkomutanı”…Başladı nara atmaya, “demokrasi nöbeti”,” demokrasi yürüyüş” derken bütün kötülüklerin, zulmün, katliamların başı ” kahraman oluverdi, mağdur ilan edildi.” Ve başımıza kesiliverdi zaptı-rap. Postalı ayağına giydiği gibi, zafer kazanmış hayali kahraman edasıyla saat başı direniş naraları attı tuttu. Ezici çoğunlukta bunu yutuverdi.

Biz dedik ki, bu bir oyun, faşist diktatörlük yaptığı soykırımı gizlemek, gelecekte daha zalimce katliam ve zulüm yapmanın yollarını açmak için, kendini “mağdur göstermek” istemekte, faşist saldırıları daha katmerli hale getirmek için “meşruluk” istemektedir. Gülen, cemaat, darbe bahane… Faşist diktatörlük kan tazelemek, ömrünü uzatmak için ittifakta olduğu, bütün katliamlarda ortaklığı bulunan ve kendisi için artık tehlike arz eden bir kliği bertaraf etti. Devletin yaptığı bütün katliam ve kötülükleri Feto’ya yıkma yoluna gitti. Bunu yaparken geçmişte iktidardan alaşağı edilen eli kanlı başka bir soykırımcı Ergenekon, ulusalcı-şovenist kliklerle işbirliği yaptı. Böylece, Gülen kliğini tasfiye etti. Olay bu kadar açık ve nettir. Bunun üzerinde gereksiz kurgular kurmanın, bilinçli veya bilinçsiz Erdoğan’ın kırılan ayağını iyileştirmenin anlaşılır bir yönü yoktur.

Kürtlere, devrimcilere, aydınlara, demokratlara, komünistlere ve onları destekleyen halklarımıza karşı yapılan parlamenter maskeli açık faşist darbe olduğunu ta başında biliyorduk, yeni doğan gün kadar açıktı. Biz aynı fikirde olanlar bu gerçeği anlatmaya çalıştık. Bugün Kürt ulusuna, devrimcilere, aydınlara, demokratlara, komünistlere ve halklarımıza toplu katliam saldırıları bu planlama üzerinden organize ediliyor.

Bağırdı olmadı, “tek bir kişi kalana kadar devam edecek”, dedi olmadı, darbe tiyatrosu sahneledi olmadı, Putin’in dedi olmadı, Amerika’ya “meydan okudu” olmadı, IŞİD, FATİH, EL NÜSRA, ÖSO dedi olmadı, olmadı. Giderayak battıkça batıyor. Batacaklar. Türk devleti Erdoğan’dan ibaret değil. Türk devleti şoven, ırkçı faşist bir derin devletin varlığını sürdürme, devam ettirme, devletin varlığı için tüm katliamları, soykırımları halklarımıza reva görme cinnetidir. Faşizm için başka çıkış yolu yoktur. Var olan gerçek bu. Kim ne derse desin, hangi bilinmez boruyu öttürürse öttürsün gerçekler balçıkla sıvanmıyor.

Şimdi Suriye topraklarını fiili işgale girdi. IŞID tehlikesini “bertaraf etme” bahanesiyle, IŞİD’in kaybettiği toprakları, aldığı ağır darbeleri telafi etmek, bu taşeron İslamcı faşist yapılanmayı sınır bölgelerinde kalıcı kılmak istemektedir. IŞID oluverdi EL NÜSRA, ÖSO, EL NÜSRA OLDU IŞİD ve ÖSO. Yani değişen yalnızca isimler oldu, yüze geçirilen maskeler oldu.

Faşist diktatörlük, Kürt ulusunun oluşturduğu demokratik yapılanmayı savaş kurallarını dahi hiçe sayarak yok etmeyi hedeflemektedir. Ortadoğu’da yaşanan emperyalist gerici savaş ancak, demokratik, devrimci bir savaşla önlenebilir. Faşist TC’nin girdiği bataklıktan artık çıkmasının mümkünü kalmadı. Bu bataklık aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan halklarının da kırıma uğraması, bir bütün olarak savaşın yarattığı yıkım, yoksulluk, toplu katliamlarda payına düşeni yaşanacağı demektir. Gözünü kâr ve kan hırsı bürümüş bir diktatörün savaş naralarına ne yazık ki, toplumun ezici çoğunluğu İslam adına destek vermektedir. Bunların yaşanması, sürecin kendini tamamlaması gerekiyor. Sürecin hızla yaşanması, olgunlaşması emperyalist gerici savaşın devrimlere dönüşmesi faşist iktidarların yıkılması bizim elimizde. Yılmadan uzun soluklu bir mücadele sürecinde işçi sınıfını, köylülüğü, emekçi halkları kazanmalıyız. Onlarla birebir her alanda ilişkiler oluşturmalıyız. Sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel bağlarımızı geliştirmeli, sivil toplum örgütleri içerisinde, burnu büyüklük yapmadan uzun maratonlara koşmaya hazırlanmalıyız.

Bugün AB, ABD, NATO Kürt ulusal kurtuluş hareketini kullanmak, kendi çıkarları temelinde Ortadoğu’da aktörlerden biri yapmak istiyor. Bu sebeple Kürt ulusal kurtuluş hareketinin üzerine faşist Türk devletini sürerek kendine itaat etmesi için ayar vermeyi deniyor. Tabi Kürt ulusal kurtuluş hareketi de bu güçleri kullanarak hedefe varmanın yollarını açmayı deniyor. Uzun yol güzergâhı hesaba katıldığında ulusal hareketin karakteristik özelliği bu uyuşma ve uzlaşmalara meyil taşımaktadır. Emperyalistlerin yarattığı şeytan üçgeninde kimin kiminle dans edeceği, kimlerin şeytan üçgeninde sırra kıdem basıp yok olup silineceği hemen belirgin değil. Gelecek süreçte kimin hangi tutarlılıkta yoluna devam edeceğini sınıf mücadelesi bize gösterecektir. Bugün Kürt ulusal kurtuluş hareketi bölgemizde önemli bir devrimci üstlenmiş ve bunu kararlılıkla hayata geçirmekte, önemli ilerlemeler kaydetmektedir. Kim ne derse desin bölgemizde yaşanan gerçekliğimiz bu!

İçinde yaşadığımız bu süreçte emperyalizme, faşizme, ortaçağdan kalma feodal dini gericiliğe karşı, Türkiye, Kürdistan, Suriye ve Ortadoğu halklarının birlikte hareket etmesini geniş bir emekçi halk hareketini yaratmaya ivedilikle ihtiyaç var. Bunu yaratmanın yolu emekçi halklara gitmekten, onlarla organik bağ kurmaktan kendi ülkemizde yürütülen devrimci mücadeleye katılmaktan, yer almaktan geçmektedir. Önce kendi kapımızın önünü, evimizin içini temizlemek asıl olan görevimizdir. Bu gerçeği görmeden emperyalizme faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadelede başarı ve zafer elde edemeyiz. Gerici emperyalist haksız savaşları önlemenin yolu, bu gerici savaşları, haklı savaşlarla yenmek, etkisiz hale getirmek, ezilen emekçi halkların kendi halk iktidarlarını kurmaya dönüştürmek olmalıdır. Ahtapot gibi ülkelerimize, bölgelerimize, dünyamıza musallat olan emperyalizmi, faşizmi, gericiliği yıkmanın kovmanın başkada yolu yoktur. Bugün dünya ölçeğinde baktığımızda Amerikan emperyalizmi baş düşmanımızdır. Ve bu bölgemiz içinde geçerlidir. Ayrıca bölgemizde Amerikan emperyalizmi ve onun güdümünde ki, NATO’nun uşaklığını yapan işbirlikçi faşist diktatörlüklere karşı mücadele etmek ve yıkmak asıl görevdir.

Bugün, iktidarı elinde tutan, en zalimce faşizmi halklarımıza reva gören Erdoğan’ın iktidarı baş düşmanımızdır. Erdoğan iktidarı bugün devletin bütün kurumlarıyla bileşenlik oluşturmakta, sivil faşist darbenin başını çekmektedir. Bu anlamda, faşist Erdoğan iktidarına karşı mücadele, faşist Türk devletine karşı mücadelenin kopmaz bir parçasıdır. Erdoğan iktidarına karşı mücadele, faşist devletin yıkılmasının kopmaz ön ayağıdır, önemlidir.

Baş düşman tespiti yapmayan, düşmanlar arasında ayrım yapmayan, tekdüze bütün düşmanları aynı kalıba koyan bir mantık, kalıcı doğru bir siyasi hat oluşturamaz, doğru politik -taktik tahlillerde bulunamaz. Toptancı ve kalıpçı bir bakış açısıyla bir arpa boyu yol alınamaz. O zaman gelişmeleri iyi okumak gerekiyor. Doğru hedeflere yönelmenin tek yolu günü yakalamak, doğru taktikler üretmek bugün oku yöneltmemiz gereken baş düşmanımızı doğru tahlil etmekten geçiyor. Bugün taktik olarak baş düşmanımız Erdoğan iktidarı ve şovenist koalisyonu oluşturan faşizmdir.

52432

Faşizmin “demokrasi” oyunu bitti; sermaye tükendi; Amerikan emperyalizmi ve müttefikleri ortadoğu ‘da yeni oyunlar sahneliyor.

TKP/ML MK:Yaşamın her zerresinde bilenen, örgütlenen ve savaşan bilinçtir Kaypakkaya!

 

Kamp Armen bizimdir! ԱՐՄԵՆ ՃԱՄԲԱՐԸ ՄԵՐՆ Է !

 

Yuva bozanın yuvası  olmaz  (Yaşar Kemal)

ՏՈՒՆ  ՎԵՐԱՑՆՈՂԸ  ՏՈՒՆ  ՉՒ  ՈՒՆԵՆԱ !  ՅԱՇԱՐ ՔԵՄԱԼ   

18 Mayıs yaklaşırken…

Deniz Gezmişler idam için günler sayarken, Mahirler cezaevinden kaçıp onları kurtarmak için Kızıldere yoluna düştüklerin de ülkenin başka yerinde halklar ile buluşup devrimci yolunu çizen başka bir lider vardır. Türkiye devrimci önderleri arasında silahlı propagandayı ve radikal değişimi kendi hedeflerine koyan İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları partileşme yolunda önemli adımlar atıyor ve Türkiye devrimci geleneğine katkılarını sessizce sunuyordu.

Kasketin en çok yakıştığı insana minnet ve hayranlıkla (1)

“Mors immortalis.”[2]

Kasketin en çok yakıştığı insandı.

O meşhur fotoğrafı her görüldüğünde, yüzündeki masum tebessümün içimizi ısıttığı devrimci.

Gülmek/ gülümsemek bir insana ancak, Kaypakkaya kadar yakışırdı.

“Diyarbakır’ da bir kaya sanki yükselmiş aya”; “İbom, kutup yıldızım, sol yanımın cevahiri”; “Ölüm toplasa da çiçekleri,/ çiçekte tohum biter mi?” dedirtmişti kendine.

TKP/ML-TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

Yoldaşlar, dostlar, halkımız

7 Haziran'da HDP'yi Bekleyen Tehlike- Ergülen Toprak

7 Haziran’daki seçimlerden önce yanıtı en çok merak edilen soru:

“HDP yüzde 10’u aştığı takdirde barajı geçmesi engellenebilir mi?” 

Her ne kadar HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, cep telefonları için geliştirdikleri bir sistemle seçim sonuçlarının güvenliğini sağlayacaklarını söylese de, geçmiş yıllarda yaşanan şaibeli durumlar göz önünde bulundurulduğunda, 7 Haziran gecesi yaşanacakları tahmin etmek hiç de zor değil.

YDG: “Direnişin Meşalesi, Zaferin adıdır Kaypakkaya!”

“Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, egemenlerin, halkımıza dayattığı yoksulluk ve sefalete, yaşatılan acı ve akıtılan kana, halkımız üzerindeki siyasal ve sosyal tahakküme karşı koyuşun büyük cüreti olarak doğdu. 

Kaypakkaya yoldaş, yarım asırlık suskunluğu parçalayan keskin çıkışı, devrimciler üzerinde esen revizyonist ve idealist rüzgarın net kopuşu, komünist bilincin sapmaz duruşu oldu.

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…

Ulus devleti kapitalizm için gereklidir, işçi sınıfının iktidarında ulus devletine ihtiyaç yoktur, eğer ulus devleti içinde işçi sınıfının iktidarını kuruyoruz diyorlarsa orada kapitalist sistem gizli ve üstü kapalı bir şekilde varlığını koruyor anlamındadır, çünkü ulus devlet sadece kapitalistler için sermaye birikimi için gerekli bir başlangıçtı. Evrensel olan bir sistemin sınırlara ve paranın akışını engelleyecek farklılıklara artık ihtiyacı yoktur, çünkü sermaye kendi varlığını garantiye alırken aynı zamanda kara para ile yasa dışı işlerini yaptıracak araçlar da yaratmaya devam ediyor.

Öfkenin bilinci, direnişin rehberidir Kaypakkaya!

Emperyalist-kapitalist sistemin daha fazla kâr odaklı sömürü çarkının işçi-emekçilerin alınteri, canı ve kanı ile işletildiği bu düzene karşı isyanın sesleriyle doludur Mayıs ayı… Enternasyonal işçi marşının bilincimizi keskinleştiren bu dizeleriyle başlar Mayıs ayı.

Oh.. Hayat Partililere Güzel -İroni

Hayel parayla değil ya..

Biz proletarya köylüler için hayat çok zor.

Yaşantımız her gün mücadeleyle geçiyor.

Tamam efendim.

Nasıl isterseniz efendim.

Elbetteki sizin istediğiniz gibi olacak efendim.

Sıkıldıysanız.......

Gerçekten mücadele çok zor.

Yok ki bir tanıdığımda her hangi bir gazeteye . .....  sözcü olam. 

Ne güzelde gazete ulaşabildiğiniz her yere ulaşın demişken.

Benim ulaşabileceğim yer ne kadarki.

Kenan Evren öldü; peki yarım kalan ne?

12 Eylül 1980, televizyonda apoletleri ile devlet ve ordu bürokrasisi içinde bir şahsiyet Kenan Evren. Ve bir ilan; “Ordu yönetime el koymuştur.”

Her ne kadar dönemin darbe basını iktidarın yönetemez haline geldiğini ve ordunun bu amaçla iktidara el koyduğunu pompalasa da esas olanın bu olmadığı cadde cadde, sokak sokak gerçekleştirilen katliamlardan görülüyordu. İmzalanan katliam fermanları ile hunharca gerçekleştirilen baskınlar ve yüzlerce faili meçhul cinayet…

Sokaklarda kol gezen sivil faşistlerin, can kesen kasaplarıyla faşist cunta görev başındaydı.

Sayfalar