Salı Ekim 20, 2026

FAŞİZME KARŞI BİRLİK OLUP MÜCADELE ETMENİN KAÇINILMAZLIĞI

Yalan, demagoji ve artan ölçüde devlet terörü ve korku, faşizmin en temel özellikleri arasındadır. Halkı, bu taktiklerle korkutur, sindirir ve ezer. Ve bununla beraber, “vatan haini” demagojisiyle, ilerici olan kesimlere karşı geri yığınları peşinden sürüklemeyi başarabilir. Ve böylece, geniş bir kitle desteğini de arkasına alarak, sermayenin çıkarları doğrultusunda ülkenin aydınlık yüzüne karşı savaş açar. Bugün ülkemizde fazlasıyla yaşanan da budur.

Faşist devlet, dün olduğu gibi bugünde, “vatan”, “millet”, “bayrak” üzerinden kitlelerin en geri kesimlerine hitap ediyor. Onları, demagoji ve yalan ve din afyonuyla uyutarak, aydınlara, komünistlere, devrimcilere ve Kürtlere saldırıyor. “teröre karşı mücadele” adı altında devlet terörünü meşrulaştırıyor.

Türk sermaye devleti, kendi çıkarları için toplumun en karanlık yanını öne çıkarıyor. Ve bu kör karanlığı, baskı ve devlet terörü ile besliyor.

Ülkede, güçlü bir şekilde tek örgütlü demokratik güç Kürt Ulusal Hareketi’dir. Bu nedenle onu hedef alıyor. Onun üzerinden tüm toplumun aydınlık kesimlerine saldırıyor. Başını kaldıran, devletin faşist uygulamalarına karşı direnen, konuşan, yazan aydınlarını, kalemlerini, akademisyenlerini hedef alıyor. Ölümle, hapisle, işten atmakla, aç bırakmakla tehdit ediyor. Ekonomik ve demokratik hakları için mücadele eden işçilere topluca işten atma tehdidini kullanıyor. Bu da yetmezse fabrika içlerine polis karakolu kuruyor.

Bütün faşist ülkelerde, faşizm aynen böyle hareket etmiştir. Hepsi birer Hitler’dir. Hepsi birer Ziya ül Hak, Pinochet, K. Evren, H. Mübarek, Sisi vb.dir. Hepsi birer Erdoğan’dır. Birbirlerinden farkları, mekan ve zamanla ilgilidir. Faşist diktatörlrin gücü, temsil ettikleri sermaye kadardır. Hitleri “Hitler” yapan, arkasındaki sermayedir. Erdoğan’ın gücü de arkasındaki sermaye kadardır, daha fazlası değil. Sermayenin faşist uygulamaları her tarafta aynıdır ve yöntemleri birbirinin tıpkı kopyasıdır. Çünkü faşizm, kapitalist sistem içinde burjuvazinin bir yönetim biçimidir.

Türk devletinin toplumun en ileri kesimlerine yönelik baskı ve terörü, faşizmin “ayak sesleri” değil, tersine faşizmin kendisidir. Kapitalist sistem içinde, bundan başka ve bundan öte faşizm yoktur.

Türkiye ve Kürdistan’da küçümsenmeyecek sayıda akademisyenlerin faşist devletin uygulamalarına karşı çıkmaları ve bunu bir bildiriyle kamuoyuna deklare etmeleri, sermaye devletini çileden çıkardı. Faşist Türk devletinin siyasal temsilcileri açıktan akademisyenleri hedef aldılar ve onlara geri adım attırmak için, McCarthy'ci bir yöntemle bütün sindirme ve yıldırma taktiklerini uygulamaya soktular.

Ne var ki, aydın olmak, böylesi dönemlerde faşizme karşı dik duruş sergilemekle kendini var eder. Bazıları bunu, “ama PKK terörü” diyerek, bu duruşun içini boşaltmaya çalışacaklardır. Ve devlet, onları geri adım attırmaya ve pişman olmaya zorlayacaktır. Faşizm, toplumu, sermayenin çıkarlarını koruyan askeri durumuna getirmeye çalışır. Çünkü faşizmin, örgütlü ilerici bir güce, direnişçi aydınlık bir yüze tahammülü yoktur.

Evlere çekilip ölü taklidi yapmak

Teori her zaman gereklidir, ama pratik ondan önce gelir. Uzun teorik sözler söylemenin ne yeri ne de zamanı. Zaman, faşizme karşı birlikte mücadelenin örülmesi, geliştirilmesi ve derinleştirilmesidir.

Yapılması gerekenler çok açıktır. Faşizme karşı birleşmek ve mücadele etmektir.

“Evlere çekilip ölü taklidi yapmak”1, faşizmin baskı ve teröründen kimseyi muaf kılmayacaktır. Faşizm karşısında sesiz kalanlar, faşizmin baskı ve terörüyle daha fazla karşı karşıya kalacaklardır.

Suskunluk, görmezden gelmeler, “bana dokunmazlar”, korku ve sinmeler, ne bunu yapanları faşizmin zulmünden korur ne de faşizmin artan ölçüde yürürlüğe soktuğu vahşetini dizginler.

Faşizme karşı birlikte mücadele etmek isteyenlerin, birleşmeleri için nedenleri çoktur. Faşizme karşı birleşmek yaşam mücadelesinin kendisidir. Ayakta kalmak, insan onuru ve siyasal kişilikler korunmak isteniyorsa; demokrat, devrimci, komünist kalınmak isteniyorsa; faşizme karşı olanlarla birleşip, örgütlenip mücadele etmek kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Faşizme karşı birlikte mücadele etmemenin komünist, devrimci ve demokratlar siyasal ve ideolojik nedenleri dünden daha fazladır.

Faşizme karşı mücadelenin ideolojik ve siyasal boyutu tartışılmayacak kadar açık olmasına karşın, bunu, elinde silah ile seni öldürmek isteyen bir kişiyle karşı karşıya kaldığında, ne yapman gerekiyorsa onu yapmalısın. Seni yok etmek isteyen birisine “buyur beni öldür” denemez. Elinde hiç bir şey olmasa da ona karşı çıkar, ölümüne mücadele edersin. Eli silahlı bir katilin karşısında korkakça boyun eğmek ve ölüme razı olmak, daha baştan katilleri çoğaltmak demektir. Faşizm, onursuzca teslim almak ve sindirmek, boyun eğdirmek, insani kişiliğinden, faşist olmayan siyasal kimliğinden, siyasal ve ideolojik duruşundan vazgeçirmek istiyor.

Kürt yurtseverler, komünistler, sosyalistler ve demokratlar, faşizme karşı seslerini yükseltip mücadele ediyorlar. Ancak, ortada ciddi bir birlik söz konusu değildir. Kürt Ulusal hareketi daha örgütlü ve devlete karşı dişe diş mücadele etmektedir. Onunla birlikte hareket edilmeli ve hendeklerin gerisinde yer alınmalıdır. Türk şovenizmin etkisinde kalmadan, faşizme karşı ortak mücadele ağı ülkenin her yanında örülmelidir. Bugün Kürtleri yalnız bırakanlar için, yarın çok geç olabilir ve bunun bedelini, Komünist, devrimci, demokratlar başta olmak üzere herkes çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalır. Faşist diktatörlük baskı ve terör koşullarını giderek ağırlaştırıyor. Çünkü o kurulmuş bir çarklı bir makine gibidir. Şalteri indirilene kadar, önüne geleni yok edecektir.

Faşizme karşı ortak bir bildiri yayınlayan Akademisyenlerin tavrı örnek alınması gereken cesurca ve onurluca bir duruştur. Bu duruşların çoğalması ve pratik olarak açıktan faşizme karşı mücadele, faşizmin kanlı dişlerini birer birer söküp atacaktır.

Faşist devletin çok yönlü saldırısına karşı direnen Kürt hareketiyle birlikte hareket etmekten kaçınanlar, bilmelidir ki; diktatör dedikleri Erdoğan ile dolaylı olarak aynı safta olduklarını unutmasınlar.

CHP’den medet umanlar ise, bütünüyle yanılıyorlar. CHP bu devletin asli partilerinden biridir ve Erdoğan’ın koltuk değnekliğini yapmaktadır. İlerici bir kaç milletvekilinin çıkardıkları ses dışında en küçük bir karşı çıkışı yoktur. Çıkarılan sesler ise CHP içinde boğulmak isteniyor. CHP’nin bugünkü tavrı 1930 ortalarındaki Alman SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi)nin Hitler faşizmi karşısındaki tavrına benziyor: Faşizmin kökleşmesinin yollarının döşenmesine gönüllü hizmet.2

Ne var ki, bu tavır; 1930-40’lı yıllarında dünyayı faşizm cehennemine çeviren Alman sermayesinin Nazi faşizmini yıkma mücadelesinde, yalnızca Sosyalist Sovyetler Birliği’nin, yaklaşık 28 milyon vatandaşını yitirmesine neden oldu.

Düzen partilerin hiç birinden faşizme karşı bir karşı koyuş beklemek saflık olur. Başta işçi sınıfı olmak üzere, geniş yığınların kazanılması, örgütlenmesi olmazsa olmazlardandır. Ama, öncelikle toplumun en ileri örgütlü kesimlerinin kendi aralarında faşizme karşı birlikte mücadele etmenin bilincine ve örgütlenmesine gitmeleri gerekiyor.

Komünist ve devrimciler için ise, daha militan ve aktif mücadele bilinci ve örgütlülüğü gereklidir. Özellikle Kürt Ulusal Hareketi (PKK) ile faşizme karşı mücadeleyi ortaklaştırmalı ve bunu salt sözle değil pratikle birleştirilmelidir.

Kendine “komünist parti” adını takıp, komünist adını kirletircesine kemalist ulusalcılığı (ki bu sosyal şovenizmidir) öne çıkarıp, ezilen Kürt ulusunun demokratik mücadelesine sırt çevirenler, faşizmin koltuk değnekliğini yaptıklarının bilincinde olmalıdırlar.

Hiç bir şey geç değildir. Geç olan; içinde bulunulan siyasal koşullara uygun mücadele biçimlerini pratiğe geçirememektir. Türkiye Devrimci Hareketi’(TDH)nin önünde yığınca deneyimi vardır. Her şeyden önce bir 12 Eylül Askeri Cuntası öngününü ve sonrasını yaşamışlığın, yeni sürece yığınca deneyim aktarımı vardır. 12 Eylül’ün ayak seslerinin geldiği günlerde yapılmayanlar, bugün yapılmalıdır. Tarih bizden bunu bekliyor. 16.01.2016

***

1 “Kış Dönümü” Oyunu yönetmeninden, Evrensel.net

2 CHP’nin son yaptığı 35. Olağan Kurultayı üzerine yorum yapan liberal sol gazetecilerin saptamaları bu yargıyı daha da pekiştiriyor. CHP, kitleleri oyalamaya ve uyutmaya devam ediyor. “Diktatör bozuntusu” lafıyla, muhalefet ettiğini sanıyor. Ama, asla kitlelerin sokaklara dökülmesini ve mücadele etmesini ise istemiyor. Emperyalist sermayenin ve işbirlikçi Türk sermayesinin çıkarlarına dokunacak bir adım atmıyor.  

49862

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Bir Faşistin Düşündürdükleri

Kucucuk kucuk burjuvalarin kumkucuk beyinlerinin dunyasi...

Bayraksiz bir hayat, susuz bir col gibidir...ey ulu bayrak, haydi mutlu et bizi, bicare zavalli ruhumu yucelt, koyu yalnizigimi parcala, kendimi dunyanin en guclu kisisi gibi hissttir bana, ihtiyacim var sana...ne olur yalvariyorum sana...canim feda yoluna...

Bayrak bayrak soyle bana; bizden guclusu var mi dunyada??? Ezan, bayrak, kutsal devlet umacisi ile sinif sorunlarinin karartilmasina izin vermeyelim...

‘2015′e doğru Türkiye’nin tuzakları’

Yazar Sait Çetinoğlu’nun Ermeni Soykırımı üzerine Ermenistan’da gazetecilik yapan Haykanush Aloyan’la yaptığı röportajı okurlarımızla paylaşıyoruz.

Ermeni Soykırımı’nın 100. Yıl dönümüne bir yıl kala ne tür gelişmeler yaşanabilir?

ABF Şerden Korunmalıdır!

 

Bu pazar günü Alevi toplumunun yurtiçindeki en büyük ve en üst çatı örgütü olan Alevi Bektaşi Federasyonunun (ABF) Genel Kurulu gerçekleşecek. Selçuklulardan günümüze dek Alevi Kızılbaşların karşı karşıya kaldığı yok sayılma, hor görülme, inkâr, asimilasyon, soykırım ve katliam politikalarına karşı örgütsel bir duruş sergilenmesi açısından bu genel kurul son derece önemlidir. Bu açıdan Alevi toplumunun da beklentileri önemlidir. 

Cenaze töreni için otobüs kalkış yerleri

2 Şubat 2011'de şehit düşen ve geçtiğimiz günlede TKP/ML TİKKO tarafından mezar yerleri açıklanan 5 kadın gerillanın cenazeleri, yarın DNA testi için gönderildikleri Malatya Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak.

Beşler için 5 Haziran Perşembe günü saat 13.00'te Dersim Sanat Sokağı'ndan başlayacak ve Asri Mezarlığı'nda sona erecek bir tören düzenlenecek. Törene çeşitli illerden katılım için Partizan,Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri tarafından çağrı yapıldı.

İşte o araç kalkış noktalarından belli olanlar: 

İSTANBUL

* 1 Mayıs Mahallesi

“Kerdoğan”“Herdoğan”

TARİHLERİ KATLİAM, GÜNLERİ KAN! HESAP VERECEKSİN DİKTATÖR

TKP/ML TİKKO Militanlardan Gazi Mahallesi'ndeki çatışmalara ilişkin açıklama

Gezi İsyanı’nın birinci yılında İstanbul’un çeşitli semtlerinde de bir dizi eylemler gerçekleştirildi. Dün akşam saatlerinde Taksim’deki eyleme katılmak üzere yürüyüşe geçen Gazi mahallesi halkı polisin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Oldukça yoğun gerçekleşen saldırı karşısında direnen kitle gece geç saatlere kadar çatıştı. Çatışmalar sırasında DHKP-C MLKP YDG-H ve TKP/ML TİKKO militanları da yer alarak barikat kurdu. Konuya ilişkin elimize ulaşan e posta TKP/ML TİKKO militanları eylemin ayrıntıları hakkında bilgi verdi. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi.  

Umudu avuç avuç içirenlerin adıdır Beşler

Mazlum bir halkın isyanının çığlıklaştığı bu dağlarda sizden öncekilerin dikkat kesildiği, kulak kabarttığı tarif edilemez acılar yaşanmıştı. Öykülerindeki ölümle, işkence ve sürgünle hesaplaşmak geleceğe sarkmış, devlete duyulan öfkenin tazeliği yüreklerinin kapılarını, sofralarını sizden öncekilere ve sizlere açmıştı. Vartinik kıvılcımının aydınlattığı yüzler acılarını anlayanların yüzlerinde kendi çizgilerini görmüş, dertleşmiş, saf tutmuştu yanlarında. Dersim bağrına basmış, kucak açmıştı umudu avuç avuç içiren isyancılara.

"Sıyrılıp gelen(ler)" le isyan zorunludur!

“Ölçülü olmak ölümcüldür.Aşırılık kadar,hiçbir şey başarılı olmaz.”[2]

Biliyorum; 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin ortaya koyduğu “yüzdeler”, “rakamlar” kimilerinin sükut-u hayale uğrattı!

Emma Goldman’ın, “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı,” saptamasını yıllardır telaffuz etmekteki ısrarımdan mı nedir; sükut-u hayale uğrayanlarla ya da “yüzdeler”/ “rakamlar”la uğraşmak yerine “sıyrılıp gelen(ler)”in işaret ettiğini önemseyip, altını ısrarla çizip, “Vurun ulan vurun ben kolay ölmem” diyen gelenektenim…

“İsyanı sürdürüyor, ayağa kalkıyoruz!”

Gezi İsyanı, 1. yılını dolduruyor. İsyanın ruhunun hala sokakları sardığı bugünlerde art arda açıklama yapan dayanışmalar, forumlar ve devrimci, demokratik ve yurtsever tüm kurumlar Gezi İsyanı’nı yıldönümünde alanlarda olmaya çağırıyor.

Dil'in Gerçeği Degil, Gerçeğin Dil'i

Gezi'nin yildonumune

Komunizme salt bir oznel istek, tercih olarak yaklastiginiz surece Marksizmi anliyamazsiniz.

Marksizm iyi olandan soz etmez, kacinilmaz olandan soz eder; onu oznel bir felsefe degil, bilimsel bir felsefe yapan, gercegi her zaman maddi olgularda; uretim iliskilerinde, uretim tarzinda ve uretici guclerle insan iliskilerinde aramasidir...

Bu metin bir isyandır yoldaş yüreklerden

Eğer    

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,

arkalarında doldurulması

mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,

en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,

yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer ...           

Can Yücel

Sayfalar