Pazar Ekim 4, 2026

Faşist devlet terörüyle kazanılan bir “seçim” ! / Engin Gören

TC devleti ve AKP hükümeti, yine bütün eşitsizliklere rağmen 7 Haziran da genel seçime gitti ve tek başına hükümeti kuracak “miletvekili” sayısını yakalayamayınca kudurdu. Ağızlarında salyalar akıtarak tehditler savurdular. Hemen kısa sürede seçimi yenileyeceklerini söylediler ve bir süre oyalamadan sonra hükümet olarak 1 Kasımda yeniden seçime gideceklerini ilan ettiler.

AKP iktidarı tek başına hükümet olmaya kilitlendi. Kürtlere savaş ilan etti. Her yerde linç kampanyalarını örgütedi. Kürdüstanda onlarca ilçe ve yerleşim alanına onbinlerce asker ve özel hareket timleriyle, yüzlerce askeri araçlarıyla, tanklarla, zırhlı araçlarla bu yerleşim yerlerini sardı. İlçeleri, Mahalleleri kuşatarak haftalarca sokaklara çıkma yasakları ilan ederek, su, elektirik vermeyerek, yiyeceksiz bırakarak, hasta, bebek, çocuk, yaşlı demeden ilaç, tedavi vb dahil hayati ihtiyaçlarını karşılamaya bile izin verilmeyerek günlerce insanlar ve hayvanları bile dışarı çıkartılmayarak, evlerinde tank, havan, roket, lav atışışlarına tutuldu. Binalar, iş yerleri, evler, araçlar vb yakılıp yıkıldı, harabeye çevrildi. Cami minareleri dahil hakim yerlere yerleşerek keskin nişancılarla hareket halinde olan herşeye ateş açılarak kitlesel kaliamlar yapmak istediler. Cizre de biri 35 günlük bebek olmak üzere 23 çocuk ve büyük insan katledildi. İnsanlar cenazelerinle günlerce yatıp kalkmak zorunda kaldı. Kuduz köpekler gibi bütün vahşet ve sadistlikleriyle her yere saldırdılar. Katlettikleri bir savaşçı kadının cansız bedenine olmadık hayvani işkence yaptılar ve çırılçıplak edip askeri aracın arkasına bağlanarak kentin sokaklarında dolaştırarak korku ve gözdağı verdiler.

Cumhurbaşkanları ve sonra da avaneleri açık açık 400 milletvekili verseydiniz bütün bunlar olmazdı diyorlardı. Savaşla estirilen faşist devlet terörü sonucu göstermelik bir seçimle, hertürlü baskı, tehdit, santaj ve hilelerle seçimi alacaklarını açık açık söylüyorlardı. Ahmed te, Suruçta, Ankara da kitlesel katliam yaptırılırken, ardında cumhurbaşkanları, başbakanları bakanları vb “oylarımız artıyor” diyorlardı. Oylarını arttırmak için katliamlar yaptıklarını ve yaptırdıklarını bir nevi itiraf ediyorlardı. Ayrıca katliamlar sonrası yüzeysel yapılan soruşturmalarda bile devlet ve AKP bağlantıları ortaya çıkıyordu. Dizginsiz, estirilen faşist devlet terörü altında yapılacak seçimde başka ne sonuç beklenebilirdi ki?

Otokratik Krallık, Sultanlık, Prenslik sistemlerinde, askeri veya sivil faşist diktatörlükler altında hak eşitliğini tanınarak demokratik bir seçimin olmayacağı açıktır. Ortadoğu otokratik diktatörlüklerinde de seçimler yapılıyor, Cunta iktidarları altında da seçimler yapılıyor. 12 Eylül’cülerde seçim ve referandum sandıkları koyuyorlardı. onlar ne kadar demokratikse AKP’nin savaş ve estirdiği terör koşulları altında yaptığı seçim o kadar demokratiktir.

7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını tanımama nedeni ortada; iktidarı paylaşmamak ve tekbaşına iktidar olmak! Bunu da savaş dahil her şeyi ve her hileyi yaparak iktidarını korumak için göstermelik bir “seçim”le işi meşrulaştırmak istedikleri açık değil mi? Böyle bir anlayış ve hesapla yapılan bir “seçim”de farklı bir sonuç beklemek saflık olur…

AKP, silah zoruyla, faşist terör estirerek, kitlesel toplu katliamlar yaparak ve bu yönlü tehditler savurarak bu baskı ve terör’le çoğunluğu aldı. Her katliam sonrası kendileri açıkça “oylarımız arttı” diyorlardı. Ancak naif olanlar iktidarın bu söylemlerinin anlamını anlamaz veya anlamak istemeyen salaklar anlamaz. Baskıyla, zulümle, faşist terör estirerek, 150 cıvarında “özel güvenlik bölgesi” yasak bölgeler ilan edildi. Onlarca Kürt şehiri tanklarla, zırhlı araçlarla, havanlarla, roketlerle bombalandı, makineli tüfeklerle tarandı. Kentler Kobane gibi yakılıp yıkıldı. Her bir yerde onlarca çocuk, bebek, büyük yaşlı insan katledildi. Bu sürede 500 ün üzerinde insan katledildi.

Onlarca yerde halkın seçtiği belediye başkanları ve yöneticileri tutuklandı. HDP’in il, ilçe yöneticileri ve aktif çalışanlarından 2-3 bin’in üzerinde insan tutuklandı. Yüzlerce insan songünlerde gözaltına alındı alıkonuldu veya tutuklandı. Hiç bir yerde seçim faaliyetleri yaptırılmadı. HDP, can güvenliğinin olmamasından dolayı miting bile yapamayacak duruma geldi.

Bir çok yerleşim yerinde sıkıyönetim koşulları uygulandı. Köyler, kasabalar, mahalleler, yerleşim yerleri, halk tehdit edildi. Muhtarlar tehdit edildi.Ayrıca Receb her hafta muhtarları toplayarak tehditleri savurdu.

AKP, bütün devlet olanaklarını, hükümet olmanın olanaklarını sonuna kadar kullandı. TV’leri, boyalı basınını,yazarlarını, Camileri sonuna kadar sınırsız kullandı. Üniversiteleri, ordusunu, polisini, MİT’ini bürokrasisini AKP’nin hizmetinde kullandı.

Seçim hileleri, hırsızlıkları, parayla satın almalar basına bile yansıdı. Adıyaman’da kameraya alınanlar devede tüy sayılır. Açlığa mahkum ettiği halkı, açlıkla terbiye ederek tır tır yiyecek, gıda, kömür vb ile satın alma yollarına başvurdular.

Seçim de AKP’nin kazanması için Sudi Arabistan, Katar vb gibi şeriatçı ülkelerin milyarlarca dolar aktardıklarına adınız gibi emin olun. …. Her yerde şeriatçı, gerici faşist partilerin kazanması için milyarlarca para aktardıkları bilinir. S.Arabistanın geçmişte Şili deki darbeyi finanse etmesi, ABD efendisine, İran’ı bombalayın bütün masrafları biz verelim demeleri, Asya’dan Afrika’ya, orda Latin Amerika’ya kadar, hatta Avrupa’daki şeriatçi örgütlemeleri kuruluşlarından itibaren finanse etmektedirler. AKP ile ilişkileri, AKP zihniyetini desteklemeleri, Müslüman kardeşlerin kardeş örgütü olmalarından dolayı verdikleri destek, IŞİD, El Nüsra, Ahrar Şam, ÖSO vb gibi şeriatçi örgütlere desteğinden sırf bu nedenle bile AKP’nin iktidarı elde tutması için milyarlarca dolar aktaracağı çok açıktır.

AKP’nin El altında bazı tarikatları, bazı aşiretleri, bazı partilerin milletvekili adaylarını milyonlar dökerek satın almaları ve hatta MHP de dahil bazı partileri el altında bir pazarlıkla satın almaları çok büyük ihtimaldir. Çünkü MHP’nin de CHP’nin de yapmak istediklerini yapıyor. Kürt ulusuna düşmanlık ve sol’a düşmanlık konularında öz de bir farkları yoktur…

AKP, Kürdistan ve Batı’da derisi kıymetli olanları ve ticaret’le uğraşan, hali vakti iyi tuzu kuruları şavaş’la ve estireceği terörle korkuttu bir kısmı da öyle HDP’e oy vermedi. Yani yine devlet baskısından dolayı HDP’den caydırılarak AKP’ye kaydırdılar.

Aslında seçimleri boykot etme koşulları dayatılmıştı. Doğru olan da bu olurdu. Ama Kürt hareketi, HDP seçimlere girmeyi uygun gördü. Sonuçta her ne olursa olsun bütün bu saldırılara rağmen HDP’nin barajı aşması bir başarıdır. Bu görülmelidir.

Bu ağır koşullar altında HDP biraz oy kaybetti diye koşullardan kopararak, devlet ve hükümete yüklenme yerine HDP’ye yükleniliyor. Burjuva medyası, sözde aydın ve yazarları ağız birliğiyle hareket ediyor. Açık veya dolaylı yönlendirmelerde bulunarak HDP’e ve yöneticilerine saldırma yarışına gidiyor. Devletin, iktidarın görevlendirmedikleri de, iktidar ve medya patronları kendilerini iş’ten çıkarmasın, onların hışımına uğramasın diye devletin ve AKP hükümetinin faşist terörüne ya hiç değinmiyorlar, ya da dil ucuyla geçiştirerek kabahati kürt hareketine ve HDP’e bağlayarak, “PKK’nin şiddete başvurmasına tavır almadılar, karşısında durmadılar”, bazı yerlerin “özerklik” ilan etmesine tavır almasılar, kürt eksenli hareket ettiler,”Türkiyelileşemediler” vb vb diye saldırı ve yönlendirmelerde bulunuyorlar. Direk ve dolaylı olarak kendilerine benzemelerinin baskı ve yönlendirmelerde bulunuyorlar. Her geçen gün şu veya bu vesileyle bu baskılamayı artıracakları da açıktır.

TC devleti ve AKP hükümeti hem bölge ülkelerine yönelik, hem de Kürt ve devrimci demokratik hareketine yönelik savaş ve saldırı politikası sürdürmeye devam edecektir. “Halk bu politikayı sürdürmeye devam et dedi, bizi bunun için iktidara getirdi” vb gibi demagojilere başvurarak daha da saldırganlaşacaklardır.  Dolayısıyla egemen ulusun meclisinde HDP’e her vesileyle yükleneceklerdir, meclislerinde ve oranın dışında baskı ve saldırılara maruz bırakacaklardır. Hem iş yapamaz duruma getireceklerdir hem de yıpratma, demoralize etme, baskılama, tehdit ve taciz altında bırakmaya çalışacaklardır.

TC devleti ve AKP iktidarı bölgede ve Türkiye ve Türkiye Kürdistanında savaş politikası izleyeceğine ve dizginsiz faşist saldırıları arttıracağına göre HDP ve bileşenleri, destekleyenleri hesabını buna göre yapmalıdır.

Egemen sınıfların her yol ve yöntemlerde açık ve dolaylı saldırılarda bulunacaklardır. Bunları biliyoruz. Bu saldırılar altında veya karşısında demoralize olmamız ve yelkenleri indirmemiz için hiç bir neden yoktur. Bu saldırılara alışığız. Yasal ve yasal olmayan her yolla mücadeleyi geliştirmek. Kitleleri kazanma, kitle mücadelesini ve sokak hareketini geliştirmek dışında bir seçeneğin olmadığı açıktır. Her siyasal akım kendi çizgisine göre ama mümkün oldukça ortak yönler öne çıkararak birlikte ve ittifak halinde mücadeleyi geliştirmek dışında bir kurtuluş yolu yoktur….

2 Kasım 2015


47797

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Rasmussen'in bağımsız Kürdistan' zırvası

NATO eski genel sekreteri Rasmussen, dün Milliyet gazetesinde çıkan bir röpotajında bağımsız Kürdistan'a taraftar olmadığını söylemiş. Ah ne büyük bir kayıp; çok üzüldük! Tımarhaneden firar etmiş bir deli çıkıp, "Danimarka bağımsız devlet olmasın," derse, acaba Rasmussen efendi ne hisseder? Bu sözü bir deli söylediği için insan güler geçer. Ama dünya siyasetinde rol oynamış biri söylese en güçlü sinirler bile gerilir. Herhalde böyle birini götürüp tımarhaneye kapatırlar

19 Aralık; Mavi bir gökyüzüne umudumuz! Ganime Gülmez

“İsteklerimiz, arzularımız, özlemlerimiz uygunsa ilkelerimize, kendi ölülerimizle dolmaz içimiz. Duygularımızın hangisi galip gelirse gelsin vurulmaz kimse…” -Kutsiye Bozoklar-

Bugün 19 Aralık’ın 14. yıldönümü.

O zaman aklı yetmeyen, yeni yürümeye başlayan çocuklar; şimdi gençliklerini yaşıyorlar.

Hiç görmediler, hapishanelerin önündeki ziyaretçi kuyruklarını. Hiç görmediler, görüşçülerin bir düğünden çıkar gibi sokaklara karışışlarını. Hiç görmediler, zindanlarla sokaklar arasındaki DUVARSIZLIĞI!

Paul HANZE’nin Çocukları! H.GÜRER

Kitaplığımda Hasan Kıyafet’in “İşkence öyküleri” kitabına değdi bakışlarım. İçim üşüdü. Bakışlarım sarsıldı. Baş ağrıtan, insanın yüreğini görülmez ellerle sıkan, nefesini kesen, kan akışını durduran o tarifsiz koku, işkencehanelerde ki o koku sarstı beni bir an. O kokunun sözcüklerde yeri yok! “Bir daha işkence öyküleri dinlemeyecek, okumayacak, anlatmayacağım” demiştim yıllar önce. Ancak, toplumun her kesmine kanıksatılan, toplumsallaştırılan sistematik bir işkence döngüsünü işliyor sistem.

Türkiye’yi havaya uçuracaklardı!

Hakikat aşkına sizler Özgür Ülke, Özgür Gündem, Azadiya Welat büroları bombalanırken neredeydiniz?

Bugün ‘özgür basın susturulamaz’ diyenler!

İBO'nun TKP Tahlilleri-I

1971, ateşli bir idealle doğruların izini sürdüğümüz bir yıldı. Doğruların insana yansıyan cesaretini, insanın cesareti olarak algılıyorduk. Doğrularımız arttıkça, cesaretimiz ve zorunluluğa yüklenme azmimiz de artacaktı. Ruhumuzda, daha önceki yılların, Çapalı felsefe öğrencileriyle yaptığımız felsefi tartışmalarından kalma bir ateş vardı. Parmanides'in değişmez, donmuş 'BİR'ine karşı parlayan Heraklit ateşi. Bu antik ateş, okuduğumuz Marksist eserlerle daha bir harlanmıştı.

Türklük için savaşırken Rum olduğunu öğrendi /İbrahim Yaylalı

Teröre karşı vatanı savunmak” gerektiğine inanan Karadenizli bir gençti o. Ama hayat onu öyle bir değiştirdi ki önce barış aktivisti oldu, sonra Roboski’ye yerleşti.

Marabayı Ağlatacaksan,Ağayı İnciteceksin

Kim ki vesile olur o ilericidir.

İnsanlığın tarihinin varacağı nokta sınırların, bayrakların...... ortada kalkacağı tarihtir.

Ve bu tarihin ilerleyişi esnasında kimin ilerici kiminde gerici olarak anılacağı ne yazık ki tarihin bu ihtiyacına kimlerin cevap verdiğiyle alakalı olacaktır.

Bu memlekette devrimci olmak çok zor.

Helede ki biz proletarya köylüler için.

“Yeni Türkiye” İnşa Edilirken Esnaf-Haluk Gerger

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın esnafın işlevlerine ilişkin olarak söyledikleri, Gezi cinayetlerine göndermeler ışığında ele alındı. Bu arada, Mussolini İtalyası’nın “Kara Gömlekliler”ine ve Hitler Almanyası’nın SA’larına atıfta bulunanlar da oldu. Bu yaklaşımlar kuşkusuz son derece isabetli perspektifler içermekteydiler ama gündemin akıcılığı içinde daha fazla geliştirilemeden kaldılar.

Oysa, Yeni Türkiye’ye ilişkin yaşamsal önemde ipuçları verdiğinden, bu konu üzerinde daha fazla durmak gerekiyor.

TKP/ML-TİKKO: “Bu, Çetelerin Son Çırpınışlarıdır”

Kobanê: Kobanê direnişi sürerken, çetelerin yaklaşık üç aydır sürdürdüğü saldırılara karşı dayanışmanın sınırları tek tek ortadan kalkıyor. Havanlarla dövülen direnişi kıramayan çeteler, tüm cephelerde savunma pozisyonuna çekilirken, Kobanê Direnişi'ni kendi direnişi bilen TKP/ML TİKKO, savaşta yerini aldı. Biz de Özgür Gelecek gazetesi olarak bölgede bulunan Dicle Haber Ajansı aracılığıyla TİKKO gerillaları ile, Kobanê'de yaşanan savaşa dair kısa bir  söyleşi gerçekleştirdik.

Devrimci Şiddetin Reddi, Devrimin Reddidir

Fasizm/Fasistlerle Mucadele Sadece Egitim/Teorik Mucadele Degil, Ayni Zamanda Politika/Devrimci Siddet Sorunudur

''"Eleştiri silahı, silahların eleştirisinin yerini kuşkusuz alamaz; maddi güç ancak maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz maddi bir güç durumuna gelir." Marks-Engels

 

Ayar densizliği"ne-somut-uyarılar

dans le rêve de l’autre,vous êtes foutu.”

 

Frankfurt’ta “kaleme alınmış”(!) 9 Aralık 2014 tarihli, “S.O.S. Antisemitizm!” başlıklı ve ‘Soykırım Karşıtları Derneği’ imzalı açıklamayı okudunuz mu?

“Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi”nin (ADÖG), Edirne Valisi Dursun Ali Şahin’in, 22 Kasım 2014 tarihindeki anti-Semit nefret söylemini protesto etmek için kamuoyunun dikkatine sunduğu açıklamayı “yerden yere vuran” söz konusu ibret-i âlemlik “belge”yi eğer okumadıysanız, mutlaka okuyun (ve okutturun).

Sayfalar