Ezber Bozan Korkusuz Önder: KAYPAKKAYA
“2003 yılının yaz aylarında bir grup yolcu, Malatya’nın köylerinden arabayla geçerken, yol kenarında bulunan kayısılardan bir miktar almak isterler. Kendilerine yetecek kadar kayısı toplar ve tarla sahibi köylüye ücretini vermek isterler. Bu sırada yolculardan birisi köylüye:
“Amca, sen İbrahim Kaypakkaya diye birisini tanır mısın?” diye sorar. Böyle bir soru karşısında afallayan, bir o kadar da kaygılanan köylü duraksar. Yolcu, sözüne devam eder: “Biz onun yoldaşlarıyız.” Bunu duyan köylünün yüzünde, içten içe duyduğu memnuniyetin ifadesi olarak bir tebessüm belirir ve sözünü sakınmaz: ‘Koyun o paranızı cebinize! Ben Kaypakkaya’nın yoldaşlarından para almam!’” (Umut Yayımcılık-İbrahim Kaypakkaya Seçme Eserleri Önsözünden)
Verdiğimiz örneğe onlarcasını bugün yenileriyle birlikte verebiliriz. Ancak bu ve benzeri örneklerin İbrahim yoldaşın kitleyle kurduğu bağın yarattığı etkinin hala devam ettiğini, ölümsüzlüğünü vurguladığını belirtmek gerekir.
Evet, 18 Mayıs 1973 tarihinde “Ser verip sır vermeyerek” katledilen komünist önder İbrahim Kaypakkaya, ölümsüzlüğünün 44’üncü yılında ülke gerçekliğini “somut koşulların, somut tahlili” ilkesine uygun olarak yorumlayıp ve mücadelesini buna göre örgütleyen bilinciyle Türkiye halkının mücadelesinde yaşıyor, savaşmaya devam ediyor.
Evet, İbrahim yoldaşın faaliyet yürüttüğü bölgeyi tanıma ve bu tanıma sonrasında, bastığı toprağa en uygun siyaseti belirlemesi “somut koşulların, somut tahlili” ilkesine uygun olarak hareket etmesinden gelmektedir. İbrahim yoldaşın görüşleriyle-iddialarıyla sergilediği pratik arasında bir çelişki bulmak mümkün değildir. Öyle ki devrimin kırlardan şehre doğru gelişeceğini savunmakla kalmamış, T. Kürdistanı’nın birçok bölgesinde yoldaşlarıyla birlikte en zorlu koşulları göze almış, Dersim dağlarında savaşın örgütlenmesine kanıyla, canıyla katkı sunmuştur. Halkı tanımak, anlamak, kitlelerin nabzını tutmak için 15-16 Haziran işçi sınıfının eylemlerinde, Trakya’nın köylü eylemlerinde yer almış, toplumsal hareketleri bire bir gözlemleyerek dersler çıkarmıştır.
Yani İbrahim yoldaş komünist kimliğindendir ki sürekli iktidar perspektifiyle mücadelesini örgütlemiş ve devrimin amacı olan iktidarı fethetmenin yeniyi yaratma yolunda emin adımlarla gitmek olduğunu, ezber bozucu kimliğiyle bize göstermiştir. Bunu da her cümlesinden, her pratiğinden, hedefe ulaşmadaki kararlılığından anlamak mümkündür.
Tereddütsüz Bir Komünist
İbrahim yoldaş, 44 yıl önce ülkemiz devriminin öncüsü olan Proletarya Partisi’nin temellerini attığı coğrafyamızda, sınıfsız-sınırsız bir dünya umudunu filizlendirerek, bozkırları ateşe vermiş ve bu yolda “halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim” diyerek yaşamış, düşman karşısında ser verip sır vermemeyi ardıllarına bir miras olarak bırakmıştır.
İbrahim yoldaşın Kürt sorununda, açıkça ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunması, Halk Savaşını savunurken bir grup öncünün değil halkın örgütlü gücünün ordulaşarak iktidara yürümesini ve kızıl siyasi iktidarlar kurarak iktidarın parça parça alınacağını savunması ve silahlı mücadele konusunda hiçbir taviz vermeyen tavır içerisinde olması... Uluslararası komünist hareket içerisinde yaşanan ayrışmada Kruşçev revizyonizmine karşı tavır takınmakta tereddüt etmeyerek, 5 ustayı kabul etmesi... Komünist kelimesinin kötülendiği bir dönemde, bu isimden korkan devrimcilere de karşı çıkarak parti ismi tartışılırken partinin adında komünist ibaresi olması konusunda ısrar etmesi... “Ser verip sır vermeyen” tavrıyla ardıllarına bir miras bırakması... Bunları belirlediğimizde hiçbir muğkaklığın olmadığını görmüş oluruz. Ülkenin saf gerçekliğini, oldukça yalın bir bicimde söyledi ve söylemekle kalmadı elinde silahı ve ardında silahlı mücadeleyi ikirciksiz savunan örgütüyle “Ben yakalandım, siz devam edin” dedi.
Ezber Bozan Korkusuz Önder
Kemalizm’in ilerici olduğu görüşüne karşı onun niteliğini net biçimde savunan İbrahim yoldaş, Kürt ulusunun tahakküm altında olduğunu ve Kendi Kaderini Tayin Hakkını savunması ile 70’li yıllarda itibaren “saklanmaya çalışılan meşale” olarak ezber bozmaya devam ediyor. Evet, İbrahim yoldaş bunları söylediğinde sol içerisinde M. Kemal hayranlığı ve şovenizm hakimdi. Fakat gelinen noktada “devrime kendinden başlama” şiarını ilke edinmiş Kültür Devrimi’nin yarattığı komünist kimliği ile ülkede devrimciliğin-komünistliğin normlarını yerle bir etti. Evet, tüm bunlarla beraber Marksizm’in “somut koşulların, somut tahlili” olduğu gerçeğini anlamayan ve anlayamayacak idealizmin tersyüz etme operasyonunun ispatlı gerçeği değiştiremediğini de görmüş olmaktayız.
Onun içindir ki İbrahim yoldaşın nerede bir direniş ve mücadele varsa orada olmasının kaynağı, düşüncelerinin bizzat Marksizm biliminden almasıdır. Onun içindir ki hala resmini taşımak, onunla ilgili slogan atmak ve türküsünü söylemek suç sayılıyor. Onun içindir ki katlederek düşüncelerini yok edeceklerini sananlara ölümsüzlüğünün 44’üncü yılında devralınan bayrak, yoldaşlarının elinde dalgalanmaya devam ediyor. Onun içindir ki İbrahim yoldaşı andığımız bugünlerde mücadelenin en önünde direnişi büyütmek ve savaşmaktan geçmektedir. Onun içindir ki İbrahim yoldaşın 44’üncü ölümsüzlük yılında biz ardıllarına düşen görev geçmişin hatalarından kopmamakta ısrar değil, geçmişin başarılarını ve doğrularını benimsemekte ısrardır.
Son Haberler
Sayfalar
MİNNET VE HAYRANLIKLA: YOLLARI YOLUMUZDUR![1]
“Nehirlerin dinlediği seslerdik”[2]
Sizlere, siz kardeşlerime Onlardan söz ederken, heyecandan dilim damağım kuruyor. Omuzlarımda devasa bir sorumluluğun ağırlığını duyumsuyorum…
Ne demeli? Nereden başlamalı?
Öncelikle onlarınki, anlatmaktan çok yaşanan, yani kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir aşktı…
“Demokratikleş-me paketi”
“Maymun ne kadar yükseğe çıkarsa,kıçı da o kadar görünür.”[1]
Bizim kuşaktan, (genel olarak “78’liler” olarak biliniyoruz) kimileri ve selefimiz 68’lilerin bir kısmı çok hızlı “uyum sağladı”. Biz beceremedik.
Eskinin “solcu”su, bugünün liberali kalemlerin AKP iktidarının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan eliyle açtığı (kaçıncı?) “Demokratikleşme Paketi” ile ilgili görüşlerden söz ediyorum.
“Cemevi ile Ruhban Okulu da olsaydı daha iyi olurdu,” diyen hoşnut Oral Çalışlar, örneğin[2]…
Umudun Şiarı: “Size Verdiğimiz Süre Doldu!”
Emperyalist sermayenin uluslararası bir kaç merkezdeki dönüş hızına bağlı ve orantılı olarak, dünya halklarının direnişlerinin hızı da artıyor.
Yaşadıklarımız reddedilmelidir!
Ecdadımız Kayıkları, Biz Gemicikleri Yürüttük
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta ecdadından bahsetmekten geri durmuyor. Yerel seçimlere yönelik bir yatırım olduğu herkesçe bilinen, konunun uzmanlarınca da birçok eksiği bulunduğu iddia edilen Marmaray tüp geçidi milyonların can güvenliği hiçe sayılarak apar topar açıldı. Başbakan açılıştaki konuşmasında da “ecdadımız gemileri karadan yürüttü, iktidarımız da denizlerin üstünden vagonları yürütüyor” dedi.
Din Kardeşligi masali ve türban sovu
AKP meclisteki türbanlı milletvekili şovuyla halkı uyutma yolunda kendisine yakışır bir adım daha atmış oldu. Oysa din, türban ya da özgürlük diye bir dertleri yok. Onlar ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmanın ve hizmet ettikleri bu düzenin ezen- ezilen, sömüren- sömürülen çelişkisini halkın gözünden kaçırmanın derdinde. Türbanı bu korkunç düzeni saklamak için bir şal olarak kullanmaktadırlar. Tuhaf olan şu ki, türban takan kadınların çoğu da bu düzenin mağdurlarıdırlar. Ne var ki onlar bunun farkında değil. Biraz düşünseler iyice esaret altına girdiklerini göreceklerdir.
Ortadoğu yeniden biçimlen(diril)irken …[*]
“Karanlık saatler geldiğinde,
o zamanın insanı da gelir.”[1]
Ortadoğu yeniden biçimlen(diril)irken söylenmesi gerekeni, gecikip, lafı dolandırmadan hemen belirteyim: Büyük bir alt üst oluşun içindeyiz…
Bu kadar da değil; her şey daha da ağırlaşarak vahimleşecek; veya tarih müthiş hızlanacak; ya da sık sık Montesquieu’nun, “Ne mutlu tarihi sıkıcı olan halka” sözü anımsanacak…
Cumhuriyet Bayramı' Ve Bagımsız Türkiye Hangi Sınıfın Ideolojisidir?
'Bir Marksist toplumsal uzlasmaya degil, sinif mucadelesine dayanir' der Lenin.
Sinif mucadelesi ise tekduze bir rota izlemez.Tarihin her toplumsal akisinda farkli bicimler olarak karsimiza cikar. Komunistler iradeci-idealist degil dialektik olguculuga dayanir. Canlidir Marksistin dunyasi, basma kalip, tekduze, soyut ilkeler ve kaliplar bakisi burjuvazinin dunya gorusudur.
Solu Liberalleştirmek
Sol’u liberalleştirme; onu devrimci özünden kopararak, burjuva düzen içi bir hareket haline getirme ve burjuva sistemine karşı toplumsal devrimci alternatif olmaktan çıkarma çabaları, solun tarihi kadar eskidir. Toplumun burjuva-proleter kampa bölünmesinden bu yana da, burjuvazi, sol’u sol olmaktan çıkarmanın her türlü yolunu denemeye, şiddetin yanında, ideolojik ve siyasal olarak onu yozlaştırmaya özel bir önem verdi.
Kürdistan ve "Demokratikleşme"
Kürdistan tarihi açısından 90'lı yılların en önemli olgusu Kürdistan ulusal kurtuluşçuluğunun kadrosu,hemen hepsi bağımsızlıkçı çizgide binlerce Kürd aydınının imha edilmiş olmasıdır.Öylesine bir soykırım ki hesabını gören de soran da yok,ortalık da "barış"çılardan ve "unutmaya ve affetmeye hazırız"cılardan geçilmiyor.Kürdistani stratejik aklın ve ulusal kurtuluşçuluğun taşıyıcısı bu kategorinin imha edilmesi,kalan yerli/yerel aydınların Türki metropollara ya da yurtdışına kaçması/kaçırtılması ve eşzamanlı olarak Kürdistan köylülüğünün sömürgecilerce Kürdistan dışına göçertilmesinin ulusal
Iki Birlesir Bir Olur Ya Da HDP
Ertugrul Kurkcu ''Halkin uzerine bilgelik tesis etmek degil, halkin bilgeligini temel alan bir partiyiz'' diyor...Kongreye Apo ve Recep kutlama mesajlari yolluyor!
Tum milliyetlerden Isci-Koyluler Revizyonizmi gormuyor ve alkisliyorsunuz!
Sunu diyor sizlere Kurkcu; Isciler-Koyluler ,Marksizm-Leninizm gibi sizi kurtarmaya calisan akimlara kapilmayin...!