Cuma Kasım 6, 2026

Ezber Bozan Korkusuz Önder: KAYPAKKAYA

“2003 yılının yaz aylarında bir grup yolcu, Malatya’nın köylerinden arabayla geçerken, yol kenarında bulunan kayısılardan bir miktar almak isterler. Kendilerine yetecek kadar kayısı toplar ve tarla sahibi köylüye ücretini vermek isterler. Bu sırada yolculardan birisi köylüye:

“Amca, sen İbrahim Kaypakkaya diye birisini tanır mısın?” diye sorar. Böyle bir soru karşısında afallayan, bir o kadar da kaygılanan köylü duraksar. Yolcu, sözüne devam eder: “Biz onun yoldaşlarıyız.” Bunu duyan köylünün yüzünde, içten içe duyduğu memnuniyetin ifadesi olarak bir tebessüm belirir ve sözünü sakınmaz: ‘Koyun o paranızı cebinize! Ben Kaypakkaya’nın yoldaşlarından para almam!’” (Umut Yayımcılık-İbrahim Kaypakkaya Seçme Eserleri Önsözünden)

Verdiğimiz örneğe onlarcasını bugün yenileriyle birlikte verebiliriz. Ancak bu ve benzeri örneklerin İbrahim yoldaşın kitleyle kurduğu bağın yarattığı etkinin hala devam ettiğini, ölümsüzlüğünü vurguladığını belirtmek gerekir.   

Evet, 18 Mayıs 1973 tarihinde “Ser verip sır vermeyerek” katledilen komünist önder İbrahim Kaypakkaya, ölümsüzlüğünün 44’üncü yılında ülke gerçekliğini “somut koşulların, somut tahlili” ilkesine uygun olarak yorumlayıp ve mücadelesini buna göre örgütleyen bilinciyle Türkiye halkının mücadelesinde yaşıyor, savaşmaya devam ediyor.

Evet, İbrahim yoldaşın faaliyet yürüttüğü bölgeyi tanıma ve bu tanıma sonrasında, bastığı toprağa en uygun siyaseti belirlemesi “somut koşulların, somut tahlili” ilkesine uygun olarak hareket etmesinden gelmektedir. İbrahim yoldaşın görüşleriyle-iddialarıyla sergilediği pratik arasında bir çelişki bulmak mümkün değildir. Öyle ki devrimin kırlardan şehre doğru gelişeceğini savunmakla kalmamış, T. Kürdistanı’nın birçok bölgesinde yoldaşlarıyla birlikte en zorlu koşulları göze almış, Dersim dağlarında savaşın örgütlenmesine kanıyla, canıyla katkı sunmuştur. Halkı tanımak, anlamak, kitlelerin nabzını tutmak için 15-16 Haziran işçi sınıfının eylemlerinde, Trakya’nın köylü eylemlerinde yer almış, toplumsal hareketleri bire bir gözlemleyerek dersler çıkarmıştır.

Yani İbrahim yoldaş komünist kimliğindendir ki sürekli iktidar perspektifiyle mücadelesini örgütlemiş ve devrimin amacı olan iktidarı fethetmenin yeniyi yaratma yolunda emin adımlarla gitmek olduğunu, ezber bozucu kimliğiyle bize göstermiştir. Bunu da her cümlesinden, her pratiğinden, hedefe ulaşmadaki kararlılığından anlamak mümkündür.

 

Tereddütsüz Bir Komünist

İbrahim yoldaş, 44 yıl önce ülkemiz devriminin öncüsü olan Proletarya Partisi’nin temellerini attığı coğrafyamızda, sınıfsız-sınırsız bir dünya umudunu filizlendirerek, bozkırları ateşe vermiş ve bu yolda “halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim” diyerek yaşamış, düşman karşısında ser verip sır vermemeyi ardıllarına bir miras olarak bırakmıştır.

İbrahim yoldaşın Kürt sorununda, açıkça ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunması, Halk Savaşını savunurken bir grup öncünün değil halkın örgütlü gücünün ordulaşarak iktidara yürümesini ve kızıl siyasi iktidarlar kurarak iktidarın parça parça alınacağını savunması ve silahlı mücadele konusunda hiçbir taviz vermeyen tavır içerisinde olması... Uluslararası komünist hareket içerisinde yaşanan ayrışmada Kruşçev revizyonizmine karşı tavır takınmakta tereddüt etmeyerek, 5 ustayı kabul etmesi... Komünist kelimesinin kötülendiği bir dönemde, bu isimden korkan devrimcilere de karşı çıkarak parti ismi tartışılırken partinin adında komünist ibaresi olması konusunda ısrar etmesi... “Ser verip sır vermeyen” tavrıyla ardıllarına bir miras bırakması... Bunları belirlediğimizde hiçbir muğkaklığın olmadığını görmüş oluruz. Ülkenin saf gerçekliğini, oldukça yalın bir bicimde söyledi ve söylemekle kalmadı elinde silahı ve ardında silahlı mücadeleyi ikirciksiz savunan örgütüyle “Ben yakalandım, siz devam edin” dedi.

 

Ezber Bozan Korkusuz Önder

Kemalizm’in ilerici olduğu görüşüne karşı onun niteliğini net biçimde savunan İbrahim yoldaş, Kürt ulusunun tahakküm altında olduğunu ve Kendi Kaderini Tayin Hakkını savunması ile 70’li yıllarda itibaren “saklanmaya çalışılan meşale” olarak ezber bozmaya devam ediyor. Evet, İbrahim yoldaş bunları söylediğinde sol içerisinde M. Kemal hayranlığı ve şovenizm hakimdi. Fakat gelinen noktada “devrime kendinden başlama” şiarını ilke edinmiş Kültür Devrimi’nin yarattığı komünist kimliği ile ülkede devrimciliğin-komünistliğin normlarını yerle bir etti. Evet, tüm bunlarla beraber Marksizm’in “somut koşulların, somut tahlili” olduğu gerçeğini anlamayan ve anlayamayacak idealizmin tersyüz etme operasyonunun ispatlı gerçeği değiştiremediğini de görmüş olmaktayız.

Onun içindir ki İbrahim yoldaşın nerede bir direniş ve mücadele varsa orada olmasının kaynağı, düşüncelerinin bizzat Marksizm biliminden almasıdır. Onun içindir ki hala resmini taşımak, onunla ilgili slogan atmak ve türküsünü söylemek suç sayılıyor. Onun içindir ki katlederek düşüncelerini yok edeceklerini sananlara ölümsüzlüğünün 44’üncü yılında devralınan bayrak, yoldaşlarının elinde dalgalanmaya devam ediyor. Onun içindir ki İbrahim yoldaşı andığımız bugünlerde mücadelenin en önünde direnişi büyütmek ve savaşmaktan geçmektedir. Onun içindir ki İbrahim yoldaşın 44’üncü ölümsüzlük yılında biz ardıllarına düşen görev geçmişin hatalarından kopmamakta ısrar değil, geçmişin başarılarını ve doğrularını benimsemekte ısrardır.

47910

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Bir yoldaşından Özlem’e…Yoldaşa, Anneye…

Saçlarına ak düşmüş, kırk yaşını doldurmuş bir anneden gerilla olur mu hiç? Bu yaşta bir yürek, dağlara çıkacak kadar sevdalı olabilir mi? Sakın olmaz demeyin. Hayretlik, olmazlık belirten sözcükler sakın kullanmayın. Özlem yoldaş, saçlarındaki aklar belli olmasın diye saçlarına kına yakan, gözlerinin etrafındaki hafif kırışıklılar olmasa gelişkin yaşını belli etmeyecek kadar atak ve çevik bir kadın gerillaydı. Hareketli oluşu kadar, yanık sesli bir anneydi. Katliama uğramış, sürgün edilmiş Kürt kadınının tekrar dağlara dönmüş yanık sesli destanıydı.

Neo-liberalizm, yükselen faşizm ve radikal İslam- Derya Barış

PEGİDA'yla DAİŞ, Altın Şafak'la Taliban, Boko Haram'la El Kaide kardeştir; neo-liberalizm ise bunların ebeveynidir. Neo-liberalizmi anlamadan radikal İslam'ı ve Avrupa'daki faşizmi anlamak, Batı'daki faşizan eğilimlere bakmadan radikal İslam'ı algılayabilmek mümkün değildir.

Gerçeğin cehennemine hoşgeldiniz!

Fransa’nın başşehri Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve hemen ardından yaşanan çatışma ve rehin alma olayı hem dünyada hem de Türkiye’de yankısını buldu. Bu saldırıların etkileri önümüzdeki süreçte kendini göstermeye devam edecektir. Ancak hiç kuşku yok ki daha şimdiden bu saldırılar, tıpkı 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi, emperyalistler tarafından kendi çıkarları için istedikleri bölgelere müdahalenin meşru gerekçesi olarak propaganda edilecek, “ya bizdensin ya da düşmansın” doktrini yeniden güncellenecektir.

Ölülerimizin Hayallerine de Sahip Çıkmalıyız;Murathan Mungan

 

Merhaba arkadaşlar, Hrant Dink’in değerli ailesi ve dostları, hakikat ve adaleti kıymet bilenler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sekiz yıldır her 19 Ocak’ta olduğu gibi, bugün gene burada Hrant Dink için toplanmış bulunuyoruz. Ölümünden sonra milyonlarca kalbin evladı olan Hrant Dink için... 2007 yılında onun öldürülmesinin hemen ardından yazdığım “Cinayetin arkasındaki en büyük örgüt” başlıklı yazım şöyle başlıyor: 

TKP/ML-YDK

 

VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.

Yaşar Kemal’in kaleminden: Ermeni mülkleriyle ‘cumhuriyetin şişirdiği keneler’

Kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.

ABD’nin AKP iddianamesi hazır!

Bu da nereden çıktı denilmesini gerektirecek bir durum yok çünkü Türkiye her an karışabilir! İstemediğimiz halde şuanda Türkiye’nin Lübnan, Mısır, Tunus, Irak ve Suriye gibi olmaması için hiçbir neden yok. Nasıl mı?

Büyük canavarlar kendi suretlerinde küçük canavarlarda yaratir

Dinlerin ortaya çıkışının tarihi insanın kendisiyle yaşıt olsada, semavi dinlerin ortaya çıkışı insanlık tarihi için yeni, modern insan için ise eski sayılır. Semavi (ibrahimi) dinleri ortaya çıkaran da, sınıfların iktidar mücadelesi olmuştur. Özellikle Ortadoğu kökenli tek tanrılı İbrahimi (müsevilik, hiristiyanlık ve müslümanlık) dinleri, o dönemin egemen sınıfların egemenlik alanlarını genişletme, daha geniş toprakları ele geçirmenin bir aracı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Bunlar sana, bana, düşünen insana düşman sevgili…H.GÜRER

 

İnsan”; çirkini ve güzeli, kötüyü ve iyiyi bildi.

Doğru yerde durmasını bilmedi!

Dostu da düşmanı da bildi, ama dost olmasını bilmedi.

Ortak düşmana karşı birlik olmayı, bu davranıştan, ‘dostluk’ çıkarmayı öğrendi.

Kurduğu dostluğu, çıkarları için bozmasını da…

Güzeli ‘sevdi’ ama onu ve düşüncesini önemsemedi

Çıkarları uğruna, âşık olduğunu ve sevdiğini sömürecek kadar amipleşti

O’nu öldürmesini bilecek kadar katil olmasını da öğrendi.

Bu yüzden bunlar aşka, sevgiye, güzele düşman sevgili…

 

Kobani Direnişi Ruhuyla; Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!

 

Ateş fitilleri proletaryanın elinde karanlığı parçalayan mücadele  meşalesidir ŞEHİTLERİMİZ, 

 

Bu meşale yanmaya devam ettikçe şehitlerimiz, davamızın, onurumuzun sevgi ve saygı abideleri olmaya devam edeceklerdir. Çünkü onlar devrimin iradesi, öz ile söz arasındaki diyalektik bağ, her türlü gidişatı değiştirecek olan devrimlerin fırtınalar yaratan sesleridir.

Hrant Dink’i Ermeni Soykırımının 100. Yıl Dönümünde Anmak!

Anadolu halklarının bin yıllık düşünün, kardeşliğin sesiydi o. Özgürlüğün sesiydi. Ve karanlığın efendileri, 19 Ocak 2007’ de, güpegündüz yol üstünde öldürdüler onu. Ölümüyle bile ses oldu, göz oldu, dil oldu. Ölümüyle bile yürek oldu. Nice yıllar geç- ti aradan, adalet görünmedi şafakları ay- dınlatmak için. Sürüp giden mahkeme bir komediye dönüştü. Tetiği çeken yakalanıp, yaşı küçültülerek çocuk suçlu uygulaması- na sokularak cezalandırılsa da, cinayeti organize edenler, henüz özgür.

Sayfalar