Salı Eylül 29, 2026

Ey Ahmet Hakan! – Kadir Amaç

Gazeteci ve haber spikeri kamuoyunu doğru bilgilendirmeye dayalı bir informasi mesleğidir! Gazeteci ve haber spikeri olan insanlar; billim adamı değildir, düşünür değildir, siyaset bilimci değildir, toplum bilimci değildir, din bilimci değildir, tarihçi değildir ve hasılı kelam jurnalcilikten başka hiç bir şey değildir!

Hakikat buyken, sömürgeci Türk gazeteci ve spikerlerini Kürd milleti  için dost, medet, erdem,  bilim ve demokrasi Mehdi’si gören kardeşlerimizin sayısıda az değildir. Doğrusu bu durumu anlamakta güçlük çekiyorum, hayretler içinde kalıyorum ve hiç bir anlam ve mana veremiyorum.

 Bir zamanlar Kürdlerin kurtarıcısı, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük olmuştu. Sonra bu ikilinin tedrisati rahlesinden geçen Cengiz Candar, Ahmet Altan, Nuray Mert,  Hasan Cemal, Rüşen Çakır ve daha yüzlercesi Kürdistan davasının akıl iklimine  oryantalist olarak girecektiler. Son olarak bu misyoner ve oryantalist kervana Mehmet Akif ersoy, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç gibi Türk ırkçıların Rahleyi tedrisatından geçen Ahmet Hakan adlı sentetik kafa dahil edilecekti. İşgalçi Türk devletinin bu  yeni Hakan’ı, Türkiye’nin teritoryal ve siyasal egemenliğini savunacak ve Kürdleri bu işgalçi  devlete entegre etmekle görevlendirilecekti.

Geçmişte Ahmet Hakan adlı misyoner gazeteci için, beni azarlayan ve hakaret  eden Kürdistanlı kardeşlerimin sayısı da az değildi. Türk devletinin  bu misyoner gazetecisini  1994 yılından beri takip ediyordum, zihin ve ruh atlasını yakından okuyordum. Lakin bilgisi olmayan ve halis niyetli  yurtsever kardeşlerimiz onu  tanımıyordu. Allah'a  çok şükür! bugün artık  bütün kuzey Kürdistanlı  yurtsever milletimiz  onu tanıyor.

                                                                 Birinci Fasıl!

Bu sarışın ve şımarık imam hatipli jurnalist Hakan, Cizre ve Sur’daki Türk devletinin vahşetini Türk kamuoyuna meşru göstermek için, Hürriyetin 29.12.2015 tarihli köşesinde “Biz de  Kandıralım” başlıklı  yazısında Kürdistan davasına olan  düşmanlığını şu sözleriyle açıkça ilan ediyordu:

 "Ey Selahattin Demirtaş! 

Yanılttın bizi. Çok “Türkiyeli” bir yüz gösterdin. Meğer o çok Türkiyeli yüz, sadece bir maskeymiş. 

Aldattın bizi. “Hendek siyaseti olmaz” dedin. Meğer dilin öyle derken kalbin öyle demiyormuş.

Kandırdın bizi. “Biz artık Türkiye’nin partisiyiz” dedin. “Ayrılık gayrılık istemiyoruz” dedin. Meğer ne kadar da safmışız."   

 Ey Ahmet Hakan! terörist Türk devletinin elabaşı, Firavun Erdoğan gibi konuşuyorsun.

Hani Firavun şöyle demişti: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka otorite-devlet-hükümdar olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Suresi, 38)

Firavun dedi ki: Demek siz benim iznim olmadan ona inandınız, öyle mi? Şuara 46

Firavun Musa'ya dedi ki: "Eğer sen benden başka bir düşünceye ısrar edersen, seni kesinlikle zindanda çürütürüm." Şuara 29

Ey Türk devletinin jurnalı! seni tanımayanlar, seni erdemli ve cesur sanır. Senin kirli ajandanın sayfalarını açmadan  önce, sana  şu kısası  uygulamak  vacip olmuştur:  Sevgili  Selhattin Demirtaş’ın, sevgili Kürd milletinin, sevgili Kürd gerillasının ve  sevgili Kürdistan siyasetinin ayakabısının altındaki mikrop kadar bile kıymetinin olmadığını bilmeni isterim.

Ey Ahmet Hakan! şimdi seninle munazaramıza kaldığımız yerden devam edelim: Önce şu maske meselesine, felsefik ve epistemik  bir çözümleme yapalım:  Hakikat şudurki, elbise insani giyer, insan elbiseyi giymez. Senin gibi, falanşist  ırkçılar ve ontolojik  yörüngesinden   çıkan şamanistler insanın elbise giydiğini idia eder. Oysaki, felsefe ve marifet ehline göre, bu büyük bir yalandır! Felsefik olarak insan elbiseyi giymez, elbise insanı giyer. Elbise insanın insan olma ontolojisini gizlediği gibi, bazende din adamı ve gazetecilik  elbisesi içinde kendini teşhir eder. Elbise bir kandırmacadır, örttünmedir, gizlemedir yani senin bahs konusu ettiğin maskedir, yada Kuran’ın bahs ettiği ke-fe-re  küfr’dür. yani gerçeğin  küfre bürünmesidir.

Şimdi sen ve terörist ruhlu devletin  sevgili Selhattin Demirtaş’ın ülkesini işgal edeceksiniz, siyasal egemenliğini  elinden alacaksınız, milletinin dilini yasaklayacaksınız, yara-bereli milletinin bedenini çarmıha gereceksiniz, Kürdistan’ın şehir ve kasabalarını delik deşik edeceksıniz, çocuklarını yaşlarından fazla kurşunla katl edeceksiniz, kadın  savaşçıların ölü bedenlerini çırılçılak sokak ortasında teşhir edeceksiniz, evlerini  toplarla başlarına yıkacaksınız, camiileri ve tarihi mekanlari toplarla döveceksiniz ve oda bu yaptığınız tuğyan  ve mustekbirliğinize karşı  Musa gibi asasıyla, İbrahim gibi balyozuyla ve Muhammed  gibi ‘la’ kelimesiyle karşılık verecek, o aldatan ve  bölen terörist  olacak, sen ve devletin dürüst ve erdemli  olacaksınız ha(!)   

  Heyhat! işte burda duracaksın Türk’ün Hakan’ı. Asıl senin yüzün maskeli, asıl senin dilin  küfürlü, asıl senin kalbin mühürlü. Mamafih  bir yanın hafiye, bir yanın fesad, bir yanın taassup,  bir yanın  tefrika, bir yanın ırkperest, bir yanın dünyaperest, bir yanın  epikürist...

Ey “Kurttan” ve “itten” türediğini idia eden şamanist  ruhlu züppe! Sensin terör ve sensin hile!  Sen ve terörist ruhlu devletin zaten  bin yıldır bizi İslam kardeşliği adına kandırmıyormuydunuz ve kalbinizle bize gizlice  buğz  etmiyormuydunuz?  Yetmedimi onca kandırdığınız? Doymadınızmı onca hilelere? Yoksa  Kürdleri baştan çıkaracak yeni kardeşlik ürünleriniz mi var elinizde ? Ey Türk’ün Hakan’ı! sen gerçek bir “Feveylül lil musalline"  ehlisin,  dalkavukların tapınağısın,  paraya tapan lağam faresinin inisin, iktidara ve şöhrete ihtiras  duyan bir Kürdistan düşmanısın, Nişantaşı iskelesine, kerhane ve meyhane inşa eden çılgın  bir  paparazi mutahitisin!   

                                                 İkinci Fasıl!

Ey Ahmet Hakan! 25.02.2016 tarihli “Hürriyet gazetesi” köşenizde Kürdlere saldırma işine kaldığınız yerden  devam ediyorsunuz: “ IŞİD’in canlı bombası kendisini patlatınca…

“Aman da ne barbar örgüt, aman da ne cani bir çete” falan deyip duruyordunuz. Ama sizinkilerden biri canlı bomba olup kendini patlatınca…

Hemen “Ama bu halkların demokratik canlı bombasıdır heval” tavrını takınıverdiniz.

Canlı bomba olup onlarca masumun canına kıymak…

Hangi halkın, hangi demokratik kitabında yazıyor?

Ağzınızı açarken “barış” diyeceksiniz, ağzınızı kapatırken “demokrasi” diyeceksiniz.  

Ey Ahmet  Hakan! Sen İmam Hatipli bir zinakar ve babanızında Türk devletine parayla ayet okuyan bir belam Baura olduğunu  biliyoruz.  Her ikinizde, “Safa” ve  “Merve” arasında Hacer’in gerçekleştirdiği özgürlük sa’yını bilirsiniz. Hacer, Habeşli köle bir kadın, İbrahim’in eşi ve İsmail’in sevgili annesidir. Hacer ve bebeği İsmail, Kızgın bir güneşin ve  her taraflarını kaplayan devasa  bir çöle esir düşerler. Bebek İsmail,  susuzluktan ağlıyordu. Hacer tedirgin oldu, çaresizlik  krizine  girdi, bir sağa- bir sola güneş batıncaya kadar sa’y kovaladı! Ancak, çöl ona  galebe çalıyor, oda çölün egemenliğine boyun eğmiyor ve sonunda çölün promete’si oluyor...

 Ey Ahmet Hakan! Kürdlerde Ortadoğu’nun, “safa” ve “Merve”sidir. Öyleki Kürdler insanlık  ailesinin en  kadım hatırasıdır. Kürdlerin,  “Safa” ve “Merve”sini işgal edeceksiniz, kadım hatıratını dört parçaya  böleceksiniz, diline  kelepçe takacaksınız, gözlerine mil çekeceksiniz ve çarmıha gerip “aşk bodrumda yaşanır” diyeceksiniz, dünyanın  ikinci ordusuyla, dünyanın sekizinci askeri kapasitesiyle, dünyanın  on dörtüncü büyük ekonomisiyle önce ırzına geçeceksiniz, ardından delik deşik edeceksiniz ve  sonra çıkıp utanmadan “Kürdler  bizim kardeşimiz”, “biz Müslüman bir milletiz”, ”biz hukuk devletiyiz”, “biz demokrasi devletiyiz” diyeceksiniz.  

Ey “birader” Ahmet Hakan! işte tam böylesi kızıl kıyametin koptuğu bir iklimde, sen Kürdistan’ın kadım hatırası olsaydın, Kürd’ün, “safa” ve “Merve”sini  kafese kitleyen Türk  Zeùscuların elinden  özgürlük anahtarını kapmak  için kendinemi bombayı bağlayıp patlatacaktın yoksa Prometre olup Kürdistan’ın, Safa ve Mervesine dünyayı cehennem eden barbar  Türk Zeuscuların  uniformalarınamı bombayı  bağlayıp patlatacaktın?  

                                                           Üçünçü Fasıl!

 Ey Ahmet Hakan! sen CNN ekranlarında kardeşlik, humanizim ve demokrasi şarkılarıyla Kürdleri mest ederken, senin Yedi İklim dergisinde, Turancılık ve Akıncılık üzerine  yazdığın ateşli  makalelerden kaç tane saf Kürd’ün haberi vardı? “Yedi İklim” dergisinin bir misyoner dergi olduğunu kaç Kürd biliyordu? Bu misyoner derginin “Sırat-ı Müstakim”, “Sebilü’r-Reşad”, “Büyük Doğu” ve “Diriliş” dergilerin ardılı olduğu kaç kürd biliyordu? Sonra Türkiye gazetesi ve TGRT televizyonunda Türk ırkçılığına muhaberlik yaptığını kaç tane  Kürd biliyordu?  

Daha sonra, kasa kasa altın ve dolar toplayan Erbakan’ın kanal 7’sine iskele oldun. İskeleye kendi ikbalini  bağladın, sonra “Hocanın” kızına  göz diktin.  İskelende kah  ülkücü kardeşlerini, kah Erbakancı hocalarını mirac’a uğurladın. Nurettin Şirin’in Selam Gazetesinde ise, Humeyni ve Hüseyin fadlallah’ı modern çağa Mehdi olarak müjdeledin  ve dinle uyuşturduğunuz seyirci ve okuyucu size “bravo iskele adam”! dedi.

Yavaş yavaş şöhretin ve seküler yaşamın tekamülüne evriliyordun. Öyleki öjenizim felsefesinin fikir babası   Francis Galton’un hayallerini Türk milleti adına gerçekleştiriyordun. “Sabah Gazete”sine  büyük paralarla transfer oldun,  iskeleni  CNN’in “tarafsız bölge”sine taşıdın, Fatih/Çarşamba Pazarı ikametgahından Bebek  ikametgahına geçtin ve  hızını tutamadın Haşmet  Babaoğlu’yla birlikte Nişan taşını  mesken tutun. Haşmet Babaoğlu sana barda nasıl viskiyi  içeceğini, diskoda nasıl kıvırtacağını, şöhretinle mankenleri ve karnı şişik komprodorların sosyete kızlarını  nasıl ayartacağını öğretti. Sonra baba Haşmetin sevgilisine göz diktin, seni uyardı  ancak para etmedi. Çünkü şöhret sarhoşuydun ve Haşmet baba dayanamadı sağ gözünün  tam orta yerine yumruğunu indirdi!

 2006 gelince  gelince “Banane, banane işte! Söylüyecem-söyleyecem!” diye, “eteklerini savura savura hula-hop”ediyordun.  Önce Londra’da Başak Sayan’la aşk-meşk  romanını  yazacaktın. Bu aşkın  fazla sürmedi. Derken, aşk ve meşk  ayaklarıyla Bodrum sahillerine indin. Önce Nebahat Kübra Akalın’dan  başladın maşallah! demeye. Arkasından  Zuhal Olcay,  Pelin Batu, Devin Özgür Çınar, Nehir Erdoğan, Perihan Ünlücan, Neşe  Sapmaz, CNN’in Damla kızı ve daha yüzlerce kadının yatağına imam  Hatipli kimliğinle zinaya  yaptın.

  Ey Ahmet Hakan! şimdi bana söylermisin bu yaptığin çirkin amellerin  Müslümanlığın ve  evrensel ahlakın hangi kitabında geçer?

Ey  Ahmet Hakan!  Kürd  siyasetçilerine ve Kürd savaşçılarına ahlak, erdem ve demokrasi dersini vereceğine  bir geriye dön, “Yedi İklim”  dergisinin Ahmet Hakan maskesine bak, “Türkiye  Gazetesi” ve TGRT’li  Ahmet  Hakan maskeli muhabirine bak, kanal 7’nin “iskele  Sancak”  sunucusu Ahmet Hakan maskesine bak,  “Sabah Gazete”sinin  İslamcı  Ahmet Hakan maskesine  bak, “CNN Türk”ün “Tarafsız Bölge” Ahmet Hakan  maskesine  bak! 

Ey Ahmet  Hakan! ne kadar çok maske ve makyaj  kullanmışsın  ne kadar da çok dindar, demokrat, solcu, liberal aldatmışsın!

Ey Ahmet Hakan! görüldüğü gibi, senin dünya görüşün, sex ve hedonizim  kültürüyle vucüd bulmuş. senin düşünce kütüphanende ne Satre’nin   egzistansiyalizm felsefesi, ne Albert camus’un “boşluk felsefesi”, ne Andre Gide’nin “abes fiiler” felsefesi ve ne de Heideger’in “alinasyonalizim” felsefesi vardır.

 İkincisi, ruh ve mana iklimin sıfır, ahlakın  örümcek evi.  Sende ne su-yi, ne Fuzuli, ne Ehmedê Xanî, ne Yang-Ying ne Zerdüş, ne Volter, ne Rousseau, ne   Pascal, ne Konfüçyüs,  ne Lao-Tzu,  ne İnsani kamil,  ne kàremà, ne Samsara, ne Nirvana, ne Hallac, ne Mevlana ve  nede Sadi’nin felsefesi var.  

Ey Ahmet Hakan! işte maskesiz ve makyajsız  halin  budur. Sen kim aydın olmak kim! Sen kim erdem  dersi vermek kim? Sen kim Kürdlere akıl vermek kim! Sen kim demokrat olmak kim!

Kadir Amaç 

51964

Partizan;Salgın Bahanesiyle Sermayeye Kıyak Emekçiye Sömürü; Emeğimiz ve Haklarımız için 1 Mayıs’a

Mart ayıyla birlikte bir yılı geride bırakan pandemi tedbirlerinin gölgesinde giriyoruz Bir Mayıs’a bir kez daha.

Nisan’da yürümek! (Nubar OZANYAN )

Özgür ve onurlu yaşamı yaratma ve yaşatma mücadelesini güçlü benimseyen, bunu yüreğinde hisseden hakikat devrimcileri, nefsine ve kibrine yenilmiş sultanları ve paşaları altedebilirler/altedeceklerdir.

Bakış Can : ‘‘Kaypakkayacılık‘‘ mı, Kaypakkaya’nın İdeolojik, Siyasi Komünist Çizgisi mi?

Son günlerde polemik başlatan ve polemik yapan iki yazı ilgimizi çekti; önemli bulduk, okuduk ve üzerine bir kaç söz söylemeyi gerekli gördük ki, yazılar kesinlikle dikkate değerdir.

Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)

Yürek yüreğe değmiş,

Kavgada yoldaş olmuşsak,

Ne çıkar toprak bağrına bassa da,

Filiz olur büyürsün ancak...

Gülüş olursun anılarda,

Yoldaş olursun kavgalarda,

Örnek olursun yarınlarda...

Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...

İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...

Kötü bir bahar şakası yaptın bize .

Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.

Bu bahar umut biriktirmek için fazlasıyla nedenimiz var! – Orhan Ünal

 “Her fırtına küçük bir damla ile başlar…” DAİŞ çetelerine karşı son öldürücü darbeyi indirdiklerinde enternasyonalist devrimci ve aynı zamanda halk ordusunun bir savaşçısı olan Tekoşer Pilîng yoldaş zaferin adı olarak ölümsüzleşti. Ondan geriye, devrim iddiasının sembolü olan bu mütevazi sözler kaldı.

Ülkemizin yakın tarihi incelendiğinde bu sözlerin, ülkemiz devrimi açısından ne kadar da anlamlı olduğu görülecektir. Gecenin sabaha, karanlığın aydınlığa döndüğü zaman dilimindeyiz. Şafak atarken ufukta beliren alaca kızıllık belirmeye başlamıştır.

Δημήτρης Κουφοντίνας: “Dayanışma, Mücadelede Bizleri Birleştiren Yaşamsal Koşuldur!”

İki ayı geçkin bir süre açlık grevi yapan ve grevini 14 Mart’ta ülkedeki dayanışma eylemlerinin talebinin üzerine çıkması nedeniyle sonlandıran Dimitris Koufontinas, Yunan basınının dışında dünya basınında da yer edindi. Ayrıca geldiğimiz aşamada Yunanistan iç siyaseti üzerinde hükümetin bütün baskı ve sansürüne rağmen güçlü bir etken olarak yer alan açlık grevi eylemi; Yeni Demokrasi hükümetinin bütün terörize etme çabalarını boşa çıkarmanın yanında sokakta güçlü bir dayanışma ağı da kurdu.

17 Kasım ve Koufontinas…

Bizim Mazlum (Keko) (Nubar Ozanyan)

21 Mart’ın bir sabah serinliğinde karagözlü Mazlum Doğan’ın (Keko) devrimci eylemi zindandaki tüm tutsaklarda deprem sarsıntısı yarattı. Onurlu bir devrimci feda pratiğini başkasından istemez. Mazlum üç kibrit çöpüyle isyan ateşini tutuşturdu. Faşizmin kalbine saplanan hançer oldu.

Özgürlüğümüz İçin İsyan ve Direnişi Newroz’la Büyütelim!

Newroz, baharın gelişi, aradan geçen yüzlerce yıllık zamanda, kültürel ve toplumsal olarak Kürdistan’ın tarihine bir direniş bayramı olarak geçmiştir. Kürt halkının üzerinde önce feodal despotluğun sonrasında ise uluslaşma ile birlikte ezen ulusun baskı ve zulüm icraatları hiç eksik olmamıştır.

Bu nedenledir ki Demirci Kawa efsanesinden bu yana, Kürt halkının isyancı Kawa’ları da hiç eksik olmamıştır.

Tarihsel Deneyimin Işığında Birleşik Mücadele

Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) Çin’de gürleyen top sesleri, işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Fransa’da başlayan Avrupa’ya oradan da dünyaya yayılan eylemlilikler gerçekleşti. Tüm dünyada işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.

Bu Dava Mahkeme Salonlarında değil, Sokaklarda Kazanılacak!

Bugün günlerden 18 mart 2021

Erken Kalktim bugün saat 9,00 da Stuttgart/ Stammheim Cezaevinde Baslayacak durusmaya mutlaka yetismeliydim,öylede yaptim!

TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!

Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz.

Sayfalar