Salı Ekim 13, 2026

Evet ya da Hayır! Her sonuçta direniyoruz/direneceğiz!

Referandum, tarihinin 16 Nisan olarak netleşmesiyle gündemimizi daha da meşgul eden bir mesele olmaya başladı. Daha önce referandumu açığa çıkaran devlet erkinin ihtiyaçlarını, referanduma hangi siyasi atmosfer içerisinde gittiğimizi ve bu süreçte alacağımız tavrı, bu tavrın güncel süreç açısından anlamını tartışmıştık. Referanduma dair “evet”, “hayır” kampanyalarının başladığı, bizim de startını verdiğimiz faaliyetin kapsamını, çalışmanın örgütsel ve politik hedeflerini, çalışma boyunca kullanacağımız araçlardan sloganlara kadar bir dizi tartışmayı faaliyet boyunca canlı tutmak bizlerin kaçınılmaz bir görevidir.

Referanduma karşı aldığımız hayır tavrının bizler açısından sadece “Başkanlık sistemine” karşı olmaktan ibaret olmadığını ve iktidarın güçlendirilmesi, daha da merkezileşmesi hedefiyle düzenin attığı her adımın karşısında olduğumuzu daha önce vurgulamıştık.

Şimdi örgütsel ve politik hedeflerimiz merkezli bir tartışmaya yoğunlaşmalıyız. Elbette tavrımızı belirlerken bu tartışmadan yola çıkarak hareket ettik. Hayır’ın bizler açısından esas olarak anlamı da bu hedeflerimizde gizlidir! Bu tartışmaları güncel tutmalı ve faaliyetin her aşamasına uygulamalıyız. A/P araçlarımızı, sloganlarımızı belirlerken de bu eksenden kopmamalıyız.

Başkanlık sistemi için şu çokça dillendirilen “illegal olanı, Başkanlık Sistemi ile yasalaştırma” meselesini doğru okumalı ve kitle çalışmasında kullandığımız dil ve sloganları da bunun sonucunda belirlemeliyiz. Başkanlık sistemi ile geleceği söylenen “tek adamlık, diktatörlük, ezilenlere yönelik daha fazla baskı, sömürü, sömürü ve katliamların” mevcut sistemde de en üst boyutta yaşandığını gözden kaçırmamalıyız. “Hayır”ın “Evet”i yenmesi durumunda bu saldırıların ortadan kalkmayacağını, OHAL uygulamaları ve KHK’lerin izlerinin bir çırpıda silinmeyeceğini; işin özü/özetinin, “Hayır” kazandığında durumun “normalleşeceği” yanılgısına kapılmamayı ve kitle çalışmasında da bu gerçeklik ekseninde kendimizi ifade etmeyi sürecin en önemli görevlerinden biri olarak gördüğümüzü anlamalı ve kitlelere de bunu aktarmalıyız.

Yönelimimiz örgütlülüklerimizi korumak ve güçlendirmek!

7 Haziran genel seçimleri ile ezilenler cephesinin açığa çıkardığı enerjinin kazanımları, devletin “barış” ile savaş konsepti arasındaki geçişkenliğe yeterli refleks verilmediği, seçim sonrasında açığa çıkacak bu tabloya yeterli hazırlık yapılmadığı için bir çırpıda tuzla buz edilebildi. 7 Haziran ve sonuçlarına, bizim durumumuza bakarak referandum çalışmasının hedeflerini belirlemek bu açıdan önem taşımaktadır. Tam da bu noktada örgütsel hedefler meselesini doğru tartışmak ve somutlamak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Hiç tereddütsüz söyleyebiliriz ki; “Evet” ya da “Hayır” yani çıkacak hiçbir sonuç Türkiye’de faşizmin baki olduğu gerçekliğini değiştirecek ya da etkisini azaltacak bir niteliğe ya da içeriğe sahip değildir. Bu yüzden “sömürü ve katliamların son bulması”, “Kürt sorununun çözümü”, “kadın ve LGBTİ”lere dönük şiddetin son bulması” gibi sloganların karşılıksız olduğunu görmeli ve dilimizi, taleplerimizi buna göre belirlemeliyiz. Kitle çalışması yaparken, kitlelere “Hayır” demeleri için sunacağımız gerekçelerin çıkış noktasının burası olmadığı iyi kavranmalı ve kavratılmalı... Çıkış noktamız; AKP-MHP ittifakının, faşist birliğinin yarattığı “evet” cephesine karşı ezilenlerin biraraya gelerek oluşturduğu ve kendine güvenini tazelediği “hayır” cephesinin güçlendirilmesinin önemi olmalı, ön plana çıkaracağımız noktayı tam da burası olarak belirlemeliyiz.

Bu yanıyla örgütlenme meselesinde esas olarak; mevcut düzene ve çeşitli vesilelerle değişkenlik gösteren sindirme ve baskı politikalarına, faşist diktatörlüğün değişen araçlarla ezilenlerin mücadelesine yönelme haline topyekun karşı koyuşun propagandasını yapma göreviyle karşı karşıyayız. Bunu yapabilmenin yolu da örgütsel hedeflerin politikayla bağını doğru kavrayabilmekten geçmektedir. Anda en fazla ihtiyacımız olan, mevcut örgütlülüklerimizi korumak ve güçlendirmektir. Bunun için de referandumda çıkacak herhangi bir sonuca hazırlıklı olmanın belirleyici olduğu açıktır.

Örneğin örgütlülüklerimizi ve örgütsel kazanımlarımızı korumamız gereken önemli alanlardan biri olan toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizde; kadın çalışmamızın dört bir yandan erkek egemenliği tarafından çembere alınması çabalarına, yok sayılmasına, küçümsenmesine karşın bu alanımızı güçlendirmeli, patriarkanın saldırganlığı karşısında kadın çalışmasının özgün yapısının korunmasına önem vermeli, siyaset ve politika alanlarından kadınların geri çektirilmeye çalışıldığı bir ortamda emekçi kadınları örgütleme ve politika alanlarında öncelleme yönelimlerimizi korumalıyız. Bu konuda kadınların “hayır” platformlarındaki birleşik mücadele konusundaki çabalarından, emekçi kadınlara dönük çalışmalarından ve A/P yönelimlerinden öğrenilmelidir. Keza benzer bir durum gençlik ve yurtdışındaki çalışmalarda da kendini göstermekte, toplamdaki politik tıkanıklığımıza bu faaliyet alanlarının politik yönelimleri ile darbe vurulmaktadır! Bu pratiklerden öğrenmek ve bunları genişletmek tüm faaliyet alanları/yoldaşlarımızın sorumluluğu ve referandum sürecindeki yönelimimiz olmalıdır.

Hazırlıklarımızı geç olmadan tamamlayalım!

Politikada özne olabilmenin, milyonların hayatını belirleyen siyasette söz sahibi olabilmek gibi bir sorumluluğu olan komünist hareket olarak bizlerin en iyi bildiği, bu sorumluluğun hayata geçirilmesi lafla değil, örgütlenmeyle/örgütlülüklerimizi güçlendirmekle mümkün olabildiğidir! Bir kere girişilen bir işe, göreve yılmadan, sonunu getirme hedefiyle yaklaşmak bir ihtiyaçtır, bu ihtiyaç bugün daha yakıcı bir şekilde kendisini göstermektedir.  Diğer yakıcı bir ihtiyaç da; önümüze çıkan ideolojik, politik her fırsatı örgütlülüklerimizi güçlendirmek, yeni örgütlülükler inşa edebilmek, emekçi halkımızı devrim ve demokrasi mücadelesinin öznesi haline getirebilmek için etkili bir araç olarak kullanma becerisine sahip devrimci kişiliği daha güçlü bir şekilde inşa edebilmektir. Tereddütler, amalar, beklemecilik, kendiliğindenlik, öz gücüne güvenmeme gibi hızımızı kesecek ve bizi hedeflerimizden uzaklaştıracak bir takım özelliklerden arınmamız; bunlardan güçlü bir kopuşa yönelmemiz ve pratiğe, kitle çalışmasına yoğunlaşarak kendimizi yenilememiz kaçınılmaz ve zorunludur! Referandum vesilesi ile örgütleyeceğimiz hayır kampanyasını bu açıdan etkili bir biçimde kullanabilmemizin olanakları mevcuttur. Bu olanaklara “pratik olarak saldıracak” bakış açısını yakalamalıyız.

Demokratik alanlardaki bütün faaliyetlerin baskı ve zor yoluyla boğulmaya çalışıldığı bir süreci uzun bir dönemdir yaşıyoruz. Referandum sürecinde bu baskının boyut atlayacağını şimdiden görmek zor değil. Keza sadece geçtiğimiz hafta 13-14 Şubat tarihlerinde 300’ü aşkın HDP ve HDK bileşeni üyesi kişinin gözaltına alınması durumu bile “Hayır” çalışmalarının henüz kampanyalarının başlangıcında ayaklarının sakatlanmaya çalışıldığının en bariz göstergesidir. Bunun dışında linç ve saldırılar konusunda devletin hazırlık içerisinde olduğu birçok veriyle ortadır. Sedat Peker’in “sokakta bekliyor olacağız” tehdidine ek yapan Başbakan Binali Yıldırım’ın gençlere “hemen enerjinizi harcamayın, daha çok işimiz var” uyarısı, Manisa-Soma’da AKP il başkan yardımcısının “Evet çıkmazsa iç savaşa hazırlıklı olun” söylemi devletin tüm zor aygıtlarını devreye koyma niyetinde olduğunu gösteren “açık deliller”dir. Diğer yandan örtülü ödenekleri, belediyeleri ve devletin tüm kaynaklarını “evet” kampanyası için seferber edilmesi, dolar ve euro’ya geçici bir süreliğine by-pass yapılması bu sürecin egemenler açısından önemini ortaya sermekte, “hayır” cephesinin güçlenmesi ve kazanma ihtimalinin artmasıyla korkulu rüyaları artmaktadır.

Bu süreçten halkımızın lehine, devrim ve demokrasi mücadelemizin lehine edineceğimiz tüm kazanımların egemenler cephesini zayıflatan bir darbe olacağı açıktır. Bu yüzden bu fırsatı değerlendirmeli, sonuç ne çıkarsa çıksın mücadelemizin ve örgütlülüklerimizin güçlenmesi için sorumluluklarımızın artacağını unutmamalı, bunun için hazırlıklarımızı tamamlamalıyız! 

51355

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Partizan'dan

Çürüme ve Çökme… Çözüm birleşik devrimci mücadelede

Virüs salgınının etkisiyle daha da derinleşen ekonomik kriz, TC faşizmini zorlarken, kontr-gerilla unsuru bir çete başının videolar yoluyla açıklamalarda bulunması, burjuva feodal siyaseti daha da hareketlendirmiş durumda. Yayınlanan videolarda üstü kapalı olarak ifşa edilen kimi gelişmeler ve bunlara dönük yanıtlar, TC’nin niteliği hakkında geniş kamuoyunun bilgilenmesine hizmet etmekle birlikte devrimci, komünist ve yurtseverler açısından ortaya saçılanların bir sürpriz olmadığını kaydetmek gerekir.

Üç gerilla önderinin yanındayız! (Nubar OZANYAN)

TC devletinin soykırım aklı ve imha kılıcı yine devrede. Kürdistan’ın parça parça ilhak ve işgal hareketi sürerken gerilla direnişi de görkeminden bir şey kaybetmeden devam ediyor. Kağıttan kaplan olan ABD emperyalistlerinin PKK’nin üç öncü komutanı ve önderine karşı aldığı imha kararı asla kabul edilemez. Bu köhne kararın halklar nezdinde, özgürlük ve adalet karşısında hiçbir meşruluğu ve hükmü yoktur.

Sedat Peker‘in Ablaları, Abileri (Baran Cem)

Susurluk ta, Kamyonun altında kalan mercedes arabanın bagajından çıkanları, zamanın iktidarları hasıraltı etmeyi başardılar. Ortaya saçılanlar, sadece devlet‘in çekirdeğinin izin verdiği kadarıydı ve Süleyman Demirel‘in deyimiyle, „fırat‘ın öte yakası“ndaki suçlar, karanlıkta kalmıştı. Dönemin başbakanı Tansu Çiller ve muktedirlerinden Mehmet Ağar,“Bir tuğla çekersek duvar yıkılır, Bin operasyon yaptık, vatan için ölende kurşun atanda makbuldür“ sözleri ile, devletin bizzat bu şahısları görevlendirdiği ve bunun dar bir çıkar grubunun işi olmadığı, net olarak ortaya çıkmış oluyordu.

Harekete Geçiren Umut…

Her örgütlenme açısından olduğu gibi kolektifimiz açısından da “sorun”ların ilki görevlerimizin doğru saptanıp saptanmadığı, ikincisi buna uygun yol ve yöntemin doğru belirlenip belirlenmediği, üçüncüsü bu yönde ne kadar arzu ve gayret içinde olduğumuzdur.

Kaypakkaya’da Rejimin/Kemalizm’in Teşhiri (Sait Çetinoğlu)

Kaypakkaya,  sol yada sosyalist gelenek içinde Kemalizm ile arasında mesafe koyarak cepheden eleştirip  bir ilki gerçekleştirmiştir. Olağan üstü sınırlı koşullarda olmasına karşın eleştirilerinde son derece radikaldir. Bu güne göre oldukça sınırlı bir bilgi[1] dağarcığı ile yapıldığını söyleyebileceğimiz rejimin niteliğine dair bu eleştirileriyle Kemalizme büyük gedik açmıştır.

19 Mayıs’tan bir gün önce 18 Mayıs (Rakıp Zarakolu)

İbrahim Kaypakkaya 19 Mayıs’tan bir gün önce öldürüldü. 19 Mayıs bizim gençlik bayramımızdır. 24 Nisan’dan bir gün öncesi  23 Nisan bizim çocuk bayramımızdır.

11 Eylül Şili’de Allende’nin sosyalist hükümetinin Pinochet’nin faşizan darbesi ile devrildiği tarihtir. İnsanların stadyumlarda oluşturulan toplama kamplarına konulduğu, kitapların Nazi Almanya’sındaki gibi ateşe verildiği tarihtir.

İbrahim Kaypakkaya…(Nubar Ozanyan)

Ser verirken bile gösterişten uzak olan öndere…

Tarihsel-toplumsal gerçekliğin en ağır ve en ciddi sorunlarına düşünsel-pratik-önderlik düzeyinde çözüm bulmak için yaşamını feda eden İbrahim Kaypakkaya yoldaş, 23 yaşın bilimsel olgunluğunda işkenceciler tarafından katledilerek aramızdan ayrıldı. 18 Mayıs’ta devrimin kocaman yüreği katledilerek susturulmak istendi. Ne susturulmak istenen o yüreği ne de onu susturmak isteyenleri asla unutmayacağız.

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, direnmek ve özgürleşmek isteyenler için bir devrim feneridir! (Cemile Meryem)

İbrahim Kaypakkaya’nın Amed Zindanları’nda işkenceyle katledilmesinin 48. yıldönümündeyiz. Aradan yarım asra yakın bir zaman geçmiş ve bugün hala Kaypakkaya’nın ardılları tüm dışsal ve içsel zorluklara (ki sınıf mücadelesinin doğası da budur) rağmen mücadelede, komünizm davasında ısrar ediyorsa, bunun elbette Kaypakkaya’nın görüşleriyle doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Ama sadece bu değil.

Cemil Amed: Kaypakkaya’nın bilinci ve yüreği Kürt halkının özgürlüğü için çarpmıştır

Rojava’nın her konuda gerçek bir “devrim laboratuvarı” olduğunu vurgulayan Cemil Amed, Kaypakkaya’nın; Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve ezilen milliyetlere uyguladığı baskıya yönelik belirlemelerini alıntılayarak, “Yoldaşlarımız ve dostlarımızla omuz omuza, Rojava Devrimi’ni halkımızı ve özgürlüğümüzü korumak ve savunmak için bu topraklardayız.” diyor. 

 Vedat Yeler:

Nerede Mücadele Varsa Kaypakkaya Oradadır!

 

Bugün coğrafyamızda devrim ve demokrasiye dair bir söz söylemenin Ortadoğu topraklarının bütününden bağımsız olmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu topraklar propaganda edildiğinin aksine Ortadoğu’ya aittir. Diğer bir ifadeyle Türkiye toplumu, bütün başlıca çelişmeleriyle bir Ortadoğu toplumudur. Kemalist faşizmin “Batılılaşma” hedefiyle yarattığı sanal gerçeklik beraberinde kendisine ilericiyim diyenlerde bile topluma yabancı bir şekilleniş yaratmış durumdadır.

Kapitalist Devlet: Burjuvazinin Tüm Pisliklerinin Biriktiği Lağım Çukurudur!

Kapitalist devlet, burjuvazinin işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde egemenliğni kurduğu bir iktidar aracıdır. Toplum içinde azınlıkta olan burjuva sınıfı, bu devlet sayesinde, çoğunluk üzerinde kurduğu diktatörlüğüne bir yasal ve meşruti bir zemin hazırlar. Bir avuç haydutun çoğunluk üzerine kurduğu baskı ve sömürü sisteminin temiz olması bekelenebilir mi? Elbette ki hayır!

Sayfalar