Çarşamba Eylül 30, 2026

Evet, haklısın Saygı Öztürk! “Aliboğazı’na girmesi de, çıkması da zor”

Kemalizm’in iflah olmaz, faşizmin “sol kanadı”nın yayın temsilcisi Sözcü gazetesinin Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, gazetenin dünkü sayısındaki köşesinde, Dersim’de 6 gün süren ve TSK’nın 2 askerin yaşamını yitirdiğini söylediği (ama bölge halkının anlatımı TC ordusunun kaybının daha fazla olduğu) Aliboğazı operasyonunu yazdı. Havsalası gerillanın 6 günlük direnişini pek almayan Öztürk, yazısında aynı zamanda bir gerçeğe işaret etti: “Güvenlik güçleri teröristlere en büyük kayıpları burada verdirir ama şehitler de buralarda olur. Aliboğazı’na, Kutuderesi’ne girmesi de, çıkması da zor.”

On yıllardır TC ordusunun başına beladır Aliboğazı…

Çünkü haklılığın, inancın, ezilmişliğin ve tarihi değiştirecek halk kitlelerinin öncü güçlerini, silahlı ordusunun savaş deneyimini barındırır içerisinde…

“Terörizm” ve “PKK korumalığı” kodlamasına dair…

Coğrafi olarak özel olarak seçilmiştir Aliboğazı, keza Öztürk de yazısında bu noktaya şöyle dikkat çekmiş: “Kutuderesi’nden Aliboğazı’na, Masumpark Deresi’nden geçilir. Dere tabanının deniz seviyesinden yüksekliği 700 metreyi bile bulmazken, aynı yerin tepeleri 3 bin metreyi geçer. Geniş dere tabanından 5-6 kişi rahatlıkla yan yana yürüyebilir. O yüzden dere tabanının askerler arasındaki adı ‘Londra asfaltı’dır. Aliboğazı’nın 20-30 giriş yeri vardır. Çok sarptır. Oradaki arazinin bu yapısına ‘ters kompartıman’ denilir. Yani siz bir dağ olduğunu görürsünüz ama o dağa gidebilmek için çok sayıda dağı geçmek zorundasınız. Her taraf meşe ormanıdır.”

Dersim’in doğasına düşman olduklarını, ormanlarını her fırsatta kesip yaktıklarını sayısız kere ifade eden, bunun için eylemler yapan çevre örgütlerinin dikkat çektiği bu duruma dair operasyona giden timlerin yanında mutlaka hızar bulundurduğuna, bunlarla operasyon döneminde rahat geçiş sağlamak için ağaçlar kestiklerini söyleyen Öztürk, bunun da bir işe yaramadığını ifade ediyor ve “Uçurumlardan, mağaralardan oluşan bölgeye 3-4 tugay askeri soksanız kaybolur” diyor.

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML)’ye bağlı Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)’nun Dersim’de “etkili olduğuna” dikkat eden Öztürk, devlet dilini kaleminden akıtarak “son yıllarda PKK ile birlikte hareket ediyor. Bazı yerlerin tutulması görevi TİKKO’ya verilmiş. Açıkçası PKK, kendi güvenliklerini bu örgüte aldırtıyor” söylemiyle TİKKO’yu “taşeron örgüt” olarak kodlamaya çalışıyor.

Öztürk’e yanıldığını anlatarak, elbette onu ikna etmeye çalışmayacağız. Çünkü ülkedeki sınıf mücadelesini, sınıfları yok sayarak; muhalefet yapılacaksa “AKP düşmanlığı” ile (ki buna rağmen bugün halk düşmanlığında işbirliği içerisindeler) sınırlı tutan revizyonizmin temsilciliğini ırkçılık ve erkeklikle en önde taşıyanlardandır o da… Doğal olarak ülkede verilen silahlı mücadeleyi, hele de devrim iddiasını ve görevini hala omuzlarında taşıyan komünist bir örgütün silahlı mücadelesini manipüle etmek de onun görevi…

Kemalist faşist diktatörlüğün bugün AKP ile cilalandığı bir ülkede en küçük demokratik hakkın dahi silahlı mücadele olmaksızın alınamayacağı/korunamayacağı halihazırda ortadayken, silahlı mücadelenin Türkiye açısından ihtiyacı ve kaçınılmazlığını, “terörizm” olarak sıfatlandırması bundan…

Irkçılık, milliyetçilik ve din motifleriyle bilinçleri çarpıtılan geniş Türk/Türkleştirilmiş, Müslüman/Müslümanlaştırılmış halk kitlelerinin nezdinde “terörizmin temsilcisi” olarak kodlanan PKK’nin (eskiden “terörizmin temsilcisi” olarak kodlanan silahlı örgüt ASALA’ydı ve TİKKO, ASALA’nın devamcısı olarak ‘Ermeni örgüt’ olarak adlandırılıyordu) “korumalığını” üstlendiğini belirterek, halk ordusunun aynı kitleler nezdinde mücadelesinin “terörizme” denk düştüğünü anlatması da…

Bu durum, aynı zamanda Kürt ulusal özgürlük mücadelesi yürüten PKK ile yan yana gelen, yer yer birlikte mücadele veren komünist devrimci bir örgüte kesilen “fatura”dır! Ancak komünistler açısından hem ASALA hem de PKK örgütleri ile kesilen bu tür “faturalar” ancak şeref nişanesi olabilir!

TSK ve Öztürk’ten operasyona dair bilgiler

TSK ile içli-dışlı olması itibariyle kimi bilgileri rahatça edinebilen Sözcü’nün Ankara temsilcisi Öztürk, TC ordusundan edindiği bilgilerle operasyona dair kimi ayrıntılara da yer veriyor yazısında. Keza benzer bilgiler, TSK’nın bugün Aliboğazı operasyonuna ilişkin yaptığı açıklamasıyla da uyuşuyor.

TSK tarafından yapılan açıklamada Şehit Piyade Er Nazmi Yıldızlı-26 Operasyonu adı verilen operasyonun, Aliboğazı deresinde keşif faaliyeti yapan İnsansız Hava Aracı (İHA) ve İnsanlı Keşif Uçağı (İKU) tarafından ısı kaynaklarının tespit edilmesinin ardından 24 Kasım tarihlerinde başlatıldığı, 28 Kasım günü de 3 gerillanın şehit düşmesinin ardından sonlandırıldığı (ancak yerel kaynaklar çatışmaların yoğun bir şekilde 29 Kasım sabah saatlerine kadar sürdüğünü ve askerin bölgeyi bombaladığını aktarıyor) belirtiliyor.

Burada İKU’lara dair bir dipnot düşelim: Açılımı King Air 350 Tipi İnsanlı Keşif Uçağı olan 5 İKU, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ile kurduğu temaslar sonucu çok ciddi meblağlar karşılığında Türkiye’ye kiralanmış olup, ilki Temmuz 2012’de teslim edilerek Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na ait Malatya üslenmesine konuşlandırılmıştı. İKU’lar 2013’te Bingöl M Tipi Hapishane’den firar eden 18 PKK’linin yakalanmasında kullanılmış ve bu süreçte İKU’ların bolca “Eşkâl bile çiziyor” şeklinde propagandası yapılmıştı. 30 bin feet, yani yaklaşık 10 km yüksekliğe kadar çıkabilen İKU’lar; topladığı istihbaratı kriptolu hatlar aracılığıyla hem bölgedeki üslere hem Ankara’ya hem de -genelde bu kısım es geçilir- kiralandıkları ABD askeri üslere iletiyor. Uçakta, FLIR adı verilen kızılötesi gözlem podu yer alıyor ve mevsimlerden çok etkilenmeyen bu cihaz ısı enerjisini hassas sensörlerle ölçerek bilgisayar ekranında renkli görüntüye dönüştürüyor.

Maddi anlamda oldukça yüksek meblağlar ödenerek kiralanan bu araçlar, Sözcü yazarının da belirttiği gibi yeterli sayıda olmadığından şimdilik devletin hazırlık yaptığı büyük operasyonlarda kullanılıyor genellikle…

İfade edemedikleri gerçek; diz çökmeyenlerin destansı direnişi…

51. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı yani Ovacık’ta konuşlanan bir tugay askerin yürüttüğü operasyonda (Sözcü yazarının belirttiğine göre) ilk olarak hava operasyonlarında 5 gerillanın şehit düştüğü, diğer 3 gerillanın ise bu operasyonlardan sağ kurtulduğu ancak daha sonra asker ile yaşanan çatışmada ölümsüzleştiği aktarılıyor. TSK da, Sözcü yazarı Öztürk de yalnızca iki askerin yaşamını yitirdiğini belirtiyor ancak yerel kaynaklar bu sayının çok daha fazla olduğunu belirtiyor. Aliboğazı’na on yıllardır giriş yapamadığı için her geçen yıl kinlenen ve geçen sene de kış aylarında buraya giriş yapmak için operasyon düzenlediğinde kayıp vererek geri kaçmak zorunda kalan TSK’nın böylesi kapsamlı ve günler süren bir operasyonda yalnızca 2 kayıp vermeyeceği, genellikle de kayıp sayısını gizlediği bilinen bir durum…

Düşmana kayıp verdiren TİKKO gerillalarının, bunu yapmaları Öztürk’e oldukça garip gelmiş olacak ki yazısının başlığını bile “Askerlerimizi başka bir örgüt şehit etti” şaşkınlığıyla (ki bu bile “masum” bir his değil, hedef göstermenin, TİKKO’ya yönelik “terörist” kodlamasını güçlendirmenin bir aracı) atıyor ve “Yani, PKK’nın değil TİKKO’lu teröristlerin ateşi sonucu şehitlerimiz oldu” diye belirtme ihtiyacı hissediyor.

Ne TSK’nın ne de Sözcü yazarı Öztürk’ün ifade edemediği en önemli nokta tam da burası aslında… Çünkü bunu ifade ettiklerinde emperyalistlerin desteği ve son teknolojik donanımlı uçakları, teçhizatları ve bir tabur asker ile girmeye çalıştıkları Aliboğazı’ndan yine kayıp vererek ve yine elleri boş döndüklerini anlatmak zorunda kalacaklar.

6 gün boyunca süren bir operasyonda can bedeli Aliboğazı’nı koruyan gerillanın destansı direnişini de ifade etmek zorunda kalacaklar!

Oysa devlet de, TC ordusu da, Proletarya Partisi’ne dönük kinini her fırsatta kusan Sözcü-Aydınlık çizgisi de şunu çok iyi bilir ki; bir kırma ile Vartinik’e tırmanan İbrahim Kaypakkaya’nın, “Başımıza ne gelir değil, düşmanın başına ne getiririz” diyen Mehmet Demirdağ’ın önderlik ettiği halk ordusu, yenilgilerine karşın asla diz çökmemiş-düştüğü yerden yeniden ayağa dikilmeyi bilmiştir. Marksim-Leninizm-Maoizm’i rehber edinen, Demokratik Halk Devrimi yolunu döşeyen halk ordusu faşizme siper olan nice Hasan/Aşkın’ın, Ersin/Hakan’ın, Murat/Tuncay’ın cesaretiyle, diz çökmezliğiyle yoluna devam edecektir!

Bu da böyle biline!

Bir Partizan

54671

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

“Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar