Çarşamba Kasım 4, 2026

Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )

Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.

Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…

Bölüşürler ekmek ve şaraplarını. Bilge ve hünerli elleriyle yaşama ve geleceğe ait her şeyi yeniden işler ve şekil verirler. Dokundukları her şeye yaşam ve can katarlar. Kurak sahraları vahaya çevirirler.

Hayastan’ın dağ ve zozanlarında emek ve akılla beş bin yılda elde edip biriktirdiklerini, bu kez sahralara götürürler. Yaşama, dostluğa, aşka ve tutkuya dair her şeye anlam ve güzellik katarlar. Dostluk ve iyiliklerini insanların yüreklerine işlerler.

Sese ve söze işlenen çığlık

“Ermeniler demir, yapı ve taş ustasıdır. Sanatkardır. Buralarda mutlaka Ermeniler yaşıyor” dedirtecek kadar emek ve yaratıcılık katarlar her şeye. Emek ve yaratıcılık dolu her söze ve sese silinmezcesine geçmiş çığlıklarını işlerler.

Halep, Kobanê, Grê Spî, Serêkanî, Amudê, Qamışlo, Derîk vb. şehirlerin yapımında, gelişiminde “kılıç artıkları” Ermenilerin emeği, payı ve rolü büyüktür. Hatta diyebiliriz ki, bazı küçük yerleşim yerlerinin ilk konukları ve ustaları Ermeniler olmuştur. Küçük olanı büyütmüş, kuru olanı yeşertmiş, taş olana can katmıştır. Sahraları insanlaştırmışlar.

Soykırım tarihçilerinin verilerine göre en büyük kıyım ve kırım, Suriye çöllerinde gerçekleşir. Keza onların verilerine göre iki yüz bine yakın Ermeni kadın ve çocuk, kılıç zoruyla İslamlaştırılır.

Kadınların büyük bir bölümü eş-hizmetçi-cariye olarak aşiret reislerine, şeyhlere, ailelere verilir. Hiçbir hak ve hukuka sahip olmadan dayanacakları kuru bir dala, sığınacakları bir ocağa bile sahip olmadan bir sığıntı gibi yaşarlar.

Hizmette en küçük bir kusura bile müsaade edilmeyen Ermeni çocukları köle gibi yaşama zorlanırlar. Her şeyi sineye çekerler. Katlanamayacak zorluklara, asla kabul edilemeyecek aşağılama ve ayrımcılığa boyun eğerek, kavurucu kumlara gömülürcesine yaşama sarılırlar.

Ana dillerinin yanında Arapça-Kürtçe öğrenirler. Bir kısmı önceden Kürtlerle iç içe birlikte yaşadıklarından dolayı, Kürtçe’yi bilir ve ana dilleri gibi konuşurlar.

Kuzey Doğu Suriye topraklarında ve Suriye’nin bazı yerleşim yerine dağılan Ermenilerin büyük bir çoğunluğu, Arapça-Kürtçe kısmen de Türkçe konuşur.

Bir kısmı Hristiyan inançlarını koruyup yaşamlarına devam ederken, rakamları tahminlerin oldukça üstünde bilinmeyen sayıda önemli bir nüfus ise, Müslüman ailelerin içinde yaşamak zorunda kaldıklarından dolayı zorunlu olarak Müslümanlaşmıştır. Bunların çok az bir kesimi, Hıristiyan inancına dönerken büyük bir çoğunluğu Müslüman kalmaya devam etmektedir.

Müslümanlaşmış Ermenilerin önemli bir nüfusu yüz yıldan fazladır Arap dilini konuşmakta ve onların egemen kültürünü yaşatmaktadırlar.
Bu nüfusun bir bölümü de Kürtçe konuşuyor ve Kürt kültürünü; onların gelenek, göreneklerini sürdürüyor.

Arapça ve Kürtçe konuşan Ermenilerin azımsanmayacak bir kesimi, ana dilini konuşamamaktadır. Ermeni kökenlerini ve geçmiş kimliklerini bilmenin ötesinde Ermeniliğe ait hiçbir şeye sahip değiller. Düşünce biçimleri, yaşam tarzları, giyim- kuşamları gelenek ve görenekleri bütünüyle Araplaşmıştır.

Bir kısmı tamamen Hamid, Abdullah, İmad, Abdulhalim isimleriyle Kürt ve Arap kimliğini alırken, bir kısmı ise Ohannes Muhammed, Garabed Ahmed şeklinde hem, Arap hem de Ermeni olan karma ismini, beraber taşımaktadır.

Kökleri Ermeni ancak dalları Arap-Kürt olan bir ağaca benzeyen Hayların gerçekliği yüz altı yıl önce yaşanan soykırımın acı ve tanımlaması zor olan toplumsal sonuçlarıdır.

Özgürlük bayramı Rojava

Rojava Devrimi, kadınların farklı inanç ve halkların özgürlük bayramıdır. Devrimle birlikte ortaya çıkan olanaklar, gerçekleşen değişimler, yaratılan ve kazanılan değerler, elde edilen haklar soykırım çocukları Ermeniler için de geçerlidir. Kürtler-Araplar- Süryaniler-Asuriler kendi öz savunma örgütlülüklerini yarattı.

Son üç yıldır Ermeni gençleri de QSD bünyesinde komutan Şehit Nubar Ozanyan anısına öz örgütlülüklerini yarattı.
Dilini-kültürünü-tarihini bilmeyen Müslümanlaşmış Ermeniler şimdi öz toplumsal örgütlenmelerini “Ermeni Toplumsal Meclisi” çatısı altında sürdürüyor.

Hafıza ve insanlık katillerine inat, farklı bölgelerden, farklı yaş gruplarından türbanlı-türbansız, Müslüman-Hristiyan Ermenilerden oluşan meclis üyeleri her sabah ana dillerini öğreniyorlar.

Ermeni soykırım tarihini, kültür ve müziğini, folklor ve tiyatrosunu öğreniyorlar. Uzun zamanlardan sonra bu kez kendi dağlarında ve ovalarında olmasa da omuz omuza yan yana halaylarını çekiyorlar.

İşgalcilerin kirli, pis ellerinden uzak, korku ve kaygıların yaşanmadığı, gözyaşlarının ve göçlerin olmadığı özgür bir dünya yaratma hayaliyle yürüyen Ermeni Toplumsal Meclisi tarihsel olduğu kadar güncel bir adım atmaktadır.

Özgürlükten yana olan, vicdan ve onur taşıyan herkes yüzünü soykırım çocuklarının yürüyüşüne çevirmelidir.

Demokrasiden, eşitçe ve kardeşçe yaşamaktan yana olan herkes Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne desteğini sunmalıdır. Rojava Devrimi’nin kazanımlarını sahiplenmelidir. 

11026

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Misafir yazarlar

TC ve KDP’den sınır ötesi değil sınır içi operasyon

Ülkenin merkezi gündemi haline gelen ve tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) seçimleri, 23 Haziran günü sona ermiş olsa da sosyal ve ekonomik alandaki etkileri ile tartışılmaya devam ediyor. “Her şeyin güzel olacağına” dair sloganlarla E. İmamoğlu “kurtarıcı” ilan edilmiştir/edilmektedir. Bu durumun kitleler nezdinde, kendi içinde anlaşılır sebepleri olduğunun altını çizmek yerinde olur, zira 17 yıllık iktidarı ile AKP artık çürümüşlüğün, baskının, yozlaşmanın ve faşizmin bir numaralı adresi haline dönüşmüştür.

Her Şey Sosyalizmle Güzel Olacak!

İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) seçimlerini muhalefetin büyük bir oy farkıyla kazanması, faşist iktidarın siyasal krizinin derinleşmesinde daha da büyütücü bir rol oynadı.

İmralı’nın mesajı ne anlama geliyor: M. Ender Öndeş

Uzun yıllar özgür basın geleneğinde çalışmış biri olarak sanırım şunları söyleyebilirim: Kürt hareketi, ilk dönemlerinde daha yalın bir yapı olsa da, özellikle 2000’lerden sonra alanlar (kadın, gençlik, silahlı güçler, siyaset, vb.) esasına göre işbölümüne yönelmiştir ve bu alanlar arasındaki ilişki uzun süredir artık düz emir-komuta ilişkileri değildir.

Madımak'tan Mercana,Koray'dan Dursun'a-33ler'den 17 'lere

Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamasına, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33'lerin en küçüğü Koray Kaya…

Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jar-u Diyar'a, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel Dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17'lerin en küçüğü Dursun Turgut..

mavrithalassa.com adlı sitenin Zinoyev-Topal Osman ''mektupları''na cevabımız

Doğruya Bakarken Eğriyi Görmek Ya Da Eğriye Bakarken Doğruyu Görmek

''Muhalefetin ( Zinovyev, Radek, Trocki ) en büyük hatası, Türkiye ve Çin arasındaki bütün bu farkları göremeyişinde, Kemalist devrimi toprak devrimi ile karıştırmasında ve hepsini ayırmadan bir sepete atmasındadır.'' Stalin

İlk önce şunu aklınızda iyi tutun;
RUSYA'DA İÇ SAVAŞ
7 Kas 1917 – 25 Eki 1922

Bir direniş destanı: Cezayirli Cemile

Cezayir, Kuzey Afrika coğrafyasında emperyalizme karşı belki de en çetin direniş dönemlerini yaşayan ülkelerin başında gelir. Anti-emperyalist direniş geleneğinin yanı sıra Marksist düşüncenin de Kuzey Afrika’ya yayılmasında önemli yerde duran Cezayir, emperyalizme karşı direniş geleneğinin Ortadoğu’da aldığı dini biçimler açısından kendisini ortaya koymuştur. Cihad algısı ile donatılmış bu anti-emperyalist direniş inancını ve ideolojisini büyük oranda İslamiyet’ten alıyordu.

Sedat Peker ve Cavit Özkaya: Yakın tarihin bir resmi: Hakkı Özdal

Malum işlerle iştigal eden Sedat Peker isimli şahıs, bayramın birinci günü İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda eski arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra, kendi tabiriyle ‘tam mezarlıktan çıkacak iken’, mezar taşında ‘Öldüler ama yenilmediler’ yazan bir devrimcinin kabri önünde de duruyor ve dua ediyor. Sonra bu sansasyonel anı, fotoğraflar ve bir notla kendi internet sitesinden duyuruyor.

Topal Osman seven Yeşil de sever: Ali Duran Topuz

Topal Osman da seferberliğe çağrıldı. Seçim kampanyasına. Önce iktidar partisinden Nurettin Canikli, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmek için andı bu milli servet değerinde olduğu anlaşılan ismi. Hiç altta kalır mı İmamoğlu, Topal Osman’a bağlılığını ilan ediverdi.

Tarihi bir figür bu Topal Osman, anlaşılan. Kapışılamayan bir figür.

Topal Osman üç halkın düşmanıdır,,,

Ekrem İmamoğlu'nun Giresun konuşmasında, “Topal Osman'ın Kurtuluş Savaşında Pontuslulara ve bu bölgeyi Pontuslulaştırmak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin bir benzerini şu anda biz torunları veriyoruz" söylemi, Topal Osman'ın kimliğiyle ilgili gerçeklerin açıklanması, Ermeni, Pontus ve Koçgiri'de katledilenlerin torunlarını incitmiştir. Bu bağlamda Topal ile ilgili gerceklerin kamuoyu ve biz Koçgirililer açısından detaylica bilinmesi kaçınılmaz olmuştur.

Kimdir bu Topal Osman?

Topal'ın Ermeni, Rum Pontus jenosidiyle Koçgiri katliamındaki rolü nedir?

Mayıs kızıllığında ‘71 kopuşu ve KAYPAKKAYA[*]

“Şelaleye Düşmüştür Zeytinin dalı;Celaliyim Celalisin Celali.”[1]

Mayıs ayı, devrimci hareket tarihimizin kızıl şafağıdır. Ona dair ne söylesek, daima eksik kalacaktır.

Kolay mı? Radikal bir kopuştan söz ediyoruz.

Sömürü sistemine karşı verilen mücadeleyi siyasal iktidarın fethedilmesine bağlayan tarihsel cürettir ifade ettiğimiz.

Birleşik mücadeleyi büyütelim; gerici-faşist partiler çözüm olamazlar!

Türkiye ve T. Kürdistanı coğrafyasının seçimlerle imtihanı bir türlü bitmek bilmiyor. Öncesinde “sopalı seçimler”de olmak üzere bu toprakların seçimle imtihanı Cumhuriyetin kuruluşu ile başlamış, ardından çok partili sistemle devam etmiş ve nihayetinde 2002 yılından bu yana biteviye emekçi kitlelerin önüne sandık konulmuş ve demokrasinin vuku bulması adına sandıktan çıkacak sonuçlara bel bağlanmıştır.

Sayfalar