Erdoğan’dan Yeni Nubar Yalımyanlar, Sakine Cansızlar Tehdidi
Erdoğan’dan Yeni Nubar Yalımyanlar, Sakine Cansızlar Tehdidi *
TC'nin başı R.T. Erdoğan, 30 Ekim 2019 tarihinde yaptığı grup toplantısında açıktan misilleme yapacaklarını açıkladı.
TC’nin başı R.T. Erdoğan, 30 Ekim 2019 tarihinde yaptığı grup toplantısında açıktan misilleme yapacaklarını açıkladı. IŞİD’in kurucusu, katil ve insanlık düşmanı Ebubekir Bağdadi’nin ABD emperyalizmi tarafından QSD güçlerinin istihbaratı sonucunda Türkiye sınırına 5 km olan bir köyde öldürülmesi vesilesiyle yaptığı konuşmada; “Bazı ülkelerin milli güvenliklerine tehdit gördüğü teröristleri bulup ortadan kaldırdıklarını ve bunun Türkiye’nin de aynı hakka sahip olduğunu kabul ettikleri demek olduğunu” söyleyen R.T. Erdoğan, “Buna ellerini sıktıkları, övgüler dizdikleri teröristler de dahildir. İnşallah yakında bu konuda milletimize müjdelerimiz olacaktır” dedi.
Türk devleti Bağdadi’nin öldürülmesine oldukça üzüldü, bu nettir. Besleyip büyüttükleri, her fırsatta kullandıkları IŞİD’e böyle bir darbenin indirilmesini kabullenmeyen R.T. Erdoğan, buna karşın Bağdadi’nin intikamını misilleme yaparak alacaklarını bu konuşması ile tüm dünyaya duyurmuş oldu.
Türk devletinin 9 Ekim 2019 tarihinde Kuzey-Doğu Suriye Kürdistan topraklarına gerçekleştirdiği işgal harekatında yine IŞİD’in isim değiştirmiş hali SMO’yu kullandı. R.T. Erdoğan’ın överek bitiremediği SMO çetelerinin kendi askerlerinin yerine ölmesini övgüye değer bularak, aynı zamanda iç kamuoyunda asker ölümlerine karşı oluşan tepkiyi de bertaraf etmiş oldu.
Türk devleti başından itibaren Suriye iç savaşında cihatçı örgütleri kullandı. İlk başlarda El Nusra, sonrasında IŞİD açıktan desteklenmiştir. Bu konuda kendilerine ters düşen Fethullah Gülencilerin MİT TIR’larına yaptığı operasyonla tüm belgelerin ortaya saçıldığı günlerden bugüne, “Milli Suriye Ordusu”na evrilen süreçte Türk devletinin ilişkide olduğu bu çetelerin yakalanan ele başları ve militanlarının yaptıkları itiraflarda Türk devletinin yaptığı yardımlar bir bir deşifre olmuştur.
Türk devleti, Bağdadi’nin öldürmesini bu yönüyle kabullenmiş değildir. “Bağdadi’nin öldürülmesini destekliyoruz” yönlü verilen tüm demeçler ise göstermeliktir. AKP adına demeç veren tüm yetkililer ve televizyonlarda konuşan AKP’lilerin konuşmalarında verdikleri tepki, Bağdadi’nin öldürmesini kabullenmedikleri yönündedir.
Erdoğan’ın bu tehditleri yeni değildir. AKP iktidarı mücadelenin yükseldiği her dönem benzer tehditlerde bulunarak devrimcileri, komünistleri ve yurtseverleri hep hedef gösterdi. Hazırladığı yedi bin kişilik listeyi sürekli yanında taşıyan, gittiği her ülkeye bu listeyi sunarak, devrimcileri ve yurtseverleri ilgili ilgisiz devletlerden isteyen R.T. Erdoğan, “vermediğiniz taktirde biz gerekeni yaparız” diyerek açıktan tehditler savurmuştur.
TC Devleti Bir Terör Devletidir!
Türk devletinin suikastlar konusundaki sicilinin hiç de temiz olmadığı bilinmektedir. 1980’lerden bu yana yurtdışında suikastler düzenleyerek devrimci ve yurtseverleri katleden Türk devletinin R.T.Erdoğan eliyle bir kez daha açık suikastler yapacağını söylemesi beklenmeyen bir durum değildir.
Türk devleti kuruluşundan bu yana ülke içinde ve ülke dışında sayısız suikastler yapan bir devlettir. 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri faşist darbe sonrası cuntacılar yurtdışında bulunan eski MHP’liler üzerinden birçok cinayet işlediler. Papa suikasti, Milliyet Gazetesi yazarlarından Abdi İpekçi’nin katli MHP’li M. Ali Ağca’ya yaptırılmıştır. Bunda Türk devletinin parmağı gizlenmeye çalışıldıysa da gerçek, Türk devletinin bu suikasta parmağının olduğudur.
Susurluk’ta meydana gelen kaza sonrası hazırlanan raporda, raporun bir bölümü “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle kamuoyuna açıklanmadı. Daha sonra açılan Ergenekon iddianamesine giren ilgili bölümde Abdullah Çatlı’nın 12 Eylül döneminde cuntacılar tarafından yurtdışında Ermenilere karşı düzenlenen eylemlerde kullanıldığı yazmaktadır. Adı geçen raporda Abdullah Çatlı ve grubunun Kenan Evren tarafından ”ARAT” ismi verilen eylemlerde kullanıldığı belirtilmektedir.
Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Susurluk raporunda MİT’in Abdullah Çatlı hakkındaki yazısı şöyle geçmektedir: ”Arat… uygulamaya konulan çalışmalar çerçevesinde, 22 Ekim 1983 tarihinde Fransa/Paris’te temasa geçilmiştir. İlk görüşmede, görev anlatılarak karşılıksız olarak kabul edip etmeyeceği sorulmuş ve kabul etmesi üzerine göreve sevk edilmiştir. Ermeni hedeflere yönelik olarak planlanan; 05(06) Aralık 1983 Fransa/Paris, Ara Toranyan’ın otosuna ikinci bomba konulması, 17 Mart 1984, Fransa/Marsilya, Ermeni Gençlik Örgütü binasının bombalanması, 01 Mayıs 1984, Fransa/Paris Henri Papazyan’ın otosuna bomba konulması (bomba patlamadı), 04 Mayıs 1984, Fransa Alfortville Ermeni Anıtı, Ermeni Gençlik Örgütü binası, spor salonu, karakol ile itfaiye aracının bombalanması, eylemlerini bir ekip olarak çalıştığı şahıslarca beraber gerçekleştirmiştir.”
Aynı raporda verilen bilgilerden TC’nin başka terör gruplarıyla saldırılar gerçekleştirdiği de anlaşılmaktadır. Raporda bu şöyle ifade edilmektedir: “Fransa’da Ermenilere karşı eylemler … yılı sonuna kadar devam etmiştir. Bu konuda yapılan eylemler aşağıda sunulmuştur. Söz konusu eylemler, Abdullah Çatlı ve grubunun yanı sıra, bu grupla herhangi bir organik bağı bulunmayan çeşitli gruplarca gerçekleştirilmiştir.”
Adı geçen raporda faşist TC devletinin Avrupa’da faşist mafya gruplarını kullanarak gerçekleştirdiği terör saldırılarının dökümü de yapılmaktadır. Buna göre faşist TC’nin gerçekleştirdiği terör saldırılarının listesi aşağıda aktarılmıştır:
EYLEM LİSTESİ
1-14 Kasım 1982: Hollanda/Utrecht, Nubar Yalımyan’ın öldürülmesi
2- 22 Mart 1983: Fransa/Paris Ara Toranyan’ın otosuna bomba konulması (bomba patlamadı)
3- 03 Temmuz 1983: Fransa/Paris Ara Toranyan’ın babasının emlak dükkanına bomba konulması (bomba patlamadı), Ermeni kitabevinin bombalanması
4- 07 Temmuz 1983: Holanda/Hengelo Suriz, Ermeni Kahvesi’nin taranması
5- 08 Temmuz 1983: Hollanda Enschede, Ermeni Gençlik Örgütü ve lojmanlarının kundaklanması
6- 27 Temmuz 1983: Fransa/Alfortville, Ermeni Kültürevi ve ASALA’nın basın bürosunun bombalanması
7- 28 Temmuz 1983: Fransa/Paris, Ermeni Kültürevi Radyoevi ve basın bürosunun bombalanması
8- 06 Aralık 1983: Fransa/Paris, Ara Tornayan’ın otosuna ikinci bombanın konulması
9- 17 Mart 1984: Fransa/Marsilya Ermeni Gençlik örgütü binasının bombalanması
10- 01 Mayıs 1984: Fransa/Paris, Henry Papazyanın otosuna bomba konulması (bomba patlamadı)
11- 04 Mayıs 1984: Fransa/Alfortville, Ermeni Anıtı, Ermeni Gençlik Örgütü binası, spor salonu ve Karakol ile itfaiye binasının bombalanması
12- 24 Haziran 1984: Fransa/Paris, Ermeni Gençlik Yurdu’nun bombalanması
13- 25 Kasım 1984 Fransa/Salle Pleyel, 16 Ermeni örgütünün yaptığı konser salonunun bombalanması
14- 05 Aralık 1985: Ermeni bir şahsın öldürülmesi
15- 15 Aralık 1985: Fransa Lyon, Hayk Değirmencioğlu’nun öldürülmesi” olarak belirtilmiştir.
TC Devleti Terör Saldırılarını Sürdürmektedir!
Rapora geçmeyen TKP-ML militanı Katip Saltan’ın 1981 yılında aynı ekip tarafından Almanya’nın Aachen şehrinde katledildiğini ifade etmek gerekir. Politik suikastler bunlarla da kalmamış; 1994 yılında Londra’da sendikacı Mehmet Kaygısız, 20 Mart 1994’te Kürdistan Dayanışma Komitesi Başkanı Teofilas Yorgiadis Lefkoşe’de evinin önünde katledilmişlerdir. Bu katliamlara en son olarak; 9 Ocak 2013’de PKK kurucu kadrolarından Sakine Cansız ve PKK militanları Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez faşist Türk devleti tarafından Paris’te katledilmelerini eklemek gerekir. Türk devletinin bunlara eklediği en son suikast ise 23 Mart 2019 tarihinde Rojava’da bir suikast sonucu katledilen MKLP MK üyesi Bayram Namaz olmuştur.
Tüm bu katliam, bombalama ve saldırılar Avrupa devletleri tarafından bilinmesine ve bazı eylemlerin faalleri yakalanmasına rağmen Türk devleti hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. Fransa’da Sakine Cansız suikastinde yakalanan Ömer Güney’in ele geçirilmesinden sonra kamuoyuna da yansıyan Güney-MİT görüşmelerinin ses kayıtları olmasına rağmen, Fransa devleti olayın üstünü örtmüş ve hasta olduğunu bildiği Ömer Güney’in hapishanede ölmesini beklemiştir. Nitekim böyle de olmuş, suikasti hazırlayan Ömer Güney öldükten sonra Fransa devleti dosyayı kapatmıştır.
Fransa’da Sakine Cansız ve arkadaşlarına yapılan suikastten sonra R.T.Erdoğan her fırsatta bu katliamı örnek göstererek “nerede bir terörist varsa ölü ya da sağ olarak ele geçireceğiz” açıklamalarını ardı ardına yaptı. R.T. Erdoğan her fırsatta “yurtdışında harekete geçmeye hazır MİT elemanlarının ve bağlı suikast timlerinin olduğunu, gerekirse bunları harekete” geçireceklerini söylemekten geri durmadı.
Ülkede yükselen mücadeleye karşın yurtdışında misillemeler yapacağını açıklayan AKP iktidarının bu planlarını 2018 yılında deşifre eden HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan Meclis’te düzenlediği bir basın toplantısında şöyle konuşmuştu: “Geçen hafta sonu pek çok kaynaktan doğrulattığım, başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yaşayan Türkiyeli vatandaşlarımıza dönük suikast veya suikastler zinciriyle ilgili bir girişimde bulunulmak üzere olunduğuna dair istihbarat aldım. …. Türkiye merkezli bir yapı, bu suikastların işlenmesi için belirli suikastçıları harekete geçirmiş durumdadır. Bu istihbarat başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa devleti tarafından ciddiye alınmış, istihbarat örgütleri harekete geçmiş ve belirli kişilerle, gruplar korumaya alınmış durumdadır. … 3 suikastçının devrede olduğuna ilişkin ham bir bilgi var. Bizim meselemiz o 3 tetikçi değil, o 3 tetikçiye ‘öldür’ diyenlerin durmasını istiyoruz.”
Almanya, artık ayyuka çıkan bu durum karşısında bir nebze de olsa açıklama yapmak zorunda kalmıştı.
Almanya iç istihbarat servisi, Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV) açıkladığı 2017 yılı istihbarat raporunda, Milli İstihbarat Servisi’nin (MİT’in) Almanya’da aktif bir faaliyet içinde olduğunu yazmak zorunda kaldı. Dönemin Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer ve Federal Anayasayı Koruma Dairesi Başkanı Hans-Georg Maassen tarafından kamuoyuna açıklanan “Casusluk ve Diğer İstihbarat Faaliyetleri” başlıklı açıklanan raporda, MİT’in Almanya’da aktif bir biçimde faaliyetlerini yürüttüğü belirtilerek Türkiye’nin Almanya’daki casusluk faaliyetlerinin artığına dikkat çekilen raporda bunun ”kabul edilemez” olduğunu açıklandı. Adı geçen raporda AKP’nin iş başına geldikten sonra yurtdışı örgütlenmesinden direk sorumlu olan UETD (Avrupa Türk Demokratlar Birliği), yeni adı UID (Uluslararası Demokratlar Birliği) olan bu AKP teşkilatına ilişkin raporda şunların altı çizilmektedir: ”Medya kapsamı ve UETD çalışmalarına bakıldığında genel olarak geniş bir organizasyon ağını içermektedir. Türkiye’deki yüksek politik pozisyonlardan etkilenen ağlar ile Almanya’daki yerel yapılanmalara kadar nüfuz alanı oluşturma çabası içindedirler. UETD doğrudan Türk diasporasında fikirlerin biçimlenmesinde etki faaliyetleri yürütmektedir. Dolaylı olarak da Almanya’da politik kararların alınmasına etki etmektedir.”
Türk devleti bir adım daha ileri giderek Avrupa’daki istihbarat çalışmalarını yasal bir kılıf altında sürdürmektedir. SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırma Vakfı) adı verilen MİT’in bu yeni örgütlenmesiyle yurtdışındaki devrimci ve yurtseverler hakkında toplanan bilgiler düzenli olarak AKP iktidarına sunulmuş ve bu bilgilere dayanılarak Türkiye’ye giden birçok devrimci ve yurtsever tutuklanarak hapishaneye konmuştur. Keza, SETA’nın yayınladığı “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı raporu geniş bir tepkine neden oldu. Birçok medya kuruluşu bunun açıktan bir ihbar olduğunu açıkladı ve Avrupa devletlerine çağrı yaparak bu kuruluşun faaliyetlerinin yasaklanmasını istendi.
MİT’in denetimindeki bu kuruluş (SETA), bazı Avrupa parlamenterlerini de şu ifadelerle açık bir şekilde hedef gösteriyor: “PKK’ya yakın siyasetçilerin suç oluşturabilecek eylemlere imza atmalarına rağmen herhangi bir kovuşturmaya uğramadıkları hatta çoğunlukla ödüllendirildikleri görülmektedir. Mesela bu siyasetçiler terör örgütü olarak tanımlanan PKK’nın propagandasının yapıldığı birçok toplantıda boy göstermekte fakat bu toplantılar demokratik toplanma ve gösteri hakkı çerçevesinde değerlendirilmektedir. Aynı şekilde bir müsamahanın bir milletvekilinin DEAŞ’a müzahir herhangi bir kuruluşun toplantısına katılması ya da DEAŞ propagandası yapması halinde gösterilmesinin tahayyül edilmesi bile imkansızdır. Bu durum açık bir çifte standardı işaret etmektedir.”
Türk devletinin ”resmi” olarak yürüttüğü bu faaliyetlerinin yanında, suçüstü yakalanan suikastçileri Almanya mahkemelerinde göstermelik yargılanmış ve kısa bir süre sonra serbest bırakılmışlardır.
Bir dönem R.T. Erdoğan’a danışmanlık yapan ve yurtdışında MİT adına çalışan Taha Gergeroğlu’nun uzun süre Türkiyeli devrimciler hakkında topladığı bilgileri AKP iktidarına aktarması Alman istihbaratınca deşifre edilip, 2016 tarihinde tutuklanınca yargılandığı Koblenz Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde kısa bir süre sonra serbest bırakılarak Türkiye’ye kaçması sağlandı. Keza, MİT tarafından Almanya’daki Kürt siyasetçilere suikastlar düzenlenmesi için görevlendirilen M. Fatih S., Kürt siyasetçi Y. Koç’a suikast hazırlığı içindeyken 2017 yılında tutuklanmış ve yargılandığı Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde para karşılığı serbest bırakılmış ve Almanya’da elini kolunu sallayarak gezmeye devam etmektedir.
Sonuç Olarak!
Türk devleti ülke içinde ve ülke dışında baş edemediği Kürt Ulusal Hareketi’ne, devrimci ve komünist harekete karşı ülke dışında suikastlar düzenleyeceği tehdidinde bulunarak psikolojik bir savaş sürdürmektedir. AKP iktidarı, 29 Ekim 2019 tarihinde açıkladığı bu yeni planıyla Kürt yurtseverlere ve devrimcilere göz dağı vermeye çalışıyor.
AKP bilmelidir ki, her şeyin bir bedeli vardır. Kürtler ve devrimciler girdikleri bu mücadelede vermeleri gereken bir bedel olduğunu biliyorlar. AKP’nin bu tehdit ve şantajları ne Kürt halkını ne de devrimcileri korkutmamaktadır. AKP de ödemesi gereken bir bedelinin olduğunu bilmelidir. AKP’nin korkusu da buradan geliyor. AKP, son yıllarını yaşamaktadır. R.T. Erdoğan bunu çok iyi biliyor. Ömrünü uzatmak, sözde 2023 hedefine ulaşmak için can havli bir uğraş içinde ırkçılığı körükleyerek tabanını elde tutmaya çalışmaktadır. Yanına aldığı MHP ile açık faşist bir uygulamayla tüm muhalif kesimlere saldırıyor. Kürtleri hedefe koyan AKP, kazanılmış belediyelere kayyım atayarak bu belediyelere zorla el koymuştur. Tutuklamaların arkasının kesilmediği ülkemizde, Cumartesi Annelerine saldırılmakta, hakkını arayan işçiye gaz bombalarıyla saldırılmakta, hapishaneler birer işkence merkezlerine dönüştürülerek, 457 hasta tutsak ölüme terk edilmiş bulunmaktadır.
AKP iktidarının bu kadar açık ifadelerine ve açıktan meydan okuyarak suikastler düzenleyeceğini açıklamasına karşın Avrupa ülkeleri sessizliklerini korumaya devam ediyorlar. Avrupa devletleri Türkiye’yle aralarının bozulmaması için çıkarlarına uygun olarak davranarak Erdoğan’ın açıklamalarını görmezden geliyorlar. Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda vb. ülkeler, Türkiye ile olan ekonomik çıkarlarını ön planda tutarak R.T. Erdoğan’ın meydan okumasına gözlerini kapatmış durumdadırlar.
Bilinmelidir ki, Avrupa ülkelerinden, hangi ülke olursa olsun Kürtlere ve devrimcilere yapılacak her saldırıdan o ülkeler de sorumlu olacaktır!
Bu ülkelerdeki devrimci örgütler, partiler, kurum ve kuruluşlar R.T. Erdoğan’ın bu açıklamasına karşı hükümetlerini tavır almaya, ülkelerindeki MİT örgütlenmelerinin ve AKP örgütlülüklerinin yasaklanması için harekete geçmelidir!
· Bu makale Özgür Gelecek Sitesinden alınmıştır,
Son Haberler
Sayfalar
Doğa ve Çevre Sorununa Proletaryanın Yaklaşımı
İnsan doğanın ayrılmaz bir parçası olduğu için doğadaki her olumsuz gelişme insanı da doğrudan etkiler. Bu anlamıyla çevre sorunu, bir insanlık sorunudur. İnsana değer vermeyen bir sistemin doğaya değer vermesi de beklenemez.
Fransa'da Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Anması Gerçekleştirildi!
Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. Yılında “Mutlaktır Ülkemizde Devrim, Bir İşaret Fişeğidir Kaypakkaya” şiarıyla gerçekleştirilen gece etkinliklerinin sonuncusu, Fransa’nın Metz şehrinde gerçekleştirildi. Yaklaşık 30 yıldır devrimci etkinliklerin nadiren yapıldığı bölgede, böylesi bir etkinliğin yapılıyor olması kitleler açısından oldukça önemliydi. 500’ün üzerinde kitlenin katıldığı etkinlik, saat 14’te, 13 Mayıs’ta gerçekleşen Soma maden işçileri katliamı için hazırlanan sinevizyon gösterimiyle başladı.
Volkan Yaraşır: İbrahim Kaypakkaya, ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu ve ihtilalin manifestosudur.
İbrahim Kaypakkaya’nın idelojik- teorik mimarisi tarihsel olarak; Anadolu ve Mezopotamya halklarının isyan ve komünalite geleneğine, yerel olarak; 1960 sonrası, Türkiye’deki zengin sınıf mücadelesine, Uluslararası boyutta; 1968 küresel isyan hareketine, kültür devrimine ve ulusal kurtuluş savaşlarına dayanmaktadır.
Devrimci hareket açısından 1970′lerin başı bir momentumu ifade eder. 1971 devrimcileri, uçurumun kenarında yürümenin cüret ve cesaretini simgeler. Aynı zamanda ’71 pratiği, sistem dışı ve açık bir devlet karşıtı olmanın pratiğidir.
Soma ölüm ocağı ; ՍՈՄԱ`Ն ՄԱՀՎԱՆ ՕՋԱԽ Է ,
Soma maden ocağı katliamı,Türkiye'nin aynı zamanada dünyanın en büyük maden ocağı faciası olarak şimdiden tarihe geçti.Soma İşçi Katliamı olarak da anılacak,hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bu vahşet,işçi ölümlerinin en büyük olma özelliği ile de işçi sınıfı mücadele tarihinde yerini koruyacaktır.
TKP ML-TİKKO’dan açıklama
TKP ML –TİKKO, Şubat 2011’de kış üstlenme kamplarının çökmesi sonucu yaşamını yitiren 5 gerillanın naaşlarının Dersim’in Hozat ilçesi Pazar Köyü Kurudere Mezrasına bağlı Fıtılo bölgesinde defnedildiğini bildirdi.
TKP ML - TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı, 2011 yılında yaşamını yitiren 5 gerillaya ilişkin açıklamada bulundu.
Açıklamada, 2 Şubat 2011 tarihinde kış üstlenme kampının çökmesi sonucu yaşamını yitiren Sefagül Keskin, Nuşen Aslan,Gülizar Özkan, Fatma Acar ve Derya Aras adlı gerillaların naaşlarının Fıtılo Bölgesinde defnedildiği duyuruldu.
Basel ve Londra'da kitlesel ve çoşkulu Kaypakkaya anması!
Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 41. Yılında İsviçre’nin Basel şehrinde kitlesel ve çoşkulu bir geceyle anıldı.
„Mutlaktır Ülkemizde Devrim, Bir İşaret Fişegidir Kaypakkaya!“ sloğanıyla Avrupanın 5 ülkesinde organize edilen anma etkinliğinin biride, 18 Mayıs 2014 tarihinde 1000 yakın bir kitle ile İsviçre’de gerçekleştirildi.
Wupertal'da kitlesel Kaypakkaya anması
17 MAYIS 2014 TARİHİNDE ALMANYA’NIN WUPERTAL ŞEHRİNDE KİTLESEL BİR KATILIMLA GEÇEKLEŞTİRİLEN GECEDE KOMÜNİST ÖNDER İBRAHİM KAYPAKKAYA ANILDI.
Leyla Erbil:"Seni anlatabilmek seni"...
“Gerçek değer,gelmesi boşluk dolduran değil,gitmesi boşluk yaratandır.”[1]
“Yaralı doğar bütün insanlar, anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce...”
“Ben sadece sesli düşünüyorum, yani yazarak…”
“Ben yazarların neyi nasıl kotardıklarını çok düşünürüm, cümleyi neden kurduklarını, neye özendiklerini, neyi yinelediklerini ve ‘kendi’ kıldıklarını,” diyen O; ‘Tuhaf Bir Kadın’ın yazarıydı; 82 yaşında hayata veda etti.
Edebiyatın saygın yazarlarındandı; öncü romancılığıyla edebiyat dünyasını derinden etkileyen Leylâ Erbil’i 29 Temmuz 2013’de yitirdik.
Yazarlar da Dedikodu Yapar
Neyse falın çıksın halin.
Duymak istediklerinizi söyleyip alkış almasını da bilirdim.
Demek gelmeseler de sormasalar da bu şehirliler sizin şehirliler.
O köprünün altında çok sular aktı.
Ben anlatayım da siz dinleyin kitleselleşemediği halde kitleselleşme teorisiyle hareket eden şehirlilerin savruldukları halleri.
Kuş bakışı teori.
Her zaman uçan şehirli olmak isterdim.
Gökyüzünde uçmak.
Dünyanın geotliği nedeniyle yazarların bi türlü düz kağıda aktaramadığı köyleri, kasabaları, şehirleri, ülkeleri... görmek isterdim.
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı
Elimize e-mail yoluyla ulaşan imzalı açıklamaya göre;
TİKKO gerillaları 14 Mart tarihinde Dersim-Çemişgezek İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne roketatarlı saldırı düzenlenmiştir. Haber değeri taşıdığı için paylaştığımız açıklamada “Gerilla güçlerimiz tarafından düzenlenen bu saldırı, Gezi ile başlayan isyan sırasında başından vurularak hastaneye kaldırılan ve dokuz ay boyunca yoğun bakımda kaldıktan sonra 11 Mart tarihinde ölümsüzleşen Berkin Elvan'ın katledilmesine misilleme olarak gerçekleştirilmiştir” deniliyor.