“En Önde” Durmak, “En Önde” Savaşmak (Dengê Azadî )
Lozan’daki tarihsel haksızlığın 100. yıldönümünde gerilla alanlarına yönelik işgal saldırıları sürüyor. Emperyalist devletlerle İttihatçı Kemalistler arasında imzalanan ve TC devletinin emperyalistlerce kabul edilmesinin resmileştiği tarih olarak 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’nın üzerinden yüz yıl geçti.
Lozan, TC devletinin uluslararası alanda siyasi ve hukuki temelde resmiyete dökülmesini sağlamıştı. Nitekim, Kemalistlerin emperyalizm ile işbirliğinin karşılıklı taviz ve teminatlar eşliğinde bir anlaşmayla sonuçlanmasını sağladı. Emperyalistler, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonucunda oluşan tabloya son şeklini Lozan’da gerçekleştirdikleri konferansla vermiş oldular. Ortadoğu coğrafyasını, emperyalizme bağımlı ulus devletler ve ilhak edilerek parçalanmış ulusların karmaşıklığı içinde şekillendirdiler.
İttihat Terakki’nin sermayenin Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırmasına yönelik özellikle Ermeni, Rum, Süryani milliyetlerine yönelik gerçekleştirmiş olduğu soykırım, katliam, tehcir, yağma edilen mallar, mülkler gibi onlarca insanlık ve hukuk dışı uygulamalar Lozan’la birlikte yok sayıldı, üzeri örtüldü ve bu uygulamaları yapanlar imzalanan Anlaşma aracılığıyla uluslararası çıkarlar pazarında aklandı.
Lozan görüşmeleri sürerken, Kemalistlerin bu aklanma ve kabul edilmelerinin karşılığında elbette emperyalistlere bir güven vermeleri gerekiyordu. İşte bu anlamıyla, İzmir İktisat Kongresi hem toplanma zamanlaması hem de gerek bileşeniyle gerekse de aldığı kararlarla dikkat çekicidir. Emperyalistlerle birçok konuda pazarlıkların yürütüldüğü bir dönemde güven verici kararların alınması önemliydi. Bu kongrede, emperyalist-kapitalist sisteme iki önemli mesaj verildi. Birincisi, izlenecek iktisadi politikaların emperyalist-kapitalist sistemin içinde olacağı, ikincisi de Kemalistlerin, Sovyetler’e sırtını kesin olarak çevirmesiydi.
Kemalistlerin Lozan’ı bir “zafer” edasıyla karşılamaları boşuna değildir. Çünkü Lozan, devletleşen Kemalist ideolojinin o döneme kadar yaptıklarının aklanması ve sonrasında yapacaklarına meşruluk ve resmiyet kazandırmasının önünü açtı.
Komünist önder Kaypakkaya’nın “Milli Mesele” makalesinde geçen Lozan Antlaşması’yla Kürtlerin uğradığı tarihsel haksızlığını gözler önüne serdiği bölümlere göz atacak olursak: “Lozan Antlaşması, Kürtleri çeşitli devletler arasında parçaladı. Emperyalistler ve yeni Türk hükümeti, Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkını çiğneyerek, Kürt milletinin kendi eğilimini ve isteğini hiçe sayarak, sınırları pazarlıkla tesbit ettiler.
Böylece Kürdistan bölgesi İran, Irak ve Türkiye arasında bölündü.”
…
“İnönü’nün Lozan’da Kürtlerin de temsilcisi olduğunu iddia etmesi de, Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkına açıkça bir saldırıdır. Kürt milletinin kaderini dışarıdan tayin etme alçaklığıdır. Kürt milletinin oturduğu bölgeyi Türkiye sınırlarına yani Türk burjuvazisinin ve toprak ağalarının hakimiyet alanına, emperyalistlerle pazarlık yaparak dahil etme kurnazlığıdır! Ve Türk milliyetçiliğinin en azgın bir biçimde tezahür etmesidir.”
…
“Lozan’da Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı alçakça çiğnendi. Kemalistlerle emperyalistler, Kürt ulusunun kendi istek ve eğilimini hiçe sayarak, pazarlıkla, Kürdistan bölgesini çeşitli devletler arasında böldüler.”
Kaypakkaya’ya göre Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkı olmasına rağmen, bu hak Lozan’la çiğnenmiştir. İşte Kaypakkaya, bu anlamıyla Lozan Antlaşması’nı “tarihsel haksızlık” olarak tanımlamaktadır.
Medya Savunma Alanları’na yeni işgal saldırıları
Kürt ulusunun uğradığı bu tarihsel haksızlığın, faşist TC devletinin kuruluşundan bugüne kadar hız kesmeden sürdüğü bir gerçek. Dönem dönem TC yöneticilerinin Lozan’ı yetersiz gördüklerini ifade eden açıklamaları oldu. Bugün Irak Kürdistanı’nda ve Rojava’da askeri, siyasi ve ekonomik açıdan, işgal saldırılarını sürdürdüğü ve işgal ettiği alanları kendi sınırlarına dahil etme hedefiyle hareket ettiğini söylemek gerekir.
Keza Lozan’nın 100. yıldönümü vesilesiyle R.T.Erdoğan’ın yayımladığı mesajda “Lozan Antlaşması’yla elde ettiğimiz hakları kararlılıkla savunurken, yeni hamlelerle ülkemizin kazanımlarını tahkim edeceğiz” söylemleri de buna işaret etmektedir. Elbette bu mesajla, halihazırda Rojava ve Medya Savunma Alanları’na yönelik devam eden işgal ve ilhak saldırılarının yoğunlaşması, derinleştirilmesi ve yeni askeri operasyonlara kapı araladığını söylemek gerekir. Halihazırda Medya Savunma Alanları’na yönelik yıllardır yürüttüğü savaş, HPG Basın İrtibat Merkezi’nin 21 Temmuz’da faşist TC ordusunun Medya Savunma Alanları’na dönük yeni bir işgal operasyonu başlattığını duyurmasıyla yeni bir boyut kazandı.
HPG BİM açıklamasında, “İşgalci Türk ordusunun kış sürecinde gerilladan aldığı ağır darbelerden dolayı geri çekilmek zorunda kaldığı alanlar, bu yeni saldırının hedefi oldu. 14 Temmuz’da Zap’ın Kurojahro Direniş Alanı, 19 Temmuz’da ise KDP’nin aleni destek ve iş birliği ile Metîna’nın Girê Ortê Direniş Alanı’nda işgal saldırıları başladı.
20 Temmuz gecesi ise yoğun hava bombardımanlarından sonra 21 Temmuz sabahında Şehîd Delîl Batı Zap bölgesinin Girê Cûdî Direniş Alanı’na işgal saldırısı başladı. İşgalci TC ordusunun taktik nükleer bombalarla gerçekleştirdiği saldırılar; 11 ve 12 Temmuz’da Zap’ın Kokerê Direniş Alanı’ndaki mevzilerimiz 4 kez taktik nükleer bomba ile bombalandı.
20 Temmuz’da Zap’ın Sîda Direniş Alanı’ndaki mevzilerimiz 1 kez taktik nükleer bomba bombalandı” şeklinde verdiği bilançoda saldırıların özellikle Zap bölgesinin Girê Cûdî alanında yoğunlaştığı belirtiliyor. Bu alan daha önce basına yansıdığı gibi TC ordusunun kendi asker cenazelerini yaktığı alan olarak da TC açısından önemli bir yerdir.
KDP, işbirlikçi pozisyonunu güçlendiriyor!
Faşist TC devleti, Medya Savunma Alanları’na yönelik saldırılarında KDP’yi kullanmaktadır. Son olarak Mesrur Barzani’nin Türkiye ziyaretinden sonra Savunma Bakanı Yaşar Güler görüşmenin çok verimli geçtiğini ve bunun olumlu sonuçlarının önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını dile getirmişti. Bu görüşmeyle TC’nin Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’ne ve gerillalara yönelik savaş konsepti içerisinde KDP’ye yeni misyonlar biçtiği ortaya çıkmıştır. KDP’nin hedeflerinin başında hem geçtiğimiz aylarda kaybettiği petrol üzerindeki denetimi tekrar ele almak hem de YNK’nin etki alanını daraltmak ve PKK’yi Medya Savunma Alanları’ndan çıkarmak vardır, bu minvalde faşist TC devletiyle işbirliğini derinleştirme ve gerillaya yönelik saldırılarda daha fazla uşak rolü üstlenmektedir.
KDP, Süleymaniye’de MİT’e yardım ederek Kürt yurtseverleri ve kadrolarına suikast düzenleyerek katledilmelerine ortak olurken, diğer taraftan kendi işlediği suçları da PKK’nin üzerinde atmaktadır. Geçtiğimiz günlerden Zaxo’da KDP’nin istihbarat örgütlenmesi olan Parastın’ın eski sorumlusu Mihemed Mirza Sindi’ye düzenlenen ve bir iç hesaplaşma olarak değerlendirilecek suikastın hemen ardından Barzani medyası, PKK’nin üzerine yıkmıştır.
Faşist TC ordusu, KDP ile Xakurke’de ortak operasyon düzenlemiş, yine Metîna ve Girê Ortê alanlarına saldırılarında peşmerge üslerinden hareket etmişlerdir. KDP, MİT’e istihbarat sağlamaktan tutalım, TC askerlerinin sevkiyatından lojistik sağlamaya kadar, her alanda TC’ye “hizmet” etmeyi sürdürüyor. NATO’nun kendi envanterinden TC’ye temin ettiği kimyasal ve taktik nükleer silahların gerillaya yönelik kullanıldığının ispat edilmiş olmasına rağmen PKK, çeşitli uluslararası kurumlara çağrı yapmıştı. Ancak faşist TC ordusunun işlediği savaş suçlarını örtme görevini üstlenen KDP’nin bölgede araştırma yapmak için gelmek isteyen bazı uzman heyetlerinin geçişini engelleyerek işbirlikçiliğini güçlendirdi.
Gerilla tarihsel haksızlığa karşı direnişte!
TC devleti, 2015’te Kürt hareketine yönelik yürüttüğü haksız savaşın boyutlarını en yükseğe çıkarmıştı. O zamandan bu yana özellikle Türkiye, Irak ve Suriye Kürdistanı bölgelerinde hem halka hem de gerillaya yönelik her türlü siyasi, askeri ve ekonomik saldırganlığını katmerleştirerek sürdürmektedir. Bu tasfiye saldırılarının en önemli parçasını ise Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirdiği ağır tecrit koşulları oluşturmaktadır. Faşist TC devletinin, A.Öcalan üzerinde uyguladığı ağır tecrit siyaseti, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesine yönelik ciddi bir saldırıdır. Bu saldırının diğer ayağını ise Kürt halkının Rojava ve I.Kürdistanı’nda elde ettiği kazanımları tasfiye etmek, Rojava topraklarında işgal ettiği alanları çoğaltarak hem Türkiye hem de Irak Kürdistanı’nda Medya Savunma Alanları üzerinde gerillayı askeri operasyonlarla bitirme hesabını yapmaktadır. Fakat gerillanın geliştirmiş olduğu savaş tünelleri, araziyi etkin kullanması ve etkin vur-kaç taktiği ile Türk ordusu bir bütün istediğini elde etmede zorlanmaktadır. Zaten halihazırda Maraş merkezli depremden sonra eylemsizlik kararı açıklayan gerillanın bu süreci hazırlıklı geçirdiği, özellikle seçimlerden sonra bu tarz işgal saldırılarının gelişeceğine dair öngörülerle bölgede ciddi hazırlıklarının olduğunu, indirme yapan TC askerlerine ilk elden verdikleri cevaptan anlıyoruz. Yine Bitlis Xizan’da faşist TC’nin başlatmış olduğu askeri operasyonlarda, “Teslim ol” çağrılarına direnişle cevap vererek ölümsüzleşen o kahraman gerilladan bu saldırılara karşı gösterilecek en devrimci tavrın ne olduğunu anlıyoruz.
Bu saldırılar karşısında devrimcilerin ve komünistlerin görevi, Lozan Antlaşmasıyla çiğnenen Kürt ulusunun Özgürce Ayrılma Hakkını savunarak, Kürt halkının kazanımlarına yönelik gelişen her saldırının karşısında “en önde” durmak, savaşmaktır.
Son Haberler
Sayfalar
Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )
Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.
Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!
"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.
Halil Gündoğan
İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.
Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]
Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,
Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )
Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.
Stefan Engel ile Röportaj
İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!
REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj
Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?
Yazma, Kafa Yorma…
Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.
Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.
Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.
Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )
Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.
CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3
Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”
Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak, bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.
TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!
“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”
Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.
Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin
6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.
BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE
1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu küçük bir grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.