Cumartesi Ekim 10, 2026

Emperyalizm tartışmaları üzerine / Mehmet Emin Gündoğdu

Ekonomisi çıkmaza giren Türk devleti, yetiştirdiği çetelerini ve paralı askerlerini başta Amerika ve İsrail olmak üzere çeşitli emperyalist devletlerin hizmetine vererek bölgede saldırgan bir tutuma girdi. Kimileri bu saldırganlığı, gelişen ekonomiye pazar arama olarak değerlendiriyor, kimileride benim gibi, emperyalist devletlerin paralı askeri olarak değerlendiriyor.

    Bir kaç senedir ‘‘Türkiye emperyalistir‘‘  söylemleri dolaşmaya başladı. Buna  cevap vermek ve bir tartışma ortamı yaratmak gerekiyor. Çünkü emperyalizmin boyunduruğu altında inleyen bir ülkeye emperyalist demek, yada alt-emperyalist tanımlamaları  yapmak bir şeylerin yanlış yapıldığını gösteriyor.Peki yanlış nerede yapılıyor? Bence yanlışlık  yöntemde yapılıyor. İzlenen yöntem yanlış olunca sonuçda kaçınılmaz olarak yanlış oluyor. Yönteme ilişkin bir alıntı yaparak devam edelim.

   '' Karl Marks için metanın kendi iç çelişkileri, nasıl ki tüm kapitalist sistemi ve onun çelişkilerini tahlil etmede bir başlangıç noktası olmuşsa, lenin içinde tekel, emperyalizmin tahlilinde başlangıç noktasını oluşturmuştur. (...) Tekeli incelemekle işe başlayan Lenin, bundan sonra emperyalizmin somut görüngüle- rini tahlil etmiştir. Mali-sermayenin içeriğini ve ortaya çıkış tarihini kanıtlarıyla dile getirmiş, emperyalizmi, kapitalizmin egemenliği olarak değil, mali-sermaye- nin egemenliği olarak nitelemiştir. Emperyalizmin daha geniş kapsamlı bir tanımında, Lenin, şu ana noktalara dikkat çekmiştir: Emperyalizm, tekellerin ve mali-sermayenin egemenliğinin kurulduğu; sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı; dünyanın Uluslararası tröstler arasında paylaşılmasının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en büyük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir. Emperyalizmin özünden hareket eden Lenin, böylece en önemli belirtileri saptamıştır.

   Lenin, emperyalizmi irdelerken, emperyalizmin gelişmesini, yanlış olarak, sermayenin dolaşım alanından yola çıkıp açıklamaya kalkanlardan, örneğin Hilferding ve Rosa Luxemburg'tan farklı olarak, üretim alanından yola çıkmış ve emperyalist ekonomi ile politika arasındaki birliği tanıtlamıştır.''  (E.Lewerenz/ Komünist Enternasyonalde Faşizmin Tahlili. Sol yayınları. 2. baskı. Sayfa 23-24)

   Özellikle MLPD'li arkadaşlarımızın Türkiye ve daha bir çok ülkeye Emperyalist tespiti yapmalarını yanlış buluyorum. Bu ülkelerin başka ülkelere yaptıkları bir takım yatırımlardan yani sermayenin dolaşım alanından yola çıkarak emperyalizm tespitinde bulunmaları  bir hatadır. Günümüz koşullarında, bir çok ülkeden bir çok burjuva, başka bir ülkeye yatırım yapıyor. Her yatırım yapan ülkeye emperyalist denemez. Yatırım yapan ülkelerin sermaye ihracı birinci planda mı değilmi ona bakılır. Yatırım yapan ülkelerin iktisadi yapısını irdelerken sermayenin sadece dolaşımına değil,  üretim alanına ve tekelleşme yapısına da bakmak gerekir.

   Burada Lenin'den bir alıntı yapacam.

   ''Son üç yüzyıl içinde Rus devlet düzeninin gelişimi bize,onun sınıf karekterinin sürekli olarak gayet belirgin bir yönde değiştiğini gösteriyor. 17. yüzyılın  Boyar Dumalı monarşisi, 18. yüzyılın memur ve aristokrat monarşisine benzemez. 19. yüzyılın ilk yarısının monarşisi, 1861-1904 yıllarının monarşisinden farklıdır. 1908-1910 yıllarında, burjuva monarşisine doğru bir yönelim olarak tanımlanabilecek yönde yeni bir adım anlamına gelen yeni bir aşamanın dış hatları açıkça gün yüzüne çıktı. Üçüncü Duma ve mevcut tarım politikamız bu adımla sıkı bir bağ içindedir. Bundan dolayı yeni aşama bir tesadüf değil, aksine ülkenin kapitalist evriminin özgül bir basamağıdır. Bu yeni aşama eski sorunları çözmez, onları çözebilecek durumda değildir ve onları ortadan kaldırmadığı için, eski sorunların eski çözümüne hazırlık için yeni yöntemlerin kullanılmasını gerektirir'' (Lenin Seçme Eserler, cilt 4, sayfa 80- inter yayınları, 1. basım)

   Türk Devletini'de belli aşamalara ayırıp kapitalist evrimleşmeye göz atabiliriz. Ayrıntılı bir sosyo-ekonomik yapı değerlendirmesinde bulunmayacağım için Cumhuriyet sonrası dönemi bölümlere ayırıp devam edecem. 1923'den 1950'ye kadarki tek parti iktidarı; 1950-1960 arası dönem; 1960-1980 arası ve 24 Ocak 1980 Ekonomik kararları sonrasından  günümüze kadarki dönem.

   1980 sonrası yaşanan ekonomik sürece ilişkin, kimi politik çevreler yarı-feodal üretim  ilişkilerinin yerini kapitalist üretim ilişkileri almıştır tespitinde bulunuyor, kimi politik çevrelerde zaten belirleyici durumda olan kapitalist üretim emperyalist aşamaya evrilmiştir tespiti yapıyor. Bundan dolayı sadece 24 Ocak Ekonomik Kararları sonrasını kısaca incelemeye çalışacam.

   12 Eylül Askeri Faşist Cuntası, 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları’nı hayata geçirmek için yapıldı. Türk burjuvazisi, o güne kadar uyguladığı dışa kapalı devletçi politikalardan vazgeçti.Yabancı sermayeye,borçlanmaya ve ihracata bağımlı bir ekonomik tarz oluşturmaya başladı. IMF ve Dünya bankasının desteğiyle, askeri cuntanın,devrimci-demokrat muhalefet üzerindeki faşist uygulamalarıyla 24 Ocak kararları hayata geçirildi. Bu kararların başında, Dünya Bankasında‘da görev yapmış, 1965 yılından beri Türkiye ekonomisine yön verenlerden biri olan Turgut Özal bulunmaktadır.

   İzlenen serbest pazar ekonomisi ve liberal ekonomik paketler uluslararası tekelci sermayenin ülkeye girişini hızlandırdı.İşçi ve emekçilerden toplanan vergilerle kurulan,Kamu İktisadi Teşebbüsleri  (KİT), özelleştirme adı altında yabancı tekellere bir bir satılmaya başlandı. Milyonlarca işçi işsiz kaldı. İşgücü ucuzladı. Tarım sektöründeki üretimi bitirme politikaları sonucunda Anadolu Köylerinden milyonlarca genç şehirlere akın etti. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı verilen özel savaş sonucunda  binlerce köy yakılıp yıkıldı. Şehirlerde nüfus patlaması oldu. Kırlardan gelen göç Serbest Pazar ve Organize Sanayi Bölgelerinde hiçbir sosyal güvencesi olmadan  çalışmaya başladı. Bazı ekonomistlerin açıklamalarına göre kayıtlı ekonomi kadar kayıt dışı ekonomi oluştu.Çalışan nüfus büyüdü fakat sendikalı işçi gitgide azaldı.İktidara gelen hükümetler istihdamdan çok, askeri harcamalara ve yabancı sermayenin çıkarlarına uygun yatırım yaptılar. Yabancı sermayenin çıkarları doğrultusunda, Türkiye'nin bir çok il ve ilçesinde organize sanayi bölgeleri kurulmaya başlandı. Ağırlıklı olarak ABD ve İsrail yanlısı bir politika izleyen bu hükümetler IMF ve Dünya Bankasının istekleri doğrultusunda  hareket ettiler.

   IMF ve Dünya Bankasının istediği yasalar bir bir mecliste onaylanıyordu. Sosyal Güvenlik Yasası meclisde görüşülmeye başlandı. Yüzbinlerce işçi ve emekçi Kızılay meydanında bu yasaya karşı kolluk güçleriyle çatıştı. Hapishanelerde binlerce  devrimci tutsak Sosyal Güvenlik  Yasasına karşı açlık grevine başladı. Bir hafta sonra 17 Ağustos Gölcük depremi oldu. Gündem değişti. Devrimci-demokrat birey ve kurumlar depremde zarar  görenlerle dayanışma içerisine girdi. Halk deprem acısıyla uğraşırken 24 Ağustos akşamı Sosyal Güvenlik Yasası meclisde kabul edildi.

   Gelişen devrimci-demokrat muhalefeti sindirmek için Fransa ve Almanya’nın finanse ettiği F Tipi Hapishaneler yapıldı.Büyük operasyon öncesi provalara başladılar. Amed,Ulucanlar ve Burdur saldırılarıyla onlarca devrimciyi katlettiler. 19 Aralık Hayatları Söndürme operasyonu ile 29 devrimciyi öldürüp yüzlercesini yaraladılar.Hapishanelerdeki tüm devrimciler ölüm orucu ve açlık grevine başladı. Yıllarca devam eden direnişler sonucunda 122 devrimci daha hayatını kaybetti, yüzlerce devrimci sakat kaldı. Toplumsal muhalefet sindirildi. Ama Faşist devlet krizlerinden yine kurtulamadı.

   Ekonomik anlamda dibe vuran Türk Devleti, çareyi, yine bir Dünya Bankası Yöneticisi olan Kemal Derviş’de buldu. Kemal Derviş 22 yıldır Dünya Bankasında çalışıyor ve oldukça önemli görevleri vardı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan sorumlu başkan yardımcısıydı. 57.Hükümet (Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oluşturduğu koalisyon) ekonomik olarak çaresizdi bir an önce gelmesini istiyorlardı. Kemal Derviş hemen bunlara ekonomik reçeteyi gönderdi. Milletvekili olmayan Derviş Ekonomi Bakanı oldu. Derviş Kanunları olarak da bilinen 15 kanun neydi, nelere mal oldu?

   Uluslararası Tahkim Yasası: ‘‘ Yabancılık unsurunun bulunduğu kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartları ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların‘‘ ulusal mahkemeler yerine ‘hakemler‘ yoluyla çözülmesi. Yargı yetkisinin kısıtlanması, hatta bazı durumlarda ortadan kaldırılması.

  • Merkez Bankası Yasası: Merkez Bankası,hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarına avans veremeyecek ve kredi açamayacak.Merkez Bankası‘nı hükümet denetiminden çıkartan yasa, uluslararası finans kurumlarını, devletin para politikalarında tek söz sahibi haline getirmeye hizmet ediyor.
  • Bankacılık Yasası:Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankaların alacakları hakkında, Amme Alacaklarının Tahsiline ilişkin kanun hükümleri uygulanacak. Fona devredilen bankalarla ilgili alacak-verecek için mahkemeye gidilmeyecek. Bu konudaki karar ‘‘ Takdir Komisyonu tarafından  verilecek.

Telekom Yasası: Yasa Türk Telekom‘un özelleştirilmesine olanak sağlıyor. Ayrıca Türk Telekom’un IMF’nin belirleyeceği profesyonel bir ekip tarafından yönetilmesi ilkesi de benimseniyor.

  • Kamulaştırma Yasası: Yasa ile kamulaştırma işleminin yeni esaslara bağlanması ve ödeneksiz kamulaştırma yapılamayacağı hükmü getirildi.

Şeker Yasası: Şeker pancarında taban fiyatı kaldırılırken, fiyatın fabrikalar tarafından serbestçe belirlenmesi hükmü getirildi. Şeker piyasasını düzenlemek ve denetlemek üzere ‘‘Şeker Kurumu‘‘ ve bu kurumun yönetim organı olarak ‘‘Şeker Kurulu‘‘ oluşturulacak.

  • Tütün Yasası: Yasa ile TEKEL’in ‘‘ yeniden yapılandırma‘‘ adı altında parçalanarak tasfiye edilmesi ve özelleştirilmesi hedefleniyor.Philip Morris, West,R.J Reynolds gibi tütün tekellerinin  tütünde tek söz sahibi olması için çıkartılan yasa, onbinlerce tütün üreticisininde perişan olmasını sağlıyor. Yasa ,tütün ve alkollü içkiler piyasasına yabancı tekeller lehine yeni düzenlemeler getiriyor.
  • Doğalgaz Piyasası Yasası: Doğalgaz piyasasında devlet tekelinin kaldırılmasını öngören yasa ile bu alanın da tekellerin kar alanı haline getirilmesi amaçlanıyor.“Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu“nun oluşturulması,doğalgaz piyasasında temin, iletim ve dağıtım faaliyetlerinin düzenlenmesi.
  • Elektrik Piyasası Yasası:Elektrik  Piyasası Düzenleme Kurulu’nun oluşturulmasını öngören yasa, elektrik üretim ve dağıtımının özelleştirilmesi için altyapı işlevi  görüyor.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası: Hükümetin emekçi kesimler aleyhine uygulamalarına sendikaların onay vermesi amaçlanıyor. Konsey aracılığıyla, uzlaşma ve işbirliği söylemi eşliğinde emekçilerin yedeklenmesi amaçlanıyor.
  • Görev Zararları ve bazı fonların tasfiyesi yasası: 15 bütçe ve 2 bütçe dışı fonun kapatılmasıyla ilgili yasa, Görev  Zararlarını Kaldıran Kararname ile Banka birleşmelerine getirilen vergi kolaylığı yasaları birleştirildi. Yasa ile sosyal açıdan desteklenmesi gereken kesimler desteksiz bırakılırken, ülke için stratejik öneme sahip, tarım gibi sektörler çökertilmekle yüz yüze bırakıldı. Yasa banka birleşmelerine vergi kolaylığı getirirken, üreticilerin ve esnafın kredilerinin kesilmesini sağladı.
  • Kamu İhale Yasası: Yasaya göre, kamu ihalelerine ilişkin yeni düzenlemeler  1 Ocak 2003 tarihinden itibaren uygulanacak. Tasarı, ‘’Kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan bütün kurum ve kuruluşların yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri’’ düzenliyor. Bu alanda da yabancı tekellerin kamu ihalelerine gitmesi kolaylaştırıldı ve milyarlarca dolarlık pazar  yabancı tekellere verildi.
  • Tuz Yasası:Tuz işletmelerinde devlet tekeli kaldırıldı. İşletmelerin tamamı satıldı.
  • Sivil Havacılık Yasası: Havayollarının yer hizmetleri olan HAVAŞ ve USAŞ’ın satılmasından sonra THY’nın hisseleri satılmaya, özel havayolu kamunun aleyhine teşvik edilmeye başlandı.

15.Bütçe Yasası: Batırılan ve içi boşaltılan bankaların sorumlulukları üstlenildi.   Ek  bütçe yasalarıyla otoyol yapımına harcama getirildi. Yabancı   sermayenin  istek ve ihtiyaçlarına göre bütçe planlanması dönemine  geçildi.

Artık yabancı sermaye ülke topraklarına girdiğinde yerli bir şirketle ortak iş yapmak zorunda değildi ve danıştayın izni gerekmiyordu.Tamamıyla kendi sermayesiyle istediği yerde yatırımını yapacaktı.

   İşte meşhur Kemal Derviş yasaları. IMF, borç para vermek için sömürge yasaları dayatıyor. Dünya Bankası, kredi şartını IMF’nin isteklerinin uygulanması şartına bağlıyor. Avrupa Birliği, ‘‘sizi içimize almak için bunları yapmanız lazım‘‘ diyor, IMF ve Dünya Bankasının isteklerine benzer isteklerde bulunuyor. Derviş ise, bu merkezlerin tahsildarlığını yapıyor.

   Bu sömürge yasasına imza atan hükümet liderleri şunlardı: ‘‘ulusalcı Ecevit‘‘,‘‘milliyetçi Bahçeli‘‘,‘‘demokrat Mesut Yılmaz.‘‘

   Uluslararası tekelci sermayenin, egemen güçlerin kendi aralarındaki ihale çatışmalarını azaltacak, yoksullaşan halkın sokaklara dökülen tepkileriniminimalize edecek, merkez sağ partileri, muhazafakarları,liberalleri, islami çevreleri bir araya getirecek, devleti yeni yasalarla idame edecek bir proje partisine ve parti liderine, kısacası Dünya Bankasında olmayan millibir tahsildara ihtiyacı vardı. Buldular: Recep Tayyip Erdoğan. Partide hazır: Adalet ve Kalkınma Partisi.

   57. Hükümeti erken seçime zorlayıp seçime gittiler. Hükümet ortakları ağır bir yenilgi aldı. Hiçbiri % 10 luk seçim barajını geçemedi. Sadece CHP kılpayı barajı geçti. AKP tek başına hükümeti kurdu ve zamanla iktidarı eline geçirdi.      Sonra tek adam ve tek parti dikdatörlüğünü ilan etti. Emperyalistler ve komprador burjuvalar bundan çok memnun tabiki. Memnun olmayan muhalefet ya yurt dışına sürüldüyada hapishaneye atıldı. Özellikle Halkların Demokratik Partisine karşı çok baskı yapıldı hala da yapılıyor. Eşbaşkanların-dan,  milletvekillerinden, belediye başkanlarından,taraftarlarına kadar binlerce partili tutuklandı. Hukuksuz bir şekilde belediye başkanları görevlerinden alındı- alınıyor yerlerine kayyum atanıyor.

   AKP hükümeti içinde bulunduğu tıkanıklığı aşmak için binlerce yasa ve kararname çıkardı. Dışa bağımlı ve borçlanmaya dayalı büyüme bir noktaya geldiğinde patlayacaktı.. 2006 yılında Yeni Türk Lirasına geçip ekonomide uçuşa geçtiğini söyleyen egemenler 12 yılda (2018 verilerine göre)  liranın % 300 lere varan değer kaybını önleyemediler. Her sene verilen milyarlarca bütçe açığı, her sene fazla ithalat ve az ihracatdan kaynaklı 40-50 milyar dolarlık açık, yabancı ve yerli şirketlere yaptırılan yollar,köprüler, HES’ler,barajlar,camiler,saraylar, sürekli alınan silahlar vs. yüz milyarlarca dolar iç ve dış borç birikmesine neden oldu.

   Corona-19 virüsünden kaynaklı ilan edilen pandemi günlerinde, dünyanın bir çok devleti halkına yardım paketleri sunarken, TC Başkanı IBAN numarası verip halktan para toplacak kadar acizleşti.

    Son 15 senede parası, dünyanın en fazla değer kaybeden paralarından  biri haline gelmiş. 2018 yılında yapılan istatistiklere göre 142 ülke içerisinde sadece 17 ülkenin parası karşısında değer kazanmış. Bugünlerde ise, euro ve dolar karşısında tarihi rekorlarla değer kaybediyor.

   Bankalarının ortalama % 50’si uluslararası bankaların şubesi olmuş. Banka sermayesine ve sanayi sermayesine yabancı tekeller ortak durumda. En çok örneği verilen Doğuş Holding’in Garanti Bankasına, İspanyanın Atletico Bilbao’daki BBVA (Banco Bilbao Vizcaya Argentaria) Bankası % 49.85 payla ortak. En çok örneği verilen KOÇ Grubunun Yapı Kredi Bankasına İtalyanın Uni Credit bankası ortak. Oyak Holding, Türk Boston Bank’ın hisselerini alarak 1996 yılında Oyak Bankı kurdu. Oyak Bank 2001’de Sümerbank’ı satın alarak hacmini büyütdü.Hatırlarsanız Sümer Bank; Ege Bankı,Yaşar Bankı,Yurt Bankı, Bank Kapitalı ve Ulusal Bankı bünyesine katmıştı.Oyak Bank, Türkiye çapında 359 şubeye ulaştı. 20 Mayıs 2008’de Hollanda’nın ING Bankası tarafından 2 milyar 600 bin dolara satın alındı. Oyak bank ING Bank olarak devam ediyor.

   Denizbank, 684 şubesi ve 12.529 çalışanı olan büyük bir bankaydı.Rusyanın en büyük bankası olan Sberbank, Denizbankı 2012 yılında satın alıp 2018 yılında  3.2 milyar dolara Emirates NBD Bankasına sattı.

Katar, Sudi Arabistan, Kuveyt, Yunanistan ve Batılı bir çok emperyalist devlet banka satın alarak yada kendi şubelerini kurarak para kazanıyor, kendi ülkeleri- ne aktarıyor.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim.Sadece sermayenin dolaşımından yola çıkarak ekonomik ve politik bir tespit yapmaya çalışırsanız yanlış yapmaktan kurtulamassınız. Metanın üretiminden, dolaşımına ve  tüketimine

kadar ekonomiyi politikasıyla birlikte bir bütün olarak ele aldığımızda ancak doğru tespitlere ulaşabiliriz. Emperyalizmin hakim olması sermaye dolaşımıyla değil, sermaye ithalatıyla  değil, sermaye ihracının birinci derecede hakim olmasıyla, üretimin tekelleşmesiyle, mali sermayenin hakimiyetiyle olacak bir durumdur.

   Kaldı ki  MLPD'li arkadaşlarımız 2001 yılında Türkiye için bağımlı kapitalist yeni-sömürge bir ülke tespiti yapıyorlar (Stefan Engel- ''Küreselleşme'' Tanrıların Günbatımı- sayfa 182). Emperyalizm, kapitalizmin niteliksel aşaması olduğuna göre, AKP hükümeti döneminde Türkiye ekonomisinin niteliksel bir sıçrama yaparak emperyalist aşamaya ulaştığını söylüyorlar dolayısıyla. Bu tamamen yüzeysel bir yaklaşım ve Türkiye'nin toplumsal maddi gerçekliğiyle alakası yoktur.  24 Ocak ekonomik kararlarından  sonraki süreçde kapitalist üretim ilişkileri yaygınlık kazanarak belirleyici bir duruma gelmiştir.  Olan budur.

 Mehmet Emin Gündoğdu

 
9270

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

„Dersim katliamının gerçek sorumlusu„ sorunu üzerine

Taner Akçam, „Dersim ve Tarihle Yüzleşmek“ başlığı taşıyan sunumunda ; „Dersim idamlarından hareketle, Türkiye‘de tarihle yüzleşme sorunları üzerine yedi tez ileri sürmek istedim.“ der, ve bu tezlerin birinde de şunları ileri sürer:

„Tez dört: Dersim katliamını Cumhuriyet Halk Partisi örgütlemiş ve hayata geçirmiştir; bu cümle bu açıklıkta söylenmedikçe bu ülkeye demokrasi ve barış gelmez.Cumhuriyet Halk Partisi‘nin Dersim insanına özür borcu vardır.(...)“ (Özgür Gelecek .16.11.2020).

Irkçılık/ Faşizm Suçu[*]

 

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine!”[1]

 

Irkçılık, faşizm tartışmaya açık değildir; kapitalizmden mülhem, insan(lık)a karşı işlenmiş ve hâlâ işlenmekte olan bir suçtur. Dört yanımız ırkçılık, faşizm suçuyla kuşatılmışken; eski Zimbabwe Başkanı Robert Mugabe’nin şu uyarıları “es” geçilmemeli:

“Beyaz arabalar hâlâ siyah lastikler kullandıkları sürece ırkçılık asla bitmeyecektir.

Yoksulların Başkaldırısı ve Kadınlar (Tarihsel Bir Bakış)[*]

 “Bilginin elde edilmesi,

bizi iyiye ulaştıracaktır.”[1]

 

“Yeni sol” söylemler, postmodern tahlillerin ışığında, genellikle ezilenlerin durumlarının parçalılığı üzerinde durur ve bunun sonucu, parçalı mücadele stratejilerini öngörür. Etnik unsurlar kimlikleri, kadınlar cinsiyet eşitliği, işçiler hakları, LGBTI bireyler tanınma… için mücadele etmelidirler; bu mücadeleler arasında zorunlu bir nedensellik ya da hiyerarşi yoktur; bunlar en iyi olasılıkla koordine edilebilir- geçici olarak…

Մենք կ՛հաղթենք! Biz Kazanacağız! (2) Türk Özel Savaş Medyasının Yalanları!

27 Eylül 2020 tarihinde TV’ler “muhabir” görünümündeki özel savaş elemanlarıyla Bakü’den naklen yayına başladılar. Bu özel savaş elemanları, “Ermeni saldırısının” duyurusunu yaparak savaşın başladığını ilan etti.

Türk medyasının bu kadar hızlı bir şekilde Bakü’ye giderek canlı yayına geçmesi, TC devletinin Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’a saldırısının önceden bildiği; daha doğru bir ifade ile bu saldırıyı başından itibaren kendisinin planladığı, Azerbaycan ordusunu harekete geçirdiği, fiili olarak yönettiği anlamına gelmektedir.

Adım Karabağ:Nubar OZANYAN

Binlerce yıldır yaşadığım bu toprakları ilim, bal ve gül diyarı yapmışım; kadınlar olmuş yaşamın ve mutluluğun isimleri. Müzik ve şarap, ekmek kadar kutsal olmuş soframızda. İnanana da inanmayana da açmışız kapımızı, ekmek ve şarabımızı bölüşmüşüz. Burada yaşamak mucizedir. Her ağaç Ermeni kokar. Her hercai menekşe, özgürlük solur. Medeniyetlerin beşiği topraklarımızda, kaç kavmin geçtiğini saymadan yaşamışız.

İttifaklar sorunu üzerine

Kısa bir süre önce, “Partizan ile Özgür Gelecek ayrılığının” merkezindeki konu olarak ‘ittifaklar sorunu’na dair başlıklı bir makale okudum.

Makale, “Partizanın Defteri”nde, fikret karavaz tarafından kaleme alınmış.

Yazarın kim olduğu hakkında herhangi bir bilgim yok. Ancak muhtemelen kaypakkaya geleneğinden bir arkadaştır.

Böyle olması durumunda da attığı başlığı bir yerlere oturtmak pek mümkün olamıyor: Çünkü bilebildiğim kadarıyla yakın dönemde “Partizan” ve ‘‘Özgür Gelecek” ismi altında bir ayrılık yaşanmadı.

Barbarlığın Son Halkası Ve Samuel Paty…

Dağlık Karabağ’da (Artsakh-Արցախ) yürütülen Onur Direnişi 35. gününde kuşatma, ağır savaş ihlalleri, yağma, talan ve işgal hareketleri ile devam ediyor.

Diğer tarafta Rojava’da aynı bela ile karşı karşıya kalmış ama direniş sayesinde bugün varlığını sürdüren Kürt Halkı’nın haklı gururunu yaşadığı ve dünya halklarına armağan edilen “Dünya Kobane Günü” 2 Kasım her tarafta sevgi gösterileri ile kutlandı.

Dünya Kobane Günü Kutlu olsun! (1ê Mijdarê Roja Kobanê ya Cîhanê pîroz be!)

Parçalı Önderlik

Parçalı iş yapma, parçalı devrimcilik, parçalı müdahale, parçalı planlama-düzenleme ve yöneticilik-önderlik yapmanın arkasında bilimsel temelde bütünlüklü olarak düşünememek vardır.

Her şeyin başlangıcı ve temeli olarak yanılgı ve katılığa düşmemek için gerçeğin bilgisine olabildiğince yakın olacak tarzda, onun bütün yanlarını, ara bağlantılarını inceleyecek şekilde düşünmek vardır.

Genç yürümek /Nubar Ozanyan

25 Ekim’de “Özgürlüğümüz İçin Faşizme Karşı Birlikte Yürüyoruz!” kampanyasının duyurusunu yapıp amaçlarını açıklamak isteyen gençlik örgütlerine polis saldırdı. Gençliğin dinamik ve militan sesini kesmek, birleşik mücadele fikrini boğmak için yapılan bu saldırıda, dikkat çeken bir nokta vardı. O da polisin İbrahim Kaypakkaya’nın posterini bahane edip eyleme saldırmasıdır. Polisin saldırısında, devrimci gençlik kararlı bir karşı koyuşla önderlerini sahiplendi. Yürüyüşlerinin zorluklarla dolu olduğunu daha işin başında gördüler.

Unutmamak, Devrimci Bir Eylemdir…[*]

“Daha güzel değil hiçbir şey

Birbirimize bir orman gibi bağlanmaktan.”[1]
 

Hâlâ Onlarlayız; Onlardanız[*]

“Hiçten hiçbir şey çıkmaz,

var olan
hiçbir şey yok edilemez.”[1]
 
“Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar...

Sayfalar