Çarşamba Kasım 4, 2026

Emperyalizm tartışmaları üzerine / Mehmet Emin Gündoğdu

Ekonomisi çıkmaza giren Türk devleti, yetiştirdiği çetelerini ve paralı askerlerini başta Amerika ve İsrail olmak üzere çeşitli emperyalist devletlerin hizmetine vererek bölgede saldırgan bir tutuma girdi. Kimileri bu saldırganlığı, gelişen ekonomiye pazar arama olarak değerlendiriyor, kimileride benim gibi, emperyalist devletlerin paralı askeri olarak değerlendiriyor.

    Bir kaç senedir ‘‘Türkiye emperyalistir‘‘  söylemleri dolaşmaya başladı. Buna  cevap vermek ve bir tartışma ortamı yaratmak gerekiyor. Çünkü emperyalizmin boyunduruğu altında inleyen bir ülkeye emperyalist demek, yada alt-emperyalist tanımlamaları  yapmak bir şeylerin yanlış yapıldığını gösteriyor.Peki yanlış nerede yapılıyor? Bence yanlışlık  yöntemde yapılıyor. İzlenen yöntem yanlış olunca sonuçda kaçınılmaz olarak yanlış oluyor. Yönteme ilişkin bir alıntı yaparak devam edelim.

   '' Karl Marks için metanın kendi iç çelişkileri, nasıl ki tüm kapitalist sistemi ve onun çelişkilerini tahlil etmede bir başlangıç noktası olmuşsa, lenin içinde tekel, emperyalizmin tahlilinde başlangıç noktasını oluşturmuştur. (...) Tekeli incelemekle işe başlayan Lenin, bundan sonra emperyalizmin somut görüngüle- rini tahlil etmiştir. Mali-sermayenin içeriğini ve ortaya çıkış tarihini kanıtlarıyla dile getirmiş, emperyalizmi, kapitalizmin egemenliği olarak değil, mali-sermaye- nin egemenliği olarak nitelemiştir. Emperyalizmin daha geniş kapsamlı bir tanımında, Lenin, şu ana noktalara dikkat çekmiştir: Emperyalizm, tekellerin ve mali-sermayenin egemenliğinin kurulduğu; sermaye ihracının birinci planda önem kazandığı; dünyanın Uluslararası tröstler arasında paylaşılmasının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en büyük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir. Emperyalizmin özünden hareket eden Lenin, böylece en önemli belirtileri saptamıştır.

   Lenin, emperyalizmi irdelerken, emperyalizmin gelişmesini, yanlış olarak, sermayenin dolaşım alanından yola çıkıp açıklamaya kalkanlardan, örneğin Hilferding ve Rosa Luxemburg'tan farklı olarak, üretim alanından yola çıkmış ve emperyalist ekonomi ile politika arasındaki birliği tanıtlamıştır.''  (E.Lewerenz/ Komünist Enternasyonalde Faşizmin Tahlili. Sol yayınları. 2. baskı. Sayfa 23-24)

   Özellikle MLPD'li arkadaşlarımızın Türkiye ve daha bir çok ülkeye Emperyalist tespiti yapmalarını yanlış buluyorum. Bu ülkelerin başka ülkelere yaptıkları bir takım yatırımlardan yani sermayenin dolaşım alanından yola çıkarak emperyalizm tespitinde bulunmaları  bir hatadır. Günümüz koşullarında, bir çok ülkeden bir çok burjuva, başka bir ülkeye yatırım yapıyor. Her yatırım yapan ülkeye emperyalist denemez. Yatırım yapan ülkelerin sermaye ihracı birinci planda mı değilmi ona bakılır. Yatırım yapan ülkelerin iktisadi yapısını irdelerken sermayenin sadece dolaşımına değil,  üretim alanına ve tekelleşme yapısına da bakmak gerekir.

   Burada Lenin'den bir alıntı yapacam.

   ''Son üç yüzyıl içinde Rus devlet düzeninin gelişimi bize,onun sınıf karekterinin sürekli olarak gayet belirgin bir yönde değiştiğini gösteriyor. 17. yüzyılın  Boyar Dumalı monarşisi, 18. yüzyılın memur ve aristokrat monarşisine benzemez. 19. yüzyılın ilk yarısının monarşisi, 1861-1904 yıllarının monarşisinden farklıdır. 1908-1910 yıllarında, burjuva monarşisine doğru bir yönelim olarak tanımlanabilecek yönde yeni bir adım anlamına gelen yeni bir aşamanın dış hatları açıkça gün yüzüne çıktı. Üçüncü Duma ve mevcut tarım politikamız bu adımla sıkı bir bağ içindedir. Bundan dolayı yeni aşama bir tesadüf değil, aksine ülkenin kapitalist evriminin özgül bir basamağıdır. Bu yeni aşama eski sorunları çözmez, onları çözebilecek durumda değildir ve onları ortadan kaldırmadığı için, eski sorunların eski çözümüne hazırlık için yeni yöntemlerin kullanılmasını gerektirir'' (Lenin Seçme Eserler, cilt 4, sayfa 80- inter yayınları, 1. basım)

   Türk Devletini'de belli aşamalara ayırıp kapitalist evrimleşmeye göz atabiliriz. Ayrıntılı bir sosyo-ekonomik yapı değerlendirmesinde bulunmayacağım için Cumhuriyet sonrası dönemi bölümlere ayırıp devam edecem. 1923'den 1950'ye kadarki tek parti iktidarı; 1950-1960 arası dönem; 1960-1980 arası ve 24 Ocak 1980 Ekonomik kararları sonrasından  günümüze kadarki dönem.

   1980 sonrası yaşanan ekonomik sürece ilişkin, kimi politik çevreler yarı-feodal üretim  ilişkilerinin yerini kapitalist üretim ilişkileri almıştır tespitinde bulunuyor, kimi politik çevrelerde zaten belirleyici durumda olan kapitalist üretim emperyalist aşamaya evrilmiştir tespiti yapıyor. Bundan dolayı sadece 24 Ocak Ekonomik Kararları sonrasını kısaca incelemeye çalışacam.

   12 Eylül Askeri Faşist Cuntası, 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları’nı hayata geçirmek için yapıldı. Türk burjuvazisi, o güne kadar uyguladığı dışa kapalı devletçi politikalardan vazgeçti.Yabancı sermayeye,borçlanmaya ve ihracata bağımlı bir ekonomik tarz oluşturmaya başladı. IMF ve Dünya bankasının desteğiyle, askeri cuntanın,devrimci-demokrat muhalefet üzerindeki faşist uygulamalarıyla 24 Ocak kararları hayata geçirildi. Bu kararların başında, Dünya Bankasında‘da görev yapmış, 1965 yılından beri Türkiye ekonomisine yön verenlerden biri olan Turgut Özal bulunmaktadır.

   İzlenen serbest pazar ekonomisi ve liberal ekonomik paketler uluslararası tekelci sermayenin ülkeye girişini hızlandırdı.İşçi ve emekçilerden toplanan vergilerle kurulan,Kamu İktisadi Teşebbüsleri  (KİT), özelleştirme adı altında yabancı tekellere bir bir satılmaya başlandı. Milyonlarca işçi işsiz kaldı. İşgücü ucuzladı. Tarım sektöründeki üretimi bitirme politikaları sonucunda Anadolu Köylerinden milyonlarca genç şehirlere akın etti. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı verilen özel savaş sonucunda  binlerce köy yakılıp yıkıldı. Şehirlerde nüfus patlaması oldu. Kırlardan gelen göç Serbest Pazar ve Organize Sanayi Bölgelerinde hiçbir sosyal güvencesi olmadan  çalışmaya başladı. Bazı ekonomistlerin açıklamalarına göre kayıtlı ekonomi kadar kayıt dışı ekonomi oluştu.Çalışan nüfus büyüdü fakat sendikalı işçi gitgide azaldı.İktidara gelen hükümetler istihdamdan çok, askeri harcamalara ve yabancı sermayenin çıkarlarına uygun yatırım yaptılar. Yabancı sermayenin çıkarları doğrultusunda, Türkiye'nin bir çok il ve ilçesinde organize sanayi bölgeleri kurulmaya başlandı. Ağırlıklı olarak ABD ve İsrail yanlısı bir politika izleyen bu hükümetler IMF ve Dünya Bankasının istekleri doğrultusunda  hareket ettiler.

   IMF ve Dünya Bankasının istediği yasalar bir bir mecliste onaylanıyordu. Sosyal Güvenlik Yasası meclisde görüşülmeye başlandı. Yüzbinlerce işçi ve emekçi Kızılay meydanında bu yasaya karşı kolluk güçleriyle çatıştı. Hapishanelerde binlerce  devrimci tutsak Sosyal Güvenlik  Yasasına karşı açlık grevine başladı. Bir hafta sonra 17 Ağustos Gölcük depremi oldu. Gündem değişti. Devrimci-demokrat birey ve kurumlar depremde zarar  görenlerle dayanışma içerisine girdi. Halk deprem acısıyla uğraşırken 24 Ağustos akşamı Sosyal Güvenlik Yasası meclisde kabul edildi.

   Gelişen devrimci-demokrat muhalefeti sindirmek için Fransa ve Almanya’nın finanse ettiği F Tipi Hapishaneler yapıldı.Büyük operasyon öncesi provalara başladılar. Amed,Ulucanlar ve Burdur saldırılarıyla onlarca devrimciyi katlettiler. 19 Aralık Hayatları Söndürme operasyonu ile 29 devrimciyi öldürüp yüzlercesini yaraladılar.Hapishanelerdeki tüm devrimciler ölüm orucu ve açlık grevine başladı. Yıllarca devam eden direnişler sonucunda 122 devrimci daha hayatını kaybetti, yüzlerce devrimci sakat kaldı. Toplumsal muhalefet sindirildi. Ama Faşist devlet krizlerinden yine kurtulamadı.

   Ekonomik anlamda dibe vuran Türk Devleti, çareyi, yine bir Dünya Bankası Yöneticisi olan Kemal Derviş’de buldu. Kemal Derviş 22 yıldır Dünya Bankasında çalışıyor ve oldukça önemli görevleri vardı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan sorumlu başkan yardımcısıydı. 57.Hükümet (Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oluşturduğu koalisyon) ekonomik olarak çaresizdi bir an önce gelmesini istiyorlardı. Kemal Derviş hemen bunlara ekonomik reçeteyi gönderdi. Milletvekili olmayan Derviş Ekonomi Bakanı oldu. Derviş Kanunları olarak da bilinen 15 kanun neydi, nelere mal oldu?

   Uluslararası Tahkim Yasası: ‘‘ Yabancılık unsurunun bulunduğu kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartları ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların‘‘ ulusal mahkemeler yerine ‘hakemler‘ yoluyla çözülmesi. Yargı yetkisinin kısıtlanması, hatta bazı durumlarda ortadan kaldırılması.

  • Merkez Bankası Yasası: Merkez Bankası,hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarına avans veremeyecek ve kredi açamayacak.Merkez Bankası‘nı hükümet denetiminden çıkartan yasa, uluslararası finans kurumlarını, devletin para politikalarında tek söz sahibi haline getirmeye hizmet ediyor.
  • Bankacılık Yasası:Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen bankaların alacakları hakkında, Amme Alacaklarının Tahsiline ilişkin kanun hükümleri uygulanacak. Fona devredilen bankalarla ilgili alacak-verecek için mahkemeye gidilmeyecek. Bu konudaki karar ‘‘ Takdir Komisyonu tarafından  verilecek.

Telekom Yasası: Yasa Türk Telekom‘un özelleştirilmesine olanak sağlıyor. Ayrıca Türk Telekom’un IMF’nin belirleyeceği profesyonel bir ekip tarafından yönetilmesi ilkesi de benimseniyor.

  • Kamulaştırma Yasası: Yasa ile kamulaştırma işleminin yeni esaslara bağlanması ve ödeneksiz kamulaştırma yapılamayacağı hükmü getirildi.

Şeker Yasası: Şeker pancarında taban fiyatı kaldırılırken, fiyatın fabrikalar tarafından serbestçe belirlenmesi hükmü getirildi. Şeker piyasasını düzenlemek ve denetlemek üzere ‘‘Şeker Kurumu‘‘ ve bu kurumun yönetim organı olarak ‘‘Şeker Kurulu‘‘ oluşturulacak.

  • Tütün Yasası: Yasa ile TEKEL’in ‘‘ yeniden yapılandırma‘‘ adı altında parçalanarak tasfiye edilmesi ve özelleştirilmesi hedefleniyor.Philip Morris, West,R.J Reynolds gibi tütün tekellerinin  tütünde tek söz sahibi olması için çıkartılan yasa, onbinlerce tütün üreticisininde perişan olmasını sağlıyor. Yasa ,tütün ve alkollü içkiler piyasasına yabancı tekeller lehine yeni düzenlemeler getiriyor.
  • Doğalgaz Piyasası Yasası: Doğalgaz piyasasında devlet tekelinin kaldırılmasını öngören yasa ile bu alanın da tekellerin kar alanı haline getirilmesi amaçlanıyor.“Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu“nun oluşturulması,doğalgaz piyasasında temin, iletim ve dağıtım faaliyetlerinin düzenlenmesi.
  • Elektrik Piyasası Yasası:Elektrik  Piyasası Düzenleme Kurulu’nun oluşturulmasını öngören yasa, elektrik üretim ve dağıtımının özelleştirilmesi için altyapı işlevi  görüyor.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası: Hükümetin emekçi kesimler aleyhine uygulamalarına sendikaların onay vermesi amaçlanıyor. Konsey aracılığıyla, uzlaşma ve işbirliği söylemi eşliğinde emekçilerin yedeklenmesi amaçlanıyor.
  • Görev Zararları ve bazı fonların tasfiyesi yasası: 15 bütçe ve 2 bütçe dışı fonun kapatılmasıyla ilgili yasa, Görev  Zararlarını Kaldıran Kararname ile Banka birleşmelerine getirilen vergi kolaylığı yasaları birleştirildi. Yasa ile sosyal açıdan desteklenmesi gereken kesimler desteksiz bırakılırken, ülke için stratejik öneme sahip, tarım gibi sektörler çökertilmekle yüz yüze bırakıldı. Yasa banka birleşmelerine vergi kolaylığı getirirken, üreticilerin ve esnafın kredilerinin kesilmesini sağladı.
  • Kamu İhale Yasası: Yasaya göre, kamu ihalelerine ilişkin yeni düzenlemeler  1 Ocak 2003 tarihinden itibaren uygulanacak. Tasarı, ‘’Kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan bütün kurum ve kuruluşların yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri’’ düzenliyor. Bu alanda da yabancı tekellerin kamu ihalelerine gitmesi kolaylaştırıldı ve milyarlarca dolarlık pazar  yabancı tekellere verildi.
  • Tuz Yasası:Tuz işletmelerinde devlet tekeli kaldırıldı. İşletmelerin tamamı satıldı.
  • Sivil Havacılık Yasası: Havayollarının yer hizmetleri olan HAVAŞ ve USAŞ’ın satılmasından sonra THY’nın hisseleri satılmaya, özel havayolu kamunun aleyhine teşvik edilmeye başlandı.

15.Bütçe Yasası: Batırılan ve içi boşaltılan bankaların sorumlulukları üstlenildi.   Ek  bütçe yasalarıyla otoyol yapımına harcama getirildi. Yabancı   sermayenin  istek ve ihtiyaçlarına göre bütçe planlanması dönemine  geçildi.

Artık yabancı sermaye ülke topraklarına girdiğinde yerli bir şirketle ortak iş yapmak zorunda değildi ve danıştayın izni gerekmiyordu.Tamamıyla kendi sermayesiyle istediği yerde yatırımını yapacaktı.

   İşte meşhur Kemal Derviş yasaları. IMF, borç para vermek için sömürge yasaları dayatıyor. Dünya Bankası, kredi şartını IMF’nin isteklerinin uygulanması şartına bağlıyor. Avrupa Birliği, ‘‘sizi içimize almak için bunları yapmanız lazım‘‘ diyor, IMF ve Dünya Bankasının isteklerine benzer isteklerde bulunuyor. Derviş ise, bu merkezlerin tahsildarlığını yapıyor.

   Bu sömürge yasasına imza atan hükümet liderleri şunlardı: ‘‘ulusalcı Ecevit‘‘,‘‘milliyetçi Bahçeli‘‘,‘‘demokrat Mesut Yılmaz.‘‘

   Uluslararası tekelci sermayenin, egemen güçlerin kendi aralarındaki ihale çatışmalarını azaltacak, yoksullaşan halkın sokaklara dökülen tepkileriniminimalize edecek, merkez sağ partileri, muhazafakarları,liberalleri, islami çevreleri bir araya getirecek, devleti yeni yasalarla idame edecek bir proje partisine ve parti liderine, kısacası Dünya Bankasında olmayan millibir tahsildara ihtiyacı vardı. Buldular: Recep Tayyip Erdoğan. Partide hazır: Adalet ve Kalkınma Partisi.

   57. Hükümeti erken seçime zorlayıp seçime gittiler. Hükümet ortakları ağır bir yenilgi aldı. Hiçbiri % 10 luk seçim barajını geçemedi. Sadece CHP kılpayı barajı geçti. AKP tek başına hükümeti kurdu ve zamanla iktidarı eline geçirdi.      Sonra tek adam ve tek parti dikdatörlüğünü ilan etti. Emperyalistler ve komprador burjuvalar bundan çok memnun tabiki. Memnun olmayan muhalefet ya yurt dışına sürüldüyada hapishaneye atıldı. Özellikle Halkların Demokratik Partisine karşı çok baskı yapıldı hala da yapılıyor. Eşbaşkanların-dan,  milletvekillerinden, belediye başkanlarından,taraftarlarına kadar binlerce partili tutuklandı. Hukuksuz bir şekilde belediye başkanları görevlerinden alındı- alınıyor yerlerine kayyum atanıyor.

   AKP hükümeti içinde bulunduğu tıkanıklığı aşmak için binlerce yasa ve kararname çıkardı. Dışa bağımlı ve borçlanmaya dayalı büyüme bir noktaya geldiğinde patlayacaktı.. 2006 yılında Yeni Türk Lirasına geçip ekonomide uçuşa geçtiğini söyleyen egemenler 12 yılda (2018 verilerine göre)  liranın % 300 lere varan değer kaybını önleyemediler. Her sene verilen milyarlarca bütçe açığı, her sene fazla ithalat ve az ihracatdan kaynaklı 40-50 milyar dolarlık açık, yabancı ve yerli şirketlere yaptırılan yollar,köprüler, HES’ler,barajlar,camiler,saraylar, sürekli alınan silahlar vs. yüz milyarlarca dolar iç ve dış borç birikmesine neden oldu.

   Corona-19 virüsünden kaynaklı ilan edilen pandemi günlerinde, dünyanın bir çok devleti halkına yardım paketleri sunarken, TC Başkanı IBAN numarası verip halktan para toplacak kadar acizleşti.

    Son 15 senede parası, dünyanın en fazla değer kaybeden paralarından  biri haline gelmiş. 2018 yılında yapılan istatistiklere göre 142 ülke içerisinde sadece 17 ülkenin parası karşısında değer kazanmış. Bugünlerde ise, euro ve dolar karşısında tarihi rekorlarla değer kaybediyor.

   Bankalarının ortalama % 50’si uluslararası bankaların şubesi olmuş. Banka sermayesine ve sanayi sermayesine yabancı tekeller ortak durumda. En çok örneği verilen Doğuş Holding’in Garanti Bankasına, İspanyanın Atletico Bilbao’daki BBVA (Banco Bilbao Vizcaya Argentaria) Bankası % 49.85 payla ortak. En çok örneği verilen KOÇ Grubunun Yapı Kredi Bankasına İtalyanın Uni Credit bankası ortak. Oyak Holding, Türk Boston Bank’ın hisselerini alarak 1996 yılında Oyak Bankı kurdu. Oyak Bank 2001’de Sümerbank’ı satın alarak hacmini büyütdü.Hatırlarsanız Sümer Bank; Ege Bankı,Yaşar Bankı,Yurt Bankı, Bank Kapitalı ve Ulusal Bankı bünyesine katmıştı.Oyak Bank, Türkiye çapında 359 şubeye ulaştı. 20 Mayıs 2008’de Hollanda’nın ING Bankası tarafından 2 milyar 600 bin dolara satın alındı. Oyak bank ING Bank olarak devam ediyor.

   Denizbank, 684 şubesi ve 12.529 çalışanı olan büyük bir bankaydı.Rusyanın en büyük bankası olan Sberbank, Denizbankı 2012 yılında satın alıp 2018 yılında  3.2 milyar dolara Emirates NBD Bankasına sattı.

Katar, Sudi Arabistan, Kuveyt, Yunanistan ve Batılı bir çok emperyalist devlet banka satın alarak yada kendi şubelerini kurarak para kazanıyor, kendi ülkeleri- ne aktarıyor.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim.Sadece sermayenin dolaşımından yola çıkarak ekonomik ve politik bir tespit yapmaya çalışırsanız yanlış yapmaktan kurtulamassınız. Metanın üretiminden, dolaşımına ve  tüketimine

kadar ekonomiyi politikasıyla birlikte bir bütün olarak ele aldığımızda ancak doğru tespitlere ulaşabiliriz. Emperyalizmin hakim olması sermaye dolaşımıyla değil, sermaye ithalatıyla  değil, sermaye ihracının birinci derecede hakim olmasıyla, üretimin tekelleşmesiyle, mali sermayenin hakimiyetiyle olacak bir durumdur.

   Kaldı ki  MLPD'li arkadaşlarımız 2001 yılında Türkiye için bağımlı kapitalist yeni-sömürge bir ülke tespiti yapıyorlar (Stefan Engel- ''Küreselleşme'' Tanrıların Günbatımı- sayfa 182). Emperyalizm, kapitalizmin niteliksel aşaması olduğuna göre, AKP hükümeti döneminde Türkiye ekonomisinin niteliksel bir sıçrama yaparak emperyalist aşamaya ulaştığını söylüyorlar dolayısıyla. Bu tamamen yüzeysel bir yaklaşım ve Türkiye'nin toplumsal maddi gerçekliğiyle alakası yoktur.  24 Ocak ekonomik kararlarından  sonraki süreçde kapitalist üretim ilişkileri yaygınlık kazanarak belirleyici bir duruma gelmiştir.  Olan budur.

 Mehmet Emin Gündoğdu

 
9968

Nazaret VARTANOĞLU / Ermeni Soykırımını Lenine "mal etmek "gafleti

Soykırımın yüzüncü yılına ramak kala Sarkis Hatspanyan tarafından yazılan bir yazı Ermeni Soykırımını çarpıtmakta ve Lenin'i soykırımın “suç ortağı” vb. ithamlarla suçlamaktadır. Sardarabad Zaferi ile ilgili yazdığı yazıda Hatspanyan tarafından getirilen bu suçlama tarihsel gerçeği yansıtmadığı gibi, soykırımın ardındaki gerçek sorumluları kamufle etmeyi beraberinde getirmektedir. 

Gezi / Haziran ile Gençliği .”[2]

“Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.”[2]

Hepimiz Hacettepe-Beytepe kampüsündeki bir amfinin isminin ‘Ali İsmail Korkmaz Amfisi’ olarak değiştirmek için Ali İsmail’(ler)in, Ethem’(ler)in, Mehmet’(ler)in, Abdullah’(lar)ın, Medeni’(ler)nin, Ahmet’(ler)in, Ferit’(ler)in yani Gezi/ Haziran isyanının ölümsüzlerin yoldaşları olarak buradayız…

Siyaset ve Taktik Üzerine Kısa Bir değerlendirme

"Siyaset ve taktik partinin canıdır. “Türkiye ve Kürdistan devrimini iyi kavramak için siyaset nedir? Taktik nedir? Bunların doğru kavranması gerekiyor.  Legal, yarı legal faaliyet yürüten partilerde,  gerekse illegal faaliyet yürüten partilerde, özellikle de Komünist partilerinde mevcut emperyalist sisteme ve ona bağımlı sömürge -yarı sömürge ülkelerdeki faşist diktatörlüklere karşı yürütülen sınıf savaşında izlenmesi gerekli siyaset ve taktik zafer ve yenilgide belirleyici rol oynamaktadır.

Seçim tiyatrosu ve esir figüranlar

Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin  cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen  cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.

Buluşmak,kavuşmak birlikte yürümek:Ganime Gülmez

Bugün buluştuk. “Buluşmak” hep “kavuşmak”la kardeş sanırım sürgünde! Eve dönüp “duygularım kaçmadan” bugünü yazmak, paylaşmak istiyorum. Çünkü yarın, yine duygularımızın başka gediklere girmek zorunda kalacağı yaşamlara döneceğiz.

Herkese ve her şeye ragmen

Bu aralar kendimle yerle gökle tanrıyla insanlarla hayvanlarla ne aklıma geliyorsa sataşıyorum.
 “tanrıya mektuplar”  adlı kitapları olan Hasan Basri Aydın üstadım aklıma geliyor. Birçok mahkemesine katıldım, kendi mahkemelerimin dışında sanırım en çok Hasan Basri Aydın ın mahkemelerine katıldım. Hatta “ sultan Ahmet adliyesi, yol olur her pazartesi” diye de şiir bile yazdım.

Tarihte kadın

Kadının yeri hakkında kısır bilgiler (bilgisizlikler) içimize o kadar sinmiş ki; kadının bugünkü haksız konumu kadın tarafından bile kabullenilmiştir. Bu kabullenişin başarıyla sürdürülmesindeki önemli etkenlerden biri de verilen tarih bilincidir. “Böyle gelir, böyle gider” güdümünde gördüğümüz ve bize böyle hissettirilen tüm dünya dönemleri haliyle biz de bilinç bulanıklığına neden olmaktadır. Bunun üzerine de okumayan, araştırmayan, elindeki ile yetinen kuşaklar yaratılınca da bu cehalet içimize iyice sinmiştir.

TKP/ML Hapishane Kadın Komitesi, Beşler için

2 Şubat 2011’de Dersim’de gerilla barınaklarında yaşanan göçük sonrası şehit düşen ve geçtiğimiz günlerde mezar yerleri açıklanan ve görkemli bir törenle toprağa verilen TKP/ML TİKKO’lu 5 kadın gerillayı andı.

“Kadınlar olarak daha çok öne çıkmanın zamanıdır”

Erdoğan Aydın’nın Son Kitabı ve Tarihe Sınıfsız Bakış Üzerine /Osman Tiftikçi

Genelde İslam ve tarih üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Erdoğan Aydın’ın, son olarak, Osmanlı’nın Son Savaşı isimli kitabı yayınlandı. Erdoğan Aydın bu kitabında Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na nasıl girdiğini araştırıyor. E. Aydın’ın çalışması esas olarak siyasi karar alma süreçleri üzerinde, uluslararası anlaşma ve karşılıklı yazışmalar, gizli açık görüşmeler, özetle sorunun biçimsel yanları üzerinde duruyor. Bu konuda ulaştığı birçok belgeyi de okuyucuya sunuyor.

Evet O, Sunuz. Siz O, Sunuz

Güzeli yaşama aktarabilme çabası kitselleşebilme (cennete gidebilme ) çabası değil insan olabilme çabasıdır.

Hikaye bu ya.

Kapitalizmin insanlar yüzerinde yol açtığı kirliliğin, yabancılaşmanın.... köylerine de bulaşmaması için nehir... kenarlarında giydikleri tangalarla yıllarca mücadele vermiş şehirliler....

Ülkelerin sosyo ekonomik yapılarında hiç bir şey değişmediğini ispatlamaya çalışan kliplerini... çekebileceklerini düşündükleri köylerine gelirler.

İsyankar değerler toplamı: Alevilik

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim.”[2]

 

Alevîlerin hâli, Türkiye’nin laik olmadığının, ayrımcılık ve baskı gerçeğinin kanıtıyken; Hasan Ali Kızıltoprak’ın işaret ettiği üzere, “Alevîlik, değerler toplamıdır.”

Evet, “yürü bre hızır paşa/ senin de çarkın kırılır/ güvendiğin padişahın/ o da bir gün devrilir” diye haykıran bir değerler toplamıdır Alevîlik…

Hani Hacı Bektaş-ı Velî’nin, “hararet nardadır, saçda değil/ keramet baştadır, taçda değil/ her ne arar isen kendinde ara”!

Sayfalar