Cumartesi Ekim 17, 2026

Emperyalistler arası savaş çanları çalarken... ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Trump’ın başkan olmasıyla ABD emperyalizminin gittikçe ivmesi artan saldırgan politikalar içine girmesi salt politik düzlemde açıklanamaz. Ekonomi, politikayı belirleyen temel parametre olduğu için politika, salt politika değildir. Siyasi alandaki değişim ve gelişmelerin daha görünür olması onu ön plana çıkarırken ekonomiyi görünmez kılar. ABD emperyalizminin Ortadoğu alanındaki saldırganlığı, emperyalistler arası çelişkilerin her alanda derinleşmesinin bir sonucudur.

Kapitalist-emperyalist sistem kapitalist ekonomi yasalarının hüküm sürdüğü bir sistem olarak aşırı üretim, azami kar ve rekabet esaslarına dayanır. Emperyalistler var olabilmek için aşırı üretimi ve azami karı gerçekleştirmek zorundadırlar. Böylece rekabet gücünü yükselterek diğer emperyalistlerden üstün olmaya çalışırlar. Bu kural temeldir. “Serbest rekabet” döneminden emperyalizm aşamasına kadar geçen sürede dünya pazar alanlarını paylaşan emperyalistler  1. ve 2. Emperyalist Paylaşım Savaşlarında dünya pazar alanlarının yeniden paylaşımına soyundular. Aşırı üretim, azami kar ve rekabet emperyalistleri karşı karşıya getirdi.

Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın üzerinden yaklaşık 80 yıl geçti. Bugün de pazar alanlarının yeniden paylaşımı üzerine savaşlar sürüyor. ABD emperyalizminin saldırgan vaziyetinin arkasında Rusya ve Çin’le pazar savaşı yatmaktadır. “Süper güç” ABD’nin, bu süreçte her alanda bu konumda olmadığı açığa çıkıyor. 1990'lardan sonra Almanya ve Japonya, ABD emperyalizmi ile belli sektörlerde rekabet edecek düzeye gelmiştir. Bir emperyalistin dünyada hakim güç olması, emperyalistler arası rekabeti ortadan kaldırmıyor. 1990’lı yıllardan sonra ucuz iş gücünü son sınırına dek kullanan Çin de bu güce ulaşmıştır.

Dünya ekonomisindeki genel duruma baktığımızda, emperyalistler arası çelişkilerin kızışması hakkında bilgi edinmekteyiz. ABD 2008 ekonomik krizinin etkisinden kurtulmuş da değil. Ekonomik durgunluk aşamasından çıkamamıştır. ABD, korumacı politikalara yönelirken dışarıdaki tekelleri geri ülkeye çekme yöntemine başvuruyor. Savaş sanayine bütçeden ayrılan pay artırılarak ekonomi canlandırılmaya çalışılıyor.

Buna karşın Çin krizi de büyümeye devam etti. 2016 yılı IMF verilerine göre AB ve Japonya dışındaki ülkelerin dünya ekonomisindeki payları yüzde 50’nin üzerinde olduğu ve Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi olduğu belirtiliyor. Dünya ekonomisinde pay dağılımında ABD % 22’den % 17’ye düşerken Çin % 5’ten % 17’ye yükselmiş, 2010 yılı itibariyle dünya manifaktür üretiminin % 19.8’ini üreten Çin, ABD'nin bu alandaki bir asırdır sürdürdüğü üstünlüğe son vermiştir. Emperyalistler arası rekabette paralarını koruma anlamına gelen serbest ticaret anlaşmalarıyla pazar alanlarını koruma çabası içindedirler. ABD’ye karşılık olarak Çin, Latin Amerika’dan Afrika’ya 20’yi aşkın ülke ile serbest ticaret anlaşması yaparak ABD’nin bu çabasını kırmıştır. Diğer yandan Almanya, yüksek katma değerli 10 ihracat dalından 9’unda ABD’nin en üst ihracat dalındaki ürünlerle rekabet ediyor. Bu verilerin ABD’nin “süper güç” olma durumunu tartışmalı hale getirdiği ortada. Üretim aletleri, meta üretimi ve pazar alanları bakımından ABD, hakim emperyalist olma durumunu yitiriyor. Bu durumda Rusya ABD’nin siyasi nüfuzunu kırmayı hedefliyor. Rusya’nın ekonomisi ABD ile rekabet edecek durumda olmamasına karşın askeri ve diplomatik gücü ABD'yi sınırlayabilecek durumdadır. Ukrayna ve Suriye'deki savaşlar da bunu gösterdi. Yıllardır Rusya ve Çin üzerinde kuşatma politikası izleyen ABD, gelinen aşamada jeopolitik olmasa da ekonomik ve politik eksende Rusya ve Çin tarafından kuşatılmış durumda.

ABD için çanlar çalmaya yeni başlamadı. 2000’lerin başında CIA ve birçok kuruluşunun hazırladığı raporlarda ABD için esas tehdidin Çin ve Rusya olduğu söylenmişti. ABD; Rusya ve Çin’i engellemeye dönük tüm politikaları (BOP, Afganistan, Irak işgali, Suriye’yi karıştırma vb.) değiştirmek zorunda kalmıştır. Bugün adı konmamış 3. Paylaşım Savaşı yaşanırken ABD, kapana kısıldıkça daha da saldırganlaşmaktadır.

Dünya pazar alanlarının üzerinde paylaşım dalaşının ayyuka çıktığı dönem içinde 3. Paylaşım Savaşının çıkması politik durumdan ziyade kapitalizmin azami kar oranının düşüp-düşmemesine bağlıdır. Trump’ın saldırıları tehditlerini, Çin’in görece daha ılıman ama yeri geldiğinde tepkisini koyan tavrını, askeri olarak, jeo-stratejik alanlarda konumlanma asker ve ağır silah yığma takip ediyor. ABD’nin Suriye’yi vurması her şeyi gözaltına aldığını gösterse de saldırıda Rojava’yı vurmaması, buna özen göstermesi daha her şeyi komple göze almadığının da emaresidir. Bunun hep böyle olacağı anlamına gelmediğini de bilmeliyiz.

Emperyalistler arası çelişkinin bir paylaşım savaşına dönüşmemesi enternasyonal proletaryanın savaş karşısında tarihsel deneyiminden de ders çıkararak, sosyal şoven bir tavra dönüşmeden kararlı bir direniş-mücadelesine bağlıdır. Bu açıdan tarih, 2. Enternasyonal oportünistleri ve buna karşı Lenin'in komünist tavrını büyük harflerle not düşmüştür.  Emperyalistler arası çelişkide enternasyonal proletaryanın mücadelesi olmadan ezilen halkların gün yüzü görmesinin imkanı yoktur. Bu anlamı ile 100. yılında Ekim Devrimi, güncelliğini koruyarak yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

46697

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

“Sosyalizm Ve İslâm” Tartışmalarında Önemli Bir Kaynak: Bolşevik Devrimi Ve Din

Köktendinciliğin çeşitli versiyonlarının, bu arada Siyasal İslâm’ın 20. yüzyıl sonlarında yükselişe geçişi, tarihi tek yönlü ve durmaksızın ilerleyen bir devinim olarak algılamaya alışkın zihinlerde, kabul etmeli ki, derin bir kafa karışıklığı ve kavram kargaşasına yol açtı.

Azeri ve Ermeni emekçileri ve yoksulları dosttur!

"Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan'ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan'ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti"

 

1917 yılında Rusya’da Lenin’in önderliğinde gerçekleştirilen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya bir halklar hapishanesinden halkların özgürce yaşadığı, ezilen bağımlı ulusların kölelik zincirlerini paramparça ederek kendi kaderini tayin etme haklarını elde ettikleri bir sisteme kavuştular.

TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (2)

– Kongrenizin en önemli kararlarından biri de KKB’nin oluşumu idi. KKB’ye kadar gelen süreci ve bugün kadın özgürlük mücadelesinde partinizin duruşunu özetler misiniz?

Hangi İhtiyacın Ürünüdür Komünistleri Etnik Kökenleri Üzerinden Tanıma Gayretleri!

Nubar Ozanyan (mahlas), Serdar Can`ı anma vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, sonderece çarpıcı ve  karakteristik olan şu ifadeleri kullanıyor:

Siyasette Çocukluk, Gençlik ve Olgunlaşmak (1)

Her olgu ya da nesnenin bir doğuş, gelişme ve büyüyüp olgunlaşarak yok olup sönümlenme süreci vardır.

Bu yasa, doğa ve toplum hayatında olduğu gibi toplumsal hareketlerin de gelişim seyrinde işleyen bir yasadır. Bu yasayı görmezden gelenlerin, üstünden atlayanların, yaşamda var etmek istedikleri amaçlara ulaşma imkânı bulamadıklarına hep beraber onlarca kez tanıklık etmişizdir.

Coğrafyamızdaki sınıf mücadelesi tarihi de diğer coğrafyaların sınıf mücadeleleri tarihleri gibi bu doğal gelişme seyrini izleyerek bugünlere gelmiştir.

Devrimci mücadeleyi birlikte yükseltelim

AKP-MHP iktidarı, topluma yaşattığı ağır sorunların, içerde ve dışarda yaşadığı hezimetin iç politikada tartışılmasını istememektedir.

AB ülkeleri ve ABD’nin sıkıştırmaları sonucu Oruç Reis araştırma gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri Antalya açıklarında demirledi.

NATO’nun bastırmasıyla Doğu Akdeniz’deki sorunların müzakereler yoluyla çözülebilmesi için Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere masasına oturacağı duyuruldu…

Aslolan Kitlelerin Devrimci Kalkışmasıdır

Faşist Türk devleti, ekonomik krizi derinleştikçe daha fazla saldırganlaşıyor. Son olarak HDP’e ve ilerici aydınlara karşı yapılan toplu tutuklamalar, saldırganlık sınırının burada bitmediğini ve bitmeyeceğini göstermektedir. Faşist iktidardan saldırganlıkta,  duraklama beklemek ya da burjuva demokrasisinin olası “yumuşaklığını” beklemek, siyasi körlükten öte, burjuva muhalefetin kitleleri oyalama ve faşist devlet yönetimine payanda etme taktiğidir.

Güzel Ana, Serdar Can ve Nubar Ozanyan; Üç mücadele abidesi…

Güzel Ana’nın ölümsüzlüğünün 3. yılını geride bıraktık. Serdar Can’ı, Nubar Ozanyan’ı da uğurlayalı 3 yıl geçti.

Güzel Ana’yı bir tarafım daha dün gibi hatırlar, burada oluşunu,  kapıdan bir tebessümle girişini…

Bir tarafım özlemden, hasretten olsa belki kabullenmez, bir tarafım yıllar geçmiş gibi hissetmekte…

Serdar Can için de geçerli bu duygum. Sanki uzun bir işi var da, halledince geri gelecekmiş gibi. Çok az tanıma fırsatı buldum ben Serdar Can’ı, keşke uzun uzun sohbet etme fırsatım olsaydı.

TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (1)

– Merhabalar, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– Çevani Başe, TKP-ML Merkez Komite Siyasi Büro üyesiyim. Adım Özgür Aren.

– Geçtiğimiz yıl 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Kongrenize nasıl bir ortamda hazırlık yaptınız hem Parti gündemleriniz açısından hem de ülkenizdeki durum açısından?

Dünyada Artan Savaş Etmenleri Ve Bu Eksende Sürecin Ana Taktiği:

Emperyalist- kapitalist sitemin bir türlü aşamadığı, uzunca bir süreden beridir yaşaya geldiği ekonomik krizler dalgası , tırmanır bir ivmeyle , emperyalist savaş etmenlerini giderek yükseltmektedir.
Öyleki, adeta 3. bir dünya savaşının ön hazırlıkları ve alan tutma gayretleri ile, son bir kaç yıldan beridir  "bölgesel savaşlar" biçiminde , fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır.

Kendine Güven, Kolektife Güven; Geleceği Kazan!

“Güven” kavramı, sınıf mücadelesi yürüten politik özneler açısından her dönem tartışılan bir kavram olagelmiştir.

Sınıf mücadelesinin, inişli-çıkışlı, yenilgi ve yengilerle; atılım ve geri çekilmelerle dolu gerçekliği söz konusu kavramın politik özneler açısından yaşamda karşılığını doğrudan etkilemiştir/etkileyecektir. Devrimin kitlelerin eseri olacağına inananlar açısından “güven” kavramı aynı zamanda ideolojik-politik temelde, bilimsel bir zemin üzerinden beslenir ve şekil alır.

Sayfalar