Cuma Ekim 23, 2026

Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor

“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.

“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı. 

  Gelinen aşamada ise, emperyalistler arasındaki çelişme “barış” içinde çözülebilecek koşulları ortadan kaldırmıştır. Büyük bir emperyalist savaşa doğru gidildiği gerçeği gizlenemez duruma gelmiştir. Savaş, Trump, Putin, Şi Jinping vb. gibi bazı liderlerin salt kötü niyetli oluşlarından değil, kapitalizmin çarkının bu yönde işlemesinden kaynaklanıyor. Bu çarkı ancak ve ancak uluslararası proletarya ve ezilen halkların birliği ve mücadelesi durdurabilir. Başka kimse değil.”[1]

Bu yazı 12 Şubat 2018 yılında yayınlanmıştı. Yazının başlığı: “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” idi. Yazı, bir inceleme ve analiz yazısıydı. Emperyalistlerin ekonomik durumları, birbiriyle çelişmeleri ve çelişmelerin nereden kaynaklandığı vb. konular ele alınmış ve analiz edilmişti.

Yazıdan tam 4 yıl sonrada aynı şeyleri söyleyebiliriz: Emperyalist sermayenin temsilcilerinin kötü niyetinden değil, emperyalist sistemin kaçınılmaz olarak buraya varmasından, varacağından hareket etmek zorundayız. Emperyalizmin, savaş olduğu ve savaşsız yaşayamayacağı ve yeryüzünde emperyalizm var oldukça, savaş olmadan kapitalizmin kendini yeniden üretemeyeceği gerçeği, enternasyonal proletarya ve ezilen dünya halklarının karşısına bir kere daha bütün çıplaklığıyla çıkmıştır.

Bütün AB ve ABD burjuva gazeteleri, yatıp kalkıp savaştan bahsediyor ve hatta savaşın başlayacağı günü saati büyük bir iştahla ve kışkırtıcı bir şekilde büyük puntolar altında yazmaktan zevk alıyorlar. Ve savaş başladığında ise, -aynen Belgrad’ın, Bağdat’ın bombalanmasında olduğu gibi- porno seyreder gibi kendilerinden geçeceklerdir.

Televizyonlar kendi ülkelerinin ordularından sık sık söz ettikleri gibi, orduda askerlerin nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını özendirerek yayınlamaya başladılar.  Özellikle Alman devlet televizyon kanalları, son aylarda bunu sıklıkla yapar oldu. Bu propagandalar, toplumu savaşa hazırlamak içindir. Daha önceden İsveç devleti, kitleleri savaşa hazır olmasını istemiş  ve bunun tatbikatlarını yapmıştı. Emperyalist savaşa en isteklilerin başında ABD, İngiltere gelmekle birlikte, İsveç gibi küçük emperyalistlerde hiç de isteksiz gibi hareket etmiyorlar.

Dünya pazarları emperyalistler için giderek küçülüyor. Eski güçlü emperyalistler, yeni emperyalist güçler nedeniyle, eski hegemonyalarını kaybediyorlar. Bunların başında ABD geliyor. ABD’nin “fino köpeği” İngiltere ise, “fırsat bu fırsat, eski günlerime kavuşurum belki” diyerek, sahibinden daha fazla saldırganlaşıyor.

 Savaşın baş kışkırtıcısı hiç kuşkusuz ABD emperyalist haydudu. İkinci sırada onunla beraber İngiltere; Avusturalya ve peşinden diğerleri geliyor.

AB’nin büyükleri (Almanya ve Fransa) de  pek iştahlı olmasa da, yavaş yavaş savaş hazırlıkları yapıyorlar. Bunu, askeri yatırımlarından, görsel ve yazılı basında çıkan kışkırtıcı savaş naraları, orduyu yücelten yayınların sıklaşması… Basına daha şimdiden bu görev verilmiş gözüküyor: Toplumu savaşa hazırlayın diye! …

18 Şubat’ta başlayan ve iki gün süren Münih Güvenlik  Konferansı’nda, bütün Batılı emperyalistler, sözde “barışı” konuşmaya geldiler, ama, savaş ve daha güçlü savaş naraları ve yüksek perdeden tehditlerle toplantıyı sonlandırdılar. Özellikle de ABD emperyalizmin sözcüleri, emperyalist batı blokunun savaş örgütü NATO’nun “barış paktı” olduğunu üstüne basarak vurguladılar.

ABD, eski gücüne yeniden kavuşmak isterken ya da en azından hegomonik gücünün korumaya çalışırken, yeni gelişen emperyalist ülkelerin başında ise Çin emperyalizmi, hızlı adımlarla ABD’nin pazarlarını kapmaya devam ediyor. Rusya ise, yeni bir emperyalist güç olarak paylaşılmış pazarlardan pay isterken, daha çok da eski sosyal emperyalist SSCB’nin hegemonya alanlarını yeniden kazanmak istiyor ve yeni bir savaşa hazır hale gelmek için tüm gücünü seferber etmiş durumdadır.

Alman tekelci burjuvazisi, olası bir savaşta geri kalmak istemiyor. Daha şimdiden Güney Çin Denizi‘nde, Afrika’nın Mali ve daha bir çok ülkesinde asker konuşlandırmış durumda.

Genel anlamda, kutuplaşma  netleşmiş gibi: ABD öncülüğünde, İngiltere, Avusturalya ve AB, karşı cephede ise Çin, Rusya  ve bunlara bağlı ülkeler durmaktadır. Birinci ve ikinci emperyalist dünya savaşları Avrupa’da çıkmıştı. Bir üçüncüsü de yine bu kıta da çıkacaktır. Zenginliğin ve kapitalist gelişmişliğin en fazla olduğu yer olmasının yanı sıra -ve eğer 3. Bir emperyalist dünya savaşı çıkacaksa-, ABD’nin bu güçlere dayanarak rakip emperyalist güçlere karşı savaşabilme gücünü bu ülkelerle birlikte bulmasından kaynaklanmaktadır.

Avrupa yine yoğun silahlanma ve savaş bölgesi ve ortada ciddi bir şekilde nükleer silahların kullanılması tehlikesi, savaş olduğu taktirde kaçınılmaz gibi görülüyor.

Her iki emperyalist kampta da Ukrayna, savaşın bir bahanesi olarak ileri sürülüyor. Ukrayna üzerinde dökülen göz yaşları, Yemen’de, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın daha birçok ülkesinde sürdürülen bitmeyen savaşlar, emperyalizmin gerçek yüzünü ortaya koyuyor.

“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” adlı analiz yazımı, aşağıdaki şıklarla bitirmiştim. Bu şıklar bugün daha fazlasıyla geçerli ve olduğu gibi buraya alıyorum. Trump’un yerine “Biden” aldı. Burjuva liberallerin  ve bazı küçük burjuvaların “ileri demokrat” Biden”ı, selefini aratır oldu.

“Emperyalist Savaşın Kaçınılmazlığı

Emperyalist savaşın kaçınılmazlığının habercisi belli başlı nedenler şunlardır:

Birincisi; Bunların başında kapitalist ekonominin içinde bulunduğu kriz gelir. Emperyalist burjuvazi 2008 krizini kısmen aşmasına karşın yeni bir aşırı üretim kriziyle karşı karşıyadır. Ekonomi borçla yürümektedir. Ülkelerin toplam borcu dünya gayri milli hasılasının %320’si kadardır. Yani, ortada sermayeden çok borç var ve borçlu olmayan hiçbir ülke yok gibidir. Emperyalist merkezlerdeki borsalarda düşüş yaşanmaktadır.

İkincisi; Silahlanma gelir. Ülkelerin son beş yıl içinde silahlanması %10 artmış durumda. Silahlanma yarışı içine girmeyen ülkeler yoktur. Bir taraftan askeri harcamaları artırırken bir yandan da silahlanma yarışına girilmiştir. Büyük emperyalist ülkelerin (ABD, Çin, Rusya vd.) askeri harcamaları ve dünyanın  farklı bölgelerinde asker konuşlandırmaları artmıştır. ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde 250 bin kişilik askeri vardır. Bunun dışında Çin ve Rusya’yı askeri olarak da çember içine alma hamleleri sıklaşmaktadır. Buna karşı ise söz konusu ülkelerin hamleleri vardır. Çin devlet başkanı, ordusuna savaşa hazır olmaları çağrısı yapmıştır.

Üçüncüsü; İç faşistleşme ve ırkçılık artmaktadır. Bütün AB ülkelerinde bu gelişme son beş yıldır hızlı bir şekilde yaşanmaktadır. Irkçı-faşist partiler bu merkezlerde ya ikinci ya da üçüncü sıralardadır. Bazı ülkelerde ise iktidarda yer almaktadırlar. Buna karşı işçi ve emekçilerin haklarında büyük kısıtlanmalara gidiliyor. Demokratik hak ve özgürlükler giderek daraltılıyor. Fransa ve Almanya’da bu güncel haldedir. Göçmenler vesile edilerek ırkçı ve yabancı düşmanlığı geliştiriliyor ve yabancılara (göçmenlere karşı) daha sert politikalar uygulanıyor.

Kitlelerin demokratik hakları yanında ekonomik hakları da gasp edilmekte ve işçi sınıfı üzerindeki sömürü oldukça ağırlaştırılmaktadır. İç faşistleşmenin ve gericileşmenin en önemli belirtilerin başında kitlelerin demokratik ve ekonomik hakların gasp edilmesi ve sömürü koşullarının daha da ağırlaştırılması gelir. Bugün bu bir gerçekliktir.

Dördüncüsü; Emperyalist kutuplaşmaların ve emperyalistler arası çelişmelerin keskinleşmesi. Ortadoğu, Güney Çin Denizi, Doğru Avrupa (Ukrayna vd.), Kafkasya ve Afrika’da çelişmeler derinleşmiş ve keskinleşmiştir. Bu bölgeleri yeniden paylaşım savaşları vekalet savaşlarından doğrudan emperyalistlerin kendilerinin karşı karşıya geldiği bir döneme girmiştir.

ABD’nin Çin’e vergi uygulaması, Çin’in buna karşılık vermesi, Rusya’ya karşı uygulanan ağır dışlatma politikası (Rus diplomatlarının sınır dışı edilmesi olayı), ABD’nin “Ulusal Güvenlik Belgesi”nde açıktan Çin’i düşman ilan etmesi ve meydan okuması ve “küreselleşme” vb. yerine ulusal çitlerin örülmek istenmesi, yani vergilerle çitler örülmesi, emperyalist burjuvazinin savaş hazırlıkları olarak okunmalıdır

Beşincisi; Emperyalist burjuvazi artık gibi dünyayı yönetemez duruma girmiştir. ABD emperyalist burjuvazisinin biçimlendirdiği Yeni Dünya Düzeni (YDD) yıkılmıştır ve bunun ciddi sancısı çekilmektedir. Çin kendi emperyalist düzenini dünyaya vermeye çalışmaktadır. En saldırgan güç ve savaş kışkırtıcısı olarak öne çıkan ABD emperyalist yönetimi savaşa göre şekillendirmektedir. Yani, bir nevi emperyalist savaş hükümeti oluşturulmaktadır.

Altıncısı; Kitlelerin eskisi gibi yaşamak istememesi. Bu birçok ülkede kitlelerin sokaklara dökülmesinde, işçilerin grevlerle ekonomik hakların gaspına karşılık vermesinde kendini göstermektedir. Burjuvazi, kitlelerin tepkilerini baskı ile bastırma yöntemiyle önlemeye çalışmaktadır. Türkiye, Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Meksika vb. ülkelerde kitle hareketleri polis ve askeri güçler ile bastırılmaya çalışılıyor. ABD’de devasa kitle gösterileri yapılıyor. Irkçılık ve bireysel silahlanma ve Trump yönetimi protesto ediliyor. AB ülkelerinde ise, başta Fransa ve  Polonya’da olmak üzere birçok ülkede kitleler hükümetlerin uyguladığı hak gasplarını protesto ediyor.

 Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, emperyalist savaşın kaçınılmaz olduğunu ve esas akımın savaş olduğu saptamasında bulunmak abartı olmayacaktır. Komünistler mücadele taktiklerini buna göre oluşturmalıdır. Kitleler, emperyalist savaşa karşı mücadeleye çağırılmalı, emperyalist savaşa ve faşizme karşı birleşik cephenin oluşturulması esas olmalıdır. "                                          

***


[1] Yusuf Köse, “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru”, dört bölüm olarak, www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/emperyalist-büyük-savasa-dogru-birinci-bölüm ve yayınlanmıştı.

 

 

10797

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

AFRİN DİRENİŞİ

Saray sahibi RTE'nin fiilen başladığını duyurduğu Afrin operasyonunda Türk savaş uçaklarının Suriye tarafına geçtiği Afrin ve köylerini bombaladığı duyuruldu.

    Operasyonun adı 'zeytin dalı'

    Faşist Türk Devleti tarihi boyunca gerçekleştirdiği saldırıları, katliamları örtbas etmek, gerçekliği ters yüz etmek için her seferinde gerçekle ilgisi olmayan isimlendirmeler kullanmıştır.

    19 aralıkta 20 hapishaneye yönelik operasyonda 28 devrimci tutsak katledilmişti,Ama Faşist Türk devleti bu operasyona 'Hayata Dönüş' adını koymuştu.

TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ | “Geleceğin Nişanesi Şehitlerimize Sözümüzdür: Başaracağız, Biz Kazanacağız!”

Ocak ayının son haftasını Parti ve Devrim Şehitleri Haftası olarak ele alan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) bir açıklama yayınladı. Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve TKP/ML Örgütlenme Komitesi imzasını taşıyan açıklamada Murat Bileydi (Haydar), Cahide Karakaş, Erdinç ve Ahmet Yılmaz isimli devrim şehitlerinin TKP/ML şehidi olduklarının netleştirildiği bilgileri verildi ve “Faşist diktatörlüğün, işgaller, yeni katliamlar ve saldırılarına karşılık şehitlerimizin cesaret ve direnci ile kazanan biz olacağız!” denildi.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Ne olursa olsun, son muhteşem olacak

 Êfrin’e dönük TC devletinin AKP-MHP-CHP’siyle “milli mutabakat” adı altında başlattıkları faşist saldırganlığa karşı bir açıklama da TKP/ML TİKKO’ya bağlı Rojava Komutanlığı’ndan geldi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamada Kobanê’ye dönük emperyalist devletlerin ve başta TC devleti olmak üzere bölge devletlerinin güdümündeki çetelerin saldırdığı dönemi hatırlatan Rojava Komutanlığı “Bizler de TKP/ML’ye bağlı TİKKO’nun Rojava gücü olarak TC’nin Êfrin’e yönelik saldırılarına karşı direnişte tıpkı Kobanê’de olduğu gibi aktif bir şekilde yer alacağız” dedi.

PARTİZAN | “Efrîn’de işgale karşı Kobanê ruhunu kuşanalım!”

Faşist TC ordusu, 100 yıllık geleneği olan işgalci yüzünü bu kez de Efrîn üzerinde göstermiştir. Uzun bir süredir tartışılan ve son MGK toplantısı ile planlaması yapılan işgal girişimi sivil yerleşim alanlarına dönük bombalamalar ile başlatıldı. Türkiye’de devrimci, demokrat ve yurtsever kesimlere dönük siyasi soykırım politikası güden faşist AKP-MHP-CHP ittifakı, bu kez de Efrîn işgali için bir araya geldi.

Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Geliştirilmelidir

Türkiye Devrimci Hareketi oldukça çok parçalıdır. En alt düzeydeki demokratik taleplerin kazanılması temelinde bir araya gelemsi bile oldukça zor ve zorlaştırılmaktadır. Sermaye devletinin izlediği karşı devrimci paraçalama taktiği bu konuda önemli bir başarı elde etmiştir. 

Burjuvazinin işçi ve emekçilere karşı yeni silahı:Bonzai

Bonzai nedir?

Bütün Ülkelerin İşçileri ve Emekçileri AFRİN’de Birleşin!

Emperyalist ve gerici saldırganlıkta burjuvazi sınır tanımıyor. Afrin halkı, en pervasız, en alçakça ve en ahlaksız bir saldırganlık ile karşı karşıyadır. Bu, bir halkın iradesine karşı savaş açmanın yanında, salt ulusal kimliğinden dolayı yok edilmek istenmesinin saldırganlığıdır. Dünya işçi sınıfı ve emekçileri bu saldırganlığın şiddetle karşısında yer alarak AFRİN halkıyla aktif dayanışma içinde olmalıdır.

Fırtınalar içinde,bıçak sırtında;ilkelere ve hukuka sımsıkı tutunma zamanı!

Ön Açıklama: Bu yazı Partizan Dergisinin 91. sayısından alınmıştır. Yazı Proleterya Partisi'sinin son üç yılldır yaşadığı iç sorunları ve 10 Ocak 2017 tarihinde Proletarya Partisi saflarından kopan darbeci hizibi değerlendirmektedir. Günceliği nedeniyle yayınlıyoruz.  Site yazı kurulu

 

FIRTINALAR İÇİNDE, BIÇAK SIRTINDA; İLKELERE VE HUKUKA SIMSIKI TUTUNMA ZAMANI!*

Zepur Gı Tarnam

Nedendir bilmem “Zepur Gı Tarnam” şarkısını her dinlediğimde seninle ilgili anılarla dolaşıyorum.  Senden geriye kalan anılarımıza büyük bir istekle yeniden ulaşmak istiyorum. Sokakları dolaşmak, seninle buluşmak, hızla sana varmak istiyorum. Senden sonra yaşadıklarımı anlatmak, duymanı mutlaka istediğim şeyleri seninle paylaşmak istiyorum. Bilesin senden sonra bir ağustos sıcağının orta yerinde özgürlük kavgamızın yenilmezi olan Ozanyan Nubar’ımızı Rojava’da kaybettik. Çöl sıcağının orta yerinde bir an olsun bile tereddüt etmeden bedenini işgalci çetelerin beyninde patlattı.

Rojava devrimi ve NUBAR OZANYAN'IN şehadeti ve ardında bıraktığı miras...

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şidet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran(Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusyası gibi devletler Kürtleri ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20.

Bu ateş sizide yakacak

20 Temmuzda gerçekleştirilen AKP darbesiyle ülkemizin saraydan KHK'lerle idare edildiği bir süreçten geçiyoruz.20 temmuzla birlikte ilan edilen OHAL'le FETÖ'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla on binlerce insan tutuklandı, 150 bine yakın çalışan insan işten çıkarıldı.15 temmuz da askeri darbe girişimine kalkışan FETÖ'cülerle mücadele adı altında AKP'ye daha açıkçası sisteme muhalif tüm kesimlerin işten çıkarılması, gözaltına alınması, tutuklanması gerçekleştirildi.

Sayfalar