Emperyalist Savaş, Menteşeleri Sökülmüş “Göreceli Barış” Kapısını Zorluyor
“Emperyalist savaş tehlikesinin kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.
“… kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
Gelinen aşamada ise, emperyalistler arasındaki çelişme “barış” içinde çözülebilecek koşulları ortadan kaldırmıştır. Büyük bir emperyalist savaşa doğru gidildiği gerçeği gizlenemez duruma gelmiştir. Savaş, Trump, Putin, Şi Jinping vb. gibi bazı liderlerin salt kötü niyetli oluşlarından değil, kapitalizmin çarkının bu yönde işlemesinden kaynaklanıyor. Bu çarkı ancak ve ancak uluslararası proletarya ve ezilen halkların birliği ve mücadelesi durdurabilir. Başka kimse değil.”[1]
Bu yazı 12 Şubat 2018 yılında yayınlanmıştı. Yazının başlığı: “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” idi. Yazı, bir inceleme ve analiz yazısıydı. Emperyalistlerin ekonomik durumları, birbiriyle çelişmeleri ve çelişmelerin nereden kaynaklandığı vb. konular ele alınmış ve analiz edilmişti.
Yazıdan tam 4 yıl sonrada aynı şeyleri söyleyebiliriz: Emperyalist sermayenin temsilcilerinin kötü niyetinden değil, emperyalist sistemin kaçınılmaz olarak buraya varmasından, varacağından hareket etmek zorundayız. Emperyalizmin, savaş olduğu ve savaşsız yaşayamayacağı ve yeryüzünde emperyalizm var oldukça, savaş olmadan kapitalizmin kendini yeniden üretemeyeceği gerçeği, enternasyonal proletarya ve ezilen dünya halklarının karşısına bir kere daha bütün çıplaklığıyla çıkmıştır.
Bütün AB ve ABD burjuva gazeteleri, yatıp kalkıp savaştan bahsediyor ve hatta savaşın başlayacağı günü saati büyük bir iştahla ve kışkırtıcı bir şekilde büyük puntolar altında yazmaktan zevk alıyorlar. Ve savaş başladığında ise, -aynen Belgrad’ın, Bağdat’ın bombalanmasında olduğu gibi- porno seyreder gibi kendilerinden geçeceklerdir.
Televizyonlar kendi ülkelerinin ordularından sık sık söz ettikleri gibi, orduda askerlerin nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını özendirerek yayınlamaya başladılar. Özellikle Alman devlet televizyon kanalları, son aylarda bunu sıklıkla yapar oldu. Bu propagandalar, toplumu savaşa hazırlamak içindir. Daha önceden İsveç devleti, kitleleri savaşa hazır olmasını istemiş ve bunun tatbikatlarını yapmıştı. Emperyalist savaşa en isteklilerin başında ABD, İngiltere gelmekle birlikte, İsveç gibi küçük emperyalistlerde hiç de isteksiz gibi hareket etmiyorlar.
Dünya pazarları emperyalistler için giderek küçülüyor. Eski güçlü emperyalistler, yeni emperyalist güçler nedeniyle, eski hegemonyalarını kaybediyorlar. Bunların başında ABD geliyor. ABD’nin “fino köpeği” İngiltere ise, “fırsat bu fırsat, eski günlerime kavuşurum belki” diyerek, sahibinden daha fazla saldırganlaşıyor.
Savaşın baş kışkırtıcısı hiç kuşkusuz ABD emperyalist haydudu. İkinci sırada onunla beraber İngiltere; Avusturalya ve peşinden diğerleri geliyor.
AB’nin büyükleri (Almanya ve Fransa) de pek iştahlı olmasa da, yavaş yavaş savaş hazırlıkları yapıyorlar. Bunu, askeri yatırımlarından, görsel ve yazılı basında çıkan kışkırtıcı savaş naraları, orduyu yücelten yayınların sıklaşması… Basına daha şimdiden bu görev verilmiş gözüküyor: Toplumu savaşa hazırlayın diye! …
18 Şubat’ta başlayan ve iki gün süren Münih Güvenlik Konferansı’nda, bütün Batılı emperyalistler, sözde “barışı” konuşmaya geldiler, ama, savaş ve daha güçlü savaş naraları ve yüksek perdeden tehditlerle toplantıyı sonlandırdılar. Özellikle de ABD emperyalizmin sözcüleri, emperyalist batı blokunun savaş örgütü NATO’nun “barış paktı” olduğunu üstüne basarak vurguladılar.
ABD, eski gücüne yeniden kavuşmak isterken ya da en azından hegomonik gücünün korumaya çalışırken, yeni gelişen emperyalist ülkelerin başında ise Çin emperyalizmi, hızlı adımlarla ABD’nin pazarlarını kapmaya devam ediyor. Rusya ise, yeni bir emperyalist güç olarak paylaşılmış pazarlardan pay isterken, daha çok da eski sosyal emperyalist SSCB’nin hegemonya alanlarını yeniden kazanmak istiyor ve yeni bir savaşa hazır hale gelmek için tüm gücünü seferber etmiş durumdadır.
Alman tekelci burjuvazisi, olası bir savaşta geri kalmak istemiyor. Daha şimdiden Güney Çin Denizi‘nde, Afrika’nın Mali ve daha bir çok ülkesinde asker konuşlandırmış durumda.
Genel anlamda, kutuplaşma netleşmiş gibi: ABD öncülüğünde, İngiltere, Avusturalya ve AB, karşı cephede ise Çin, Rusya ve bunlara bağlı ülkeler durmaktadır. Birinci ve ikinci emperyalist dünya savaşları Avrupa’da çıkmıştı. Bir üçüncüsü de yine bu kıta da çıkacaktır. Zenginliğin ve kapitalist gelişmişliğin en fazla olduğu yer olmasının yanı sıra -ve eğer 3. Bir emperyalist dünya savaşı çıkacaksa-, ABD’nin bu güçlere dayanarak rakip emperyalist güçlere karşı savaşabilme gücünü bu ülkelerle birlikte bulmasından kaynaklanmaktadır.
Avrupa yine yoğun silahlanma ve savaş bölgesi ve ortada ciddi bir şekilde nükleer silahların kullanılması tehlikesi, savaş olduğu taktirde kaçınılmaz gibi görülüyor.
Her iki emperyalist kampta da Ukrayna, savaşın bir bahanesi olarak ileri sürülüyor. Ukrayna üzerinde dökülen göz yaşları, Yemen’de, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın daha birçok ülkesinde sürdürülen bitmeyen savaşlar, emperyalizmin gerçek yüzünü ortaya koyuyor.
“Emperyalist Büyük Savaşa Doğru” adlı analiz yazımı, aşağıdaki şıklarla bitirmiştim. Bu şıklar bugün daha fazlasıyla geçerli ve olduğu gibi buraya alıyorum. Trump’un yerine “Biden” aldı. Burjuva liberallerin ve bazı küçük burjuvaların “ileri demokrat” Biden”ı, selefini aratır oldu.
“Emperyalist Savaşın Kaçınılmazlığı
Emperyalist savaşın kaçınılmazlığının habercisi belli başlı nedenler şunlardır:
Birincisi; Bunların başında kapitalist ekonominin içinde bulunduğu kriz gelir. Emperyalist burjuvazi 2008 krizini kısmen aşmasına karşın yeni bir aşırı üretim kriziyle karşı karşıyadır. Ekonomi borçla yürümektedir. Ülkelerin toplam borcu dünya gayri milli hasılasının %320’si kadardır. Yani, ortada sermayeden çok borç var ve borçlu olmayan hiçbir ülke yok gibidir. Emperyalist merkezlerdeki borsalarda düşüş yaşanmaktadır.
İkincisi; Silahlanma gelir. Ülkelerin son beş yıl içinde silahlanması %10 artmış durumda. Silahlanma yarışı içine girmeyen ülkeler yoktur. Bir taraftan askeri harcamaları artırırken bir yandan da silahlanma yarışına girilmiştir. Büyük emperyalist ülkelerin (ABD, Çin, Rusya vd.) askeri harcamaları ve dünyanın farklı bölgelerinde asker konuşlandırmaları artmıştır. ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde 250 bin kişilik askeri vardır. Bunun dışında Çin ve Rusya’yı askeri olarak da çember içine alma hamleleri sıklaşmaktadır. Buna karşı ise söz konusu ülkelerin hamleleri vardır. Çin devlet başkanı, ordusuna savaşa hazır olmaları çağrısı yapmıştır.
Üçüncüsü; İç faşistleşme ve ırkçılık artmaktadır. Bütün AB ülkelerinde bu gelişme son beş yıldır hızlı bir şekilde yaşanmaktadır. Irkçı-faşist partiler bu merkezlerde ya ikinci ya da üçüncü sıralardadır. Bazı ülkelerde ise iktidarda yer almaktadırlar. Buna karşı işçi ve emekçilerin haklarında büyük kısıtlanmalara gidiliyor. Demokratik hak ve özgürlükler giderek daraltılıyor. Fransa ve Almanya’da bu güncel haldedir. Göçmenler vesile edilerek ırkçı ve yabancı düşmanlığı geliştiriliyor ve yabancılara (göçmenlere karşı) daha sert politikalar uygulanıyor.
Kitlelerin demokratik hakları yanında ekonomik hakları da gasp edilmekte ve işçi sınıfı üzerindeki sömürü oldukça ağırlaştırılmaktadır. İç faşistleşmenin ve gericileşmenin en önemli belirtilerin başında kitlelerin demokratik ve ekonomik hakların gasp edilmesi ve sömürü koşullarının daha da ağırlaştırılması gelir. Bugün bu bir gerçekliktir.
Dördüncüsü; Emperyalist kutuplaşmaların ve emperyalistler arası çelişmelerin keskinleşmesi. Ortadoğu, Güney Çin Denizi, Doğru Avrupa (Ukrayna vd.), Kafkasya ve Afrika’da çelişmeler derinleşmiş ve keskinleşmiştir. Bu bölgeleri yeniden paylaşım savaşları vekalet savaşlarından doğrudan emperyalistlerin kendilerinin karşı karşıya geldiği bir döneme girmiştir.
ABD’nin Çin’e vergi uygulaması, Çin’in buna karşılık vermesi, Rusya’ya karşı uygulanan ağır dışlatma politikası (Rus diplomatlarının sınır dışı edilmesi olayı), ABD’nin “Ulusal Güvenlik Belgesi”nde açıktan Çin’i düşman ilan etmesi ve meydan okuması ve “küreselleşme” vb. yerine ulusal çitlerin örülmek istenmesi, yani vergilerle çitler örülmesi, emperyalist burjuvazinin savaş hazırlıkları olarak okunmalıdır
Beşincisi; Emperyalist burjuvazi artık gibi dünyayı yönetemez duruma girmiştir. ABD emperyalist burjuvazisinin biçimlendirdiği Yeni Dünya Düzeni (YDD) yıkılmıştır ve bunun ciddi sancısı çekilmektedir. Çin kendi emperyalist düzenini dünyaya vermeye çalışmaktadır. En saldırgan güç ve savaş kışkırtıcısı olarak öne çıkan ABD emperyalist yönetimi savaşa göre şekillendirmektedir. Yani, bir nevi emperyalist savaş hükümeti oluşturulmaktadır.
Altıncısı; Kitlelerin eskisi gibi yaşamak istememesi. Bu birçok ülkede kitlelerin sokaklara dökülmesinde, işçilerin grevlerle ekonomik hakların gaspına karşılık vermesinde kendini göstermektedir. Burjuvazi, kitlelerin tepkilerini baskı ile bastırma yöntemiyle önlemeye çalışmaktadır. Türkiye, Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya, Meksika vb. ülkelerde kitle hareketleri polis ve askeri güçler ile bastırılmaya çalışılıyor. ABD’de devasa kitle gösterileri yapılıyor. Irkçılık ve bireysel silahlanma ve Trump yönetimi protesto ediliyor. AB ülkelerinde ise, başta Fransa ve Polonya’da olmak üzere birçok ülkede kitleler hükümetlerin uyguladığı hak gasplarını protesto ediyor.
Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında, emperyalist savaşın kaçınılmaz olduğunu ve esas akımın savaş olduğu saptamasında bulunmak abartı olmayacaktır. Komünistler mücadele taktiklerini buna göre oluşturmalıdır. Kitleler, emperyalist savaşa karşı mücadeleye çağırılmalı, emperyalist savaşa ve faşizme karşı birleşik cephenin oluşturulması esas olmalıdır. "
***
[1] Yusuf Köse, “Emperyalist Büyük Savaşa Doğru”, dört bölüm olarak, www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/emperyalist-büyük-savasa-dogru-birinci-bölüm ve yayınlanmıştı.
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
MERYEM (MARİAM) BAKIRCIYAN
Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde ölümsüzleşen efsanevi devrimci Armenak Bakırcıyan ( Orhan Bakır)'ın annesi, hepimizin sevgili büyüğü MERYEM ANA'yı 29.7.2014 tarihinde İsveç / Stockholm'de 89 yaşındayken kaybettik
MÜLK VE SERVETLER HALKINDIR
Gazetelerin yazdığına göre sadece bir gökdelenin fiyatı birkaç milyar doları buluyor. Peki sizce halktan herhangi bir insan, yani bir işçi, bir memur, bir esnaf, bir çiftçi veya sizden biri çalışarak böyle bir gökdelene sahip olabilir mi? Olabilecekse kaç milyon yıl çalışması gerekiyor?
TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillalarından eylem
Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre TKP/ML’ye bağlı TİKKO gerillaları, 30 Temmuz Çarşamba günü öğlen saatlerinde Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu yolunda yol kesme eylemi gerçekleştirdi.
Komünistler mi Haklı Anarşistler mi ?
Sosyalizmi konuşacaksan Anarşistlerle konuşacan.
Partide esas yoğunlaşmalı derken kendi öncülüklerinin tasdik edilmesini anlayan insanlara inanan köylülerle sosyalizmi konuşmayacan.
İnandıklarınıza esasımız köylüdür deyince artık anlamamız gerekenin kapitalizmle bağları en az olan sınıflardır diye hale niye söyleyemediklerini soramadığınızdan da faz geçiyorum sosyalizmde ortaya çıkan bürokrasizmi, lider sultasını.. sorarsanız,
Size verecekleri tek cevap:
"Siz geldiniz ya, sizi bekliyordum. Artık uzun bir yolculuğa çıkabilirim.’’ MERYEM BAKIRCIYAN
Irksal, dinsel kültürel ayrımcılığı ömrünce bilfiil yaşadı. Faşist diktatörlüğün baskılarına seksen dokuz yıl yaşayarak tanık oldu. Diyarbakır’da eşinin ve kendinin gördüğü baskılar yetmezmiş gibi çocukları da akla gelmez baskılara maruz kalır. Irksal olduğu kadar dinsel baskıların haddi hesabı yoktur. Gördükleri baskılar öylesi bir hal alır ki artık dayanılmaz hal alır. Dinsel baskı artık çocuk yaşamlara kadar yansır.
Seçim Tiyatrosu ve esir figüranlar
Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.
KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR?
Bölgemize ilişkin o kadar çok değerlendirme ve tahlil yapılıyor ki, her gün yeni senaryo ve komplo teorileriyle uyanmaktayız. Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere bütün emperyalistler kendi çıkarları doğrultusunda planlar yapmakta, dost ve düşmanlarını izledikleri siyasete göre belirlemektedirler. Zaman zaman taşeron örgütler oluşturarak taktikler ve politikalar üretmektedirler. Dinler arası savaşları kışkırtmakta böl- parçala -yönet politikasını çok muazzam işletmekte, uygulamakta ülkeleri, bölgeleri ve dünyayı yeniden düzenlemekte kendine uygun işbirlikçi faşist devletler vb.
Hangi “erkekliğe sığar”, “kadın dövmek”!
Seks işçilerine şiddet uygulayan Halk Cephesi'ne Yeni Demokrat kadın’dan (anlarsa!) bir soru:
Sıklıkla kullanılan bir deyim vardır: “Kadın dövmek, erkekliğe sığmaz!”
Erkek; eğer ki “kendisini aldatmamış”, “eline erkek eli değmemiş”, “kendisine karşı gelmemiş”, “ağzı var dili yok” bir kadına “durduk yere” şiddet uygulamışsa isyan edilir:
“Hangi erkekliğe sığar kadın dövmek?” (Hoş, kadın ne kadar bu toplumsal mağduriyet vasıflarına uysa da, kadına uygulanan erkek şiddetinin hep “haklı bir nedeni” var görülür.)
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yönelimimiz ve Demirtaş’ın adaylığı
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine günler kala, mitingler, konuşmalar ve adayların vizyon-perspektif açıklamaları ile birlikte, adayların niteliğine, hedeflerine ve çalışmalarının mahiyetine dair tartışmalar gündemin büyük bölümünü kaplamış haldedir.
Seçimlerde taleplerimizle boykotu büyüt
Yeni bir seçim sürecine daha girildi. Seçim süreçleri, dönemsel özellikleri itibariyle taktik olarak önemlidir. Kimi zaman, sınıf mücadelesinin ortaya çıkardığı tablo, güç dengeleri, seçim süreçlerinin bir taktik olarak ele alınıp değerlendirilmesine elverişli olur. Böylesi dönemlerde, seçimlere dâhil olunarak politik yaklaşımız ortaya konulur. Bazen ise, seçimlere dâhil olmak sınıf mücadelesinin andaki gelişimine hizmet etmeyen bir süreç olarak ortaya çıkar. Böylesi durumlarda, boykot, politik bir tavır alış olarak gündeme gelir.
Tek ayaklı boykotçuluk ve utangaç verici tavırsızlık!
Cumhurbaşkanlığı seçimleri devrimci, demokratik ve halk saflarındaki siyasal kesimlerin aldığı tavra ve onu içeriklendirmesine bağlı olarak esasında bir turnosol işlevi de görmüştür. Birçok siyasal hareket süreçteki tavrını belli etmiştir. Bu tavırlar kabaca üç kategoriye ayrılabilir.
Comment form