Perşembe Ekim 8, 2026

EKİM DEVRİMİ VE PARTİ | Parti, sağ ve sol her türlü oportünizme karşı mücadele yürütmeseydi zafer sağlayamazdı!

Proletarya Partisi,  sınıfının bir parçasıdır, onun en iyi, en ileri, en sınıf bilinçli, en yetenekli, en fedakar ve bundan dolayı en devrimci bölümüdür. Kuşkusuz partinin önderleri de bu “en”lerin “en”lerinden olmak durumundadır. Dünya görüşü olan Marksist-Leninist-Maoist teoriyi özümsemenin ötesinde, MLM teoriye hakim olmazsa, ideolojik derinlik ve uyanıklığa sahip olmazsa, siyasal kafa açıklığı, uyanıklık ve öngörüye sahip olmazsa, siyasal stratejide kafa açıklığı ve taktik belirlemede ustalık ve yeri gelince devrimci manevra kabiliyetinde beceri ve her koşulda proletaryaya ittifak veya yedek kuvvetler yaratma yeteneği göstermezse, örgütlemede ve pratikte yaratıcılık, yetenek, inisiyatif, hareket kabiliyeti ve cüretli olunmazsa önderlik görevini, yani bu “en”lerin “en”leri misyonunu layıkıyla yerine getiremeyeceği açıktır.

Parti, işçi sınıfının öncüsüdür. Önderidir, kurmay heyetidir. Örgütlü müfrezesidir. Sınıf örgütlerinin en yüksek örgütlenme biçimidir. Siyasal iktidar aracıdır. Hizip ve gurupların varlığıyla bağdaşmayan irade birliğidir. Ve parti, saflarını oportünist öğelerden arındırdığı ölçüde gelişir.

Parti, işçi sınıfının iktidar mücadelesinde belirleyici roldedir. İşçi sınıfı, partisiz iktidarı ele geçiremez, istisnai olarak ele geçirse de siyasi iktidarı uzun süre elde tutamaz. Paris Komünü bunun bariz bir örneğidir. Paris Komünü gerçekleştiğinde proletaryanın sınıf partisi yoktu, dolayısıyla komünist bir çizgi egemen değildi. Komünistler içinde ve yönetiminde yer almışlardı ama oldukça zayıf durumdalardı. Komün’e, Blankistlerin anarşist, reformist, küçük burjuva çizgisi egemendi. Bu çizgi de, onları yenilgiye götürdü.

1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na kadar yaklaşık çeyrek asır “kapitalizmin görece istikrar dönemi”nin “barışçıl mücadele süreci”nden geçen, devrimci militanlıktan yoksun,  emperyalist savaşın başlamasına doğru devrimden korkan, kendi ülke burjuvazisine boyun eğip dönekleşen, onların yedek lastikleri haline gelen 2. Enternasyonal’in çizgisinde olan partileriyle de devrim gerçekleştirilemezdi.

Siyasi iktidar, ancak gerçek devrimci, Marksist-Leninist bir parti önderliğinde, işçi sınıfı ve emekçi kesimlerin kitle mücadelesinin çeşitli alanlarında yetişen, deneyim kazanan, bu mücadeleler içinde gelişip güçlenerek siyasal iktidarı ele geçirmeye hazırlanan bir parti ele geçirebilirdi. RSDİP (Bolşevik) bu nitelikte olan, bu niteliklerle dolu bir partiydi.

RSDİP kurulduğunda Leninist parti çizgisi egemen değildi. Lenin, parti içinde ve dışında çizgi mücadelesini yürüttü. 1900’lerin başında parti ve örgüt anlayışı konusunda ciddi bir mücadele yürütmeye başladı. Partinin 2. Kongresinde tüzük ve parti yönetimine ilişkin birçok önemli sorununda çoğunluk (Bolşevik) sağlasa da, Leninist çizgiyi partiye egemen kılamadı. Yaklaşık 15 yıllık mücadele sonucu Prag Konferansı’yla ancak Bolşevik/Leninist çizgiyi partiye egemen kılabildiler. Bu konferansla partinin grup ve hiziplerle bağdaşmayacağı kararı alındı. Parti dışında ve parti içinde revizyonizme, ekonomizme, reformizme, Menşevizm’e, tasfiyeciliğe vb. her türlü oportünizme karşı “çılgınca bir ideolojik mücadele” yürütülmeseydi, ne bu belirtilen oportünist akım ve kesimleri etkisizleştirebilirdi; ne parti saflarını berraklaştırabilirdi,  ideolojik, politik seviyesini artırıp, niteliğini yükseltebilir ne de mücadelenin çeşitli evreleri ve alanlarında partinin deneyim kazanıp militanlaşmasını sağlayıp iktidarı ele geçirmeye hazırlayabilirdi.

Lenin, Narodiniklere, “legal Marksist”, liberallere-burjuva liberal Kadetlere karşı acımasız bir ideolojik mücadele ve  teşhir faaliyeti yürüttü.  Bunların maskelerinin düşürülüp kitlelerin bunların etkilerinden kurtarılması gerekiyordu. Lenin, bunlar etkisizleştirilmeden, kitleler onların etkilerinden kurtulmadan kitleler devrime kazanılamaz diyordu. Uluslararası planda da, 2. Enternasyonal’in revizyonist Bernstayn ve Kautsky çizgisine karşı kapsamlı bir ideolojik mücadele yürüttü. Bu mücadele yürütülmeseydi uluslararası planda revizyonizmin, reformizmin, oportünizmin ideolojik ve örgütsel etkisi kırılamazdı. Devrimci partiler, örgütler ve kitleler devrimci Marksist-Leninist çizgiye çekilemezdi. 

Prag Konferansı’yla, grup ve hiziplere bağdamayan yeni tipte parti, Bolşevik/Leninist parti anlayışı egemen kılınmasaydı, ne nitelikli, çelik disiplinli bir parti olurdu ne sınıf mücadelesine yanıt olup, istikrarlı bir gelişme sağlayabilir ne de siyasi iktidarı ele geçirebilecek bir parti olup devrime hazırlanabilirdi.       

Stalin;

“...Yeni dönem, sınıfların açıktan çatışması dönemidir; proletaryanın devrimci eylemleri dönemi, proletarya devrimi dönemi, güçlerin emperyalizmi devirmeye, iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesine doğrudan hazırlanması dönemidir. Bu dönem, proletaryanın önüne yeni görevler koyar: tüm parti çalışmasını yeni, devrimci bir tarzda yeniden örgütlemek, işçileri iktidar uğruna devrimci mücadele ruhuyla eğitmek, yedekleri yetiştirmek ve yakınlaştırmak, komşu ülkelerin proleterleriyle ittifakı kurmak, sömürgelerdeki ve bağımlı ülkelerdeki kurtuluş hareketiyle sağlam bağlar kurmak vs. vb. Bu yeni görevlerin, parlamentarizmin barışçıl koşullarında eğitilmiş olan eski sosyal-demokrat partilerin güçleriyle çözülebileceğini sanmak, kendini onmaz bir çaresizliğe, kaçınılmaz bir yenilgiye mahkûm etmek demektir...” (LS, s. 93, İnter Yayınları)

“Yeni bir partinin, militan bir partinin, devrimci bir partinin, proletaryaya iktidar uğruna mücadelede önderlik edecek kadar cesur, devrimci durumun çapraşık koşulları içinde yolunu şaşırmayacak kadar deneyimli, hedefe giden yolda tehlikeli engellerden sakınacak kadar esnek bir partinin zorunluluğu buradan gelir.” (LS, s. 93, İnter Yayınları) diyordu.

Lenin, Ekim Devrimi hazırlığı döneminde Bolşevik Merkez Komitesinde ayaklama kararına karşı gelip, ayaklama kararını Menşevik gazetede “eleştirerek” burjuvaziye ihbar eden Zinovyev ve Kamanev’e karşı acımasız bir mücadele yürüttü. “Bu hainler derhal atılmalı” diyordu. Troçki de ayaklanma kararının Sovyetlerin 2. Kongresinde alınmasını istiyordu. İki çıkış da özünde aynı anlayıştan besleniyordu. Birincisi ayaklanma hazırlığını deşifre etmek; ikincisi, iktidarı ele geçirmeye cesaret etmemek, korkmak; üçüncüsü, Avrupa’da devrim olmadan Rusya’da devrimin yaşayamayacağı, tek ülkede devrimin yaşayamayacağı anlayışından geliyordu. Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, bunlara karşı ciddi mücadele yürüttü. Bu anlayışlar mahkum edilmeseydi Ekim Devrimi başarıya ulaşamazdı.

Ekim Devriminden sonra devrilmiş olan burjuvazinin direnişi, ulusal burjuva hükümetlerinin ayrılması, bunların birçoğunun İngiliz, Fransız emperyalizmiyle işbirliği,  İngiliz ve Fransız emperyalizminin Beyaz Orduyu desteklemesi ve Kuzey Rus Cumhuriyeti ilan edip saldırıya geçmesi...  Alman emperyalizminin işgali vb. Beş yıl süren iç savaşla uğraşılması... 

Diğer taraftan bir yandan Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin “partisizler toplantıları” adı altında kendilerini gizleyerek devrilmiş olan burjuvaziyle işbirliği örgütlenmeleri,  devrimden sonra ittifak yapılan sol sosyalist devrimcilerin daha 1918 ortalarında Bolşevik yöneticileri katlederek iktidarı ele geçirme darbeci girişimleri... Bolşevik yöneticilerden M. S. Uritski’nin ofisinde öldürülmesi, Lenin’e yönelik suikast... Almanların Sovyetleri işgal etmesi için Alman Büyükelçisinin öldürme provokasyonu vb... Brest Litovsk Anlaşmasına karşı çıkan sadece sol sosyalist devrimciler değildi, parti içinde de başta Troçki olmak üzere ve 1930’larda itiraf eden Zinovyev, Buharin, Kamanev, Rikov vb. de Brest Litovsk Anlaşmasını sabote edip Alman devletinin Sovyetler’i işgal etmesine çalıştıklarını, el altındaki görüşmelerde Ukrayna’yı Almanya’ya vermeye söz verdiklerini vb. itiraf etmelerinden de anlaşılmaktadır ki farklı gözükseler de aynı emelleri taşımaktadırlar.

Devrimin ertesinde Preobrajenski’nin “Anonim Platform”u, “Boguşevski’nin sapması” Zinovyev’in “yeni Muhalefet”i oluştu. Ki  “Zinovyev’ci sapma” günlük çıkan “Leningradskaya Pravda” adlı kendi organına sahipti. (MÜ. 1, s. 349)  Myaznikov ve Kuznevtsv’un  “İşçi Gurubu” (MÜ. 1, s. 344). Şlyapnikov, Medvedev vb.nin başını çektiği “İşçi Muhalefeti” adlı parti düşmanı anarko sendikalist gurup. “Demokratik Merkeziyetçilik” grubunun  başını da Sapranov ve Ossinski çekiyordu. (Stalin, MÜ. 1, s. 354). Bu grupların kimi X. ve XI. Kongrede, kimi 15. Kongrede tasfiye edildiler. Ancak gizli faaliyet yürüttükleri sonraki yıllarda ortaya çıktı. 1934’te Kiov’un öldürülmesi, generaller çetesiyle darbe yapma hesapları, doktorlar çetesiyle birçok yönetici kadronun öldürülmesi vb. parti içinde komplocu, ikiyüzlü, kimi emperyalistlerin ajanı durumunda olan yeni burjuvazinin organizeli çalışmasının boyutlu olduğu ortaya çıktı ve 1936-37 yargılamalarına götürdü. Çözülmeler/itiraflar işin boyutunu ortaya çıkardı. Yığınlarca taktiğe, yol ve yönteme başvurdukları ortaya çıktı. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşından sonra yeniden doktorlar çetesiyle Lenin ve Stalin çizgisinde olan yönetici kadroları katletmeye başladılar. Stalin yoldaşı zehirlemeye kadar vardılar...

Özetle Lenin ve Stalin önderliğindeki parti, iktidar mücadelesi yıllarında olduğu gibi, devrimden sonra, proletarya diktatörlüğü döneminde de, parti içindeki grup, hizip, platform oluşturan, ikiyüzlü, samimiyetsiz, kariyerist vb. her türlü oportünist çizgi, sapma ve unsurlara karşı, parti içindeki yeni burjuvaziye karşı sistemli, uzlaşmaz bir ideolojik mücadele yürütülmeseydi ve dönüşmeyenler parti bünyesinde temizlemeseydi daha işin başında işçi sınıfının iktidarı kaybedilirdi. Devrilmiş olan sınıflar mülksüzleştirilip direnişleri kırılamazdı. Proletarya diktatörlüğü, sosyalizmin inşası ve gelişimi sürdürülemezdi. 2. Emperyalist Savaşında işgal yenilgiye uğratılamazdı, faşizmin yenilgisi, Doğu Avrupa’nın kurtulması sağlanamazdı. Asya’dan Avrupa’ya devrimlere destek sağlanamazdı...

Lenin yoldaşın şu çağrısını asla unutmamamız gerekir:  “Bize karşı kinlerini açıkça ifade eden insanlar, sınıflar, hükümetler tarafından kuşatılmış bulunuyoruz. Bir saldırıyla aramızda her zaman kıldan ince bir sınır olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.” (Lenin, C. 27, s. 117, Rusça, Aktaran Stalin, Eserler 14, s. 189 ve yine Stalin Eserler, c. 8, s. 68-69) Stalin yoldaşın söylediği gibi, bu nedenle “biz Bolşevikler her zaman barutumuzu kuru tutmalıyız.”

Ve  “... İşçiler, bilmelisiniz ki, sermayenin boyunduruğundan kurtulmak için proletarya devriminden, sosyalizme varmak için de proletarya diktatörlüğünden başka bir yol yoktur...” (III. Enternasyonal Belgeler, s. 217) 

51223

Mısır'ı Mesken Tutan Türk Tekelleri

Deutsche Welle (DW)'de Aram Ekin Duran'ın, „Türk Şirketleri Mısır'a Kaçıyor“ adlı bir haberi yayınlandı. Sıradan bir haber gibi gözüküyor, ama, Türkiye ekonomisinin ve Türk devletinin niteliğini araştıranlar, sorgulayanlar için küçük bir haber olmaktan öte bir anlam taşıyor. Özellikle de kendine ML ve Maoist diyen komünist örgütler için daha fazla önem taşıması gerekiyor.

Hesaplaşma mı? Kutlama mı?

Faşist TC devleti hem ülke içinde hem de bölgesel düzeyde, resmi ve sivil militarist güçleriyle başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesi yok etmek ve devlet terörüyle susturmak için çalışmaya devam ediyor. Bu süreç aynı zamanda TC’nin kuruluşunun da yüzüncü yıl dönümüdür.

TC, yüz yıl önce Osmanlı yıkıntıları üzerinde tekçi bir zihniyetle kuruldu. Ermeni soykırımında, diğer azınlık halkların yok edilip sindirilmesinde aktif rol alan ittihatçı birçok ırkçı kadro da kuruluş sürecinde rol aldı.

Halka Nasıl Yaklaşacağız?

Milyonlar açlık ve yoksulluk içinde, demokratik haklardan yoksun, özgürlük kırıntılarına bile muhtaç bir durumda yaşıyor. Haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik karşısında kitleler ya seslerini yeterince yükseltememekte ya da sınırlı sayıda insanla zulüm karşısında direnmeye çalışmaktadır. Birbirinden bağımsız, sınırlı direniş güçlerinin mücadele ettiği süreci yaşıyoruz. Damlaların derelere, derelerin nehirlere, nehirlerin bendlerini yıkacak duruma gelme ihtiyacı var.

“Kuruluşunun 100. Yılında TC’nin Diğer Yüzü Türkiye’de Ulusal Azınlıklar Sorunu”*

Türkiye’de ulusal sorun ve azınlıklar meselesini incelerken nasıl bir ülkede yaşadığımız, ülkeyi hangi sınıfların yönettiği, ulusların hangi tarihi koşullarda ortaya çıktığı, ulusal sorunun ekonomik ve politik nedenlerini açıklamak durumundayız.

Ulus, tarihsel olarak meydana gelmiş, ortak bir dil, ortak bir pazar, ortak bir kültür birliği ve ortak bir ruhi şekillenmende ifadesini bulan istikrarlı bir insan topluluğudur. Ulus, sadece tarihi bir kategori değil bir çağın, yükselen kapitalizm çağının ortaya çıkardığı bir olgudur.

Yüz yıllık çakma Türk devleti (Nubar Ozanyan)

Aradan bir asır geçmesine, tarihin yaprakları değişmesine karşın Türkiye Cumhuriyeti temelde bir değişime gitmeden dün olduğu gibi imha ve inkar zihniyetiyle yaşamaya, Orta Çağ’ın karanlığında kalmaya devam ediyor.

Fetih ve işgallerden, zulüm ve soykırımdan başka övünülecek bir tarihi, Hitler faşizmine örnek olmaktan başka bir başarısı olmayan TC, ceberut devlet olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmeden yüzüncü yılını kutluyor.

Aşk Her Şeyi Affeder mi - Partiler Neden Diktatör / ERGÜN ASLAN

Klasik emperyalizmle modern emperyalizm arasında çeşitli proletaryaların ve (komprador) sınıfların olduğu bir memlekette modern proletaryaların partisinin birliğinin ve özgürlüğünün yegane (ve yegane) güvencesinin yerel yönetimlerin özerkliğe varabilecek kadar geniş demokratik haklara sahip olmaları olduğu bilgisini kim inkar edebilir ki.

Üüüü.... üüüü....

Ya.... ya...

Bir insan aldığı görevden başka her şeyi konuşur mu.

Hom... hom.. hom...

Bunlar... bunlar... daha çok....

 Filelerin sultanlarını karşımıza çıkarırlar.

 Daha çok...

Rojava, Filistin, Karabağ: İşgal, Yıkım ve Direniş (Yorum)

Ortadoğu tarihi boyunca yer küremizin en çatışmalı bölgelerinden biri olmuştur. Bölgenin stratejik konumu, uygarlığın gelişim düzeyi, baskıya, sömürüye dayalı dış müdahaleler için güçlü zeminler sunmuştur. Kuşkusuz bölgedeki iç çelişkiler ve çatışmalar da her zaman dış müdahaleleri kolaylaştırmıştır. Özellikle dinsel ve mezhepsel çatışmalar hem çağdaş temelde toplumsal gelişmeleri frenlemiştir hem de bölgeyi dış saldırılara açık hale getirmiştir. Bu nesnel zemin üzerinde toplumsal çürümeler, işbirlikçi ilişkiler ve itaat kültürü bir yaşam tarzına dönüştürülmüştür.

“Hamas-İsrail Çatışmasında” İtidal Çağrısı Yapmak…(Polemik)

Filistinli 14 direniş örgütünün, 7 Ekim günü “Aksa Tufanı” adıyla İsrail devletine yönelik operasyonu, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Hamas gibi İslamcı örgütlerin yanısıra ve de Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi gibi Marksist eğilimli hareketlerin de yer aldığı hamle, Siyonist İsrail’in tarihi boyunca aldığı en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçti. Sözkonusu direniş, kısa sürede dünyanın dört bir yanında devrimci, ilerici güçler nezdinde çok ciddi saflaşmaları da beraberinde getirdi.

“Çizgimiz Nubar Ozanyan’dır!” (Deniz Aras)

7 Ekim sabahı Filistin Ulusal Direnişi’nin Siyonist İsrail işgalciliğine ve zulmüne karşı “Aksa Tufanı Operasyonu” başlatması başta siyonizm olmak üzere bölge gerici devletleri ve siyonizme koşulsuz destek veren emperyalistlerde şok etkisi yarattı.

Hamas öncülüğünde başlatılan ve aralarında Filistin Ulusal Hareketi’nin tarihsel öznelerinden Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi devrimci örgütlerin de yer aldığı “Operasyon Odası” tarafından yönetildiği açıklanan bu hamle, tüm dünyada olduğu gibi coğrafyamızda da tartışmalara yol açtı.

Yerini Bulan Her Vuruş Acı Verir!

Komünist partileri yaptıkları eylemleri kamuoyuna açıkladıkları gibi, yanlış yaptıkları eylemleri de kamuoyuna açıklar ve özeleştirisini yaparlar. Yanlış eylemlerin özeleştirisinin yapılması, o partinin dürüstlüğünü gösterir ve bu tür özeleştiriler kitlelere ve parti kamuoyuna güven verir.

Arif Alıç, 1978 yılında Hıdır Aykır ile Bayrampaşa  Hapishanesinden kaçtı. Parti tarafından kırsal (Dersim) alana gönderildi. 1981 yılının ortalarında, TKP/ML üyesi bir kişi tarafından öldürüldü.

Bu makaleyi, yazarken ölüm haberini aldığım, sevgili yoldaşım Turan Talay'ın anısına adıyorum.

Türk Tekelleri Afrika'yı Çok Çooook Sevdi!

Sayfalar