Cuma Eylül 18, 2026

Efrîn direnişi emperyalist haydutlara rağmen zaferle sonuçlanacak!

Kurulduğundan beri mayasında taşıdığı Kürt fobisi mevcut süreçte TC Devleti’ni daha saldırgan kılmıştır. Öyle ki, Kürtleri kendi sınırları içerisinde baskı ve tahakküm altında tutan TC devleti bununla yetinmeyip, Efrin Kürtlerine karşı da saldırıya geçmiştir.

Kürt sorununun artık salt işgalci devletlerin iç sorunu olmaktan çıkıp uluslararası sorun haline geldiği günümüzün politik atmosferinde, Kürt topraklarının en geniş kesimini ilhak eden TC devletinin Efrin’e yönelik saldırıya geçmesini beraberinde getirmiştir. Ancak bu saldırı, karşılığında direnişi de getirmiştir. Efrin Kürtleri Türk ordusunun kendi topraklarını işgal etme girişimine karşı etkin bir tavır koymuşlardır. Devletin havadan ve karadan tüm saldırı furyasına karşın Efrin’de silahlı direnişle yanıt verilmiştir. Bu tavır, Rojava’nın diğer bölgelerine de yansımıştır. Bunun sonucu Kürtlerle beraber, Araplar, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler gibi irili ufaklı tüm toplum katmanları bu işgal girişimine karşı çıkmış ve tavır takınmışlardır. Öyle ki bu direniş ve başkaldırı tüm Rojava illerinde giderek daha üst boyutlara tırmanmıştır. Bu karşı çıkış -20 Temmuz cuntası koşullarına rağmen- Türkiye’de, Avrupa ülkelerinde ve dünyanın çeşitli ülkelerinde giderek öne çıkmakta ve dünya kamuoyunun nezdinde giderek daha etkin bir hal almaktadır.

Devlete bağlı askeri güçler havadan ve karadan Efrin’e saldırı furyası başlatmışlar. Bu saldırıda düzenli kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip devletle beraber DAİŞ-El Kaide-El Nusra gibi çetelerin bileşiminden oluşan devşirme ÖSO da yer almıştır. Bilindiği gibi TC’nin işgalci emelleri katil çetelerle hareket etmesini beraberinde getirmiştir. 

TC’nin ve devşirme ÖSO çetesinin Rojava topraklarına saldırma hakkı yoktur. Bu saldırıyı yapan ve düzenli hava, kara ve deniz kuvvetlerine sahip bir devlet, henüz devleti olmayan ve kendisi gibi düzenli orduya sahip olmayan bir halka karşı azgınca saldırıya geçme kararı almıştır. Bu saldırının hiçbir gerekçesi yoktur!.. Ama nafile! Bu saldırıyı yapan güçler, maddi ve manevi alanda bağnaz emellerine ulaşamayacak ve yenilgiye uğrayacaklardır. Tarih önünde mahkum olacaklardır! Gerici emellerle Efrin’in Şerawa, Raco, Bilbile, Mabata, Cinderese, Şerava, Şiye gibi ilçelere ve köylerine uçaklarla, toplarla, tank atışlarıyla saldırı yapılmıştır.

Bilindiği gibi bu topraklarda yaşayanların çoğunluğunu Kürtler oluşturur. Saldırıyı yapan TC “Türk-İslam” senteziyle hareket eden anti-Kürt devletidir. Kürtlerin varlığına tahammül edemeyen yapısı sonucu hunharca Efrin’e saldırmıştır. Amaç TC sınırları dışında da olsa, baskıya, zulme ve her türlü tahakküme karşı başkaldıran Kürtlerin mücadelesini sindirmek ve topraklarını ilhak etmektir. Bu topraklarda yaşayan Kürt toplumunu etkisiz kılmaktır. Kürtlerin toprak ve pazarlarını ilhak altına almaktır. TC’nin Efrin saldırısının ardında bu gerici ve arkaik dürtüler vardır.

Saray/AKP/MHP/CHP ve Genelkurmay’ın yaptığı saldırı furyası Efrin’de direnişle karşılanmıştır. Bunun sonucu tüm silah üstünlüğüne karşın TC ordusunun ve devşirme ÖSO çetesinin yaptığı saldırılar PYD’ye bağlı YPG ve YPJ güçlerince püskürtülmüştür. Bu mücadelede Kürtlerle beraber Arapların ve diğer bölge halklarının da içinde bulunduğu QSD de (Demokratik Suriye Güçleri) yer almaktadır. Çeşitli milliyetlere mensup halk saldırı karşısında güçlerini birleştirmiştir. TC devletinin göreli askeri “üstünlüğü” karşısında Efrin halkı haşmetli bir direniş göstermiş ve yurtlarını korumuştur ve korumaktadır. Efrin’de işgalci devlete karşı savaşan Kürt ve diğer milliyetlerden halk yığınlarıdır. Bu, savaşta belirleyici gücün halk yığınlarının olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Elbette ki savaşlarda izlenen strateji ve taktikde hatlar olabilir. Bu Efrin için de geçerlidir. Verilen savaşta ön koşul yörenin, yurdun kitlelerine dayanmaktır. Kitlelerin ve ezilen yığınların savaş ve mücadele içerisinde yer almasıdır. Ama buna bağlı olarak Efrin somutunda izlenecek savaş stratejisinin de nesnel gerçekliğe tekabül etmesi zorunludur. Efrin’de işgalci emellerle yapılan saldırıya karşı direniş gösteriliyorsa, bunda halka dayanmanın ve doğru bir askeri hat izlenmesinin tayin edici rolü vardır.

Nitekim Efrin ve tüm Rojava halkı kararlıdır. Bu karar ve inançla saldırıya karşı Rojava’nın çeşitli yörelerinden kitleler Efrin’e doğru yola koyulmuşlardır. Ve Rojava’nın diğer illerinde Kürtler, Araplar, Süryaniler, Türkmenler, Ermeniler, Çerkezler hep birlikte meydanlarda yerlerini almışlardır. YPG, YPJ ve QSD komutasında verilen direniş eninde sonunda saldırıyı püskürtecektir.

Ayrıca gösterilen direniş ve mücadeleye Rojava dışında da yığınlar desteklerini sunmaktadırlar. Bu destek 20 Temmuz 2016’da ilan edilen darbe ve OHAL şartlarındaki Türkiye’den Avrupa’ya ve diğer ülkelere yayılarak kendisini hissettirmektedir. Bunun sonucu Efrin ve Rojava sorunu giderek uluslararası sorun haline gelerek dünya kamuoyunun belleğinde yer etmektedir.

TC Ordusu Rusya’nın onayı ile Efrin’e saldırmıştır. Türkiye Suriye’de hakim güç olan Rusya’dan bağımsız hareket edememektedir. Çünkü Suriye devleti üzerinde Rus emperyalizminin hegemonyası vardır. Tüm dünyada olduğu gibi, Ortadoğu’da da pazarların emperyalistler arası yeniden paylaşım kavgası giderek üst boyutlara tırmanmaktadır. Bu kendisini Suriye somutunda da göstermektedir. Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek isteyen ABD, bunu Suriye’de uygulamayı da düşünmüştü. Suriye ve Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinde yeni sınırların oluşturulması bazı devletlerin kabullenmediği ve rahatsız olduğu bir sorundu. TC devleti de bunu kabullenmiyordu. Bunun sonucu ABD ve Türkiye arasında sorunlar gündeme gelmekteydi. Kürtlerin direnişi ve giderek uluslararası alanda öne çıkması TC’nin kabullenemediği ve tahammül edemediği bir gelişmeydi. Giderek ABD’nin gündemine giren Kürt sorunu Türkiye’yi daha statükocu ve daha arkaik bir hatta itiyordu. 

Tüm bu gelişmeler sonucunda Ortadoğu politikasında ABD ile arası açılan Türkiye’nin bu zaafından Rusya yararlanmaya çalışmaktadır. Giderek İran ve Çin üzerinden Ortadoğu’ya ağırlığını koyan ve dünya çapında Çin ile beraber emperyalist bir kamp oluşturan Rusya devleti, TC’nin mevcut çelişkilerinden yararlanarak onu kendi kulvarına çekmeye çalışmaktadır. 70 yıldır ABD’nin müttefiki olan TC devletinin Ortadoğu ve Kürt sorununda 2010’lardan sonra müttefikiyle arasını açmasını ve Ortadoğu politikasında giderek Rusya’nın güdümüne kaymasını da beraberinde getirir. Çünkü Rusya’nın Ortadoğu’da Kürt sorununa yaklaşımı Kürtlerin varlıklarını dört parçada eski statüde tutmaktır. Mevcut statükoda bazı kısmi imkanların tanınmasını, ama sorunun özünün devamını içerir. Kısacası Rusya, Kürtleri Ortadoğu’da rejime entegre etmek istiyor. Böylece kendi denetimlerinde tutmayı hedefliyor. Rus emperyalizminin bu gerici bakış açısı TC’ye daha uygun gelmiştir.

Elbette ki mevcut bu durum TC’nin henüz uluslararası alanda ekonomik, siyasi, askeri mevzilerde tümden ABD emperyalizminin kutbundan çıktığı anlamına gelmez. Hala Amerika’ya bağımlılık vardır. Ama Rusya, İran, Çin ile ilişkiler de oluşmaya başlamıştır. Ortadoğu’da Rusya ilişkileri, Çin’in uluslararası alanda asrın İpek Yolu projesi böyle bir zemin yaratmıştır. Daha açık bir deyimle pazarların yeniden paylaşımı ve hegemonya mücadelesinin giderek kızıştığı günümüz konjonktüründe TC devleti, ABD ve Rusya-Çin kutbu arasında yalpalayan ve giden-gelen bir hatta yer almaktadır. Bu yalpalama ve sarsıntı açıktır ki gelecekte netleşecek ve TC devleti net bir kutupta yer alacaktır.

Emperyalistler arası dalaş kavgasında hedeflenen, Ortadoğu’nun jeo-stratejik ve jeopolitik konumunu kendi hükümleri altına almaktır. Bunun sonucu emperyalistlerle beraber bölgenin gerici devletlerinin piyasaya sürdüğü DAİŞ, El Kaide, El Nusra, ÖSO gibi çeteler piyasaya sürülür. Rojava direnişi bu minvalde olmuştur.

PYD önderliğinde Rojava’da verilen savaşta çeteleri ve arkalarındaki güruhları yenilgiye uğratmışlardır. ABD ile ilişkileri olmuştur. Bu ilişki PYD açısından mevcut konjonktürün dayatması sonucu taktik düzeyde yürütülen bir ilişkidir. Stratejik değildi. Bu sosyal pratik bir kez daha göstermiştir ki, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesi verenlerin stratejik olarak anti-emperyalist bir mevzide yer almalarını zorunluluktur. Öyle ki emperyalist devletler ezilen, baskı ve tahakküm altına alınan ulusun bağımsızlığını ve gerçek kurtuluşunu mümkün kılmadığı gibi kendilerine bağlı güdük bir harekete dönüştürür ve gerçek kurtuluşun önünde engel teşkil ederler.  Bundan dolayıdır ki, ulusal sorun salt bir iç sorun olmaktan çıkmış uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Nitekim Cenevre, Astana, Soçi görüşmelerinde esas muhatap olan Kürt hareketi çağrılmamış, kabul edilmemiştir. Emperyalistler ve Türkiye, İran gibi Kürtlere zulmeden devletler muhatap alınmıştır. Rojava’yla ilgili görüşenler bu saldırıların ardındaki güçler olmuştur. Efrin saldırısını yapan devletin arkasında Rusya ve ABD gibi emperyalist devletler yer almıştır. Hani Rojava sorununu “halledeceklerdi!” Hani Rojava Kürtleri “özgürlüğe” kavuşacaklardı! Efrin saldırısıyla uluslararası mali sermayenin ve TC, İran gibi devletlerin gerçek yapısı bir kez daha deşifre olmuştur.  Rusya, TC’nin Efrin saldırısını örgütlemiştir. TC’yi seferber etmiştir, önünü açmıştır...  ABD de “Efrin bizim sahamızın dışındadır” diyerek yapılan saldırıya onay vermiştir. Saldırıya karşı tavır takınmamıştır.

Ama Efrin halkı bu saldırıya göğüs germiştir. Dünyanın “en güçlü” haydutlarının desteğinde yapılan saldırıyı püskürtmüştür. Onların gerçek yüzünü açığa çıkartarak dünya halklarına mesaj iletmişlerdir. Bu mücadelede tüm Rojava halkı bir araya gelerek halkların gücünü bir kez daha göstermiştir. Rojava halkının uluslararası alanda gerçek müttefikleri halklardır, devrimcilerdir, demokratlardır. Nitekim Efrin Direnişi, Rojava dışındaki uluslararası kitlelerin desteğini almıştır. Ve bu destek giderek artmaktadır. Efrin Direnişi saldırının perde arkasındaki emperyalist haydutlara rağmen zaferle sonuçlanacaktır. 

50447

Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.

Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)

Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.

Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)

Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.

Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)

Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)

Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.

Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)

Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.

Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi

İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.

Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç

Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi   yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.

Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:

Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...

Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor. 

Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:

Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)

Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)

Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.

Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.

Sayfalar