Çarşamba Ekim 14, 2026

„Dijitalleşme“ Kitabım Üzerine

Kitabın konusu, işçi sınıfının nicel ve nitel varlığıyla doğrudan ilgilidir. Özellikle üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasıyla, işçi sınıfının sınıfsal niteliğine yönelik ciddi saldırılar gelmeye başladı. İşçi sınıfının ortadan kalkacağı, burjuvazinin, ücretli iş gücü sistemi olmadan, salt makineler üzerinden artı-değer elde edeceği gibi, doğrudan kapitalist sistemi var eden temel olgular yok sayılmaya başlandı.

Yani, artı-değerin kaynağı canlı emek yerine “makine” kondu. İşçi sınıfının giderek azalacağı ve burjuvazinin artık işçi sınıfına gereksinimi kalmadığı yüksek sesle savunulmaya başlandı. Bu tür argümanlar 1960'larda liberal burjuvazi tarafından ileri sürülmüştü. Ancak, son yıllarda kendine “sol” diyen bir çok çevre de bu liberal karşı saldırıya katılmaya başladı.

Bu bağlamda, kitap esas olarak, birbirine bağlı 3 konuyu inceliyor.

Birincisi: Artı-değerin kaynağı. İkincisi: Kapitalist üretimin artmasına karşılık işçi sınıfı mutlak olarak azalıyor mu? Üçüncüsü: Kapitalizmin iş gücünü (işçi) üretemez eğilimi içine girdiği. Dördüncüsü: Kapitalizmin geleceğinin olmadığı ve bu yüzyılı çıkaramayacağı.

Birinci soruya, kitapta kısaca şöyle cevap veriyor:

“... artı-değerin kaynağı makineler değil canlı emektir. Yani, üretim alanındaki işçidir. Makineler işçinin üretimini hızlandırır, yoğunlaştırır, gerekli çalışma zamanını azaltıp, artı-çalışma zamanını çoğaltır ve çalışma süresini uzatır. Ancak, makineler, işçi olmadan, işçinin kullanımında olmadan artı-değer üretemez. Burjuvazinin sermayesinin kaynağı artı-değerdir ve artı-değeri ise canlı emek (işçi) üretir.” (S.12)

Benim görüşlerimin kaynağı başta Marks-Engels olmak üzerei, Lenin, Stalin ve Mao'dur. Benim referans kaynaklarım bunlardır. Bazı sol liberaller, Marks-Lenin çok eskilerde kaldı deslerde, Marksizm bir doğma değil eylem kılavuzudur ve günümüzün açıklamaları ve çözümlemeleri yine ML dünya görüşü temelinde olabilir. Bilimsel yaklaşım budur.

“Kapitalist daha fazla kar elde etmek için işçiyi işten çıkarma yolunu seçer. Ya da kriz dönemlerinde işten çıkarmalar artar. İşten çıkarılan işçinin yerine makine koymasına karşın, işverenin karı artmaz, tersine azalır. Daha doğrusu kar oranı düşer. Makineler (günümüzde robot ya da yüksek düzeyde dijitalleşme) işçinin yerini alabilir, ancak işverenin esas amacı olan ve de sermaye birikiminin sağlayacak artı-değer gerçekleşmez. Bu durum, kapitalisti canlı emeksiz kapitalist yapmaya yetmez. Bir başka söylemle; ortada kapitalizmi sürdürecek ekonomik ilişkiler kalmaz ve ilişki biçimi nitelik değiştirir.”(S.13)

ve hemen devam eder:

“Toplamda işçi sayısı azalmasada, makineleşmenin yoğun olduğu yerde işçi sayısında nispi azalma görülür. İşçi sayısı verileri, sermayenin artışına göre nispi, ama sayısal olarak mutlak artışı, net olarak göstermektedir. Kapitalistler işçi sayısının azaltılmasından doğan artı-değer oranı eksikliğini, iş gününü uzatarak giderme eğilimi içine girerler.” (S.13)

Marx, 1848 yılında Neue Rheinische Zeitung'da Ücret ve Sermaye üzerine yazdığı makalede şöyle der:

“Sermaye, sadece emek gücü karşılığında değiştirilmek süretiyle, sadece ücretli emeği yaratması süretiyle artırılabilir. Ücretli işçinin emek gücü, sermaye ile, ancak sermayeyi artırarak, kölesi olduğu gücü kuvvetlendirerek değiştirebilir. O halde, sermayenin artması demek, proletaryanın artması, yani işçi sınıfının artması demektir.” (Marx-Engels, Werke 6, S.410, Dietz Verlag Berlin 1970)

Günümüz de Marx'ın bu görüşleri daha net olarak görülebilmektedir. İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine mutlak olarak artıyor. Bütün istatistiki veriler bunu doğrulamaktadır.

“... Makine daha önce işgücüne yatırılmış bulunan değişen sermayeyi, değişmeyen sermayeye olan makineye dönüştürdüğü için artı-değer üretmez.”1

Marx, burada, makinelerin neden artı değer üretemeyeceğini ve üretmediğini net olarak ortaya koymaktadır. Makineler artı-değer üretimini artırma aracıdır. Ama canlı emek olmadan makine tek başına artı-değer üretemez.

Burjuva liberaller ve sol liberaller, metalara değerin nereden geldiğinin de özünü saptırmaktadırlar. Marx, bunu da özlü olarak anlatır:

““... değerin özünü teşkil eden emek, türdeş insan emeğidir, bir biçimli (üniform) işgücü harcamasıdır.”2 (S.21)

Makineler canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır. (S.29)

“Fabrika sisteminin gelişmesi, sermayenin gittikçe büyüyen kısmını, bir yandan değerinin sürekli olarak kendisinin büyütebileceği, öte yandan da, canlı emekle ilişkisini kopardığı anda hem kullanım-değerini ve hem de değişim değerini yitireceği bir şekle sokar.”3

İşçinin bütünüyle üretim süreci dışına çıkması olası mıdır? Üretim sürecinin düzenleyicisi ve denetleyicisi olarak elbette olasıdır. Üretici güçlerin devasa (yüksek düzeyde dijitalleşme) gelişmesi ve üretim sürecinin bütünüyle makineleşmesi, kaçınılmaz olarak işçiyi de üretim sürecinin dışına itecektir. İşçi (insan) burada, kapitalist üretim sürecinde olduğu gibi artı-değer üreten bir emekçi olmayıp, salt “denetleyici ve düzenleyici” olarak yer alacaktır.(S. 29)

Marx, Grundrisse’de, canlı emeğin (işgücü) üretim sürecinden çıkışını açıklamıştır.

“Canlı emeğin nesneleşmiş emek (makineler-YK-) karşılığında değişimi; yani toplumsal emeğin sermaye ve ücretli emek karşıtlığı halinde konumu –değer ilişkisinin ve değere dayalı üretimin son gelişmesidir.”4

“Değer ilişkisi”nin ortadan kalktığı toplumsal gelişmenin bu aşamasında, kapitalist toplumdan değil, komünist toplumdan sözedilebilir. Ve işçi üretim sürecinin denetleyicisi ve düzenleyicisi olur.

Sermayenin Birikim Süreci Proletaryanın Artış Sürecidir

Sermaye olmadan işçi olmaz, işçi olmadan sermaye olmaz ve sermayenin büyümesine koşut olarak işçi nüfusu da mutlak bir biçimde artar. Sermayenin artış oranıyla işçi nüfusunun artış oranı elbette aynı oranda olmaz, sermaye birikim oranına göre işçi nüfusunun nispi azalmasına karşılık, gerçekte ise mutlak olarak bir artış gösterir. Sermaye mülksüzleştirdiği bütün insanları işçi olarak kendine bağımlı hale getirir. Mülksüzleştirilenler, üretim araçlarından yoksunlaştırılanlar, kaçınılmaz olarak sermayenin emri altına girer. Ancak sermaye, hepsini istihdam edemez, belli bir kısmını yedek nüfus olarak cephe gerisinde tutar. Bu, sermayenin birikimi için olmazsa olmaz kapitalist üretim süreci olgusudur.

Makineleşmenin hızlanması ve üretim sürecinde yoğunlaşmasına bağlı olarak işsizlik artmasına karşın, işçi sayısında da mutlak olarak bir artış vardır. Sermaye birikimi işçinin artı-değeri olduğu için ne kadar fazla işçi çalıştırıyorsa kapitalist o kadar fazla artı-değer elde eder. Bu nedenle de işçi çıkarmasına karşın aynı zamanda işçi çalıştırmak zorundadır. Kapitalist üretimin çelişmeli diyalektiğidir bu.(S.34)

“... iş bölümünün daha yüksek düzeylere ulaşması sonucu işçi sınıfının büyümesi eğilimi söz konusudur. Sadece doğrudan üretim yapan işçilerin sayısı göreli olarak azalmakta, ama aynı zamanda kontrol, bakım ve üretimin sürdürülmesi için gereken diğer görevlerle uğraşan işçilerin sayısı da artmaktadır. ‘Hizmet sektörü’nün bütün meslek grupları, çoğunlukla ya dar ya da geniş anlamda işçi sınıfına dahildirler. Azınlıkta kalan bir kesim ise küçük-burjuva ara tabakalara dahildir. Tüm toplumun sanayileşme yolunda gelişimini yaşamaktayız.”5 (Stefan Engel-2005, 118, aç YK)

İşçi sınıfının sayısı azalmıyor, tersine artmaya devam ediyor. Örneğin OECD ülkelerinde 2009 yılında toplam 332,5 milyon işçi istihdam edilirken, bu sayı 2018 yılında 351,7 milyona çıkıyor. 2009 yılında AB (İngiltere dahil) toplam 131,4 milyon işçi istihdam edilirken, 2018 yılında 133,2 milyona çıkıyor. Türkiye'de 2009-2019 arasında çalışan sayısında 9 milyon bir artış sözkonusudur.

G7 ülkelerinde 2009-2018 arasında çalışan sayısı 199,2 milyondan 201,6 milyona çıkmıştır.

2015 yılı 100 olarak ele alındığında, 2018 yılında sanayi sektöründe çalışanların endeksi 104.4’e yükselmiştir. Bu sektörde toplam (OECD) çalışan sayısı ise 133 milyon 335 bin kadardır. Oysa, 2015 yılında bu sayı 127 milyon 674 kadardı.

Marx’ın “sermayenin artması işçi sınıfının artması” belirlemesi, dün olduğu gibi bugün de geçerlidir. İşçi sınıfının sayısının büyümesi, rastlantısal olmayıp kapitalist sermayenin büyüme yasasıyla doğru orantılı olarak gelişmektedir.

OECD ülkelerinde 2019'da çalışanların 15-64 arası nüfusa oranı %68,8 iken 2023'ün ikinci çeyreğinde %70,1'e çıkıyor. 6 Örneğin Almanya'da 2018 Auğustos'unda çalışanların sayısı 44,7 milyon iken 2023 Agustos'unda 45,8 milyona çıkmıştır.7 Beş yıl içinde yaklaşık bir milyonun üzerinde çalışanlarda artış vardır. Çalışan ihtiyacı dışardan göç alarak giderilmeye çalışılıyor. Almanya'da istihdam edilenlerin çalışabilir nüfusa oranı %76,9 gibi (OECD ortalamasından yaklaşık %7 büyük) yüksek bir rakam. Buna rağmen Alman burjuvazisi büyük bir istihdam eksikliğinden söz ediyor.

Bu da gösteriyor ki, üretim sürecinde dijitalleşmenin artmasına karşın, bütün gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde işçi açığı var ve kapitalizm iş gücü üretemez eğilimi içine girmiştir.

Kapitalizmin bu eğilimini, ilk defa ben, bu çalışmamda tesbit ettim. Bunu bütün emperyalist ülkelerdeki işgücü açığını verilerle ortaya koydum ve Çin gibi bir ülke bile dışardan işgücü almakla karşı karşıya kalmış, yasalarını buna göre yendien düzenliyor. İtalya'nın faşist Meloni başkanlığındaki hükümeti, tüm göçmen düşmanlığı polşitikasına karrşın acilen 425 bin işçiye ihtiyacı olduğunu ve bunun için özel yasa çıkardılar.

Almanya, ABD, Japonya, Çin, Fransa, İtalya, Kanada ve daha bir çok emperyalist ülklenin ciddi işgücü açığı var ve üstelik yakın bir süreçte 2. dünya savaşı gibi bir savaş yaşamadıkları halde iş gücü açığını kapatamıyorlar. Her toplumsal üretim biçimi kendi nüfus yasasınıda üretir. Ancak gelinen süreçte kapitalizmin nüfus yasası da krize girmiştir.

Papaz Malthus'un “nüfus teorisi” hiç bir zaman kapitalizm için uygun olmamıştır. Kapitalizm derinlemesine ve enlemesine gelişiyor, her geçen gün üretim artıyor, ancak nüfus aynı oranda artmadığı gibi tersi bir eğilim içine girerek düşüşe geçmiştir. Yoksulların imha edilerek nüfusu dengelemeyi savunan papaz, ekonominin matematik (1, 2, 3, 4, 5..) olarak büyüdüğünü nüfusun ise geometrik (1 x 2 x 4 x 16 x 256 x...) olarak büyüdüğünü ileri sürmüştü. Şimdi tersi desek yeridir.

Bunun anlamı, kapitalizmin doğayı ve işçi sınıfını ve elbette, genel anlamda, insanlığı tahrip ettiğinin bir göstergesidir. İşgücünün üretilemez oluşu kapitalizmin bir eğilimidir. Önümüzdeki günlerde ciddi krizlere yol açacağa benzemektedir.

1 Marx-Engels Werke 23, S. 429 (S.16)

2 Marx-Engels, Werke 23, S.53. (S.21)

3 Marx-Engels Werke 23, 429

4 Marx, Grundrisse Der Kritik Der Politischen Ökonomie, S.592, Dietz Verlag Berlin 1974 (S.30)

5Stefan Engel, Götte Dämmerung über der neuen Weltordnung, S.118

6https://stats.oecd.org/viewhtml.aspx?datasetcode=STLABOUR&lang=en

7https://www.destatis.de/DE/Themen/Arbeit/Arbeitsmarkt/Erwerbstaetigkeit/_inhalt.htm

16000

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

“Rojava’yı anlamak”

Rojava, emperyalizme-faşizme ve gericiliğe karşı savaş ve direnişin yürütüldüğü hatırı sayılı toprak parçalarından biridir. Bir yandan TC ordusuna ve DAİŞ faşistlerine karşı direnilirken diğer yandan “ekonomi-eğitim-sağlık-kültür-basın-güvenlik-demokratik yönetim-inşa” gibi birçok konuda özgürlükler tarihine eklenebilecek nitelikte önemli ders ve deneyimler kazanılıyor. Rojava, ezilenlerin direniş ve savaş geleneğine özgürlük ideallerine değişik düzeylerde katkı sunacak mütevazi süreci yaşamaktadır.

1 Mayıs için Taksim iradesi gösterenleri tehlikeye atanları, şiddet uygulayanları özeleştiri vermeye çağırıyoruz!

Kolektifimizin uzunca bir süredir yaşadığı çeşitli iç sorunlar en son Özgür Gelecek gazetesi Aksaray bürosunun basılması, gasp edilmesi ve çalışanlarının darp edilmesiyle ile ciddi bir aşamaya ulaşmış, bu ve devamında sürdürülen devrimcilere dönük şiddet pratikleri, devrimci kaygılardan uzak bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu açık bir şekilde ortaya sermişti.

Ermeni mücadele tarihinde Antranik Ozanyan

20.yüz yılın başlarında Ermeni halkının durumu vilayetlerde hiç de iyi değildi.Ümit verici gelişmelerden uzaktı.Osmanlı hükümeti Sasun yöresinde Ermeni halkının yükselen devrimci mücadelesini en ağır biçimde kanla bastırarak sonuca ulaşmak için karar vermişti.Bunun yanısıra dayanılmaz ölçüde ağır vergiler,haraçlar artık halkın ekonomik olarak da varlığını tehdit eder noktaya getirmişti.Ağır siyasi ve ekonomik baskılar beraberinde Fedai Hareketinin doğmasına sebep olmuştur..Halkı savunan,direniş örgütleyen Fedai'ler tarihin ortaya çıkardığı zorunlu birlikteliklerdir.Halk zorunlu olarak silah

Ne Macron Ne Le Pen

Fransa’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu sona erdi. İkinci tur Macron ve Le Pen arasında geçecek.
Anketler, zaten çok uzun zamandır Marine Le Pen’in ikinci tura kalacağını söylüyordu. Macron ise Sosyalist Parti’deki dağınıklık sayesinde ikinci tura kaldı.
Süreçte herkes, solcu cumhurbaşkanı aday adaylarına dair şakalara tanıklık etti. Benoît Hamon’un seçilmesi sonrası birçok solcu, Manuel Valls önderliğinde gemiyi terk etti ve böyle birine güven duyabileceklerini ortaya koydular.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı

Dörtler’i ezilenlerin yüreğinde, direnişlerini savaşımızda yaşatacağız

Ermeni soykırımında karadeniz'e çuvallarla atılan insanlık:Tamer Çilingir

Bugün Ermeni soykırımının tarihsel nedenlerini daha iyi anlayabilmek için Osmanlı İmparatorluğu’nda 1876 yılında II. Abdülhamid tarafından ilan edilen anayasal yönetim olan 1. Meşrutiyet dönemine gitmek gerekir. 1876’dan 1923 yıllarına kadar yaşanan süreçte Ermeni, Süryani ve Rumlar soykırımına uğratılmıştır, yok edilen sürgün edilen bu halkların ardından tek ulus, tek din temeli üzerinde yeni bir devlet inşa edilmiştir.

‘Nenemin Masalları'

Bazı kitaplar sadece içerikleri ile değil, yaratım süreçleri açısından da övgüyü hak eder. Çünkü içerikleri kadar üretildikleri koşulların ağırlığına da direnmişlerdir. 1980 darbesinin en korkunç işkencehanelerinden birine dönüşen Diyarbakır Cezaevi’nde kalan bir tutuklu olarak Serdar Can’ın, 1991 gibi bir tarihte, 1915 Ermeni Soykırımı hafızasını neredeyse ilk defa ele aldığı ‘Nenemin Masalları’ kitabı tam da bu bağlamda övgüyü hak ediyor.

İdam cezasına mahkum edilmiş bu genç devrimci devletin soykırıma yönelik inkar duvarında bir gedik açmayı başardı.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:Saldırıları Rojava devrimini büyüterek boşa çıkaracağız

Saldırıları Rojava devrimini büyüterek boşa çıkaracağız

Öncelikle Faşist TC ordusunun Rojava ve Şengal'e yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda şehit düşen tüm arkadaşları anıyor, onların anılarına, Rojava Devrimine ve Şengal'deki kazanımlara sahip çıkıp büyüteceğimizin sözünü veriyoruz.

Şengal'e saldırı

Cumhurun başı RTE 7 haziran seçimlerinde sandıkta almış olduğu yenilgiyi nasıl ki kendi lehine çevirmek için Kürtlere yönelik bir saldırı politikasıyla yasama geçirmek istedi ve bu politikada kendince başarılı olduğunu gördüyse şimdi de 9 nisanda Anayasa referandumunda -yaptığı tüm yolsuzluklara,hırsızlıklara rağmen-aldığı yenilgiyi tersine çevirmek,meşruluğu tartışmalı referandumun dikkatini savaşa çekerek,kendisine manevra alan sağlamak için bu kez de dışarıdaki Kürtlere yönelik saldırı politikasını yaşama geçirdi.

Yeniden Siyasi Denetim Geriye Gidiştir!

 

25 Nisan 2017 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulunda “Türkiye’de Demokratik Kurumların İşleyişi” konulu oturum sonundaki oylamada, “Türkiye’nin yeniden siyasi denetime alınması”  kararı alındı.

Ermeni soykırımında emperyalistlerin rolü...

102 yıl önce Osmanlı Devleti tarafından başlatılan Ermeni Soykırımı, “Kurtuluş Savaşı”yla sonuçlanmıştır. Soykırım 1894-'96 tarihinde II. Abdülhamit döneminde başlatılmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kökten yapılmış ve Kemalistler tarafından sonuçlandırılmıştır. Ancak soykırımda emperyalistlerin de rolü olmuştur. Soykırımın yapıldığı süreç, kapitalizmin uluslararası bir sistem haline geldiği, geri kalmış ülkeleri pazar olarak kendilerine bağımlı kıldığı, sermaye ihraç ettiği ve pazarların paylaşımının tamamlandığı tarihsel bir süreçtir.

Sayfalar