Devrimin yükünü taşıyan Martager
Rojava’da yaşamını yitiren TKP/ML-TİKKO’nun Ermeni komutanlarından Nubar Ozanyan’ı çocukluk arkadaşı ve devrimci yoldaşı Arnos Andok anlattı. İşte Türkiye vücut güzeli seçilmesinden Gare’ye, oradan Rojava’ya uzanan bir devrimcinin soluksuz yaşam serüveni…
TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanı Arnos Andok, hem çocukluk ve mücadele arkadaşı hem de kendi deyimiyle aynı kaderi paylaştığı Nubar Ozanyan’ı anlattı. 1915 soykırımının vurduğu aileden hayatta kalanlar arasında yer alan Nubar Ozanyan’ın hayatına dair birçok detayın olduğu röportajda, aynı zamanda Ermeni yetimhanesinden, halter ve yüzme şampiyonluklarından, halterde yolunun kesilmesine ve Rojava’ya kadar uzanan 50 yıllık bir yoldaşlığın öyküsü var.
‘Afacan ve temiz kalpli çocuk’
Nubar yoldaşla yaklaşık 50 yıllık bir arkadaşlık ve yoldaşlık döneminin olduğunu ifade eden Arnos Andok, “Birlikte aynı okullarda okuduk, deyim yerindeyse aynı kaderi paylaştık. Bizim okuduğumuz okullar, Anadolu ve Kürdistan’da geriye kalan, kılıç artıkları dedikleri çocukların toplandığı okullardı. Çünkü onların Ermeni okulları dışında başka okullarda okuma olanakları ya hiç yoktu ya da çok azdı. Bu çocukların birçoğu yetim çocuklar ya da yoksul aile çocuklarıydı. Sason’dan, Mutki’den, Bitlis’ten, Malatya’dan, Diyarbakır’dan, Bingöl’den, Yozgat’tan, Sivas ve Kayseri gibi bölgelerden çocukların toplandığı okullardı. Ortak yanlarımız ve kaderimiz birincisi, Ermeni halkına mensup olmamız, ikincisiyse ya yetim çocuklar olmamız ya da yoksul aile çocukları olmamızdı. Bizim Nubar yoldaşla yoldaşlığımız da bu koşullarda başladı” diyor.
‘Yükseklere çıkar derinlere inerdi’
Arnos Andok, “Nubar yoldaşın annesi yoktu. Neden annesi yoktu onu bilmiyorum. Babası da onu terk etmişti. Ortada aile kalmamıştı. Bir halası vardı. Ona halası bakıyordu. Halası onun için hep temiz kalpli bir çocuk olduğunu söylüyordu. Hem afacan, yaramaz, muzip hem çok temiz kalpliydi” diyor. “Zaten Nubar yoldaşı hep okuldan atarlardı” diyen Andok, “Tembeldi, derslere ilgisi çok zayıftı. Neredeyse hiç yoktu. Onun işi gücü ya kalorifer dairelerinde çalışmak ya demir ya da top oynamak gibi şeylerdi. Ve o kadar tembeldi ki, onun arkadaşları ortaokulu bitirmişken Nubar yoldaş, daha ortaokuldaydı. Biz onun daha alt sınıfındayken böylelikle sınıf arkadaşı olduk. Kendine özgü bir muzipliği vardı. İşte halası anlatırdı, ‘Bunu ağaçların tepelerinden indiremez deniz diplerinden de çıkaramazdık’ diye. Çünkü nerede bir meyve ağacı varsa mutlaka Nubar yoldaş tepesine çıkar meyve toplar ve eve götürürdü. Evin yoksulluğunu da giderdiği için ona ses çıkarmazlardı. Nubar arkadaş aynı zamanda bir dalgıç gibi iyi yüzücüydü. En soğuk sulara dahi dalardı. Eve midye götürürdü. Midye götürünce halanın sesi kesilirdi” vurgusu yapıyor.
İlk eylemi bayrak indirme
Çocukluğundan beri Ozanyan’ın hep yaşam kavgası verdiğini söyleyen Andok, “Yaratıcılığı, çalışkanlığı çok fazlaydı. Ölünceye kadar da hep çalıştı. Onun bu özelliği hiç bitmedi. Biz ilk kez sol ve devrimci düşüncelerle tanıştığımızda Nubar yoldaş okul bahçesindeki bayrağı aşağı indirdi. Ben korktum o direğe kimse çıkamaz normalde. Direkte tutunacak hiçbir yer yok. Ama Nubar arkadaş bir çıta gibi direğe çıktı. Sonra bayrağı indirdi, biz arkadaşları onu alkışladık” diyerek ilk eylemini anlatıyor.
‘Türkiye vücut güzeli seçildi’
Andok, “O zamandan da belliydi. Bu çocuğun eylemi okul olmayacak. Yıllar sonra devrimci düşüncelerle tanıştığımda onun izini buldum. O zaman ünlü bir vücutçu vardı, Ahmet Enünlü. Onun salonunda çalışıyordu. Nubar yoldaş garip bir eşofman giymiş yine. Rengi bile belli değil, yıpranmış. O zamanlar on dört-on beş yaşlarındaydı. Hadi en fazla on altı olsun. Yeni yeni spor ve halterle tanışıyor. Tanışıyor derken, orada çalışıyor. Yerdeki halterleri kaldırıyor, düzeltiyor. Temizlikle başladığı çalışmayla sporla da tanışmış oluyor” diyor. “Zaten onun girip çalışmadığı bir iş kalmadı” diyen Andok, ekliyor: “Marangozda, kuyumcuda, balıkçıda ne bileyim tamircide çalışmış. Ama hiçbir işte sonuna kadar çalışmıyordu. Bir mesleği sonuna kadar götürmüyordu. Hep fizik gerektiren işlerde çalıştı. Demirle, mekanikle. O yüzden iyi bir şofördü. Usta bir yüzücüydü. Usta bir silah kullanıcısıydı. Ve o kısa boyuyla Türkiye birincisi oldu. Şampiyon oldu. Türkiye vücut güzeli seçildi. Avrupa’da girdiği bir yarışmada da dünyada ilk beş vücut güzeli içerisinde yer aldı. Ağır halter kaldırıyordu. Naim Süleymanoğlu’ndan daha iyi halter kaldırıyordu. Sonrasında onu engelliyorlar. Naim Süleymanoğlu’nun şampiyon olması için engel teşkil ettiğinden.”
‘Savaşın da şampiyonu oldu’
Andok, “Usta bir şampiyon sporcuydu. Yüzmede olsun, halter kaldırmada, ağırlık taşımada şampiyondu. Savaşın da şampiyonu oldu. Savaşta da yoldaşlıkta da şampiyon oldu. Sadece spor alanında şampiyon olmadı. Çok temiz bir yüreği, kalbi vardı. İnsanlara karşı çok duyarlı ve sevecendi” sözleriyle anlatıyor Nubar’ı.
Yozgat’ta dereden akan kan
Ozanyan’ın ona anlattığı bir soykırım hikayesini paylaşan Andok, “Nubar yoldaş bana anlatırdı, ona da dedesi anlatmış. Yozgat’taki bir dere, Ermeni Soykırımı sırasında Ermeni kadın ve çocukların cesetleri ile dolmuş ve artık o dereden kan akmaya başlamış. Bir çoban koyunlarını otlatmaya geldiğinde koyunlar o dereden su içmemişler. Koyunlar o dereden su içmemek için isyan etmişler. Bunu gören çoban, etkilenerek kaval çalmaya başlamış. O kadar derin ve içli bir biçimde çalmış ki kavalını, sesini hiç duyamayacak kadar uzaklıktaki köylüler dahi gelip, onun etrafına toplanmışlar ve derenin durumunu görmüşler. Cesetleri ve kanı. Nubar bu hikayelerle büyüdü. Başka hikayeler, başka türküler olmadı onun yaşamında. Aşırı bir yoksulluk yaşadı. Yoksulluk, yokluk…” diyor.
‘Martager’le kimse baş edemezdi’
Andok, “Filistin’deki mücadele geliştiğinde bir an bile düşünmeden geride kalanlara bırak bir selam vermeyi, nereye gittiğinin haberini bile bırakmadı. Bir evlatlığı var. Ona dahi haber vermiyordu. Garip biriydi. Kavga, dava ya da görev olduğunda deyim yerindeyse kendi sevdiklerine haksızlık yapıp hiç tereddüt etmeden gidiyordu. Nereye gittiği nereden geldiği bilinmezdi. Nereye gittiğini söylemezdi ve ne zaman döneceği de bilinmezdi. Devrimci yaşamda da bir bütün öyleydi” şeklinde anlatıyor. Kapitalist modernitenin sunduğu hiçbir şeye tenezzül etmediğini söyleyen Andok, “En iyi şofördü ama arabaya binerken koltuğu hemen yoldaşlara verirdi. Ben kullanayım tadını çıkarayım demezdi. Hem de çok usta bir sürücü olmasına rağmen. Fizik gücü de muazzamdı. Abartısız üç kişiyi birden haklayabilirdi. Kimse onunla baş edemezdi. Ermenice ona o yüzden ‘Martager’ diyoruz. Kimse onunla baş edemez anlamında. Çetelere karşı da gerçekten bir Martager’di. O kadar insan yürekli, duygu dolu bir insan faşistlere, çetelere karşı büyük bir güç açığa çıkarıyordu. Silaha olan yeteneği, manevra yeteneği vardı. Çok çevik ve atletik biriydi. Onu tutmak, zapt etmek mümkün değildi” ifadeleriyle anlatıyor Nubar’ı.
‘Devrimin yükünü sırtlardı’
Ozanyan’ın Filistin’de yaralanmasını örnek veren Andok, onun yaşamını yitirişinden bahsederken, “Düşünün eğitim veriyor Filistin’de, yanlışlıkla elinde mermi patlıyor ve omzundan sıyırıyor ve hemen ‘Tamam tamam’ diyerek geçiştiriyor. Şehit düşerken eli kopmuştu, bağırsakları çıkmıştı ama büyük bir direniş gösterdi. Onu battaniyeye sardık. Orhan yoldaş yerinde dönüyordu. Böyle bir güç yoktur. Ben ona hep diren diren dedim ama sanki o benim onun ölümünü görmeyeyim diye direndi. Böyle bir yoldaştı” diyor.
Ozanyan’ın son süreçte Kürt mücadelesi için de sahaya en başta gelenlerden biri olduğunu ifade eden Andok, “En sıcak saatlerde Gare’de yürürdü. Öğle sıcağında yürürdü. Ben sonradan anladım neden en sıcak saatte bile yürüyor. Dayanıklılığını arttırmak içinmiş. Medya Savunma Alanları’ndayken öğle saatlerinde spor yapardı. Elli kiloluk şeker, un çuvallarını tek başına taşırdı. Biz daha birini taşıyamazken, o ikinciyi götürürdü. Hep de böyle biriydi. Devrimin yüklerini hep sırtına yüklemiştir. Yanındakilerin de yükünü hep taşıdı. Herhangi bir zorlu iş olduğunda Nubar usta yanımızdaysa diyorduk, biz bunu başarırız. Korkusuz olurduk” şeklinde anlatıyor.
‘Devrimcilikte sınırı yoktu’
Ozanyan’ın ikinci bir hayalinin Dêrsim’e gitmek olduğunu söyleyen Andok, onun Dêrsim’e muazzam bir tutkusunun olduğunu da belirtip “Bir gün Ermeni bir folklor ve müzik grubunu Hayastan’dan Dersim’e götürmüştü. Bana bir çocuk gibi anlatıyordu: Yoldaş düşün Dersim’i gördüm. Folklor oynarken Dersimliler halaya kalktı, türkülere eşlik etti, birbirimize ne kadar benziyoruz, diyordu. Hiçbir zaman kendini Ermeni milliyetinin sorunları üzerinden bir devrimcilikle sınırlandırmadı. Gerçekten bir Che Guevara ruhuna sahipti. Tereddütsüzce zulüm nerede varsa oradaydı. O kadar hızlıydı ki, çantasını ve silahını ne zaman alıp gittiğini bilemezdin” diyor.
‘Enternasyonalist ruha sahipti’
“Onunla tanışan kısa bir zaman geçiren insanlar, onun yaşamını kaybetmesinden dolayı muazzam bir acı duyuyor. Hakeza, Rojava’daki Ermeni halkı da. Nubar gibi bir devrimcinin yaşamını kaybetmesi onlar için de beklenmedik bir durumdu. Benim dahi aklımın ucundan geçmezdi birgün Nubar yoldaşı kaybedeceğimiz. Ben ona hep ölümsüz gibi bakıyordum. En zor anda yanımızdaydı. O olmadan bir eksiğiz. O bir Che Guevara’dır, Kemal Pir’dir, bir enternasyonalisttir. Enternasyonel bir ruhtu o” diyen Andok, “Dünyaya ne ikinci bir Kemal Pir ne de Nubar Ozanyan gelecek. Başka karakterler olabilir ama kesinlikle Nubar Ozanyan, devrimler tarihinde ayrı bir yere sahip olacak. Kemal Pir çok önemlidir mesela, onunla aynı zindanda kaldım, hakeza Mazlum Doğan’la da. Kimse onlar gibi olamaz. Nubar Ozanyan da öyle. Biz onlara yaklaşmak, onların çizgisine ulaşmak isteriz ama onların yeri hep çok farklı kalacak. Nubar Ozanyan’dan çıkarılacak en önemli ders, onun enternasyonalist ruhudur” diyerek, sözlerini noktalıyor.
Êzidîlerde Ermeni Soykırımı’nı gördü
Nubar Ozanyan’ın en çok da Êzidî kadınların üzerinde yürütülen katliama tepki duyduğunu belirten Arnos Andok, onun Rojava’ya gelişini şu sözlerle açıklıyor: “En çok da Êzidî kadınları üzerinde yürütülen katliamlara çok büyük bir öfke duyuyordu. Çıplak ayaklı çocukların, kadınların fotoğrafları hep ona Ermeni katliamını hatırlatıyordu. Dersim Katliamı da aynı şekilde. O fotoğraflarda düşmanın yarattığı o ortak tablonun onu hep Êzidî, Kürt halkının yanında kıldı. Hiçbir zaman ‘Bu yaştan sonra savaşmak, bu yaştan sonra nöbet tutmak olur mu’ demedi. Saatlerce devrimin nöbetini tuttu. Biz karargahta oturur, sohbet ederdik. Bir bakardık Nubar yoldaş silahını almış nöbet tutuyor. Aynı şekilde cephede de öyle, cephedeki yoldaşları iyi bilir. Herkesin konuştuğu yerde o işini yapardı. O sözün insanı değildi. O yüzden Rojava’daydı. Êzidî halkına yapılanların Ermeni halkına yapılanlardan farkı olmadığından ve bu duruma öfke ve kin duyduğu için buradaydı. Düşmandan hesap sorma bilinci onda çok öndeydi.”
Nubar Ozanyan’ın isim hikayesi…
Andok, Nubar Ozanyan’ın ismini nerden aldığının hikayesini anlattı: “Antrenik Ozanyan diye birinden, Kürt feodal aşiretlerine karşı savaşmış bir aydının mücadelesinden geliyor. Antrenik Ozanyan, Şemdin Karahisarlı bir Ermeni entelektüelidir. İyi bir eğitim de alıyor. O dönemde Sason’da, Bitlis’te, Bingöl’de yani şimdi Kürdistan denilen coğrafyanın büyük bir bölümde Ermeniler yaşamıştır. Serop Ahpur adında bir Ermeni fedaisi var ve bir Kürt onu tuzağa düşürüyor. Zehir verip onun bitkin düşmesini sağlıyor. Daha sonra da kafasını kesip, heybesine koyarak Ermeni köylerinde dolaştırıyor. Bakın sizin sonunuz böyle olacak diye bir korku yaratıp, o toprakları boşaltmaya çalışıyor. Antrenik Ozanyan da bunu yapan ağaya bir pusu atıyor. Atını yaralayıp bunu yapan kişinin kafasını kesiyor ve onun yaptığı gibi köylerde dolaştırıyor. Böyle bir fedailiği var. Ermeni tarihinde Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa hepsi Ermeni fedaileri tarafından Ermenileri katletmelerinden kaynaklı cezalandırılmışlardır. PKK de fedailik kavramını kullanıyor. PKK burada Kürtlerin ve Ermenilerin fedailiğini almıştır. Ben de devrimciliğin fedailikle ilgili olduğuna inanıyorum. Fedailik Ermenilerde de vardır.” Nubar Ozanyan’ın kod isminin aynı zamanda TİKKO’lu Nubar Yalımyan’dan geldiğini de söyleyen Andok, “Antrenik Ozanyan’la Nubar Yalımyan’ın birleşimidir onun ismi. O ismini fedai geleneğinden almıştır. Nasıl biz şehitlerden şimdi isimler alıyorsak, Kemal Pir, Mazlum Doğan, Sakine Cansız, onun da ismi böyleydi. Böyle de olmalıydı” diyor.
Rosa İkarus/Qamişlo-ANHA
Son Haberler
Sayfalar
İŞİD ve KÜRTLER
Neyse ki, kendini yaratan efendilerine karşı çıkmasından ve uyguladığı insanlık düşmanı korkunç yöntemlerden dolayı dünyada ve bölgede tecrit oldu, ateş çemberine alındı. Kürtler ulus olarak seferberlik içine girdi. Kürt halkının kararlılığı Kobene savunmasını güçlendirdi. Kobane’nin İŞİD tarafından düşürülmesi şimdi daha zor. Mevcut durum, Kürtlerin, Arap faşizminin mızrak başı durumunda olan ve Türk faşizmi tarafından da sinsice desteklenen İŞİD'i Ortadoğu’da yeneceklerini gösteriyor.
Cambaza Değil, Tehlikeye Bak!
IŞİD (şimdi İD) hak ettiğinden daha büyük ölçüde gündemi işgal etmeye devam ediyor. İD ile mücadele bağlamında ABD emperyalizminin önderliğinde batı emperyalistleri ve bölge egemen devletlerinin bir dizi toplantı yaptığı bir süreç yaşanıyor. 4–5 Eylül tarihinde NATO toplantısında ve 10 Eylül’de B. Obama’nın yaptığı konuşmanın hemen akabinde, önce 11 Eylül’de S. Arabistan’ın Cidde kentinde bölgenin Sünni ülkeleri, sonra 16 Eylül’de Fransa’da yine bölge ülkeleri ve NATO üyesi ve bağlaşığı olan 30 devletin toplantıları yapıldı.
Ortadoğu Emperyalizm ve İD
Sahip olduğu zengin enerji kaynakları nedeniyle üzerinde kan ve gözyaşının eksilmediği ve çeşitli emperyalist savaş oyunlarının oynandığı bir sahaya dönüşen Ortadoğu; Irak ve Suriye’de devam eden iç savaş düzleminde, bizzat emperyalizm ve bazı bölge devletlerinin desteğiyle, her türlü silah ve maddi yardım sunularak, adeta “yıldızı parlayan” bir savaş makinesine dönüştürülen IŞİD yeni saldırıların gerekçesi yapıldı. Dünya kamuoyu “IŞİD terörü”nden bahseder oldu.
Şimdi De “Değerli Yalnızlık” Mı?
Bir dönemin gözde sloganıydı “değerli yalnızlık”(!) Tayyip Erdoğan henüz Başbakanken iç politikada Gezi İsyanı'yla sarsılan iktidarının ve çizilen karizmasının; dış politikada ise önce Mısır ve ardından da Suriye başta olmak üzere Ortadoğu politikasında TC'nin içine düştüğü içler acısı hali, Başbakan danışmanı bir zat tarafından afili bir şekilde dile getirilmişti. AKP kadroları tarafından, -artık çok iyi biliyoruz ki-, adeta sinekten yağ çıkarma politikası yürütülerek, en küçük gelişmenin bile kazanca dönüştürülmesinin bir ürünüydü bu söylem.
Yahudi Partizanlar Topluluğu ve IŞİD
Kutsal caniler diyorlardı onlara. Kardeşlik Derneği diyorlardı. O’nlar için “Yahudi Partizanlar Topluluğu” diyorlardı.
T.C. Devleti’nin “En Hakiki Sorusu” Aras ERGÜNEŞ
Etyen Mahçupyan Ağustos ayı boyunca sırasıyla “Azınlıkların En Hakiki Sorusu”[1], “Azınlıkların En Hakiki Sınavı”[2] ve son olarak “Palyaçonun Cehennemi”[3] başlıklarıyla kaleme aldığı polemik yazılarında kısaca T.C. devleti ile azınlıklar arasındaki zalim/mağdur ilişkisine rağmen Müslüman kitlelere bakış anlamında azınlıkların elitist “Türk”le aynı safta yer almayı tercih etmesini azınlıkların ontolojik çelişkisi olarak gördüğünden bahsediyordu.
Mustafa Kahya'da gitti
“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler.
Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”[1]
Azalarak çoğalıyoruz…Mustafa Kahya da gitti; bugün, az önce, sabah saat 05 sularında.
Tuncay (Atmaca)’dan hemen sonra…
Gel de “Anan öle ölüm/ Mirin, diya te bimire” diye haykırma!
Gel de Enver Gökçe’nin, “Gâvur Müslüman demezdi/ Kendisi için bir şey istemezdi/ Yatak ölümü beklemezdi/ Gitti vadesiz, gencecikken/ Yiğitken, güzelken, incecikken// Ölüm, adın kalleş olsun!” dizelerini terennüm etme yüreğinin başı ezilerek!
* * * * *
Kahya, gitti…
Yürüyüş gerçekleri nereye gömüyor?
Yürüyüş Dergisi bir süredir Ortadoğu’da yaşanan ve özelde de IŞİD üzerinden yaşanan gelişmelere dair değerlendirmeler yapıyor. Yürüyüş politik değerlendirme, analiz ve yorumlarını uzun zamandır “gerçekler”, “yaşanan durum” üzerinden yapmayı büyük oranda bırakmış durumda.
Çarşı’nın “darbe yapacağı”na inanıyorsunuz da…
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerine bir aydan az bir zaman kaldı. Bu eksende sürdürülen ciddi bir tartışma var. Bir yanda “paralel devlet” olarak anılmaya başlanmış olan Gülen Cemaati diğer yanda AKP’de temsil edilen klik... Yapılan “maaş zamları” gölgesinde sürdürülmekte olan “tarafsız yargı”, “yargıya olan güvenin korunması” tartışmaları. Tam da bu tartışmalar sürerken iki ayrı dava ile ilgili haber gündem de kendine yer buldu.
Yargı demişken…
Kürt kokusu :İrfan Aktan
Mahir Çetin, 3 Eylül akşamı arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için Türk ırkçılarının saldırısına uğradı, katledildi
Nitekim beyinsel kirliliklerini karşısındakinin bedensel kirliliğiyle meşrulaştırmaya çalışanların son hedefi, 3 Eylül’de Antalya’nın Kaş ilçesinde yaşamak zorunda bırakılmış olan 20 yaşındaki Kürt genci Mahir Çetin’di.