Pazar Ekim 25, 2026

Devrimin Emektarı Dursun Çaktı Anısına!

Kimimiz 45, kimimiz 40, kimimiz 30 senedir seninle bilfiil mücadele içerisinden geliyoruz.

Sen ise yaklaşık yarım asırdır bıkmadan, usanmadan, emek vererek sabırla mücadelenin her noktasında bulundun. Sen aldığın en küçük görevi bile, büyük görevler yapıyormuş gibi, büyük görevleri küçük iş yapıyormuş bilinciyle yerine getirirdin. Hep güleç ve neşeliydin. Dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık ilişkilerin candan ve doğaldı. Hiçbir dönem dostlarını ve yoldaşlarını rencide etmedin. Kitle ilişkilerin çok sıcak, kazanıcı ve etkileyiciydi. Kitlelerin önce öğrencisi, sonra öğretmeni oldun. En basit eleştiriyi bile ciddiye alır, usanmadan dinler, daha sonra kendine has bir üslupla, gülerek karşındakini ikna etme ustalığı sana aitti.

Tam bir kitle adamı, dost, yoldaştın! Birçok yoldaşı kaybettik; hepsine çok üzüldük ama seni kaybetmenin acısı bambaşka oldu, çok ağır geldi! Biz mücadele yoldaşların olarak seni dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışacağız. Biliyoruz ki; seni ne kadar anlatırsak anlatalım, hep bir yanını eksik bırakacağız. Ama sen hoş görüyü seven bir yoldaştın. Peşinen bizi bağışla!

2015 senesi ağır geçiyordu. Emperyalist haydutlar proletaryanın öncü gücüne amansız saldırıyordu. Ve onun üzerinde yoldaşımızı zindanlara atmışlardı. Yoğunduk! Neredeyse zamanımızın hepsini bu yoldaşları sahiplenmek için harcıyorduk. Cezaevleri önünde mitingler, stantlar, bildiri dağıtımları, yürüyüşler, toplantılar, paneller vs.vs. tam bir seferberlik hali. Hiçbirimizin ne yıllık izini kalmıştı ne de vakti. Kimimiz işten bile kovulmuştuk.

Seninle beraber çok uğraştık ayrılık olmasın diye. Hatta son ana kadar bile bölünmeyelim diye sesimizi yükselttik.

Haftanın önemli günlerini ya mitingde ya da Münih’teki yoldaşlarımızı sahiplenmek için mahkeme salonunda, mahkeme önünde eylemlilikler içinde geçiriyorduk.  Bununla beraber bir de dışımızdaki gelişmelere tavır alıyorduk. Bayağı yıpratıcı bir durumdu. Çünkü hiçbirimiz Münih’te oturmuyoruz, farklı farklı alanlardan her gün yüzlerce kilometrelik yol yapıyorduk.

Hem maddi olarak ciddi sıkıntılara girmiştik hem de fiziki olarak çok yorgun düşüyorduk. Ama bütün bunlara rağmen geri adım atmak, yılmak, korkmak bize yakışmadı. Biz seninle ne zor günler atlatmıştık! Olsun sınıf mücadelesinin kuralı buydu zaten bunu biliyorduk. Tam da bu kadar yoğunluğun yaşandığı bir süreçte, Yunanistan’da Türkiye’ye iade edilmek için yoldaş tutuklanmıştı.
Mahkemeler sonuçlanmış iade edilmek için gün sayılıyordu. Yoldaş içeride Açlık Grevine başlamıştı. ATİK de iadenin durdurulması için kampanya başlatmıştı….

 

Atina’da dur durak bilmeyen eylemci

Sene  2018 aylardan  Ağustos ayıydı.  Bütün imkânlarımızla tutuklanan yoldaşlarımıza sahip çıkıyoruz. Avrupa’nın her tarafından onlarca yoldaş Atina’ya gitmişti. Onlarca arkadaş bir değil, birkaç kez gitmek zorunda kalmıştı. Almanya Güney bölgesinden de  bir grubun daha gitmesi gerektiğini öğrenince; bir ekip yoldaş daha organize edildi. Hiç durmadan 2500 km. yolda kah politik sohbetler, kah heyecanlı anı anlatımlarla, Atina’ya nasıl vardığımızı bile anlamadan yolculuk bitti.

Dursun yoldaş ile politik meseleler üzerine çok güzel sohbetler ettik. Politik ustalığı, polemikçi yanı, eleştirilerde  samimi, ikna edici yönü ve her şeyden önemlisi; yüzündeki gülme tebessümü, yoldaşça duruşu, MLM politikada  ve siyasetteki yetkinliği, konulara hakim oluşu göz dolduruyordu…..
Atina’ya, Sintagma Meydanına vardığımızda öğlen vakti gibiydi. Arkadaşları  bulup biraz sohbetten sonra, genç kadın yoldaşlar, kampanya hakkında bize bilgi verdiler.

Bir iki gün sonra ihtiyarlar kendilerine genç erkek ve kadın yoldaşlar öncülüğünde eylem gruplarını oluşturmuşlardı. O genç yoldaşların hepsinin alnından öpüyoruz şimdi. Hepsi arı gibi çalışıyorlar. Biz ihtiyarları incitmemek için büyük çaba harcıyorlardı. Tabi bizler de genç yoldaşlarımızın inisiyatiflerini kırmıyorduk. Ne söylerlerse uyguluyorduk. Hiçbirimizin Yunancası yoktu, dolayısı ile iletişim dilimiz İngilizce idi. Genç kadın ve erkek yoldaşlarda doğal olarak propaganda yapan, ne istediğimizi Atina halkına anlatan arkadaşlardı. Bizim de doğal önderlerimizdi…

Atina Sintagma Meydanındaki standın yanındaki çimenlere oturarak, her sabah bir önceki günün olumlu, olumsuz yanlarını değerlendirerek,  günün ihtiyacına göre, ne yapacağımızı kolektif olarak kararlaştırıp, stantda yeterli sayıda yoldaşları bırakarak, eylem gruplarına  bölünüyorduk. Kimimiz televizyon işgaline, kimimiz sendikalara, parlamentoya, mülteciler bakanlığına, Adalet Bakanlığına vs.vs. dağılıyorduk.

Öyle günler oluyordu ki bazen üç beş eylem yapmak zorunda kalıyorduk. Sabah sekizde stantta toplanıyorduk, akşam 21.00’e kadar. Akşam 21.00’den sonrada tespit edebildiğimiz Yunanlı demokrat, devrimci kurumların etkinliklerine giderek bildiri, afiş gibi eylemler yaparak destek arayışlarımızı sürdürüyorduk. Yani günümüz yoğun bir pratik içerisinde geçiyor, yatacağımız eve zor dönüyorduk.
İhtiyar heyeti olarak birbirimize takılmayı hiç ihmal etmiyorduk. Öyle ki; yoldaş başına güneş geçer, yoldaş sen gelme dayanamazsın, şu banklarda otur gibi şakalar  yapıyorduk. Hem de  yoldaşlarımızı koruma içgüdüsü ile hareket ediyorduk. Hava çok sıcak, güneş tam tepemize vuruyor. Dursun yoldaş, bir yoldaşa “bana bir şapka alsana” dedi. Yoldaş, gitti,  birazdan bir şapkayla geldi.

Aradan epey bir zaman geçti, bir yoldaş, Dursun’a bakarak kahkahayı bastı. Dursun yoldaş kendi tarzıyla gülerek, “hele bak ha bu ne gülüyor bu yoldaş?”

Bütün ihtiyarlar gülmeye başladı hep bir ağızdan. Bir hayli zaman sonra farkına varıyoruz ki, şapkada  GREKCE (Yunanca , “Yunanistan”) yazıyor. Bu fırsat kaçar mı! “Ya yoldaş sen ne zamandan beri bizim yoldaşımızı tutuklayan Yunanistan’ın şapkasını takarak, bize karşı savunmaya geçtin.”

Dursun yoldaş gülerek kafasındaki şapkayı  fırlatıp attı. “Ya yoldaş yine beni oyuna getirdin” dediğinde, yoldaşı tarafından fotoğralanmıştı bile. Evet Dursun yoldaş, o  fotoğrafların anısı şimdi  bizde çok derin iz bıraktı. Bakıp hüzünleniyoruz. O fotoğrafın biz yoldaşlar arasında özeldi.

Eylemler yavaş yavaş radikalleşiyor. Bir grup parlementoya zincirleme eylemine, bir grup, sendikalarla ve basınla görüşmeye, içerisinde Dursun yoldaşın da olduğu diğer grupta şu anda adını hatırlayamadığımız, dünyanın her tarafından her gün onbinlerce kişinin ziyaret ettiği, giriş ücreti bir hayli yüksek turistik bir alana gidiyor.

Alanda güvenlik önlemi var. Turistik mekanda pankartlarımızı açtık, konuşmalar yapmaya başladığımızda, polisin ihtarı ile karşılaştık, burayı terk etmemiz gerektiğini, terk  etmezsek gözaltı yapacaklarını, genç  kadın arkadaşımız bize iletti.  Genç kadın yoldaş ne  diyorsunuz? diye görüşümüzü sorduğunda, Dursun yoldaş;  “İnisiyatif senin! Yoldaşım, sen  ne dersen öyle yapalım.”  Genç kadın arkadaşımız da; “Direniyoruz o  zaman!” dedi. Müdahale gecikmedi, ben, Dursun abi  ve genç kadın yoldaşımızı gözaltı yaparak karakola götürdüler.

Ekonomik krizle cebelleşen Yunanistan’ın her yerinden fakirlik, yoksulluk  fişkırmaktaydı. Karakolda olduğumuz saatler içerisinde, karakolu en çok ziyaret edenlerin seyyar satıcılar olduğuna tanıklık ettik. Yaklaşık 4,5 saat gibi bir süre sonra kimlik kontrollerinden ardından  serbest kaldık. Karakola kadar yansıyan fakirlik görüntülerinin Dursun yoldaş ile epey sohbetini yaptık. Zincirleme eylemine giden yoldaşlar da eylemi başarıyla gerçekleştirmişlerdi. Üç saate yakın bir zaman zincirli kalıyorlar, bu süre de yoldaşlara yetiyor. Milletvekilleri parlamento binasından dışarı çıkarak eylem alanına geliyor.

Basının gelmesi fazla zaman almıyor. Genç yoldaş İngilizce, Almanca, megafonla propaganda  yapıyor. Eylem amacına ulaşıyor. Sıra zincirin kesilmesine geliyor. Zincir o esnada boşa çıkıp yere düşüyor. Yoldaşlarımız kenetlenerek direniyor, slogan atıyorlar. Zor kullanılarak  gözaltına alınıyorlar. 4-5 saat sonra yoldaşın bileğindeki zincirle, zincir kesilmeden karakoldan serbest bırakıyorlar.

İhtiyarlar olarak gençlerin moral kaynağı olmuştuk. Bizi çok sevmişlerdi. Neşemiz yerindeydi. Bu durum onların da hoşuna gidiyordu. Gençler ne derse itiraz etmeden yapıyorduk. Onlar bizim doğal önderlerimiz olmuştu. O kadar imkansızlıklar içinde, genç ihtiyar demeden Atina sokaklarını karış karış etmiştik. Biraz domates, biber, kavun- karpuz çimlerin üzerine gazete sererek, geniş  bir halka oluşturarak, onbinlerce insanın akın, akın geçtiği meydanda yemek yerken Atina halkının bizi izlemesi hala gözlerimizin önünde.

Tabi ki mıntıka temizliğine de önem veriyorduk…. Ama yoldaşımızı  ellerinden almaya kararlıydık. Yanılmıyorsak  açlık grevinin 55. günlerindeydik. Bizim ihtiyarlar heyetinin  artık zamanları kalmadı Almanya’ya dönmesi gerekiyordu. Sayılı zaman çabuk geçiyor. Yoldaşlarla ayrılma zamanı gelmişti artık. Yoldaşımızı onların elinden alana kadar pes etmek, geri adım atmak yok! Kalan yoldaşlara başarılar dileyerek tekrar geleceğimizi de ekleyerek, bütün yoldaşlarla kucaklaşarak ayrıldık.

Yunanistan’da yol alıyoruz. Her taraf yıkık viran,  yoksulluk diz boyu, acayip bir ülke. Tartışıyoruz, “eğer burası kapitalistse, Türkiye haydi, haydiye kapitalist bir ülke, buradan çok ileride” demesin mi Dursun yoldaş. Araştırmayı, okumayı seven bir yoldaştı. Burayı iyi bir araştıralım dedik….
İlerliyoruz dağlardan geçiyoruz, yolumuzu kaybediyoruz. Tam bir buçuk gün gecikmeyle Almanya’ya vardık. Bu gecikme yolu kaybetmemizden kaynaklı. Ne harita, ne de navigasyon var yanımızda. Sonuçta aramızda bir anlaşmaya vardık. Bu durum aramızda kalacak! Son olarak Münih Mahkemesinde karşılaştığımızda Dursun yoldaş çocuklarına ve bir yoldaşa çoktan  anlatmıştı.

Dursun yoldaş amansız hastalık seni aramızdan aldı. Biliyoruz senin  yokluğunu her zaman hissedeceğiz. Hiçbir zaman aramızdan ayrılmamış gibi hep yanımızda, yüreğimizde ve bilincimizde olacaksın. Senin yoldaşlığın unutulmaz!  Gülen yüzün, yoldaşça yapıcı eleştiri ve önerilerini  çok özleyeceğiz!
Yoldaş bu anı anlatımını becerebildik mi bilmiyoruz. Çünkü her birimiz farklı alanlardayız. Birbirimize görüş sorarken,  yazarken hem gözlerimizden yaş geldi, hem de bazen  kahkaha attık.  Ama çok duygusal olduğumuzu sen aramızdan ayrılınca anladık…. Yoldaş ağır bir ameliyat geçirdiğinde o halinle yoldaşı aramıştın. Karşılıklı sohbetten sonra yoldaş;  “yoldaş sen nasılsın” diye sorduğunda; “yoldaş kanser, kalp falan senle bana vız gelir, biz bunları da yeneceğiz!” diyerek tekrar Dursun yoldaş olma hassasiyetini göstermiştin….
Hoşçakal yoldaşım, hoşçakal! Dilimizin döndüğü kadar seni hep anlatacağız, kalemimizin yettiği kadar yazacağız.

Ama biliyoruz ki hep eksik kalacağız! Seni genç kuşaklara taşıyacağız… Mücadelen  ve anın önünde saygıyla eğiliyoruz!  

(Mücadele yoldaşların)

17002

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

AFRİN DİRENİŞİ

Saray sahibi RTE'nin fiilen başladığını duyurduğu Afrin operasyonunda Türk savaş uçaklarının Suriye tarafına geçtiği Afrin ve köylerini bombaladığı duyuruldu.

    Operasyonun adı 'zeytin dalı'

    Faşist Türk Devleti tarihi boyunca gerçekleştirdiği saldırıları, katliamları örtbas etmek, gerçekliği ters yüz etmek için her seferinde gerçekle ilgisi olmayan isimlendirmeler kullanmıştır.

    19 aralıkta 20 hapishaneye yönelik operasyonda 28 devrimci tutsak katledilmişti,Ama Faşist Türk devleti bu operasyona 'Hayata Dönüş' adını koymuştu.

TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ | “Geleceğin Nişanesi Şehitlerimize Sözümüzdür: Başaracağız, Biz Kazanacağız!”

Ocak ayının son haftasını Parti ve Devrim Şehitleri Haftası olarak ele alan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) bir açıklama yayınladı. Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve TKP/ML Örgütlenme Komitesi imzasını taşıyan açıklamada Murat Bileydi (Haydar), Cahide Karakaş, Erdinç ve Ahmet Yılmaz isimli devrim şehitlerinin TKP/ML şehidi olduklarının netleştirildiği bilgileri verildi ve “Faşist diktatörlüğün, işgaller, yeni katliamlar ve saldırılarına karşılık şehitlerimizin cesaret ve direnci ile kazanan biz olacağız!” denildi.

TKP/ML TİKKO Rojava Komutanlığı:“Ne olursa olsun, son muhteşem olacak

 Êfrin’e dönük TC devletinin AKP-MHP-CHP’siyle “milli mutabakat” adı altında başlattıkları faşist saldırganlığa karşı bir açıklama da TKP/ML TİKKO’ya bağlı Rojava Komutanlığı’ndan geldi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamada Kobanê’ye dönük emperyalist devletlerin ve başta TC devleti olmak üzere bölge devletlerinin güdümündeki çetelerin saldırdığı dönemi hatırlatan Rojava Komutanlığı “Bizler de TKP/ML’ye bağlı TİKKO’nun Rojava gücü olarak TC’nin Êfrin’e yönelik saldırılarına karşı direnişte tıpkı Kobanê’de olduğu gibi aktif bir şekilde yer alacağız” dedi.

PARTİZAN | “Efrîn’de işgale karşı Kobanê ruhunu kuşanalım!”

Faşist TC ordusu, 100 yıllık geleneği olan işgalci yüzünü bu kez de Efrîn üzerinde göstermiştir. Uzun bir süredir tartışılan ve son MGK toplantısı ile planlaması yapılan işgal girişimi sivil yerleşim alanlarına dönük bombalamalar ile başlatıldı. Türkiye’de devrimci, demokrat ve yurtsever kesimlere dönük siyasi soykırım politikası güden faşist AKP-MHP-CHP ittifakı, bu kez de Efrîn işgali için bir araya geldi.

Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Geliştirilmelidir

Türkiye Devrimci Hareketi oldukça çok parçalıdır. En alt düzeydeki demokratik taleplerin kazanılması temelinde bir araya gelemsi bile oldukça zor ve zorlaştırılmaktadır. Sermaye devletinin izlediği karşı devrimci paraçalama taktiği bu konuda önemli bir başarı elde etmiştir. 

Burjuvazinin işçi ve emekçilere karşı yeni silahı:Bonzai

Bonzai nedir?

Bütün Ülkelerin İşçileri ve Emekçileri AFRİN’de Birleşin!

Emperyalist ve gerici saldırganlıkta burjuvazi sınır tanımıyor. Afrin halkı, en pervasız, en alçakça ve en ahlaksız bir saldırganlık ile karşı karşıyadır. Bu, bir halkın iradesine karşı savaş açmanın yanında, salt ulusal kimliğinden dolayı yok edilmek istenmesinin saldırganlığıdır. Dünya işçi sınıfı ve emekçileri bu saldırganlığın şiddetle karşısında yer alarak AFRİN halkıyla aktif dayanışma içinde olmalıdır.

Fırtınalar içinde,bıçak sırtında;ilkelere ve hukuka sımsıkı tutunma zamanı!

Ön Açıklama: Bu yazı Partizan Dergisinin 91. sayısından alınmıştır. Yazı Proleterya Partisi'sinin son üç yılldır yaşadığı iç sorunları ve 10 Ocak 2017 tarihinde Proletarya Partisi saflarından kopan darbeci hizibi değerlendirmektedir. Günceliği nedeniyle yayınlıyoruz.  Site yazı kurulu

 

FIRTINALAR İÇİNDE, BIÇAK SIRTINDA; İLKELERE VE HUKUKA SIMSIKI TUTUNMA ZAMANI!*

Zepur Gı Tarnam

Nedendir bilmem “Zepur Gı Tarnam” şarkısını her dinlediğimde seninle ilgili anılarla dolaşıyorum.  Senden geriye kalan anılarımıza büyük bir istekle yeniden ulaşmak istiyorum. Sokakları dolaşmak, seninle buluşmak, hızla sana varmak istiyorum. Senden sonra yaşadıklarımı anlatmak, duymanı mutlaka istediğim şeyleri seninle paylaşmak istiyorum. Bilesin senden sonra bir ağustos sıcağının orta yerinde özgürlük kavgamızın yenilmezi olan Ozanyan Nubar’ımızı Rojava’da kaybettik. Çöl sıcağının orta yerinde bir an olsun bile tereddüt etmeden bedenini işgalci çetelerin beyninde patlattı.

Rojava devrimi ve NUBAR OZANYAN'IN şehadeti ve ardında bıraktığı miras...

Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şidet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran(Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusyası gibi devletler Kürtleri ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20.

Bu ateş sizide yakacak

20 Temmuzda gerçekleştirilen AKP darbesiyle ülkemizin saraydan KHK'lerle idare edildiği bir süreçten geçiyoruz.20 temmuzla birlikte ilan edilen OHAL'le FETÖ'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla on binlerce insan tutuklandı, 150 bine yakın çalışan insan işten çıkarıldı.15 temmuz da askeri darbe girişimine kalkışan FETÖ'cülerle mücadele adı altında AKP'ye daha açıkçası sisteme muhalif tüm kesimlerin işten çıkarılması, gözaltına alınması, tutuklanması gerçekleştirildi.

Sayfalar