Cumartesi Ekim 17, 2026

Devrimcilik Bir Merhalelik Değil Son Nefese Dek Olmalı!

Toplumsal gelişme ve üretim ilişkilerine bağı olarak değişen sınıflar mücadelesi, tarihin her döneminde değişik biçimlere bürünerek bugünlere kadar gelmiştir.

İlk sınıflı toplum olan köleci toplumda köle sahipleriyle köleler arasındaki başlayan sınıf çatışması, sırasıyla feodal toprak ağalarıyla yoksul köylüler; kapitalist toplumda burjuvazi ile proletarya ve sınıfsız topluma geçmenin alt aşaması olan demokratik halk diktatörlüğü ya da sosyalist sistemde de eskiyle yeninin kıyasıya mücadelesi bu başlıca sınıf çatışmalarının öne çıkan göstergeleridir.

Asırlardır süren bu mücadele çeşitli biçimlere bürünerek bugünde varlığını değişik alan ve biçimlerde sürdürmeye devam ediyor. Diyalektiğin temel yasası olan zıtların birliği ve onun koşulladığı mücadele yasası, bugünde gerek toplumda, gerekse onu meydana getiren sınıf ve kişilerde hükmünü sürdürüyor.

Tamda bu doğal yasanın yarattığı temel etkilerle dünya büyük altüst oluşlarla çalkalanıyor. Sistemlerde, kişilerde baş döndüren, insanın algı düzeyini zorlaştıran ve kişilerde büyük yıkımlara yol açan sonuçlara tanıklık etmekteyiz.

Özellikle 20. yüzyılda, insanlık için büyük bir umut kaynağı olan sosyalist sistemlerin içten çürütülüp dışardaki çok çeşitli ideolojik saldırılarla çökertilmesi, büyük insanlık davası uğruna amansız mücadeleye girişmiş küçük burjuva sınıf ve katmanların düşün dünyasında ağır fikri travmaya yol açtı. Bu ağır travmayı atlatamayan yığınla insan, proletaryanın ideolojisine olan inançlarını kaybederek içinden çıkıp geldikleri burjuvazinin yedek güçleri haline geldiler.

Kendisi için sınıf olmada yeterli gelişmişlik düzeyine ulaşamamış bizim gibi geri ülkelerin proletarya hareketi de bu büyük altüst oluşlardan fazlasıyla etkilenmiştir. Bu etkilenmenin en öne çıkan nedeni; toplumun en erken aydınlanan küçük burjuva sınıf ve ara katmanlarından gelen kişilerin yığınlar halinde sistemin mağdur ve mazlumlarından meydana gelen harekete katılması hatta bu hareketlere önderlik edecek bir düzeyde olmasıdır.

Bu kitlesel ağırlık ve ideolojik etki, egemen sınıfların saldırılarının yoğunlaştığı dönemlerde izlenen sağ ve sol taktik politikaların sonucunda yaşanan yenilgilerle safları yığınlar halinde terketmeleri proletarya hareketinde büyük ideolojik yaralar açmış, ideolojiye güvensizliği derinleştirmiştir.

Bilindiği gibi bu ara sınıflardan gelen kişi yada gruplar ikili karaktere sahiptir. Dünya ve ülkedeki gelişmeler işçi ve emekçilerin mücadelesinin büyüyüp gelişmesinden yanayken, bunlar yığınlar halinde harekete katılırlar.

Erken aydınlanmaya uygun yapılarının da etkisiyle hareketin önderliklerinde belirleyici bir duruma geldiklerini sınıflar mücadelesi tarihinin pratiğinden biliyoruz.

Çağımızın iki temel sınıfı arasındaki mücadelede durum eğer emperyalist kapitalist sınıflardan yana gelişme gösteriyorsa; bu kaypak sınıflar egemenlerle uzlaşmaya, proletarya hareketinin saflarını yığınlar halinde terk etmeye başladıklarını tarihin tanıklığından biliyoruz.

Rusya’da 1905 yenilgisi, Çin devrimi sürecindeki birinci yenilgi, batı Avrupa ülkelerindeki yenilgilerle coğrafyamız devrim süreçlerindeki örgütsel yenilgilerin alınmasında bahsini ettiğimiz küçük burjuva sınıf ve kişiliklerin belirleyici bir rolü vardır. Makalenin başlığındaki tanımlamada, bahse konu olan sınıf yada kişilerin karakter yapısını yansıtmaktadır. Küçük burjuva sınıf ve ara katmanların devrimciliği, genel olarak ezilen sınıf hareketinin toplumsal kabarma dönemleriyle sınırlı kalmakta.

Bu da yaşamda belli merhalelere denk gelmektedir. Mücadelenin uzun soluklu bir süreç ve büyük engebelerle dolu yollardan geçilerek zafere ulaşacağını düşündüğümüzde, merhalelerin büyük insanlığı kahrolası zulüm cenderesinden kurtaramayacağı gün gibi açıktır.

Tamda bu nedenle büyük insanlık davasına inananlar için mücadele, son nefese kadar olmalı. Bir kaç merhalelik devrimcilik, küçük burjuvaların devrimci karakterine uygundur. Proleter devrimci olmanın mahareti son nefese kadar devrimci kalmaktır.

Onların temel ilkesi, mücadelenin alan yada biçimi değişebilir ancak tarihsel bir haklılığa dayanan ve insanlık için meşru olan mücadelenin kendisi vazgeçilmezdir.

7884

On çılgın insan arıyorum

Düzen siyasetçileri karabataklara benziyor. Bu sinsi kuşlar avlarını yakalayabilmek için şekil değiştirip onlar gibi görünür ve onlar gibi davranırlar. Zavallı balıklar kılık değiştirmiş bu katil kuşların kendi türlerinden olduğunu sanarak onlara yaklaşmakta bir sakınca görmezler. Bu tedbirsizlikleri onların feci sonu olur, tehlikenin farkına vardıklarında artık çok geçtir, kendilerini bir anda bu canavarların karanlık midesinde bulurlar.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi

24 Nisan insanlık tarihinin yaşadığı en büyük trajedidir!

Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız!

24 Nisan 2015 yılı, mazlum Ermeni halkının acı ve yıkımlarla dolu yaşadığı büyük trajedinin yüzüncü yılıdır. İnsanlık tarihine Jenosid (soykırım) olarak geçen bu insanlık suçu, aynı zamanda TC faşizminin barbarlığının da lanetlenmesi ve yargılanması gereken bir tarihtir.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi:Şan olsun partimiz TKP/ML’nin 43. kuruluş yılına

24 Nisan devrimin zorlu ve onurlu yoludur!

Rüzgâr bizden yana esiyor (Makale)

Devrimciler açısından en yoğun olduğu aylar içerisindeyiz.

Her yer çalkalanıyor!

Ardı arkası kesilmeyen doğal afetler, ardı arkası kesilmeyen savaşlardan kaçıp göç yollarında hayatını kaybedenler, ardı arkası kesilmeyen Türkiye topraklarına özgü 1 Mayıs saldırıları-tutuklamalar….

Ardı arkası kesilmeyen gerilla cenazelerini taşıyan eller, ardı arkası kesilmeyen Milletvekili Adayları’na dek uzanan tutuklamalar….

Bütün bu dünya döngüsü içerisinde; Avrupa’nın dört bir yanında organize edilen HDP ile Dayanışma Gecelerinin bir tanesi de, Almanya’nın Giessen şehrinde 3 Mayıs’ta gerçekleştirildi.

Devrilen “Çözüm” Masası Ve Topallayan Barış Süreci Üzerine…

7 Haziran seçimlerinin yaklaşması ile birlikte, seçimler ve ardından gelişecek süreç de şimdiden görünür hale gelmeye başlamıştır. Anketlere yansıyan rakamlar AKP’nin, son süreçte daha da ivmelenen gerilemesinin resmiyken, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ardından yaşanan AKP içerisindeki çatırdamalar ve güvensizlik iklimi bu gerilemeyi büyütmektedir.

Kemalizm, İttihat ve Terakki’nin devamıdır (Şunurov)

Alman emperyalizmine göbekten bağımlı İ ve T Partisi'nin yerini alan Kemalist'ler artık devletin tek sahibi oldular.Irkçı,milliyetçi devlet politikaları ile azınlıklara ve Kürt ulusu'na karşı inkar ve imha yollarına giderek Türkleştirme politikalarına geçildi.Ermeni katliamından sonra asimilasyon,sürgün ve katliamlar kemalist'lerin vazgeçilmez politikaları oldu.Dağa taşa yazılan ''Ne Mutlu Türküm Diyene'',''Her Türk Asker doğar''Türkiye Türklerindir''''Türkçe Konuş,Çok Konuş'' şeklinde ırkçı kampanyalardan en çok zarar gören Rum,Ermeni,Yahudi ve Kürt'ler oldu.Bütün milletlerin,Türk'lerden o

P/C’nin kuyunun dibinde gördügü gökyüzü!

Yürüyüş dergisinin 29 Mart 2015 tarihli 462. sayısında “Partizan’da tercihini parlamentarizmden yana yapmıştır” başlıklı bir eleştiri yazısı yayımlandı. Bu eleştiriye dair edinilen ilk izlenim, Yürüyüş ve P/C’nin ideolojik-politik mücadele yürütürken, meseleyi sadeleştirerek anlatmakla yüzeyselliği ve sığlığı iç içe geçirmeye devam ettiğidir. Çoğu zaman olduğu gibi de fena halde karıştırmayı sürdürdüğüdür.

Türkiye’de Genel Seçimlere İlişkin:Hacı Demirkaya

Türkiye 7 Haziran da yapacağı bir genel seçime hazırlanmaktadır. Türk egemen sınıfları ve bugünkü iktidarı aylardır bu sürece önemle hazırlanıyor. Bu önümüzdeki genel seçimler egemen sınıflar ve partileri için de, onlar dışında kalan toplumsal halk kesimleri (yani işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu) ve bu kesimlerin örgütleri açısından da önem taşımaktadır.

Emperyalistler, yerli uşakları egemen sınıflar ve mevcut siyasal iktidarı, egemen ve iktidar olmanın avantajlarıyla her türlü araçla süreci ve seçmeni yönetmekte ve yönlendirmektedirler.

Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına

Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var

Her Sınıf kendi ölüsüne ağlar

Akdeniz’de son bir ay içinde batan (batırılan) göçmen gemi ve teknelerinde 1500’e yakın insan öldürüldü. Yoksulların çığlıkları yine yıldızlara ulaştı, ama AB emperyalist burjuvazisine ulaşamadı.

Akdeniz’deki kitlesel yoksul göçmen katliamlarının acısı yine yoksullar üzerinde ağıt bırakırken, emperyalist Batı burjuvazisi kendi sınıfına yakışır bir şekilde; daha fazla “askeri önlemler”in alınmasından söz etti. Bu katliamların birinci derecede sorumlusunun kendisi değilmiş gibi, yine suçu Akdeniz’in sularında boğulanlarda buldular.

Sayfalar