Çarşamba Ekim 7, 2026

Devrimci'ler ölür ama devrimler sürer ;

İttihat ve Terakki Partisi'nin,'' Yeni Türkiye '' versiyonu olan AKP Erdoğan iktidarı,15 yıllık icraatları ile hem Türkiye,hem de ortadoğu coğrafyasında tehlikeli ve savaş kışkırtıcısı olarak tehlikeli olmaya devam ediyor.Osmanlı'nın son döneminde Talat,Enver,Cemal üçlüsünün çılgın politikaları ülkeyi savaşa sokmuş,Ermeni soykırımı'nı planlayarak yeni bir yüz yılın başlangıcında insanlığa karşı suçlar işlemişlerdir.İ ve T Partisi'nin yüz yıl önceki politikalarının bir ve aynısını bugün hayata geçirmeye çalışan Erdoğan kliğinin bölge ülkeleri ile barışık olmayıp savaş içinde olması kaygılandırmaktadır.Avrupa,Amerika ve ortadoğu ülkeleri ile kriz içerisinde bir ülke ekonomik ve siyasi olarak bu ağır savaş politikalarının faturasını kaldıramaz olmuş,her geçen gün krizlerle karşı karşıya gelmektedir.

İ ve T Partisi, Abdülhamid'in devrilmesinde Ermeniler ile ittifak içerisine girmiş,iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra Ermeni'lere en büyük darbe İ ve T Partisi'nden gelmiştir.Erdoğan da iktidara gelince,amacına ulaşmak için bütün yol ve yöntemleri deneyerek bugün Türkiye'nin Tek adamı olmuştur.Askeri vesayete karşı oluşturulan '' yetmez ama evet '' politikaları ile aydınları,gazetecileri solcuları,akademisyenleri kandırarak desteklerini almış,ama bugün hepsini cezaevine atmıştır .

Alevi,Dersim açılımları gibi,özünde karşı oldukları politikalarla kitleleri kandırmış.Akil adamlar komisyonları ile insanların aklı ile dalga geçmiştir.Sahte ''Kürt Açılımı'' ile Kürt ulusal Hareketi'ni dumura uğratmak,önderlerini tespit etmek,öldürücü darbenin vurulması için fırsat kollamıştır.

2015,Ermeni soykırımının 100.yılı olurken,aynı zamanda Kürt sorunu'nun çözümü için görüşme lerde masanın devrildiği yıllar olmuştur.Tarih'i ile yüzleşme olmamış,bir ''özür'' ün aksine Ermeni'ler,geleneksel Türk politikaları ile suçlanmıştır.Kürt illerinde halk kırım ve tehcir ile karşı karşıya kalırken,direnme hakkını kullanarak,Ortadoğu'nun,NATO'nun en güçlü ordusu'nu,60 kişilik Halk Savunma Birlikleri ile yenilgiye uğratırken,acısını TSK, masum kürt köylüsünden çıkarmıştır.BM İnsan Hakları raporlarına da yansıyan Kırım ve Tehcir olaylarında 2000'den fazla insan öldürülmüş, 500 binden fazla insan göçe zorlanmıştır.Kürt illerinin bütün vahşet görüntüleri kayda alınırken'' Kıyamat benzeri Tablo '' olark görülmüştür.BM yetkililerinin araştırma,inceleme yapmasına izin verilmemiş,antlaşmalar ayaklar altına alınmıştır.Kundakdaki bebelerin öldürüldüğü,insanların ölülerini derin dondurucuda sakladıkları,bodrum katında yakılarak öldürülmeleri hafızalarımızda henüz tazeliğini korumaktadır.

'' Nisan ayından sonra PKK yok olacak '' diye açıklama yapmaktan geri kalmayan,büyük sözler sarf eden Süleyman Soylu'nun hevesi Şırnak'tan gelen haber ile kesildi.Öyle ki,mazlumların Taybet Ana'nın,Miray bebelerin,Hacı Lokman Birlik'lerin ahı yerde kalmadı.Sur,Nusaybin,Şırnak köylülerinin ahı yerde kalmamıştır.Kürt illerini yakıp yıkan insanlığa karşı kabarık suç dosyaları bulunan TSK'nin Savaş konsepti ,Halkın Fedai'leri tarafından Şırnak kırsalında saf dışı bırakılmıştır.

TSK'nın Beyin takımı olan 13 personel imha edilirken,medyada özenle düşürülme hakkında hiç bir şekilde konuşma olmaması dikkat çekmiştir.İşid çetelerine verdiği destek ile artık bütün dünyada bilinen,günahsız insanları her yerde korku ve panik yaratarak öldüren,insanlığın onur ve guru kaynağı Kürt'ler,Enternasyonal savaşçılar,devrimciler,Partizan'lar artık Erdoğan'ın bir numaralı düşmanları olmuşlardır.İşid hezimete uğradıkça,yenildikçe,toprak kaybettikçe Türkiye bundan en çok rahatsız olan ülkelerin başında gelmektedir.

İşid'in,Suriye'de yenilmesi savaşı kaybetmesi en çok Türkiye'de yaşayan Kürt'ler,Alevi'ler,azınlıklar,aydınlar,ilericiler tüm muhalif kesimlerin rahat nefes almasını sağlayacaktır.Aksi takdirde acıların en büyüğü ile bu halk karşı karşıya kalacaktır.Işıd darbe yedikçe elinde bulunan devrimcilere ait cenazeleri pazarlık konusu yapmak için saklamaktadır.Türkiye'de de aynı yöntem son zamanlarda Partizan'lara,gerillalara ait cenazeler saklanılmakta,gizlice gömülmektedir.İşid anlayışı Türkiye'de de uygulamaya konulmuştur.Bu uygulamalar geçmişten bu yana devam etmektedir.Artık şehit düşen gerillaların,devrimcilerin yakınları anaları,cenazesine kavuştuğu ,alabildiği için şanslı olacak,''sevinecek''tir.Bir ve aynı olanTürk ve İşid zulmü dünyada ne duyulmuş ne de görülmüştür. Gerilla'ların,Partizan savaşçıların naaşları verilmeyerek şantaj politikası artık devreye girmiştir.Artık böyle bir durumla karşı karşıyayız.Bu uygulamalar geçmişten günümüze gelmektedir.

Atatürk'ü eleştirdiği için cezaevine konulan,Af'la serbest kaldıktan sonra yurt dışına kaçarken MİT elemanı tarafından kafası taşla ezilerek öldürülen Sebahattin Ali'nin halen mezar yeri belli değildir. Sır'dır.Seyid Rıza,oğlu ve 5 Dersimli'nin Elazığ meydanında idam edildikten sonra cenazeleri nereye gömüldü yine sırdır.Seyfo' Ana'ya Erdoğan söz vermiş olmasına rağmen oğlunun cenazesine kavuşamadan gözlerini hayata yumdu.Hava saldırısında 10 gerilla ile şehit düşen Murat Gün'ün babası Kemal Gün oğlunun kemiklerini ancak 90 günlük açlık grevinden sonra alabildi.Bu zulüm dünyanın hiç bir yerinde görülmemiştir.BÖG savaşçısı 4 gerillanın Suriye'de İşid çetelerine karşı savaşırken şehit düşmüşler,devlet naaşlarının nerede gömülü olduğunu akıbetlerini saklamaktadır.Aliboğazı'nda şehit olan 12 Partizan'dan 8'nin cenazeleri aileleri tarfından alınırken,Yetiş Yanlız ile dört yoldaşının mezar yerleri,naaşları gizlenmektedir.Savaş konsepti'nin kirli yöntemleri açığa çıkmış Sur'daki gibi tüm bu uygulamaları BM'ler nezdinde yargılanmalara konu olacaktır.

Yeni bir yüzyılın başında Antranik Paşa ;

Ermeni Devrimci Hareketi'nin önderi olan aynı zamanda tüm Ermeni ulusu'nun tartışmasız halkahramanı olarak kabul edilen Antranik Ozanyan,25 Şubat 1865 yılında Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde dünyaya gelmiştir.Küçük yaşda başlayan bahtsızlıkları,ileriki dönemde kendisini Ermeni kurtuluş mücadelesinde bulmasıyla sonuçlanmıştır.Bir yaşında annesini kaybetmesi,onu derin - den etkilemiştir.İlk öğretimini Şebinkarahisar'ın,Muşeğyan köy ilkokulunda tamamlarken,orta öğretiminde Ermeni'lerin tarihi,kahramanlık yazıları ile ilgilenmeye başlamıştır.Osmanlı'da Ermeni' lere yapılanlar,onu zulme ve krallığa karşı olmayı getirdi.Ermeni devrimci şaiir'lerin yapıtlarından etkilenerek,okumaya başladı.Genç yaşta,17 yaşında evlendi.Ama aksilikler,peşini bırakmadı.Hamile eşi ile çocuğunu kaybetti.Bu durum isyancı bir karakter almasında önemli rol oynadı.17 yaşında cezaevleri ile tanıştı.Ama Ermeni arkadaşları ve halk ona yardım ederek cezaevinden çıkar – dılar.İlk siyasal faaliyetleri bölgede bulunan Hınçak Partisi'ne katılarak olmuştur.

1894-96 yılları arasında Osmanlı sultanı,kanlı Abdülhamit krallığı altında Ermeni halkı kırım ve katliamlar ile yüz yüze kalmışlardır.Kılıç zoru ile yönetilen,istibdat rejimi olan,sultanın hakimiyeti altında yaşayan,Osmanlı halklar hapishanesi durumunda idi.Muhaliflerin susturulduğu ağır koşullarda,Ermeni'lerin ileri gelenleri yurt dışına kaçmak zorunda kalmışlardır.1907 yılında yurt dışında Paris'de toplanan muhalifler,Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi,parlamenter rejime geçilmesi ve radikal düzenlemelerin yapılması konusunda anlaşarak kongreye gittiler.EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) 4.Kongre'de toplanmış,Jön Türk'ler ile işbirliği yapma konusunda oy birliği ile karar almışlardı.EDF,Taşnak'lar ile Jön Türk'ler bir araya gelerek ''mevcut rejimi devirmek ve meşruti bir yönetim kurmak '' üzere antlaşmaya vardılar.SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ) ise bu Kongreye tasvip etmedikleri için katılmadılar.

1908 yılında kabul edilen yeni Anayasa ile Abdülhamid Han'ın,30 yıldan fazla süren kanlı yönetimine son verildi.Bu durum ülkede Özgürlüğe susamış halklar için çoşkuyla karşılandı.Jön Türk'lerin yönetici kadrolarından Enver Paşa bu ara Selanik'den ordusu ile İstanbul'a öldürücü darbe vurmak için ayak bastı.Sevinç içerisinde bulunan halklar,İstanbul sokaklarına inerek özgürlük ve kardeşliği sevinç içerisinde kutladılar.30 yıldan sonra zulümlerden kurtulan Ermeni'ler için bir mucize gerçekleşmişti.En çok sevinç içerisinde bulunanlar ise sokaklarda Ermeniler oldular.

Abdülhamid'in devrilmesi hareketinde etkin rol üstlenen Taşnak Partisi,Jön Türk'ler ile Paris'de yaptıkları kongrelerde ''Eşitlik,Özgürlük,Adalet'' sloganlarının altında yatan gizli emelleri göremediler.İttihat ve Terakki Partisi'nin kullandığı kulağa hoş gelen bu sloganların kurnazca uydurulmuş göz boyamak için söylemler olduğu ileride ortaya çıktı.Geçici özgürlükler ile Ermeni'lerin liderlerini ortya çıkaracak ve ileride öldürücü darbeyi vurmanın koşullarını yarattılar.Taşnak Partisi yayınladıkları bildirilerde ''özgürlük,eşitlik,kardeşlik çağrısı yankılanmaktadır.Dünün halkların hapishanesi bugünün özgür ülkesine dönüştü '' diye bidiriler dağıtmaya başlamıştı.Hınçak ile Ramgavar Partileri de aynı şekilde farklı olmayan söylemlerle,zafer sarhoşluğuna kapılmışlardı.Fransız Devrimi sloganı olan ''özgürlük,eşitlik,kardeşlik'' sloganına ilave olarak ''Adalet '' i de eklemişlerdi.Abdülhamid'in devrilmesinden ve Anayasa'nın ilanından sonra,Jön Türk'lerin parlak sözlerine inanmayan tek bir kişi vardı.O da Antranik Ozanyan olmuştur.Ermeni halkının efsanevi komutanı,güçlü ön sezgisi,politik kavrayışı ve uzak görüşlülüğüne sahipti.Antranik Paşa'yı önder konumuna getiren bu konumu olmuştur.Ama siyasi önderler,partiler bu durumu görememiş,aldanmışlardır.Sonuçda onarılmaz,geri dönüşü olmayan,vahim sonuçlar ile Ermeni ulusu karşı karşıya kalmışlardır.

'' baskı altında kalan halkların yanındayım ''

1905 yılında Bulgaristan'a geçen Antranik Paşa,burada bir an olsun boş durmadı.Askeri birikimlerini ''Savaş Talimatnamesi'' adı altında broşürde topladı.Fedai'lerin savaşta dikkat edecekleri noktaları özel olarak belirtir.Halk içinde Fedai'lerin örnek alınacak kişiler olmasını,mevzilerin hazırlanırken bölgenin incelenmesini,yiyecek içecek yaşam malzemelerinin buna göre düzenlenmesini,fedailerin disiplin içinde olmalarını,küfür etmemelerini,morallerini en üst seviyede tutmalarını,boş zamanlarda eğitim yapmalarını,gece savaşının püf noktalarını,pusuya düşmemelerini,zehirlenmelere karşı alınacak önlemleri emir almadan ''ne ye,ne yedir'' prensibinden hareket etmeleri için..görüşlerini broşürde toplayarak,fedai'lerin eğitimi için uğraştı.

Balkan'larda,Osmanlı'lara karşı başlayan,ulusal ayaklanmalar şeklinde Özgürlük ve Bağımsızlık hareketlerine karşı sessiz kalmayan Antranik Paşa,Bulgar,Arnavut,Yunanistan,Sırbistan,Montenegro (Karadağ) halklarının haklı mücadelelerini desteklemiş,bizzat '' Gönüllüler Birliği '' ile katılmıştır.'' Ben milliyetçi değilim,Tek millet tanıyorum,o da ezilenlerin milletidir '' şeklinde düşüncesini özetlemiştir.Farklı kültür,etnik,millet,dil ve ırklardan insanlarla tanışarak tek bayrak olan Enternasyonalist'lerin Bayrağı altında Bağımsızlık ve Özgürlük mücadelesinde birleşmiş oldu.

Abdülhamit katliamlarından 1895-96 yıllarında yurtlarından kaçmak zorunda kalan Ermeni'lerin Güney'den Suriye'ye sürgüne gönderilirken,Batı'dan ise Balkan'lara kaçış şeklinde olmuştur.Bulgaristan'a sığınan Ermeni'ler ulusal görevlerini yerine getirmek için,Bulgar'ların yanında savaşa katılmışlardır.Osmanlı'lara karşı başkaldıran halklar kitleler halinde müfrezelerde yer almak için isimlerini yazdırarak savaşa katılmışlardır.Ermeni'ler,Antranik Paşa komutasında 234 kişiden oluşan gönüllüler Birliği ile cephede yer aldılar.Bulgar askerlerinin görev dağılımında gösterdikleri yer sınır güvenliğ bölgesi olmuştur.10 bin askerin komutanı olan Yaver Paşa'yı,sınırda yenilgiye uğratmış,esir almıştır.Bu durum Bulgar medayasında geniş yer almış cesaretinden dolayı,övgüler dolusu manşetlere konu olmuştur.Bulgar hükümeti adına askeri cesaret '' Altın Haç '' ile '' Balkanlar kahramanı '' altın madalya ile ödüllendiridi.O,dönem,Balkan savaşlarını bir gazetenin muhabiri olarak izleyen Leon Troçki ise yazdığı makalelerde '' Şarkı ve efsane kahramanı Antranik,Gönüllüler ordusunun ruhuydu.O komutan elbiselerinin içinde mükemmeldi ..'' diye gazetesine haber gönderdi.

Diğer Ermeni gurupları ise Bulgar birlikleri ile birleştiler.İçlerinde bazıları Bulgar'ların yüksek rütbeli subayları durumuna geldiler.Antranik Paşa,Bulgar kurtuluş kuvvetlerinin hazırlanmasında,eğitiminde,savaş taktiklerinin hazırlanmasında,uygulanmasında büyük rolü olmuştur.Bulgar Partizanları ile de tanışan Antranik Paşa eğitim ve talimleri birlikte yürüttüler.Antranik Paşa ,Enternasyonal Devrimci olarak, '' ben milliyetçi değilim yanlız baskı altında kalan halkların yanındayım ''diyordu.

'' halkımızın ve sizin başınıza felaketler getirecekler ''

İlkin Taşnak Partisi Yurt Dışı Bürosu'nu Cenevre'den İstanbul'a taşıdı.Halkın ileri temsilcileri aydınlar,yazarlar hukukçular bu rüzgardan etkilenmişler teker teker ülkelerine dönmüşlerdir.Jön Türk'ler ordu,meclis,yönetim kademelerine kendi adamlarını yerleştirerek kilit noktaları ele geçirdiler.Meclis'de ise Ermeni'lere 12 milletvekili ile temsil hakkı tanıdılar.Yurt dışında gelip meclisde Ermenileri temsilen bulunan Kirkor Zohrab,sosyalist kimliği ile tanınan,güçlü ajitasyon yeteneği olan,politikacı olarak öne çıkıyordu.Yine Rupen Zartoyan ile Vahakn,Jön Türk'lerin güzel sloganlarına aldanarak ülkeye dönen değerli politikacılar olmuşlardır.Antranik Paşa bu ikisine gitmemeleri için yalvardı.Ama sözünü dinletemedi.Vahan Papazyan,Simon Zavenyan da dahil hepsi Klikya katliamlarında idam edildiler.

Taşnak Partisi yöneticileri Yurt dışında bulunan Antranik Paşa'ya haber göndererek,gelip Millet meclisinde mebus olma çağrısında bulundular.Talat ile Enver'in söylemlerine inanarak,Ermeni'lerin devlet kademelerinde en iyi yerlerde bulunacaklarını,en iyi görevlerden birisinin de Antranik'e ayarlandığını söylemişlerdir.Taşnak liderlerinin İstanbul'a gelmesini istedikleri Antranik'e Muş'tan 50 Lira karşılığında mebus olmasını teklif ettiler.Genç Türk'lerin,İttihat ve Terakki'cilerin politikalarını önceden gören Antranik Paşa cevap olarak '' Ben Sultan Enver ile Talat'ın elini sıkıp kardeş olamam.Bu yeni kardeşlerinize dikkat edin,onlar halkımızın ve sizin başınıza feleketler getirecekler '' diye cevap vererek red etmiştir.V.İ.Lenin'in öğrencisi olan P.Gunanyanz hapiste bulunduğu dönemde İ ve T politikalarını inceledikten sonra çarpıcı tespitlerde bulunmuştur.'' Genç Türk'lerinbaşlattıkları hareket Hay'lara ve Osmanlı'da yaşayan diğer halklara karşı düşmanca hazırlanmış bir politikadır '' demiştir.

İttihat ve Terakki Partisi'nin esas gayesi,Osmanlı'da sanıldığı gibi krallığın devrilerek yerine özgür,halkların barış ve demokrasi içerisinde birlikte yaşayacağı düzen değildir.Parçalanmaya yüz tutmuş Osmanlı'nın birliği ve bütünlüğünü korumak esas görevi olmuştur.Bunun için Pan islamizm,PanTürk'izm gibi ırkçı ideolojilere sarılarak kaybedilen toprakların derdine düşmüştür.Ama karşılarında engel olarak Rusya'yı gördükleri için,Rusya'yı çembere almak ve zayıflatmak için Türk cumhuriyetlerine açılma politikalarını hayata geçirmek niyetinde olmuşlardır.Bir duvar gibi duran Ermenistan'a bu yüzden öldürücü darbe vurmaktı.Ermeni Parti'leri bu durumu göremediler.İttihat ve Terakki Parti'lerinin peşine takıldılar.

1909 yılında sahte bir isimle İstanbul'a geçen Antranik Paşa,Taşnak yöneticileri ile uzun görüşmelerde bulundu.Ama kendisini ikna edemediler.Antranik'in İstanbul'dan ayrılmasından 45 gün sonra başlayan Adana kırımları 30 bin Ermeni'nin ölümüyle sonuçlamış,Suriye'nin kuzeyi Kessab'a kadar uzanmıştır.1 Nisan 1909 yılında başlayan kırımlardan sonra Ermeni'ler şaşkına döndüler.Krikor Zohrab başkanlığında bir heyet sadrazam Hilmi Paşa ile görüşerek olayın soruşturulmasını talep ederler.Sadrazam bu öneriyi kabul etmiştir.Adana katliamına yabancı misyonerler ile konsoloslar tanık olmuşlar raporlarında belirtmişlerdir.Meclis tartışmalarında Ermeni mebus'lardan Vartkes'' döğüştüğünüz ve yemin ettiğiniz güzel ilkelerimiz nerede ? '' , Murad Boyacıyan ise '' diktatörlük günlerinde dağlarda savaştık acaba bu anayasal günlerde de mi yine dağlara çıkmaya mecbur kalacağız '' diye tepkilerini Jön Türk'lere meclis'de dile getirmişlerdir.

'' aslan gibi insanlar,koyun gibi mezbahaya gittiler ''

İttihat'çıların oyunları bunula kalmaz.Adana kırımlarını araştırmak üzere görevlendirilen Hagop Babikyan şüpheli şekilde inceleme raporunu Meclis'de okuyamadan öldürülür.Sonradan zehirlendiği ortaya çıktı.Bu durumu meclis kürsüsünden okuyan Krikor Zohrab ise hırpalanır.Darbelerle meclis kürsüsünden indirilir.Adana kırımlarından gerekli dersleri çıkaramayan Taşnak Partisi,halen İ veTerakki Partisi'ne olan güvenlerini halkın tepkisine rağmen devam ettirmişlerdir.Büyük soykırım öncesi Ermeni'lerin silahsızlandırılması,askere almalar,direniş gücünü kırmak için sıkı aramalar..tüm bunlara rağmen siyasilerde en ufak bir şüphe dahi uyandırmamıştır.Adana kırımları için ise Jön Türk'ler '' gericilerin yobazların düzenlediğini '' söyleyerek sorumluluklarını gizlemişlerdir. Adana kırımlarını Mısır'da iken haber alan Antranik Paşa,arkadaşlarına yolladığı mektupta,'' Eğer yoldaş Talat'lar fırsatını bulsalar,sizleri de kesecekler,bunu çok iyi anlayın '' diye belirtmiştir.Taşnak'ların İttihatçı'lara güven politikaları 1913 yılına kadar devam etmiştir.

Pazarların paylaşımı konusunda birbirleri ile rekabet halinde bulunan emperyalist güçler arasında başlayan I.Dünya Savaşı'nda Osmanlı'lar Almanya'nın başını çektiği Avusturya,Macaristan saflarında yer aldı.İngiltere,Fransa,Rusya,İtalya ise karşı bloku oluşturuyordu.Osmanlı'ların gayesi,Ermeni'leri Rus'lara karşı savaşa sokmak,Rus'ların amacı,Osmanlı Ermeni'lerini saflarına çekerek savaşı kazanmaktı.Her koşulda Ermeni sorunundan kurtulmak isteyen İttihatçı'lar savaşın bulunmaz bir fırsat olarak görmüşlerdir.İ ve T,Merkez Komitesi üyesi Dr.Nazım bu durumu açık ve net olarak itiraf etmiştir.'' Bu toplantıda kaç defa söyledim yine söylüyorum.Eğer bu temizlik harekatı genel ve nihai olmazsa,yarardan çok zararı dokunur.Ermeni halkını topraklarımızdan kökten temizlemeliyiz.Bir kişi bile kurtulmamalı ve Ermeni ismi unutulmalıdır.Şimdi savaş içerisindeyiz.Bundan daha uygun zaman bulunamaz..Büyük devletlerin müdahalesi ve gazetelerin haberi bile olmaz..

Bu defaki işlem,kökten temizleme işlemi olacaktır..'' demiştir. Ermeni'lerin I.Dünya savaşında politikalarını belirleyecek olan Taşnak Partisi 8.Genel Kongresi Erzurum'da toplanmak üzere bir araya geldiler.Bu toplantıya İttihat ve Terakki Partisi'nden delegeler de katılmışlardır.Bunların başında Teşkilat-ı Mahsusa şefi Bahattin Şakir,Naci Bey ile Halil Bey'dir.Kongreye ne kadar önem verdikleri gönderdikleri kişilerden anlaşılmaktadır.Bu kişiler eli kanlı,zalim kişiler olarak dikkat çekicidir.Fakat daha sonra 1915 soykırımında aldıkları rol,katliamlardan dolayı Ermeni'ler tarfından 1922 yıllarında cezalandırılmışlardır.1914 Ağustos ayında Kongre'nin Erzurum'da yapılmasına izin veren ittihatçı'lar Ermeni'lerin dostluk eli uzatmasını beklediler kendi kontrollerinde bir kongreden beklentilerini dile getirmişlerdir.

Ermeni Taşnak Partisi yöneticileri,aldıkları kararlarda herhangi bir savaş durumunda,Osmanlı devletine sadık kalacaklarını ilan ederken,Kafkaslarda bulunan Ermeni'lerin Rus'lara karşı ayaklanma önerilerini ise red etmişlerdir.Eğer kabul ettikleri takdirde Kars,Van,Bitlis gibi vilayetlerde özerklik verme sözünde bulundular.Bir anlamda Rus'lara isyan önerisini,Ermeni'ler korkunç sonuçlarını gördükleri için red etmişlerdir.Bu duruma çok öfkelenen Talat Paşa '' İttihat ve Terakki partisi'nin artık yapacaklarında özgür olduğunu '' derken,1915 soykırımını işaret ediyordu.

I.Dünya savaşı patlak verdiği yıllarda Antranik paşa İstanbul'a haber yollayarak,devrimcilerin,aydınların şehri terk ederek,yurt dışına çıkmalarını önermiştir.Ama,sözlerini dinlemeyen dönemin ileri gelenleri bunun bedelini hayatları ile ödemişlerdir.Antranik Paşa bu durumu anılarında'' aslan gibi insanlar,koyun gibi mezbahaya gittiler '' şeklinde değerlendirmiştir.

(Devam Edecek)

44808

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Bitip Tükenmeyen İçten Sesleniş: Orhan Velİ Kanık.

 

“Deli eder insanı bu dünya; Bu gece, bu yıldızlar, bu koku, Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.”[1]

Şiirin en kendine has şairlerinden, yaramaz çocuğuydu. Şiirleri gibi hep genç kaldı; ölmedi.

Ve 14 Nisan 2014’de 100’üncü kez doğdu Orhan Veli Kanık.

Onu hep 36 yaşında biliyoruz bilmesine de, meğer O, 100 yaşına gelivermiş. 

Ama hâlâ öyle genç, öyle yeni, öyle sıcak, öyle yaratıcı ki... 

* * * * *

TKP/ML TİKKO DERSİM BÖLGE KOMUTANLIĞI

TKP/ML TİKKO'ya bağlı gerilla grubu tarafından 13 Ekim tarihinde Dersim-Merkez’de bulunan Deşt (Geyiksuyu) Köyü’ndeki asker taburuna yönelik Kobanê için yapılan eyleme ilişkin bir açıklama yayınladı.Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) tarafından yapılan açıklamanın tam metni şöyledir:

Halkımıza,

Giderken...

Hayat yolculuğu bugün beni alıp tekrar cezaevine götürürken, ümitlerini yalan üzerine kurulmuş Ankara siyasetine bağlayanlarla  bir veda sohbeti etmek ve kardeşçe bir uyarıda bulunmak istiyorum.

Belkide kendi kendimi tekrarlamış olacağım, ancak gönül yine de bir şeyler söyle diyor bana. Söyleyeceğim ilk şey: Ey ezilenler, dil, din, millet, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmadan ezenlere karşı birleşiniz. Kurtuluşunuzun tek yolu budur. 

Seçimler

Partinin mi Halkın mı İnsanı

Sen hangisi olacaksın

Ben sevdim Dadaistçe yazmayı

 

Evet ...

Uluslararası alanda meşrulaşmak işid karşısında kazanılabilecek bir zaferden daha önemli bir zaferdi.

Tüm dünyadaki sınıfsal içerikli insanlar bir daha bu dünyada emperyalistlerin halklarca kurtarıcı olarak alkışlandığını görerek meşrulaşmaların gerçekleştiğini görmek istemiyorsa;

Sınıfsal içerikli partilerin sınırları aşamayışını aşıp toplumlarımızın ortak mücadelesinin harcı olabilecek üslubu  bulmak zorunda

De.... artık darısı da.....

Rojava’dan Şengal’e, Filistin’den Ukranya’ya; İşgal, Katliam ve Direniş

Bugün Ortadoğu yine kan gölüne çevrilmiş durumda. Yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarının yoğun olduğu bu bölgeye akbabalar gibi gözlerini diken uluslararası para babaları, insanlığın tepesinde taklalar atmaya devam ediyorlar. Milyonlar, mevcut sistemim kâr hırsı uğruna gerici savaşlar, işgal ve talanlar sonucunda en vahşi yöntemlerle katledilerek yaşam hakları ellerinden alınmakta, evlerinden, yaşadıkları yerlerden göçe mecbur bırakılmaktalar.

Peki ya Erkekler? Ganime Gülmez

“Görüntü yetseydi, bilime gerek olmazdı. Geçmişe göre, herşey daha fazla gözümüzün önünde dönüyor…Burada kavrayabildiğimiz oranda, geçmişten-günümüze Ortadoğu düzenini kavramamız gerekiyor öncelikle…. Milliyetçilik ve dinin çürütücü-bozucu, insanın ortak özelliklerini ayırıcı-bozucu-yabancılaştırıcı tarihsel rolü açıktır…” ve daha bir dizi ufkumuzu aydınlatabilecek bilgiler verdi Haluk Gerger, önceki gün Frankfurt’ta gerçekleşen toplantıda.

Kobanê direnişi görmezden geliniyor

Denilebilir ki bugün Kobanê’de yaşananlar hem bütün Kürdistan tarihinde görülen işgale ve hem de işgalcilere yönelik olan Kürt isyanlarının destansı özetine denk düşüyor. Adeta tarih günümüzde her iki hali de yaşıyor. Bir tarafta direkt olarak işgal kuvvetleri diğer tarafta da isyanlar vardı. Şimdi de dünya bir taraftan IŞİD şahsında Emperyalizmin hortlamış ve Kürdistan’ı tekrar baştanbaşa işgal etmek istemesini izliyorken, diğer taraftan da yüzyılın destansı direnişine şahitlik ediyor. 

Kobanê'de Kürt ulusal hareketi emperyalizm'in siyasal gericiligi ile kusatiliyor!

(IŞ)İD’in Kobanê kuşatması, Kürt siyasi hareketleri arasındaki ve Kürtlerle emperyalizm ve bölge egemen güçleri arasındaki ilişkilere yeni bir siyasi zemin sunmaktadır. Bu gelişmeler; bir yandan Rojava’da oluşan Kürt kazanımlarının meşruiyet alanını genişletirken, diğer yandan Kürt ulusal birliğine olanak sunmaktadır. Ancak bu gelişmelere eklenmesi gereken bir nokta daha vardır. O da Kürt ulusal kazanımlarına yönelik emperyalizmin kendi siyasi hesaplarıyla müdahale etmede büyük olanaklar bulmasıdır.

Kürtler utanılacak bir tarihle övünmemelidir :Tamer Çilingir

 

Kürt ulusunun, cumhuriyetle birlikte egemenler tarafından maruz kaldığı uygulama inkar ve imhadır. Her fırsatta iktidarın ’’barış sürecine’’ denk düşmeyen uygulamalarını eleştirirken,’’Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaştık’’ vurgusu yapılarak, uğradıkları büyük haksızlık dile getirilirken yapılan hesaplaşma yanlış ve eksiklikler içeriyor.

Kobanê bizimdir, biz Kobanê'yiz

Gözümüzdeki kıymık
en iyi büyüteçtir.”[1]

Kobanê, sokak sokak çatışıyor.
Müthiş bir hâl bu; belki de mitolojideki kahramanları kıskandıran türden cüretkâr ve çocuksu içtenlik yüklü...

Dövüşenler, düşenler insan(lık) tarihine yeni(lenen) bir direniş destanı armağan ediyorlar.
14 Eylül 2013’de Serêkaniyê’de düşen Yılmaz (Serkan Tosun) ile 5 Ekim 2014’de Kobanê yitirdiğimiz Paramaz Kızılbaş’ın (Suphi Nejat Ağırnaslı) ölümsüzleşmesi gibi…
Karanlığa karşı büyük bir yangın bu; hepimizi, herkesi, her yeri aydınlatan!
“İyi de ne olacak” mı?

Sol Gösterip Sağ Vurma Ve Şekere Bulanmış “Çözüm”(!)

Son haftalarda TC devletini yönetenler birbirinden ilginç açıklamaları yapar oldular. Bakanlar Kurulu Başkanı Ahmet Davutoğlu rüyalarında Hegel ve Gazali ile hasbıhal ettiğini ileriye sürerken; Tayyip Erdoğan’da din dersleriyle ilgili AİHM'in kararını yorumlarken, "Mademki fizik dersi, matematik dersi zorunlu olarak okutuluyor, niye din dersi de zorunlu olarak okutulmasın” diye sormakta ve "Din dersi okutulursa toplumda terörizm, ırkçılık, şiddet, antisemitizm, uyuşturucu bağımlılığı da olmaz" fetvasını vermektedir.

Sayfalar