Devrimci bir gazeteyi hedef almak kimin işi, kimin görevi?
Gazetemiz Özgür gelecek’e dönük uzun süredir devam eden saldırı furyasına ilişkin birçok açıdan değerlendirmeler yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Bu konuda ben de düşüncelerimi kaleme alma gereksinimi duydum.
Hareketimiz içinde uzun süredir baş gösteren kriz içerisindeyken devrimci bir yayın organını şiddetin her türlüsünü maruz bırakan zihniyetin, düşünsel olarak nasıl bir şekillenişle hareket ettiğini uzun süredir düşünüyorum. Öyle ki düşündüğüm kadarı ile “bu kadar da olmaz” dediğim her şey, bir süre sonra gerçekleşti. Açık söylemek gerekirse bu şiddetin uygulayıcısı olan bu arkadaşların, bunları yapmasını beklemiyordum. Zira devrimcilerin şiddeti ne biçimde ve kime karşı kullanacağı bu zamana kadar açık bir biçimde ortaya konulmuş bulunmaktaydı. Gazetemize dönük tasarruflara baktığımda ise bu deneyim bilinçle değil tamamen güdüsel olarak ele alınmış, bilginin ve tarihsel deneyimler rafa kaldırılmış durumda. Bu pratiğin sahipleri açık biçimde devrimciliği sıradan bir kelime, popülizmin bir nüvesi olarak görmektedir. Ancak söylemek gerekiyor ki MLM deyince ve de büyük puntolarla yazınca devrimci de olunmuyor, MLM de...
Devrimcilik söylemin ötesine geçen ve bariz bir savunuculuk içinde onun gerekliliklerini ve farzlarını yerine getirme pratiğidir. Devrim için savaşmayana oportünist denilmesi gibi, devrimcilere şiddet kullanılamayacağını kabul edip devrimcilere uygulanan şiddeti yapan/yaptıranların sahipleri ve bunun savunucuları da devrimci olamaz. bu arkadaşlarımız, bunun bilincinde olsalar gerek ki; gazetemiz bürosunun basılmasından, çalışanlarının pusu kurularak darp edilmesinin tarifi ve açıklanması genellikle “şiddet yok” tekerlemesi ile geçiştirilmek istenmektedir. Mevcut pratiğini yanlışıyla/doğrusuyla sahiplenmek, savunmak her şeyden önce dürüstlüktür. Ancak bu dürüstlük yerine gazete bürosunun basılması ve çalışanlarının darp edilmesinden 1 Mayıs’ta uygulanan şiddete, şehit cenazesinden muhabirlerin kovulmasından gazete dağıtımcılarına dönük “kafanıza kurşun yağdıracağız” tehditlerine kadar birçok pratik ilk olarak devrimci ifade ve değerleri en üst perdeden dile getirerek yapılıyor ama ardından da “ama şiddet yapmadık ki”, “abartılıyor” minvalinde bu pratikler sahiplenilemez bir şekilde orta yerde bırakılıyor. Ne kadar da ironik! Ancak hatırlatmak gerekir ki, bu tür yaklaşımlar devrimci pratiğin deneyim haznesinde yok, bu konuda çıkarılan dersler ise seneler öncesinde mahkum edildi. Bana göre bu durum, devrime ve devrimciliğe inancın zayıflamasının sonucudur. Devrime inançta yaşanan erozyonun göstergesidir.
İki çizgi mücadelesini savunmak ve bunun pratik gerekliliklerini yerine getirmek çelişkili durumun tespit ve taraflarca devrimci polemiği ile ilgilidir. Burada bir şiddet pratiğinden bahsedemeyiz. Çünkü sınıf mücadelesinin “içeride hayata geçirilmesi” pratiği olan iki çizgi mücadelesi bizi biz yapan geliştirici bir moment olarak ele alınmaktadır. Şiddet pratiği ise halk düşmanlarına yöneliktir ancak gazetemize dönük saldırının tarafı bu pratiği ile galiba şiddet teoreminden ve Marksist bilimden oldukça “arınmış”. Plan ve kurgu içinde cinsiyetçi, homofobik, sosyal medya kurgulamalarından pusu kurularak uygulanan saldırılar şiddeti, politikanın düşmana yönelen bir aracı olarak görmeyen, amaç ve araç ilişkisinde kafası bulanık, devrimci değerleri tanımlarken bilim, felsefe ve politikayı heba eden ve körelmiş bir doktrin ile politik yaşamda nefes almaya çalışan, düşünsel topallığı bu düzlem içinde baki olan bir güdü hareketinin işidir. Bu halk içinde mahkum olma, ondan uzaklaşma pratiğinden başka bir şey değildir.
Başı çetecilik sonu mahkumiyet pratiğin hüzünlü hali
Her şeyden önce gazetemiz içeriği itibari ile bir düşünsel çizginin varlık bulan alanı olarak öne çıkmaktadır. Düşünsel bir birikim ve topluluk alanı ile var olan bir çelişkiden bahsediliyorsa bu konuda devrimci deneyimler gereği devrimci ve politik bir çizgi ekseninde polemikle sürdürülecek bir pratiğe ihtiyaç vardır. Yani kısaca her kim olursa olsun özelikle bir devrimci gazete ile mevcut polemikler silsilesi bilim ve felsefe ekseninde olmalı. Onun varlık zeminini ortadan kaldırmaya çalışan her ne pratik olursa olsun devrimci çizgiyle örtüşmez. Ona dönük şiddet pratikleri bu kapsamda dile getirilmektedir.
Ancak sosyal medyadan takip ettiğim kadarı ile gazetemizin bürosunun basılması kapsamında icra ettirilen şiddet pratiği inkar edilmiş, bu konuda da ortaya konulan politik eleştiriler olaylar örgüsü içinde tartışılarak apolitik bir düzleme çekilmek istenmiştir. Yani olgular ve onun politik zemini olaylara heba edilmek istenmiştir. Bu yaklaşım bilim ve felsefeyle örtüşmediği gibi bugüne kadar ki mevcut deneyimlerimizi de hiçe sayma yönlü bir içeriği karşımıza dikiyor demektir. Tartışmaktan kaçınarak en kolay yola yani “şiddete” ve “siyaset yasağına” başvurma yöntemi Mao Zedung yoldaşın iki çizgi mücadelesindeki önermelerini inkâr etmek anlamına gelmektedir.
İstanbul’un çeşitli mahalle ve semtlerinde siyaset yasakçı pratikler eşliğinde kendi örgütsel haznesine delikler açan ve kendini mahkum edecek veriler toplayarak tarih sahnesinde yüz kızarıklığı yaşayacak olan bu pratikler bugün hoyratça yerine getirilmektedir.
İşte bu düzlem içerisindeki pratiklerin politik analizini yapmak ve ondan dersler çıkararak yolumuza bakmak zorundayız. Olgular içinde hareket ederken buradan çıkaracağımız derslerle teorik ve pratik gelişmişliğimizi taçlandırmak gibi bir görev ile karşı karşıyayız. Gazetemizin beslenmesi ve yaygınlaştırılması, gazetemize dönük şiddet pratiklerine verilecek en kapsamlı yanıt olacağını düşüncesindeyim. Belirtmek gerekiyor ki bizler Vaka-i Nüvis değiliz. Bizler tarihi olayları bilen ancak buna hapsolmadan, bunun içindeki olguyu inceleyerek pratik hayatımıza yön veren bireyler olarak öne çıkmış bulunuyoruz. Halkın çıkarları ile kendi çıkarlarımızı karşı karşıya koyduğumuzda İbrahim yoldaşın perspektifi ile hareket ederek devrimci çizgide ısrar edenleriz. Homofobik, transfobik, cinsiyetçi, lümpen vd. bütün gerici yaklaşımlardan arı bir mücadele içinde gazetemize sahip çıkalım ve onun devrimci politik çizgisini güçlendirme yönlü hareket tarzımızı hızlandıralım. Çünkü gazetemiz Özgür Gelecek yalnız değildir!
(Bir Özgür Gelecek Okuru)
Son Haberler
Sayfalar
KCK Silahlı Mücadeleyi Terkediyor mu? - Dursun Ali Küçük
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir.
KCK lideri Öcalan esir alındıktan sonra ilk geri çekilmeyle silahlı mücadeleye veda görüşleri belli düzeyde ortaya çıkmıştı.
Sonra 2003 te yeniden ve hemde kontrol altındayken, Genelkurmay-Ergenekon isteği (ki o zaman yeni gelen AKP hükümetine karşı darbe yapılacaktı, asker buna ihtiyaç duyuyordu) üzerine yeniden “silahlı mücadeleyi değerlendirin” mesajlarını göndermeye başladı.
Grup Yorum ve Kobane üzerine iki satir
Kobane'de top mermisinin açtigi delikte gunesi goren cocuklar!
Varin Kobane'nin bir Devrim olup olmadigina siz karar verin.
Ama unutmayin!, ortacag duzenini, 700 yillik Feodal despotluk ve Ruhban sinifin karanlik iktidarini sona erdiren Fransiz Ihtilalide sömürüyü ortadan kaldirmamisti, o Burjuvazinin bir devrimiydi, Kapitalizme yolu acmisti...
Devrimlerin, önderligine gore degil, toplumu nerden nereye tasidigina bakilarak Devrim olup/olmadigina karar verilir.
TKP/ML TİKKO Kobanê: Newroz'u Kuşan, İsyanı Harmanla!
"Newroz'u Kuşan, İsyanı Harmanla!
Bu yıl halkımızın direniş ve serhildanlarının günü olan Newroz bayramını karşılarken, Kobanê direnişi, 6-7 Ekim serhildanı ve bütün Rojava direnişi tüm sıcaklığıyla Newroz’a doğru akmaktadır. Direniş bayrağı diktiğimiz Kobanê sokaklarından, başta Amed, Dersim, İstanbul olmak üzere tüm şehirlere, Newroz’un isyan şiarıyla sesleniyoruz;
Halkımız,
1915 - 2015 ERMENİ SOYKIRIMINI 100.YILINDA LANETLİYORUZ
VE
YENİ SOYKIRIMLARA BİR DAHA ASLA !
ՄԵՆՔ ԴԱՏԱՊԱՐՏՈՒՄ ԵՆՔ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅԱՆ 100 ԱՄՅԱԿԸ
և
ԿՈՉ ԵՆՔ ԱՆՈՒՄ ՈՐ ԵՐԲևՒՑԵ ՉԿՐԿՆՎՒ !
Site yazarlarimizdan Agop Ekmekciyan'in Ermeni soykirimini 100.ci yilinda lanetliyoruz 13 bölümden olusan yazi dizisi 21 Mart'tan itibaren yazarimiza ait kosesinde yayinlanacaktir.
1-1915 - 2015
2-Ermeni tarhi
3-İttihat ve terakki
4-Soykırıma giden yol
5-van Direnişi
6-Tehcir kanunu
7-kanlı şafak
8-Negiste plus
9-İttihatcılar yargılanıyor
“Evet hâlâ, ısrarla, yeniden isyan”
“Hangi dağ efkârlıysa ordayız, Perişan edilen her şey bizimdir.”[2]
“Evet hâlâ, ısrarla, yeniden isyan”ı haykırmaya; “Tek yol devrim” demeye geldim buraya…
Kimileri buna “hayal” ya da “umut işte” diyebilir…
Ama unutmayın: Aristoteles, “Umut, uyanık insanın rüyasıdır,” derken; Remy de Gourmont da, “Gerçek bir hayal ve hayal bir gerçektir,” vurgusuyla yanıtlar bu kuşkucu itirazları…
Hayır kuşkuya, tereddüde yer olmamalı hayatımızda…
Özgecan'ın katlinin AKP’le ne ilgisi var ?[1]
“Omnes una manet nox.”[1]
Özgecan’ın katledilmesinin ardından patlak veren yığınsal öfkeye bakıp, medya ve sosyal medyadaki AKP kuyrukçuları soruyor: “Canım siz de ayağınız taşa takılsa, AKP’den bileceksiniz. Özgecan’ın öldürülmesinin AKP ile ilgisi ne?”
Hangisinden başlayalım ki?
ALÂEDDİN’e bir dilek ve telafinin gelecegi[1] ERIC NAZARIAN
Bugün burada olduğunuz ve beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Çocukken Alâeddin masalını severdim. Hangi çocuk üç dileğini yerine getirecek şişedeki bir cini istemez ki? Okuldan eve yürürken hayalimdeki bu cinle sohbetlerimi hatırlıyorum. Gizli defterime yazdığım bir dilek listem vardı. Dileklerim çeşitliydi. “Keşke kanatlarım olsaydı ve uçabilseydim” şeklindeki çocukluk dileğim biraz büyüdüğümde Sophia Loren’i öpmek ve Charles Aznavour gibi şarkı söyleyebilmek şeklini almıştı.
TKP/ML TİKKO Kobanê Komitesi
“Erkan Altun Yoldaşı Mücadelemizde Yaşatacağız!
IŞİD’in (DAİŞ) kent merkezine yoğun saldırılarının gerçekleştiği 15 Ekim 2014 tarihinde, mevzisine gelen havan sonucu Erkan ALTUN (Komünist Nefer) yoldaş şehit düşmüştü. Erkan yoldaş Rojava’da halkımıza yönelen saldırılara karşı gövdesini siper etmiş, bu uğurda sonsuzluğa yürümüştür. Kendi inisiyatifiyle, bağımsız bir savaşçı olarak gelmiş, Kobanê direnişini kendi direnişi saymış, bu uğurda enternasyonal savaşçı olarak şehit düşmüştür.
TKP/ML: Avaşin Tekoşin Güneş onurumuzdur
TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi, Rojava’da yaşamını yitiren Ivana Hoffman anısına yayınladığı açıklamada, “Ivana Hoffman tıpkı yıllar öncesinde İsviçre’nin ALP’lerinde koparak Dersim dağlarına gelerek şehit düşen enternasyonalizmin kızıl gülü Barbara Anna Kistler yoldaşın izini sürerek Rojava’da zalimlere karşı çarpışarak şehit düşmüştür” dedi.
Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yayınlanan habere göre Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Ortadoğu Bölge Komitesi geçtiğimiz günlerde ölümsüzleşen enternasyonalist MLKP savaşçısı Ivana Hoffman için yazılı bir açıklama yaptı.
Bu açıklama o açıklama değil :Metin Ayçiçek
Tarihi açıklamayı” bekliyordum zaten. Her zamanki gibi, seçimlere beş kala bildik simalar sahne aldı. Bir eylem programından yoksun olan açıklamanın üstü, cafcaflı sahne dekorlarıyla örtülmüştü. Taraflar arasında kan uyuşmazlığının varlığı, baştan beri net bilinen tek bilgi idi. AKP+MHP+CHP yani Devlet Cephesi ile Kürt Özgürlük Hareketi ve ittifaklarından oluşan Barış ve Özgürlük Cephesi’ni, söz konusu on maddede ortaklaştırabilecek tek bir madde yok.
Karman Çorman
Hani mecliste akp nin geçirmeye çalıştığı şu güvenlik paketi vardı ya..
Ha... işte o.
Sahi ya.. çoktandır bu paket geçmemiş miydi ?
Öyleyse biz yoksulların yaşadığı ne ?
Sokakta, okulda....
Bizler çocuklarımızın yaşama tutunabilmesi için mücadele ettikçe hocalar kendilerinden sonra ders girdi diye çocuklarımızı yok yazıp devamsızlıktan kalmasını sağlamaları ne ?
Faşizm birileri içinde daha açık hale gelecekmiş ne yazar.
Şu İstanbul çok ilginç bir yer.