Devrim ateşini kuşanan KAYPAKKAYA 68 yaşında (KASIM KOÇ)
İnsanoğlu iki ayaklar üzerine dikildiği günden itibaren yürüyen, irdeleyen, düşünen, yaratan, yarattığı tarihi ortadan bölen, ters çeviren, savaşlar çıkaran ve yürüten bir tarih yarattı. Kıtalar’dan kıtalara koşan, keşifler yapan, “medeniyetler” adı altında savaşlar yürüterek ismini tarihe yazanlar geldi geçti şu yeryüzünde. İmparatorluklar kurdular. Kurdukları saltanatlarla kendisinden olmayanları kılıçtan geçirdiler.
Asi Dersim dağlarında Jar kültürü ve inancını benimseyen, Ana Fatma diyarı olarak bilinen Kızılbaş dergahın üzerine ordular sürdüler. Kılıçtan geçirip, süngü ucuna taktılar. Munzur, Mercan, Harçik nehirleri kan kırmızı insan cesetleriyle aktı. Saltanatların kurallarına uymayan, doğadan gelip doğaya giden inancın dergahında oluk oluk kan akıttılar.
Jar’ı astılar süngü ucuna.
Gök kubbenin altında yaşayan insanoğlunun oluşturduğu zulüm kalelerine boyun eğmeyenler de vardı elbette. Kurulan o demirden imparatorlukların saltanatlarına isyan eden yıkıcılar, saray ve sultaları yıkarak tarihe adlarını yazanlarda vardı.
Demirci Kawanın Newroz ateşini 19. yüzyılda harlayarak devrim-Sosyalizme dönüştüren Kaypakkaya, Jarın Süngüye takıldığı dağlarda devrim ateşini omuzlar. Onların acılarını, dertlerini ve ezilmiş kimliklerinden ötürü soykırımların dergahını kendisine mesken eyler, bu ruhla Kaypakkaya isyan ateşini Dersim dağların zirvesinde devrimci ateşin bilinciyle harlandırarak büyütür.
Hedefine Saltanatları yıkmayı koyan ve yönünü doruklara çevirerek, dağlara sığınır. Dağlardan sultaları kuşatan ateşi yakan Kaypakkaya ve yoldaşları günlerden bir gün Munzur gözeleri olarak nam alan mekana sevda bağlarlar.
Munzur gözelerine doğru patika yolda yürüdüklerinde son baharın sararmış renkleri sarmalamıştı Munzuru. Toprak hafif don tutmuş, ılık bir rüzgarın estiği, güneşin yatay ışınların doruklarda kaybolmaya doğru gittiği vakitler de Munzur gözelerine vardılar. En önde yürüyen tüm dikkatleri üzerine çeken omzunda Kırması, bir Tüfek namlusundan ordu yaratma ruhuna sahip, Kıvırcık Saçlı, hemen arksın da Prometheus’un ve demirci Kawanın ateşini büyüten, Munzurların zirvesinde ateşi yakan Kaypakkaya, Kaypakkaya’yı bir adım geride takip eden Muzaffer Oruçoğlu vardı.
Maya çaldılar Munzurun böğründe akan süt pınarına, daha önce kurdukları partinin isimlerini o gün orada açıklayıp yürüdüler Munzur dağın bağrına. Kurdukları partinin etrafında yoksulları toparlamak için Köy köy, mezra mezra, dağ dağ dolaştılar…
Kış üstlenmesi için Konakladıkları Vartinik mezrasında Kawa’nın ateşini yaktılar. Dorukların dondurucu ayazın içerisinde ateş topun alevleri yükseldiği vakit, Fehmi Altınbilek komutasında ki müfrezesi tarafından 24 Ocak 1973’de kuşatıldı Vartinik.
Alişerlerin mavzer çattığı, Said Kırmızıtoprak’ın (doktor Şivan) asi dik yürüdüğü patikalarda Kıvırcık Saçlı dövüşerek devralmıştı kavgalarını.
Kuşatmaya gelen askeri müfrezenin, “teslim olun” çağrısına Kıvırcık Saçlı Vartinik zirvelerinde tüfeğini ateşledi. Parmağı tetik düşürdüğünde kırmanın namlusundan çıkan kurşun ayazı yaktı, sarp kayalıkları kaplayan kara saplandı. Dağın Partizan Öykülerin ilk kurşunu böyle yankılandı heybetli Vartinik dağında.
Namlulardan çıkan kurşun vızıltıları ayazda iç içe girdi.
Sis Haydaran dağını-Vartiniği içine almış, karanlık bulut kütlesine dönüşmüştü. Namlulardan çıkan alevler dağları bir aydınlatıyor tekrar karanlığa gömüyordu. Barut ve kan kokusu sise karışarak dağların kuytuluklarına çekildiğinde kurşunlar sustu. Dağlarda ıslık çalarak esen deli rüzgarın uğultusu Urartuların oydukları kayalıkların inine çekildiği vakit Kıvırcık Saçlı kar beyazını kanıyla kızıllaştırmıştı. Oracıkta, buz dağın zirvesinde emekçilerin, yoksulların gönlünde taht kurdu, ellerde düşmeyen meşale, dillerde dinmeyen bir şarkı oldu Kıvırcık.
“İnce uzun boyu, Kıvırcık saçı
Halkını sevmektir onun tek suçu,
Ali Haydar Yıldız ölmez ağlama bacım…”
Ali Haydar Yıldızın toprağa tohum olduğu Dersimin kadim dağlarında Kaypakkaya’nın sol yanı buz keser, öyle esir düşer Fehmi Altınbilek müfrezesine. Sonra Amed zindanlarında Kawanın demirinde dövülerek çelikleşen, çeliğin aldığı su ile resmi tarihi ters yüz eden, yırtıp çöpe atan bir gelenek yaratır.
Altın çağ yürüyüşünde ender komünistler unvanını alarak tarih sayfalarında yerini alır. Kaypakkaya omuzladığı tarihsel görevle, devrimin görev ve sorumlukların bilinciyle emekçilerin ateşini kuşanır, bedeni parça parça edilir ama o fikirlerinden asla taviz vermez, sır vermeme ilkesini öğretir, örnek olur…
18 Mayıs 1973’de tarihe not düşerek efsaneleşir.
18 Mayısı Unutma!
Kaypakkaya 68 yaşında, yaşıyor.
Son Haberler
Sayfalar
12 Eylül yargılandı... mı?
“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]
Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…
Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?
Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir
Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?
Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu 2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?
Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede
Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.
Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/
Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ?
Evet kaç insan ?
Kim bilir ?
Neyse yazımın konusu da bu değil.
Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?
Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı.
Ne de :
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI
Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !
Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.
Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU
Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.
Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?
Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.
Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.
Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda
Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.
Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş
Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…
Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.