Deniz bitmeden...!
Burjuvazi ne kadar tersini söylesede, tarih, toplumsal pratiğin her alanında komünistleri haklı çıkarmaya devam ediyor.
Toplumsal çelişmeler, doğru temelde ele alındığında doğru çözümlemeler ortaya çıkabilir. Kapitalist sistem çelişmenin ta kendisidir. Toplumsal kaos, yıkım savaşları, insanlığın ve doğanın yıpranması, toplumsal çürümüşlük kapitalist sistemin ortaya çıkardığı sonuçlardır.
Kapitalizm, emek-sermaye çelişmesi üzerinde kendini sürdürebilir. Bu çelişme sosyalizm yönünde olumlu çözüldüğünde, yani, bir avuç sömürücü burjuva iktidarı yerine, tüm emeğin yaratıcısı işçilerin iktidarı almasıyla, kapitalist sistemin yarattığı tüm toplumsal çürümüşlüklerde ortadan kalkabilecektır.
Ödenmemiş emeğin gaspı (zorla hırsızlık) üzerine kurulu bir sistemde, hak ve hukuk, özgürlük ve eşitlik, sömürüsüz ve sınıfsız, ve daha özgün söylemle; toplumsal özgürlük söz konusu olamaz. Ödenmemiş emeğin gaspı işçilerden kesilir. Bu anlamda burjuvazinin en büyük çelişkisi ve o olmazsa olmazı ve aynı zamanda düşmanı işçi sınıfıdır. Ve toplumsal sistem olarak da, kapitalizmin alternatifi işçi sınıfının mücadelesiyle kurulacak olan sosyalizmidir. İşçi sınıfı burjuvazinin iktidarını yıkmadan kendi kurtuluşunu sağlayamayacağı gibi, insanlığın ve doğanın kurtuluşunu da sağlayamayacaktır.
Son “16 Nisan Referandumu” bir kere daha gösterdi ki, burjuvazi için “demokrasi”, kendi çıkarlarına göre düzenlenen kitleleri oyalama rejmidir. Ortada ne hukuk, ne adalet ne de en asgarisinden “bağımsız” bir yargı kalmamıştır. Burjuvazinin “toplum sözleşmesi”nin temel argümanı olan; “yargı, yasama, yürütme” kuvvetler ayrılığı kağıt üstünde yazılı kalmasına bile tahammülü kalmamıştır. Burjuvazinin yeni yetme sermayedarlarından birinin dediği gibi; “anasını belleyenlerin” rejimi bütün ağırlığı ile toplumun üstüne çökmüştür.
Burjuva sisteminin, bütün kamusal kurum ve bürokrasisiyle çürümüşlüğünü salt Türkiye ile sınırlamak yanlıştır. En gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde de iç faşistleşme ve iç gericileşme hızla artmaktadır. Emperyalist sistemin
Kapitalizmin krizi, temel normlar dinlemiyor, işçi ve emekçilerin aleyhine olarak, sermayenin gereksinimleri doğrultusunda bütün kuralları kanlı-kansız değiştiriyor.
Türkiye’deki rejim değişikliği de kapitalist dünya sisteminden ayrı değildir. Uluslararası sermayenin ve onunla içiçe olan Türk sermayesinin gereksinimleri doğrultusunda “tek adam diktatörlüğü” inşa edilmektedir. Bunun anlamı; ortada normal bir hukuk sistemi olmayacaktır. Sermayenin istediği şekilde ve karşısında hiç bir demokratik muhalefet olmadan ve işçi sınıfı üzerindeki baskı ve sömürünün artırılarak sürdürülmesidir.
Avrupa Komisyonu ya da Avrupa Parlamentosu son gelişmeleri “eleştirse”de, ciddi bir tepki vermeyecektir. Çünkü bunların başını çeken Almanya, Fransa, İngiltere gibi emepryalist ülkeler, Türkiye’deki rejim değişikliğinde rahatsız değil, tersine, emperyalist sermayenin krizi aşaması için bir çare olarak ortaya koymuşlardır. Bu nedenle, burjuva liberallerin ve CHP gibi egemen sınıf partilerin AB’den beklentileri boşunadır. Diğer bir gerçek ise; CHP, bu rejim değişikliğinin karşıtı gibi görünmesine karşı, rejimin değişmesi için AKP-Erdoğan kliğinin en büyük destekçisi olmuştur.
Türkiye’nin daha karanlık bir tünelin içine sokulması, emperyalist dünyanın içine girdiği tünelin ta kendisidir. Ve, kapitalist sistemin geldiği aşama, burjuva demokrasisinin normlarını taşıyamayacak durumdadır. ABD’den AB’ye kadar tüm toplumsal gelişmeler ve iç gericileşmeler bunun göstergesidir.1 Dünyanın diğer büyük ekonomileri ve dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan, Endonezya vb. gibi ülkelerde ise burjuva demokrasisinin krıntılarını aramak bile boşunadır.
Emperyalist-kapitalist sistem, çıkışı olmayan karanlık bir tünelin içine girmiştir. Kurtuluşu yine kapitalist sistemin kendi içinde aramak, insanlığın ve doğanın geri dönüşümsüz bir çukurun içine itilmesinden başakası olamaz. Dünya nüfüsunun yarısının gelirinin 8 kişinin gelirinden az olduğu bir sistemin sürdürülmesinin ne toplumsal ne de doğal kaynaklar açısından koşulları kalmamıştır. Deniz bitmiştir.
Burjuva sınıfının kapitalist sistemi için biten deniz, sosyalist sistemle daha özgür ve eşitçi bir şekilde sürdürülebilir. Eğer, uluslararası proleterya zamanından önce soruna el koymazsa, deniz, insanlarda dahil, tüm canlılar için bitecektir.
Devrimci mücadele ve devrimci muhaliflik işçi sınıfıyla yapılabilir. Erdoğan’nın Türk-islamcı faşist diktatörlüğünü yıkmak ve en asgarisinden daha özgürlükçü bir ortamın yaratılması da işçi sınıfyla olabilir. Bunun tersini düşünenler -niyetlerden bağımsız olarak-, burjuvazinin tek adam diktatörlüğünü, hukusuzluğunu ve sosyal yıkımını onaylamaktan başka bir şey yapamazlar.
Bu 1 MAYIS’ta, “islamcı faşist tek adam diktatörlüğüne hayır” şiarıyla beraber, kapitalist sistemi yıkma ve sosyalizmi kurma bilinci ve kararlığıyla yürünmelidir. Çünkü, insanlığı ve doğayı kapitalist gericilerin elinden kuratarabilecek yegane güç işçi sınıfıdır. Bu bağlamda işçi sınıf içinde çalışma, örgütlenme her şeyden önce gelmelidir. Üretici güçlerin temelini oluşturan işçi sınıfına dayanmayan hiç bir ilerici-demokratik gelişme olamaz.
İşçi sınıfının sınıf bilinci ve mücadelesiyle 1 MAYIS ALANLARINDA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YER ALMALIYIZ! 25 Nisan 2017
*** 1 Geçen Pazar günü yapılan Fransa’da cumhurbaşkanlığı 1. tur seçimlerinde burjuvazinin liberal adayının birinci çıkması, emperyalist burjuvazinin kumarhaneleri olan borsaları coşturdu. Burjuvazinin korkusu faşist Le Pen’in seçilmesi değil, “aşırı solcu” olarak lanse edilen reforumcu Melenchon’un ikinci tura kalması olacaktı. Çünkü burjuvazinin, gelinen aşamada neoliberal politikaların, işçi ve emekçiler lehine revize edilmesine tahammülü yoktur.
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
IŞİD ve Kürd Koridoru
Çoğu zaman karmaşık görünen şeyler özünde çok basittir.Rojava’da gerçekleşen IŞİD saldırıları da bunlardan biri.İzlediğimiz tüm karmaşaya karşılık asıl mesele Kürdistan’ın,daha özelinde Kürdistan petrollerinin Akdeniz’e çıkışı ile ilgilidir ve Türkiye’nin önce El Nusra,sonrasında da IŞİD’e verdiği desteğin altında Kürdistan’ın uzun vadede Akdeniz’e çıkış şansının bugünden akamete uğratılması ve Kürdistanlı nesillerin sömürgecilerine mahkum bırakılması politikaları yatıyor.IŞİD’in Musul işgali ve ardından Şengal saldırısı gerçekleşince Güney Kürdistan’ı diğer parçalardan ayrıştırıp Dubaileşt
TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi Direnişimizdir!”
TKP/ML TİKKO Ortadoğu Bölge Komitesi yaptığı açıklamayla Kobanê Direnişini selamlayarak Direnişi sahiplenme çağrısında bulundu. “Kobanê Direnişi direnişimizdir” diyen TKP/ML TİKKO, tüm örgütlü güçlerine ve devrimci-demokrat kesimlere de direnişin aktif parçası olma çağrısında bulundu.
TKP/ML TÎKKO: Berxwedana Kobanê berxwedana me ye
Komîteya Herêma Rojhilata Navîn a TKP/ML TÎKKO bi daxuyaniyeke nivîskî berxwedana Kobanê silav kir û wiha got: “Em vê berxwedana biesil weke berxwdana xwe dibînin.”
IŞİD Neden Yenilecek-Irfan Aktan
IŞİD’in Kobanê’de iki sebepten ötürü daha şimdiden yenilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birinci sebep Kobanê halkının bölgeyi terk etmesi, öbürü de IŞİD’in, Kürt sivillerinin boşalttığı bölgeleri doldurabileceği bir “halkının” olmayışı. Daha da ileri gidip şunu söyleyebiliriz ki, IŞİD Kobanê’ye doğru ilerledikçe yenilgiye daha da yaklaşıyor. Üstelik bu iddiamızın dayanakları YPG lehine atılmış sloganlara değil, doğrudan tarihsel deneyimlere bağlanabilir.
Sahi Ergenekon gitmiş miydi? Yeşil Ergenekon geldi - Dursun Ali Küçük
*Derin devlet ve Yeşil Ergenekon işbaşında!
AKP hep Ergenekon’un tasfiye edildiğini söyledi. Ama bu koskocaman bir yalandı. Kemalist Ergenekon gitti, yerine Yeşil Ergenekon geldi.Sadece değişen kişilerin yer değiştirmesidir. Anlayış-zihniyet ve politika olduğu gibi duruyor.
Biri kızıl Elma’yı öne çıkarırken diğeri Neo-Osmanlıcılığı öne çıkarıyor.RTE cumhurbaşkanı oldu, artık başbakanın söyleyecekleri şeyleri o söylüyor. Davutoğlu emanetçi gibi. Yeşil diktatörlük kuruldu.
YDG: Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!
Yeni Demokrat Gençlik, Rojava ve Şengal'de yaşanan gelişmelere dikkat çekmek, dayanışmayı ve direnişi büyütmek amacıyla bir kampanya başlattığını duyurdu.
"Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!
12 Eylül düzen (iniz) dir!
“Tarih uyanmak için
uğraştığım bir kâbustur.”[1]
12 Eylül’ün kaçıncı sene-i devriyesindeyiz? Bunun bir önemi yok! Aslolan, kara Eylül’ün “müesses nizam” açısından hâlâ yaşamakta, yaşatılmakta olduğudur!
“Eylül” deyip geçmeyin; “bitti” falan demeyin…
Eylül bir söylentiye göre “kara güneş”in ayıdır. Kara güneş, Fransız şair Nerval’in kullandığı bir mecaz. Şarkının “bazen neş’e bazen keder” dediği gibi bir şey. Melankoli, depresif olma hâli ya da “Winter is coming/ Kış geliyor” dedirten…
Ortadoğu ve İslam Dünyasında Katliam Geleneği-Sait Çetinoğlu
Ortadoğu’da Siyasal İslam son günlerde İslam devleti/ IŞİD-İD eliyle muazzam bir güç devşirdi. Irak ordusunun Sünni bölgesinde (Musul) örgüte teslim ettiği ağır silahlar ile durdurulamaz bir güce ve hareketliliğe ulaştı. Irak’ın sünni bölgesini kontrolüne alıp taban oluşturarak adım adım vahşetini ve etki alanını genişletip ilerleyerek, son yılların en büyük etnik temizliğine – soykırımına imza atmaktadır.
Partizan: “Erkek egemenliğine karşı mücadelemiz sürecek”
Geçtiğimiz günlerde Yeni Demokrat Kadın tarafından “En yakınımızdaki kadın düşmanı ise öfkemizin her daim hedefidir!” başlıklı yazı yayınlanarak; uzun yıllardır Partizan Dergisi çevresinde devrimci mücadele yürütme iddiasında olan Selçuk Bulut’un kadın düşmanlığı teşhir edilmesinin ardından Partizan da konuya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.
Gazze direniyor, Şengal yanıyor
6 Temmuz 2014 tarihinde “Koruyucu Sınır Operasyonu” adı altında başlattığı askeri operasyonuyla, Siyonist İsrail Devleti’nin faşist yüzü bir kez daha dünyanın gözleri önüne serildi. 2000’in üzerinde insan bomba ve füzeler- kurşunlara katledildi. 500’e yakın çocuk evinin önünde, parklarda, sokaklarda, yolda, okulda, oyun oynarken minicik bedenleri bombalarla parçalanarak katledildi. 10 binin üzerinde insan yaralandı. Yüz binlerce insanın evi yıkıldı. Kalacak bir yer bile bulamadılar.
Agos, Ermeniler, ‘bnagalez’ler :ROBER KOPTAŞ
Bir süredir basında ve sosyal medyada Türkiye Ermenilerinin siyasi pozisyonları üzerinden bir polemik yürüyor. Şahsen, bu tartışmaya dahil olma niyetinde değildim. Değildim, çünkü, insanların etnik kökeninin siyasi çekişmelere malzeme yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Ancak, iş gelip Agos’un yayın çizgisini formatlamak niyetli bir medya mühendisliği çabasına dayanınca, bir cevap kaçınılmaz oldu.