Çarşamba Ekim 28, 2026

Deniz bitmeden...!

Burjuvazi ne kadar tersini söylesede, tarih, toplumsal pratiğin her alanında komünistleri haklı çıkarmaya devam ediyor.

Toplumsal çelişmeler, doğru temelde ele alındığında doğru çözümlemeler ortaya çıkabilir. Kapitalist sistem çelişmenin ta kendisidir. Toplumsal kaos, yıkım savaşları, insanlığın ve doğanın yıpranması, toplumsal çürümüşlük kapitalist sistemin ortaya çıkardığı sonuçlardır.

Kapitalizm, emek-sermaye çelişmesi üzerinde kendini sürdürebilir. Bu çelişme sosyalizm yönünde olumlu çözüldüğünde, yani, bir avuç sömürücü burjuva iktidarı yerine, tüm emeğin yaratıcısı işçilerin iktidarı almasıyla, kapitalist sistemin yarattığı tüm toplumsal çürümüşlüklerde ortadan kalkabilecektır.

Ödenmemiş emeğin gaspı (zorla hırsızlık) üzerine kurulu bir sistemde, hak ve hukuk, özgürlük ve eşitlik, sömürüsüz ve sınıfsız, ve daha özgün söylemle; toplumsal özgürlük söz konusu olamaz. Ödenmemiş emeğin gaspı işçilerden kesilir. Bu anlamda burjuvazinin en büyük çelişkisi ve o olmazsa olmazı ve aynı zamanda düşmanı işçi sınıfıdır. Ve toplumsal sistem olarak da, kapitalizmin alternatifi işçi sınıfının mücadelesiyle kurulacak olan sosyalizmidir. İşçi sınıfı burjuvazinin iktidarını yıkmadan kendi kurtuluşunu sağlayamayacağı gibi, insanlığın ve doğanın kurtuluşunu da sağlayamayacaktır.

Son “16 Nisan Referandumu” bir kere daha gösterdi ki, burjuvazi için “demokrasi”, kendi çıkarlarına göre düzenlenen kitleleri oyalama rejmidir. Ortada ne hukuk, ne adalet ne de en asgarisinden “bağımsız” bir yargı kalmamıştır. Burjuvazinin “toplum sözleşmesi”nin temel argümanı olan; “yargı, yasama, yürütme” kuvvetler ayrılığı kağıt üstünde yazılı kalmasına bile tahammülü kalmamıştır. Burjuvazinin yeni yetme sermayedarlarından birinin dediği gibi; “anasını belleyenlerin” rejimi bütün ağırlığı ile toplumun üstüne çökmüştür.

Burjuva sisteminin, bütün kamusal kurum ve bürokrasisiyle çürümüşlüğünü salt Türkiye ile sınırlamak yanlıştır. En gelişmiş kapitalist-emperyalist ülkelerde de iç faşistleşme ve iç gericileşme hızla artmaktadır. Emperyalist sistemin

Kapitalizmin krizi, temel normlar dinlemiyor, işçi ve emekçilerin aleyhine olarak, sermayenin gereksinimleri doğrultusunda bütün kuralları kanlı-kansız değiştiriyor.

Türkiye’deki rejim değişikliği de kapitalist dünya sisteminden ayrı değildir. Uluslararası sermayenin ve onunla içiçe olan Türk sermayesinin gereksinimleri doğrultusunda “tek adam diktatörlüğü” inşa edilmektedir. Bunun anlamı; ortada normal bir hukuk sistemi olmayacaktır. Sermayenin istediği şekilde ve karşısında hiç bir demokratik muhalefet olmadan ve işçi sınıfı üzerindeki baskı ve sömürünün artırılarak sürdürülmesidir.

Avrupa Komisyonu ya da Avrupa Parlamentosu son gelişmeleri “eleştirse”de, ciddi bir tepki vermeyecektir. Çünkü bunların başını çeken Almanya, Fransa, İngiltere gibi emepryalist ülkeler, Türkiye’deki rejim değişikliğinde rahatsız değil, tersine, emperyalist sermayenin krizi aşaması için bir çare olarak ortaya koymuşlardır. Bu nedenle, burjuva liberallerin ve CHP gibi egemen sınıf partilerin AB’den beklentileri boşunadır. Diğer bir gerçek ise; CHP, bu rejim değişikliğinin karşıtı gibi görünmesine karşı, rejimin değişmesi için AKP-Erdoğan kliğinin en büyük destekçisi olmuştur.

Türkiye’nin daha karanlık bir tünelin içine sokulması, emperyalist dünyanın içine girdiği tünelin ta kendisidir. Ve, kapitalist sistemin geldiği aşama, burjuva demokrasisinin normlarını taşıyamayacak durumdadır. ABD’den AB’ye kadar tüm toplumsal gelişmeler ve iç gericileşmeler bunun göstergesidir.1 Dünyanın diğer büyük ekonomileri ve dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan, Endonezya vb. gibi ülkelerde ise burjuva demokrasisinin krıntılarını aramak bile boşunadır.

Emperyalist-kapitalist sistem, çıkışı olmayan karanlık bir tünelin içine girmiştir. Kurtuluşu yine kapitalist sistemin kendi içinde aramak, insanlığın ve doğanın geri dönüşümsüz bir çukurun içine itilmesinden başakası olamaz. Dünya nüfüsunun yarısının gelirinin 8 kişinin gelirinden az olduğu bir sistemin sürdürülmesinin ne toplumsal ne de doğal kaynaklar açısından koşulları kalmamıştır. Deniz bitmiştir.

Burjuva sınıfının kapitalist sistemi için biten deniz, sosyalist sistemle daha özgür ve eşitçi bir şekilde sürdürülebilir. Eğer, uluslararası proleterya zamanından önce soruna el koymazsa, deniz, insanlarda dahil, tüm canlılar için bitecektir.

Devrimci mücadele ve devrimci muhaliflik işçi sınıfıyla yapılabilir. Erdoğan’nın Türk-islamcı faşist diktatörlüğünü yıkmak ve en asgarisinden daha özgürlükçü bir ortamın yaratılması da işçi sınıfyla olabilir. Bunun tersini düşünenler -niyetlerden bağımsız olarak-, burjuvazinin tek adam diktatörlüğünü, hukusuzluğunu ve sosyal yıkımını onaylamaktan başka bir şey yapamazlar.

Bu 1 MAYIS’ta, “islamcı faşist tek adam diktatörlüğüne hayır” şiarıyla beraber, kapitalist sistemi yıkma ve sosyalizmi kurma bilinci ve kararlığıyla yürünmelidir. Çünkü, insanlığı ve doğayı kapitalist gericilerin elinden kuratarabilecek yegane güç işçi sınıfıdır. Bu bağlamda işçi sınıf içinde çalışma, örgütlenme her şeyden önce gelmelidir. Üretici güçlerin temelini oluşturan işçi sınıfına dayanmayan hiç bir ilerici-demokratik gelişme olamaz.

İşçi sınıfının sınıf bilinci ve mücadelesiyle 1 MAYIS ALANLARINDA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YER ALMALIYIZ! 25 Nisan 2017

*** 1 Geçen Pazar günü yapılan Fransa’da cumhurbaşkanlığı 1. tur seçimlerinde burjuvazinin liberal adayının birinci çıkması, emperyalist burjuvazinin kumarhaneleri olan borsaları coşturdu. Burjuvazinin korkusu faşist Le Pen’in seçilmesi değil, “aşırı solcu” olarak lanse edilen reforumcu Melenchon’un ikinci tura kalması olacaktı. Çünkü burjuvazinin, gelinen aşamada neoliberal politikaların, işçi ve emekçiler lehine revize edilmesine tahammülü yoktur.
51127

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

On çılgın insan arıyorum

Düzen siyasetçileri karabataklara benziyor. Bu sinsi kuşlar avlarını yakalayabilmek için şekil değiştirip onlar gibi görünür ve onlar gibi davranırlar. Zavallı balıklar kılık değiştirmiş bu katil kuşların kendi türlerinden olduğunu sanarak onlara yaklaşmakta bir sakınca görmezler. Bu tedbirsizlikleri onların feci sonu olur, tehlikenin farkına vardıklarında artık çok geçtir, kendilerini bir anda bu canavarların karanlık midesinde bulurlar.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi

24 Nisan insanlık tarihinin yaşadığı en büyük trajedidir!

Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız!

24 Nisan 2015 yılı, mazlum Ermeni halkının acı ve yıkımlarla dolu yaşadığı büyük trajedinin yüzüncü yılıdır. İnsanlık tarihine Jenosid (soykırım) olarak geçen bu insanlık suçu, aynı zamanda TC faşizminin barbarlığının da lanetlenmesi ve yargılanması gereken bir tarihtir.

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi:Şan olsun partimiz TKP/ML’nin 43. kuruluş yılına

24 Nisan devrimin zorlu ve onurlu yoludur!

Rüzgâr bizden yana esiyor (Makale)

Devrimciler açısından en yoğun olduğu aylar içerisindeyiz.

Her yer çalkalanıyor!

Ardı arkası kesilmeyen doğal afetler, ardı arkası kesilmeyen savaşlardan kaçıp göç yollarında hayatını kaybedenler, ardı arkası kesilmeyen Türkiye topraklarına özgü 1 Mayıs saldırıları-tutuklamalar….

Ardı arkası kesilmeyen gerilla cenazelerini taşıyan eller, ardı arkası kesilmeyen Milletvekili Adayları’na dek uzanan tutuklamalar….

Bütün bu dünya döngüsü içerisinde; Avrupa’nın dört bir yanında organize edilen HDP ile Dayanışma Gecelerinin bir tanesi de, Almanya’nın Giessen şehrinde 3 Mayıs’ta gerçekleştirildi.

Devrilen “Çözüm” Masası Ve Topallayan Barış Süreci Üzerine…

7 Haziran seçimlerinin yaklaşması ile birlikte, seçimler ve ardından gelişecek süreç de şimdiden görünür hale gelmeye başlamıştır. Anketlere yansıyan rakamlar AKP’nin, son süreçte daha da ivmelenen gerilemesinin resmiyken, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ardından yaşanan AKP içerisindeki çatırdamalar ve güvensizlik iklimi bu gerilemeyi büyütmektedir.

Kemalizm, İttihat ve Terakki’nin devamıdır (Şunurov)

Alman emperyalizmine göbekten bağımlı İ ve T Partisi'nin yerini alan Kemalist'ler artık devletin tek sahibi oldular.Irkçı,milliyetçi devlet politikaları ile azınlıklara ve Kürt ulusu'na karşı inkar ve imha yollarına giderek Türkleştirme politikalarına geçildi.Ermeni katliamından sonra asimilasyon,sürgün ve katliamlar kemalist'lerin vazgeçilmez politikaları oldu.Dağa taşa yazılan ''Ne Mutlu Türküm Diyene'',''Her Türk Asker doğar''Türkiye Türklerindir''''Türkçe Konuş,Çok Konuş'' şeklinde ırkçı kampanyalardan en çok zarar gören Rum,Ermeni,Yahudi ve Kürt'ler oldu.Bütün milletlerin,Türk'lerden o

P/C’nin kuyunun dibinde gördügü gökyüzü!

Yürüyüş dergisinin 29 Mart 2015 tarihli 462. sayısında “Partizan’da tercihini parlamentarizmden yana yapmıştır” başlıklı bir eleştiri yazısı yayımlandı. Bu eleştiriye dair edinilen ilk izlenim, Yürüyüş ve P/C’nin ideolojik-politik mücadele yürütürken, meseleyi sadeleştirerek anlatmakla yüzeyselliği ve sığlığı iç içe geçirmeye devam ettiğidir. Çoğu zaman olduğu gibi de fena halde karıştırmayı sürdürdüğüdür.

Türkiye’de Genel Seçimlere İlişkin:Hacı Demirkaya

Türkiye 7 Haziran da yapacağı bir genel seçime hazırlanmaktadır. Türk egemen sınıfları ve bugünkü iktidarı aylardır bu sürece önemle hazırlanıyor. Bu önümüzdeki genel seçimler egemen sınıflar ve partileri için de, onlar dışında kalan toplumsal halk kesimleri (yani işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu) ve bu kesimlerin örgütleri açısından da önem taşımaktadır.

Emperyalistler, yerli uşakları egemen sınıflar ve mevcut siyasal iktidarı, egemen ve iktidar olmanın avantajlarıyla her türlü araçla süreci ve seçmeni yönetmekte ve yönlendirmektedirler.

Asker’de öldürülen Sevag’ların anısına

Ayaş yollarından aştım da geldim
Ayaş yollarında kervanın mı var
Beni öldürmeye fermanın mı var
Ağlamaya sızlamaya dermanın mı var

Her Sınıf kendi ölüsüne ağlar

Akdeniz’de son bir ay içinde batan (batırılan) göçmen gemi ve teknelerinde 1500’e yakın insan öldürüldü. Yoksulların çığlıkları yine yıldızlara ulaştı, ama AB emperyalist burjuvazisine ulaşamadı.

Akdeniz’deki kitlesel yoksul göçmen katliamlarının acısı yine yoksullar üzerinde ağıt bırakırken, emperyalist Batı burjuvazisi kendi sınıfına yakışır bir şekilde; daha fazla “askeri önlemler”in alınmasından söz etti. Bu katliamların birinci derecede sorumlusunun kendisi değilmiş gibi, yine suçu Akdeniz’in sularında boğulanlarda buldular.

Sayfalar